{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/148 Esas<br>KARAR NO: 2024/963 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2020/202 Esas - 2021/677 Karar<br>TARİHİ: 26/10/2021<br>DAVA: Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 30/05/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkili ile davalı arasında 01.04.2013 tarihinde akdedilen esasen davalı ...  aleyhine ciddi anlamda kelepçeleme hükümleri içeren acentelik sözleşmesinin yıllar içinde müvekkili aleyhine daha da ağırlaştırılarak uygulanmaz ve katlanamaz hale geldiğini, 30.09.2018 tarihinde sözleşmenin feshedildiğini, taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin 5 yıl 6 ay sürdüğünü, davalının davacıya 6 ayda bir cari hesap sözleşmesi imzalattığını, müvekkilinin, davalının isim hakkını almak için 24.000 TL ödediğini, acentede bulunan tüm malzemeleri kendisinin aldığını, müvekkilinin ciro üzerinden komisyon aldığını, davalının, müşterinin ödemediği tüm parayı acenteden kestiğini, davalı tarafından sözleşme süresi boyunca müvekkilinden haksız bedeller tahsil edildiğini, cezalar kesildiğini, sözleşmenin feshine rağmen teminatlarının iade edilmediğini beyanla acentelik ilişkisi öncesi ve devamında müvekkilinden alınan 16.000 TL'lik teminat mektubunun ve 30.000 TL tutarında teminat senedinin (bono) müvekkiline iadesine, müvekkiline ait ... plakalı araç üzerindeki 55.000 TL taşıt rehni ve satılamaz kaydının kaldırılmasına, acentelik ilişkisi gereğince müvekkiline ödenmesi gereken her ne nam altında olursa olsun (komisyon bedeli, prim, hizmet bedeli v.s) ve davalı tarafça tek taraflı talep ve karar ile müvekkilinden fazla ve/veya mükerrer tahsil edilen her ne nam altında olursa olsun ödemelerin tespiti ile müvekkilinin toplam alacağının tespitine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla bloke edilen 26.000 TL acentelik ilişkisinden doğan 11.438,96 TL müşteri alacağı olarak kesilen 37.438,96 TL'nin davalıdan dava tarihi itibariyle işleyecek ticari faiz de hesaplanarak alınmasına, faturalardan tespiti yapılarak haksız talep ve tahsilatlar için 100.000 TL'nin davalıdan dava tarihi itibariyle işleyecek ticari faiz de hesaplanarak davalıdan tahsiline, müvekkili acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ortalamasının ticari defter, belge, gelir belgeleri vesair ilgili delillere göre uzman bilirkişice hesaplanacak tutardan fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 50.000 TL'sinin davalıdan alınıp dava tarihi itibariyle işleyecek ticari faiz de hesaplanarak müvekkiline verilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesi ile; yetki itirazında bulunduklarını, acente ile müvekkili arasında çıkan uyuşmazlıklarda İstanbul Mahkemeleri ve İcra Dairelerinin yetkili olduğunu, taraflar arasında akdedilen sözleşmede kesin yetkili olarak İstanbul Mahkemelerinin belirlendiğini, zamanaşımı itirazlarının bulunduğunu, davacının müvekkili şirketin acenteliğini kendi isteği ile sona erdirdiğini, haksız fesih durumunun söz konusu olmadığını, davacıdan yapılan kesintilerin haklı olarak ve taraflar arasında akdedilen sözleşmeler kapsamında gerçekleştiğini, davacının akdetmiş olduğu sözleşmenin niteliğini, yükümlülüklerini ve şartlarını göz ardı etmekle cari hesap sözleşmesinde ve acentelik sözleşmesinde açıkça belirlenen hususlara itiraz ettiğini, söz konusu itirazlarının haksız, mesnetsiz ve yersiz olduğunu, davacının imzalamış olduğu mutabakatlarla tüm alacak kalemlerinin doğruluğunu teyit ettiğini, taraflar arasında akdedilen acentelik sözleşmesinin  ilgili maddelerinde de davacının haksızlığının tespit edileceğini, ayrıca davacı tarafça faturalara itiraz edilmiş ise de sözleşmelere göre kesilmiş faturalar olduğundan bu iddialarının da yersiz olduğunu, acentenin sözleşmeyi kendi isteği ile sonlandırmış olması sebebiyle salt bu sebeple dahi bu talebin incelemeye alınmaksızın reddinin gerektiğini, davacının denkleştirme tazminatı adı altındaki talebinin herhangi bir hukuksal ve sözleşmesel dayanağının bulunmadığını, müvekkili şirket tarafından ödenen hakedişler, yapılan mahsuplar, kesilen faturaların tamamı taraflar imzalanan sözleşmeler kapsamında usulüne uygun olarak yapıldığından, davacının, müvekkili şirketten hak ve alacağının bulunmamakta olduğunu beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 26/10/2021 tarih ve 2020/202 Esas - 2021/677 Karar  sayılı kararında;  \"Dava; taraflar arasında akdedilen,  acentelik sözleşmesinin, davalı yanca  haksız olarak feshedildiği iddiası ile davalıdan, haksız fesih nedeniyle, teminatların iadesi, fazladan tahsil edilen ödemeler, bloke edilen tutar, ücret alacağı, haksız  talep ile yansıtılan bedellerin iadesi, acentelik ilişkisi gereğince ödenmesi gereken, komisyon, prim, hizmet bedeli, diğer alacak kalemleri ile  denkleştirme tazminatı taleplerini içeren alacak davasıdır. Taraflar arasında 01/04/2013 tarihli  Acentelik  Sözleşmesi, imzalandığı konusunda ihtilaf bulunmamakta olup, ihtilaf, sözleşmenin haksız fesih edilip edilmediği, davacının teminatların iadesini talep edip edemeyeceği,  davalıdan alacaklı olup olmadığı alacaklı ise miktarının tespiti noktalarında toplanmakta olup, dayanak belgelerin incelenmesi hukuk dışında özel ve teknik bilgiyi gerektiren haller olduğundan 6100 sayılı HMK m.266 gereği mahkemenin tarafların talebi yahut kendiliğinden vereceği karar ile bu hususların bilirkişiye tespit ettirilmesi mümkündür.Davacı tarafından, davalı şirkete, 14/09/2018 tarihinde, “…1 Nisan 2013 tarihinde başlamış olduğum Bursa Kestel acenteliği, çalışma ortaklığından, 30 Eylül 2018 tarihi itibariyle ayrılmak istiyorum…” beyanını içeren dilekçe verdiği görüldü.  Davalı şirketin, Beykoz ....Noterliği’nin, 02/10/2018 tarih, ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile, 30/09/2018 tarihi itibariyle fesih edilen sözleşme gereği fesih sonrası 1 yıl süre ile teminat bulundurma zorunluluğu  nedeniyle, hak ediş alacağına nakit bloke konulacağı yönünde, davacıya  ihtarname keşide ettiği görüldü. Davacı tarafından, Kestel ... Noterliği’nin,07/11/2018 tarihli ihtarnamesi ile, davalıya, 31/10/2018 tarihli iki adet faturayı reddettiğine ilişkin ihtar gönderdiği görüldü. Taraflar arasında imzalanan, 01/04/2013 tarihli acentelik sözleşmesinin, 3.maddesi ile “..Sözleşme 1 (bir) yıl süre ile imzalanmış olup, imzalandığı tarihte yürürlüğe girecektir. Sözleşmede düzenlenen sair sona erme hakları saklı kalmak kaydıyla, sürenin sona ermesinden 30 (otuz) gün önce taraflardan herhangi biri yazılı olarak sözleşmeyi fesih ettiğini karşı tarafa bildirmediği takdirde sözleşme 1 (bir) yıl süre ile kendiliğinden yenilenmiş sayılacağı….” düzenlenmiş olup, anılan hükme göre acentelik sözleşmesinin her bir yıl sonunda yenilendiği, sözleşme süresinin 01/04/2019 tarihine kadar uzadığı dosya kapsamından anlaşılmıştır. 6102 sayılı TTK.’nin 18/2 maddesi gereğince, bir tacirin ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekmektedir. Basiretli tacir; yaptığı iş ve işlemlerde sonrasını gören, azami dikkat ve özenle hareket eden, akdettiği bir sözleşmenin nereye varacağını bilen ya da bilmesi gereken, ticari işlem ve eylemlerinin hukuki, mali ve ticari sonuçlarını öngörmesi gereken kişidir ve  basiretli tacir gibi hareket etmesi gereken davacı acentenin de ticareti ile ilgili olan ve ticari faaliyetinin esasını ilgilendiren acentelik sözleşmesine ve diğer ek sözleşmelere  konu hususları tüm yönleriyle ölçüp tartması, ortaya çıkabilecek tüm hukuki ve mali sonuçlar değerlendirerek akdi imzalaması gerekmektedir.Davacı yanca dava dilekçesinde, genel olarak, davalı lehine ciddi anlamda kelepçeleme hükümlerini içeren acentelik sözleşmesinin yıllar içinde daha da ağırlaşarak uygulanamaz ve katlanılmaz hale geldiğini, ekonomik koşullara, sözleşmeye ve özellikle zayıf konumda bulunan acenteleri koruyan ticaret kanunu hükümlerine aykırı uygulamaları nedeniyle, 30/09/2018 tarihinde sözleşmeyi fesih ettiğini  davalı yana bildirdiğini, fesih edilen sözleşmenin, davalı yanca  mail ve 02/10/2018 tarihli ihtarname ile haksız olarak fesih edildiğini  bu nedenle oluşan haklı tazminat taleplerinin tahsilinin talep edildiği anlaşılmış ise de, davacının sözleşmeyi kendi isteği ile, 14/09/2018 tarihli dilekçe ile, 30/09/2018 tarihi itibariyle sonlandırdığı, davacı yanca sözleşmenin her ne  kadar haklı nedenle fesih edildiği iddia edilmiş ise de, davacının ileri sürdüğü nedenlerin haklı nedenle fesih sebebi  sayılamayacağı, kâr oranının sürekli düşmesinin haklı nedenle fesih sayılabileceği kabul edilse de, kârın sürekli düşmesi gibi bir durumun bilirkişilerce tespit edilemediği, aksine, 2013-2017 yılları arasında, davalının hak edişlerinin arttığı, 2018 yılında bir miktar düşüş tespit edilmiş ise de iş bu durumun  haklı fesih sebebi teşkil etmeyeceği  kanaatine varılmıştır. 