{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">      <br>T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>5. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2022/301 <br>KARAR NO\t: 2024/1952<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>DAVA TARİHİ\t: 03/10/2011<br>KARAR TARİHİ\t: 15/09/2020<br>NUMARASI\t: 2014/538 Esas 2020/333 Karar <br><br>DAVANIN KONUSU : Tasarrufun İptali (İİK 277 Ve Devamı)<br>DAİRE KARAR TARİHİ: 11/06/2024<br>DAİRE KARARININ YAZILMA TARİHİ: 11/06/2024<br>İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 28/09/2020 tarih ve 2014/538 E. 2020/333 K. sayılı kararının, istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin davalılar ..., ...  ve ...  vekili tarafından istenilmesi üzerine dosya incelendi.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ile kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı gözetilerek ve HMK'nın 353. maddesi gereğince yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmaması nedeniyle duruşmasız olarak yapılan inceleme sonunda;    <br>Dava, İİK 277 ve devam  maddelerine dayalı tasarrufun iptali talebi ile açılmıştır. <br>Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın, davalı ...  açısından reddine, diğer davalılar yönünden kabulüne karar verildiği ve hükmün davalılar ... , ...  ve ...  vekili tarafından istinaf kanun yoluna taşındığı görülmüştür. <br>Davalılar ... , ...  ve ...  vekili istinaf dilekçesinde özetle; aciz belgesi sunulmadan karar verildiğini, satışın ticari amaçla yapıldığını ve gerçek olduğunu, şirketin aile şirketi olduğundan hissenin aileden birine satılmasının hayatın olağan akışına uygun olduğunu, alacağın varlığının ispat edilemediğini belirterek ilk derece mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir. <br>İcra ve İflas Kanununun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun haciz ya da iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da \"iyiniyet kurallarına aykırılık\" nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır.<br>Bu tür davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve  borçlu hakkında alınmış kesin veya  geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması gerekir. Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Özellikle, İİK.nun 278. maddesinde akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği ve yasanın bağışlama hükmünde olarak iptale tâbi tuttuğu tasarrufların iptali gerektiğinden mahkemece ivazlar arasında fark bulunup bulunmadığı incelenmelidir. Aynı maddede sayılan akrabalık derecesi vs. araştırılmalıdır. Keza İİK.nun 280. maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği hususu düzenlendiğinden yapılan işlemde mal kaçırma kastı irdelenmelidir. Öte yandan, İİK.nun 279. maddesinde de iptal nedenleri sayılmış olup bu maddede yazılan iptal nedenlerinin gerçekleşip gerçekleşmediği de takdir olunmalıdır.<br>Eldeki dava 03/10/2011 tarihinde açılmıştır. Bu dava tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın 4. maddesinde hangi davaların ticari dava olduğu sayılmıştır. Kanunun 4. maddesi hükmünce ticari sayılan davalarla, hususi hükümler uyarınca ticaret mahkemesinde görülecek diğer işlere asliye ticaret mahkemesinde  bakılacağı düzenlenmiştir (6762 sayılı TTK'nın 5/2).<br>Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi arasındaki ilişki görev değil iş bölümü ilişkisidir. (6762 sayılı TTK'nın 4 ve 5. maddeleri) Asliye ticaret mahkemesi kanunla belirtilmiş olan ticari davalara bakar. Asliye hukuk mahkemesi ise ticari davalar dışında kalan hukuk davalarına (dar anlamda hukuk davalarına) bakar. <br> 30/06/2012 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe giren 6335 sayılı Kanunun 38. maddesi ile 6102 sayılı TTK'ya eklenen geçici 9. madde “bu kanunun göreve ilişkin hükümleri, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış olan davalarda uygulanmaz. Bu davalar, açıldıkları tarihte yürürlükte bulunan Kanun hükümlerine tabidir” hükmünü içermektedir.<br>Bu durumda, davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın 4/6. maddesi gereğince, uyuşmazlığın, İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılmasında bir isabetsizlik görülmemiş, dosyanın esasının incelenmesine geçilmiştir. <br>Somut olayda, <br>Davacıların, davalılardan ... 'den olan alacağını tahsil amacıyla  15/09/2011 tarihinde İzmir 28. İcra Müdürlüğünün 2011/6658 sayılı dosyası ile takip başlatıldığını (takip çıkışı borç: 118.882,91 TL), takibin itiraz edilmeksizin kesinleştiği, dosya kapsamında yapılan 30/09/2011 tarihli hacizde borcu karşılamaya yeter hacze kabil malın bulunmadığının tespit edildiği, bu haliyle aciz halinin gerçekleştiği, davanın yasal süre içerisinde açıldığı görülmüştür.<br>İİK.nun 280. maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği hükme bağlanmıştır.  Borçlunun zarar verme kastını bildiği emareler ile ispat edilebilir. Borçlunun zarar verme kastı gibi, bu kastın ve işlemin zarara neden olabileceğinin bilinmesi de içsel ve ispatı güç bir vakıadır. Bu nedenle üçüncü kişinin borçlunun kastını bilmesi vakıası emare ispatının konusunu oluşturur. Burada dikkat edilmesi gereken, borçlunun zarar verme kastının objektif olarak bilinebilir olması değil, işlemin diğer tarafı üçüncü kişinin bu işlem neticesinde alacaklıların zarar görebileceğini öngörebilmesidir. Buna karşılık davalı üçüncü kişi de borçlunun böyle bir kastının bulunmadığını ispatlayarak işlemin iptale tabi olması sonucundan kurtulamaz. <br>Ortaklık konusu şirket olan ...  A.Ş.'de % 30 hissedar olan davalı ... 'nin babası ... 'ye sahip olduğu % 15 hissenin % 14'üne tekabül eden 280.000 adedini icra takibinin açılmasından hemen sonra 22/09/2011 tarihinde 28.000 TL bedel ile devretmiş olduğu, ...  ile ... 'nin baba oğul olması sebebiyle hisseyi devir alan baba ... hisse devrenen oğul ... 'nin borçlarından haberdar olacağı ve alacakların zararına olacak şekilde hisse devrini bilmiş olacağından İİK 280 maddesi kapsamında davalılar arasındaki tanışıklık hususu ispatlanmıştır. Satış bedelinin mutat yollarda ödendiği de ispat edilemediğinden, bu haliyle yapılan tasarrufun, İİK.nun 280/1 maddesi kapsamında iptale tabi olduğu kuşkusuz ve tasarrufun iptali için gerekli şartların bulunduğuna dair mahkeme kabulü yerindedir. <br>Anlatılan nedenlerle; davalılar ... , ...  ve ...  vekilinin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşıldığından, HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince, istinaf talebinin esastan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm oluşturulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 28/09/2020 tarih ve 2014/538 E. 2020/333 K. sayılı kararına yönelik davalılar ... , ...  ve ...  vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan REDDİNE, <br>2-Alınması gereken 2.049,30 TL istinaf karar harcından peşin olarak yatırılan harcın mahsubundan sonra eksik kalan 1.536,95 TL harcın davalılar ... , ...  ve ... 'den alınarak Hazineye gelir kaydına,<br>3-İstinaf kanun yoluna başvuran davalıların yaptığı istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,<br>4-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>Dair, müddeabihi oluşturan borç miktarı itibariyle kesin olmak üzere, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle karar verildi. 11/06/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"4a8c20728357b165","SID":"de552a153a9e2092"}}