6102 sayılı TTK.’nun 122/3 maddesi gereğince, “….müvekkilin feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan acente sözleşmeyi feshetmişse veya acentenin kusuru sebebiyle sözleşme müvekkil tarafından haklı sebeplerle feshedilmişse, acente denkleştirme isteminde bulunamaz. ..” kanun maddesinden açıkça anlaşıldığı üzere acentenin denkleştirme talebine hak kazanabilmesi için, sözleşmenin acente tarafından haklı nedenlerle feshedilmesi veya -sözleşmenin müvekkil tarafından haklı bir neden olmaksızın feshedilmiş olması gerekir. Dolayısıyla sözleşmenin acente tarafından haklı nedenle feshedilmemiş olması halinde acente denkleştirme talebinde bulunamaz.Somut olayda, taraflar arasında düzenlenen acentelik sözleşmesinin davacı acente tarafından süresinden önce fesih edilmiş olduğu,  fesih iradesi açıklanırken ise herhangi bir şekilde haklı nedene dayanılmadığı anlaşılmakla, davacı tarafca,sözleşmenin haklı nedenle fesih edildiği ispat edilemediğinden, 6102 sayılı TTK.'nun 122. maddesinde aranan yasal koşullar gerçekleşmediğinden, mahkememizce davacının TTK.’nun 122/3 maddesi gereğince davalıdan denkleştirme (portföy) tazminatı isteminde bulunamayacağı, dolayısıyla denkleştirme tazminatı talep etme hakkının olmadığı kanaatine varılmıştır. Davacının bilirkişilerce incelenen, 14.03.2017/2017/2, 17.04.2017/2017-3, 16.05.2017/2017-14, 14.06.2017/2017-5, 12.10.2017/2017-9, 19.01.2018/2017-12 , 24.04.2018/2018/3  tarihlerinde düzenlenen cari Hesap Mutabakatlarında, vadesi geçmiş alacak yansıtmaları, tahsilatı yapılamayan müşteri alacakları yansıtmaları,  mesai ücreti ödemeleri, haksız katsayı uygulamasından kaynaklanan maddi zararlar, ölçüm tartım yansıtmaları, çağrı merkezi yansıtmaları, gün sonu yapılmaması kaynaklı yansıtma, matbu evrak ve kırtasiye bedel yansıtması, personel giyim kuşam yansıtması, müşteri hasar tazmin yansıtması, mesai ihlali cezası, ek araç kiralama bedeli yansıtması,  sahte teslimat yansıtması ve haksız  diğer yansıtma bedeli kalemleri taleplerinin acentelik sözleşmesi ve sonrası dönemler için akdedilen yıllık cari hesap sözleşmeleri kapsamında, her ay yapılan hesap mutabakatları gözetilerek kapatıldığının tespit edildiği, yansıtma bedellerine ilişkin olarak davacının bir itirazının olduğuna ilişkin dosyaya bir belge sunmadığı, yansıtma bedellerinin de dahil olduğu hesap mutabakatlarında davacının imzası bulunduğu, davacının bu alacak kalemleri yönünden talep hakkı bulunmadığı, haksız diğer yansıtma bedellerinin tazmini yönünden de davacının davalı eylemleri ile zarar gördüğü iddiasını ispatlayamadığı, davacının hak edişlerinin davalı yanca ödendiği, anlaşıldığından, iş bu alacak kalemini de talep edemeyeceği kanaatine varılmıştır. Acentelik Sözleşmesinin, 22. Maddesi gereğince, davacının tahsil ettiği tutarları davalı hesabına aktarma, ödenmeyen tahsilatları gecikme faizi ile davalıya ödeme taahhüdünde bulunduğu, sözleşmenin 38.madde gereğince, hak edişlerinden kesilmesini kabul ettiği ve imza altına aldığı,  davacıya tahsil komisyonu ödeneceğine dair sözleşmede bir hüküm bulunmadığı bu nedenle tahsil komisyonu talep edemeyeceği kanaatine varılmıştır.Acentelik Sözleşmesinin 27.maddesinde, personele ödenecek ücret prim ve sosyal haklardan acentenin sorumlu olduğunun kararlaştırıldığı, personele ödenen kıdem tazminatları ve personelin geçmişine yönelik fazla mesai ödemelerinden dolayı davacının sorumlu bulunduğu davalıdan talep edilemeyeceği kanaatine varılmıştır. Acentelik Sözleşmesinin, 38. Maddesi gereğince, davacının teminatının iadesi için, \"...fesih tarihinden itibaren 1 yıl sonra sözleşmenin yürürlükte olduğu faaliyet dönemi ile ilgili herhangi bir borcu (resmi kurum, personel, müşteri vb.) kalmadığının usulüne uygun şekilde yazılı olarak teyidini müteakip acenteye iade edileceği...\" düzenlenmiş olup, davalı şirketin bilirkişilerce incelenen ticari defter ve kayıtları ile davalının, davacı şirketten, dava tarihi itibariyle, 209.161,46-TL. alacaklı olduğunun tespiti ile, davacının, dava tarihi itibariyle iadesini talep ettiği teminatların tutarlarının toplamının, davalı alacağının bakiye kısmını karşılamadığı, eksik teminatların, davalının ihtarı ile verdiği süre içerisinde tamamlanmamış olduğu ve davacının temerrüde düştüğü davacının teminatların iadesini talep edemeyeceği kanaatine varılmıştır. Davacının, Ticari Unvan ve Marka Kullanım Anlaşması gereği, \"ticari unvan ve marka kullanımı\" karşılığında 24.000-TL bedel ödeme yükümlülüğü altına girdiği ve  ödemenin hangi sebeple olursa olsun, iade edilemez olduğunun, sözleşmede açıkça hükme bağlandığı  ve davacının iş bu bedeli talep edemeyeceği kanaatine varılmıştır. Mahkememizce toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, mahkememizce hükme esas alınan bilirkişi kurulu 09/12/2020 ve 23/03/2021 tarihli kök , 16/09/2021 tarihli ek raporları hüküm kurmaya yeterli ve denetime elverişli olduğundan, mahkememizde de, yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı tarafın dava konusu yaptığı tüm tazminat taleplerinin yerinde ve haklı olmadığı sonuç ve kanaatine varılmakla, davacının davasının reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.\" gerekçesi ile, \"Davacının davasının reddine,\" karar verilmiş ve verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesi ile; Mahkemece ihtilaf tespitinin yanlış yapıldığını, gerekçeli kararda davanın; \".. Dava, taraflar arasında akdedilen, acentelik sözleşmesinin, davalı yanca haksız olarak feshedildiği iddiası ile davalıdan, haksız fesih nedeniyle...\" şeklinde açıklandığını, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin davalı yanın Cari Hesap Sözleşmesine 6 aylık periyotlarda ağırlaştırıcı hükümler ilavesiyle müvekkili tarafından haklı olarak feshedildiğini, bu ağırlaştırılmış yükümlülüklerin dahi aşılarak müvekkilinin kıstıldığını, örneğin; logolu ürün kullanılmasının istenmesi hukuki olup piyasa fiyatının kat be kat üzerinde fiyatla dayatılmasının hukuki olamayacağını, sevk edilemeyen gönderi ve sahte teslimat olarak açıklanan başlıkta sahtelik vs. olmadığını, iş yoğunluğundan kaynaklı, yüzlerce paket arasından göndericiye iade edilmek üzere bekleyen bir kargoya, yanlışlıkla el cihazının tutulması halinde 250 TL sahte beyan ve 150 TL akşam sistem kapanışı para cezası kesilmesi gerektiğini, bu uygulamanın hukuken  kabulü ve mantığının olmadığını, iddia edildiği gibi 10 irsaliyeye kadar tolerans olmadığını, personelin dikkatsizlikle dahi okuttuğu cihaz nedeniyle uygulanan tüm cezaların iptali ile bedelin iadesi gerektiğini, iddia edildiği gibi sahte teslimat yapılmadığını, ölçünün tartıda farklılık çıkmasının sebebinin de ... Kargonun acente ve merkezlerde kurduğu farklı sistem olduğunu, çoğu kez acentede değil, transfer merkezinde hatalı ölçüm yapıldığını, davalının hem buna sistemsel olarak sebebiyet vermesi hem de kendi yanlış ölçümünü doğru kabul ederek fark tahakkuk ettirmiş olmasını da kabul etmediklerini, işleyişin düzeni açısından dakik olmanın önemli olduğunu fakat kargo aracının hayatın olağan akışındaki gecikmesine dair kesilen para cezasının, acentenin sömürülmesine yönelik haksız bir uygulama olduğunu, davacının kendi ticareti için acentesine kullandırdığı bilgisayarın programına ücret almasının da haksız kazanç olduğunu; Arıza nedeniyle gelen servisin beyanının Windows programının orijinal olmadığı yönünde olduğunu, alınan bedelin sadece iddia edildiği gibi Wındows, Office gibi programların bedeli olmadığını, müvekkili acentenin bu esas programları mülkiyeti kendisine ait olan bilgisayarlara kendisinin de alabileceğini, ... Kargo ile entegrasyon nedeniyle kullanılan programlara da ücret alındığını, keza ... Kargo'nun kendi programlarına göre mobil ücret bölgelerini belirlediğini, mobil ücret uygulamasının adresin yanlış yada eksik girilmesinden değil, ... Kargonun kullandığı haritayı gösteren programın güncel olmaması ya da hatalı olmasından kaynaklı olduğunu, müvekkilinin fark edip, düzeltilmesini istediği mahalle ve sokakların haritaya işlenmediğini, bu durumda acentenin ekranda görünenden fazla para isteyip müşteriden almasının mümkün olmadığını, acentenin hiçbir dahli yokken, girilen adrese göre ... Kargonun programı tarafından verilen ücret yansıtılarak müşteriden para alınmaktayken çıkan farkı ... Kargonun da telafi etmesi düşünülmeden sadece acenteye fatura edilmesinin haksızlık olduğunu, el terminali bedelinin yansıtılmasının da sözleşmeye yazılmış olmasının iade edilmesine engel olmadığını, davalıyı leasing sözleşmesini sunmaya davet ettiklerini, müvekkilinin çok uygun bağlatacağı interneti pahalı satışını kabul etmesi mümkün olmadığı gibi iş yoğunluğundan açılmayan telefonun müşteri hizmetlerinden yanıtlanmış olmasına ücret tahakkukunun da haksız kazanç temini olduğunu, kira konusundaki açıklamalar da gerçeği yansıtmamakta olup, başlangıçta tamamı ödenen kira bedellerinin 2015 yılından itibaren müvekkiline yük edildiğini; Tabela ile ... Kargonun reklamı yapılmaktayken, ½ oranında ödeneceği yazılı iken, reklam vergisinin müvekkiline yüklenmesinin de yersiz olduğunu, devralınan personelin ileriki tarihte kıdem tazminatını hak ederek işten çıkıp çıkmayacağı belli olmadığı gibi, müvekkilinden alınan kıdem tazminatlarının işçilere ödenmediğini, yıllar içinde hangi personelin ... Kargoya devredildiği hususlarının hükme esas alınan raporlarda hiç dikkate alınmadığını, diğer tüm kalemlerin mesnetsiz, sırf sebepsiz gelir elde etmek için acenteye dayatılan, içeriği belli bile olmayan kazançlar olduğunu, Mahkemece taraflar arasında 01.04.2013 tarihinde imzalanan Acentelik Sözleşmesi'nin esas alınarak hüküm kurulduğunu, taraflar arasında yine aynı tarihte Marka ve Cari Hesap Sözleşmesi'nin de imzalandığını, esasında taraflar arasındaki ihtilafın dayanağının Cari Hesap Sözleşmesinin sürekli değiştirilmesi nedeniyle aradaki hukuki ilişkinin dayanılmaz hale gelmesi olduğunu, Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda sözleşmenin nevi belirlenmeksizin hesaplama yapılmasının başlı başına kararın eksik inceleme neticesi verildiğinin kanıtı olduğunu, şeklen acente olarak gösterilen yerin gerçek bir acente olmadığını, davalı şirket ile müvekkili arasında imzalanan sözleşmenin muvazaalı olduğunu ve bu bağlamda acente gibi görünen yerde çalışanlarla davalı şirket arasındaki ilişkiyi tam ve doğru olarak tespit etmeyen bilirkişi raporuna dayanılarak verilen kararın, usule ve yasaya aykırı olduğunu;Acentenin; \"6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 102. maddesinin birinci fıkrasında “Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimse\" olarak tanımlandığını, dosya kapsamında bulunan acente sözleşmesi incelendiğinde; acentede kullanılacak tüm araçların davalı şirket tarafından veya denetiminde temin edileceğinin, işyeri kira ise kira sözleşmesinin davalı şirket adına düzenleneceğinin, kira bedelinin de davalı tarafça ödeneceğinin, daha önce davalı şirketin şubesi olan işyerinde mevcut araçların kullanımının acenteye devredileceğinin belirlendiğini, ayrıca acente tarafından verilecek hizmetlere ilişkin fiyatların davalı şirket tarafından tespit edileceğinin ve acentenin müşterilere verdiği hizmete ilişkin davalının denetim hakkının bulunduğunun ve hatta işyerinin sevk ve idaresinin davalıda olduğunun anlaşıldığını, tüm dosya kapsamı birarada değerlendirildiğinde davalı şirket ile müvekkili arasında imzalanan acente sözleşmesinin muvazaalı olduğunun ve gerçekte müvekkiline acente sıfatı verilmek suretiyle davalının işyerindeki faaliyetini sürdürdüğünün açık olduğunu;Mahkemece gerekçeli kararda 6102 sayılı TTK'nın 18/2 maddesi gereğince, basiretli tacir gibi hareket etmesi gereken davacı acentenin de ticareti ile ilgili olan ve ticari faaliyetinin esasını ilgilendiren acentelik sözleşmesine ve diğer ek sözleşmelere konu hususları tüm yönleriyle ölçüp tartması, ortaya çıkabilecek tüm hukuki ve mali sonuçları değerlendirerek akdi imzalaması gerektiği, sözleşmenin bir yıllık yapıldığı ve kendiliğinden yenilenegeldiği de nazara alındığında müvekkilinin TTK18/2 ye uygun davranmadığının belirtildiğini, bu gerekçe ilke olarak doğru ise de Y.11.HD., E. 2014/16555 ,K. 2015/1207, T. 4.2.2015 kararında da belirtildiği üzere imzalanmış sözleşmenin yürütümü sırasında hukukun genel ilkelerinden olan 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesi (TBK.m.25) gereğince hak ve borçların kullanımı ve ifasında da iyiniyet kurallarına uyulması gerektiğini, bir hakkın sırf başkasını zarara sokacak şekilde kötüye kullanılmasını kanunun himaye etmeyeceğini, uyuşmazlık konusu acentelik sözleşmesi başlıklı sözleşme ile 6 ayda bir değiştirilen ve dayatılan cari hesap sözleşmesi bu açıdan değerlendirildiğinde bu sözleşme maddesinin davalıya keyfi olarak nitelendirilebilecek mutlak bir hak bahşetmediğinin kabulü gerektiğini, Mahkemece davacının sözleşmeyi fesihte haklı olup olmadığı yönünde objektif değerlendirilme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, TTK 18/2 gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığını; TBK 25. vs maddelerinin genel işlem koşullarına ilişkin düzenlemesin emredici nitelikte olup, tarafların aksini kararlaştırmalarının mümkün olmadığını, TTK m.102 vd hükümleri acenteyi koruyucu hükümler sevketmiş olmasına rağmen davalının hazırladığı tip acentelik sözleşmesiyle ekonomik ve pazarlık gücü bakımından oldukça zayıf konumda olan müvekkiline uzun süre dayanılması zor olan genel şartlarla aşırı külfet yükleyip TBK m.27/1 ile öngörülen ahlaka aykırılık bağlamında kelepçelemek anlamında olup bu hususun Mahkemece göz ardı edildiğini, Mahkemece müvekkili tarafından yapılan feshin haklı nedene dayanmadığı ifade edilmişse de bu hususun doğru olmadığını, haklı nedene dayanarak fesih hakkını kullanan taraf açısından bir zararın fiilen doğmuş olması gerekmediğini, zarar olasılığının dahi haklı fesih sebebi olarak kabul edildiğini, sözleşmenin imzalandığı 2013 yılından haklı feshin gerçekleştiği 2018 yılına kadar olan süreçte sürekli ağırlaşan tek yanlı koşulların müvekkilini yıprattığını, hal ve şartlardaki esaslı değişikliklerin ve işlem temelinin müvekkili açısından çöktüğünün ve bu şartlarda sözleşmenin sürdürülmesinin müvekkili bakımından imkansızlığının ortada olduğunu, hal böyle olunca müvekkili tarafından yapılan feshin haklı fesih olduğunu, sınırlandırıcı ve hükmedici şekilde uygulamaya alınan sözleşmelerle satış fiyatlarının acente tarafından belirlenemediğini ancak farklı farklı türde maliyetlerine katlandığı bu durumun acentenin 2016-2018 dönemleri arasındaki karlılığını fazlasıyla etkilediğini ve işletmenin devamı konusundaki endişelerini haklı kıldığını; 2013-2014-2015-2016-2017 ve 2018 yıllarına ait gelir beyannameleri incelendiğinde karlılıkta eksiye doğru giden bir ivmenin söz konusu olduğunu, ileri yıllara doğru yapılan projeksiyon bu oranlarla devam ettirildiğinde olumsuz gidişatın göstergesi ve haklı feshin de sebebi olarak değerlendirebileceğinin açık olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmenin acente sözleşmesi olarak kabulü halinde müvekkilinin sözleşmeyi tek taraflı sona erdirmiş olsa dahi TTK m.122 anlamında denkleştirme tazminatını hak ettiğini, Mahkemece gerekçesiz olarak müvekkilinin denkleştirme tazminatını hak etmediğine hükmetmesinin yerinde olmadığını, Mahkemece gerekçesiz olarak müvekkilinin denkleştirme tazminatını hak etmediğine hükmedilmesinin yerinde olmadığını, huzurdaki davada müvekkilinin denkleştirme tazminatını talep hakkından mahrum olabilmesi için davalının sözleşmeyi haklı nedenle feshetmiş olması gerektiğini, bu hususun Mahkemece gözardı edildiğini;Karara esas alınan bilirkişi raporundaki hesaplamaların da başlı başına yanlış olduğunu, müvekkilinin defter kayıtları üzerinde Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne talimatla yaptırılan bilirkişi incelemesinde kararda yer aldığı üzere SMMM bilirkişi ... sunduğu 30/11/2020 tarihli bilirkişi raporu ile aynen; \"...Davacının bilirkişi incelemesine sunmuş bulunduğu 2013-2014-2015-2016-2017-2018 yılları ticari defterlerinin açılış ve kapanış tasdiklerinin kanunun belirlemiş olduğu yasal süreler içinde yaptırılmış olduğunu, kayıtlama sistemi olarak Tek Düzen Muhasebe Sistemi Uygulama genel tebliğine ve Muhasebe İlke ve kurallarına uygun olarak tutulduğunu, Davacı ile davalı arasında yapılmış bir sözleşmenin dosyaya sunulmuş olması ve davalının yaptığı itirazda ticari ilişkiye doğrudan itiraz etmemiş olması, davacı ticari defter ve kayıtları incelendiğinde taraflar arasında hizmet alım satım konusunda bir ticari ilişkinin mevcut olduğu kanaatine varıldığını, Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/136 T. numaralı dosyası incelendiğinde davacı tarafından davalının temerrüte düşürüldüğüne dair bir belge sunulmamış olması nedeniyle tarafından faiz hesaplamasının yapılmadığını, Dosyaya sunulan ticari sözleşme kapsamında, davacının ticari defterlerine kayıtlı faturalar incelendiğinde; Acentelik faaliyeti boyunca, komisyon giderleri veya diğer ödemelerin davalı tarafından ticari sözleşme şartlarına göre fatura edildiği, aylık mutabakatların karşılıklı yapıldığı, BA ve BS forumlarının düzenli ve eksiksiz verildiğinin görüldüğünü, davacının ticari defter ve evrakları incelendiğinde; davacının davalıdan (31.12.2018) itibariyle 103.154,50 TL alacaklı göründüğünü...'' denildiğini; Davalının defter ve kayıtları üzerindeki incelemenin 3 kere aynı bilirkişilere yaptırıldığını, bu heyetin hazırladığı raporların denetime elverişliliğinden bahsetmenin mümkün olmadığını, bilirkişi raporlarının Bursa Ticaret Mahkemesi tarafından aldırılan raporla çelişkiyi giderici mahiyette olmadığını ayrıca taleplerinin tek tek değerlendirilmediğini, bu sebeple bir başka heyetten rapor alınması gerektiğini, Mahkemece eksik inceleme ile karar tesis edildiğini, itiraz ettikleri raporlarda lehlerine belirlenen kalemlerle ilgili dahi karar verilmediğini, Mahkemece tanıkların dinlenilmemiş olmasının dahi hukuka aykırı olduğunu, diğer alacak kalemlemleri ile ilgili olarak ise taraflı hazırlanmış bilirkişi raporunun esas alındığını, bunun da hukuka aykırı olduğunu; Davalının müvekkiline sözleşmenin imzalanmasını müteakip, Bursa ili içinde tüm şubelerin çalıştığı SMM ile çalışmasını şart koştuğunu, mutabakatların ise tamamen bu SMM ile yapıldığını, Mahkemece davacının bilirkişilerce incelenen 14.03.2017/2017/2, 17.04.2017/2017-3, 16.05.2017/2017-14, 14.06.2017/2017-5, 12.10.2017/2017-9, 19.01.2018/2017-12, 24.04.2018/2018/3 tarihlerinde düzenlenen cari Hesap Mutabakatlarında; \"vadesi geçmiş alacak yansıtmaları, tahsilatı yapılamayan müşteri alacakları yansıtmaları, mesai ücreti ödemeleri, haksız katsayı uygulamasından kaynaklanan maddi zararlar, ölçüm tartım yansıtmaları, çağrı merkezi yansıtmaları, gün sonu yapılmaması kaynaklı yansıtma, matbu evrak ve kırtasiye bedel yansıtması, personel giyim kuşam yansıtması, müşteri hasar tazmin yansıtması, mesai ihlali cezası, ek araç kiralama bedeli yansıtması,  sahte teslimat yansıtması ve haksız diğer yansıtma bedeli kalemleri taleplerinin acentelik sözleşmesi ve sonrası dönemler için akdedilen yıllık cari hesap sözleşmeleri kapsamında, her ay yapılan hesap mutabakatları gözetilerek kapatıldığının tespit edildiğini, yansıtma bedellerine ilişkin olarak davacının bir itirazının olduğuna ilişkin dosyaya bir belge sunmadığı, yansıtma bedellerinin de dahil olduğu hesap mutabakatlarında davacının imzası bulunduğu, davacının bu alacak kalemleri yönünden talep hakkı bulunmadığı, haksız diğer yansıtma bedellerinin tazmini yönünden de davacının davalı eylemleri ile zarar gördüğü iddiasını ispatlayamadığı, davacının hak edişlerinin davalı yanca ödendiği, anlaşıldığından, iş bu alacak kalemini de talep edemeyeceği kanaatine varılmıştır.\" denildiğini, mahkemenin itiraz edilen rapordaki ifadeleri olduğu gibi kararına geçirmekle yetinerek bu hususlardaki itirazlarının gözardı edildiğini, bu hususun da hukuka aykırı olduğunu beyanla verilen red kararının duruşmalı olarak incelenerek ortadan kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini  talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, acentelik sözleşmesinin haklı sebeple feshi nedeniyle davalı tarafından sözleşme süresince haksız ve fazla tahsil edilen bedellerin tespiti ve iadesi, ödenmeyen tüm ücret, prim vs bedellerin tahsili, teminatların iadesi ve taşınır rehninin kaldırılması ile denkleştirme tazminatı talebine ilişkindir. Davacı taraf, 2013 yılından itibaren davalının Bursa/Kestel Acentesi olarak faaliyette bulunduğunu, taraflar arasında TTK'nın 102. vd maddelerine tabi acentelik ilişkisi bulunduğunu,  davalının acentelik sözleşmesini haksız şekilde feshettiğini, yıllar içerisinde imzalatılan sözleşmeler ile çalışma koşullarının ağırlaştırıldığını, komisyon oranlarının haksız şekilde değiştirildiğini, haksız gider, ceza ve yansıtma faturalarının kesildiğini, prim vs alacaklarının ödenmediğini, sözleşme gereğince verilen teminatların iade edilmediğini, davalıya yeni bir müşteri çevresi kazandırıldığını ve sözleşmenin feshinden sonra da davalının bu müşteri çevresinden kazanç elde edeceğini, denkleştirme tazminatının koşullarının oluştuğunu iddia ederek kendisinden haksız şekilde tahsil edilen tüm bedellerin tespiti ve iadesine, ödenmeyen tüm komisyon, ücret vb alacaklarının tespiti ile tahsiline, teminatların iadesine ve denkleştirme tazminatının tespiti ile tazminine karar verilmesini talep etmiş, davalı taraf, sözleşmenin davacı tarafından feshedildiğini, haksız feshin söz konusu olmadığını, davacıdan tahsil edilen tüm bedellerin taraflar arasındaki acentelik sözleşmesi, cari hesap sözleşmesi vs ekleri kapsamında bulunduğunu, iadesi gereken bir bedel olmadığı gibi davacının herhangi bir alacağının da olmadığını, denkleştirme tazminatının koşullarının oluşmadığını beyan ederek davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin davacı tarafından haklı sebeple feshedildiği, davalı tarafından değiştirilen ve ağırlaştırılan, kelepçeleme niteliğinde olan cari hesap sözleşmesi hükümleri nedeniyle ticari ilişkinin sürdürülemez hale geldiği, davacının karının sürekli olarak düştüğü, değiştirilen cari hesap sözleşmesi hükümlerinin genel işlem koşulu niteliğinde oldukları, dava dilekçesinde talep edilen alacakların haklı olduğu, taraflar arasında imzalanan acentelik sözleşmesinin muvazaalı olduğu, gerçek bir acenteliğin söz konusu olmadığı, davacının denkleştirme tazminatına hak kazandığı, bu tazminat hakkının düşmesi için sözleşmenin davalı tarafından haklı nedenle feshedilmesi gerektiği, hükme esas alınan bilirkişi raporlarının başlı başına hatalı olduğu, talimat ile alınan raporda davacının alacaklı olduğunun tespit edildiği, Mahkemece üç kez aynı bilirkişilerden rapor alındığı ve bu raporlar arasındaki çelişkilerin giderilmediği, bilirkişi raporundaki tespitlerin olduğu gibi hükme geçirildiği ve neticeten karar hatalı olup kaldırılması gerektiğine ilişkindir.Mahkemece taraf delillerinin ibrazı sağlanarak, bilirkişi incelemesi yaptırılmış, 4  ayrı  rapor alınarak istinafa konu karar verilmiştir. HMK'nın 282. maddesinde \"Hakim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir.\" yasal düzenlemesi yer almaktadır. Davacı tarafça ileri sürülen ve taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin muvazaalı olduğu iddiası dışında kalan tüm istinaf sebepleri yargılama aşamasında sunulan dava, cevaba cevap, itiraz ve beyan dilekçeleri ile de ileri sürülmüş, İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporlarında bu iddialar ve itirazlar değerlendirilmiş, gerekçeli kararda her bir iddia sebebi hakkında ne şekilde değerlendirme yapıldığı açıklanmıştır. Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre; taraflar arasında imzalanan 01.04.2013 tarihli ve bir yıl süreli Acentelik Sözleşmesinin süre sonunda taraflarca feshedilmemesi nedeniyle birer yıllık süreler ile uzadığı ve davacı tarafından davalıya gönderilen 14.09.2018 tarihli dilekçe ile herhangi bir sebep gösterilmeksizin 30.09.2018 tarihi itibariyle feshedildiği, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü sözleşmenin davalı tarafından haksız şekilde feshedildiği iddiasının haksız olduğu, her ne kadar davacı taraf aşamalardaki beyanlarında davalının yenilenen cari hesap sözleşmeleri ile çalışma koşullarını ağırlaştırdığını, haksız uygulamalarda bulunduğunu ve yıllar içerisinde karının düştüğünü, bu nedenlerle sözleşmenin haklı sebeple feshedildiğini iddia etmiş ise de, hükme esas alınan denetime açık bilirkişi raporlarında tespit edildiği üzere, davacının yıllar içerisinde karında düşüş olmadığı, davalı tarafından yapılan kesintiler ve düzenlenen faturaların dayanağının taraflar arasındaki sözleşmeler olduğu, davacının basiretli tacir olarak imzalamış olduğu sözleşme hükümleri bağlı bulunduğu, sözleşme ilişkisi içerisinde itiraz etmediği uygulamaların, kabul ederek ödediği ve cari hesap mutabakatı yaptığı faturaların sonradan haksız olduğunu iddia edemeyeceği, bu nedenle davacının sözleşmeyi haklı olarak feshettiği iddiasının da haksız olduğu, TTK'nın 122/3. maddesi uyarınca; müvekkilin, feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan, acente sözleşmeyi feshetmişse veya acentenin kusuru sebebiyle sözleşme müvekkil tarafından haklı sebeplerle feshedilmişse, acentenin denkleştirme isteminde bulunamayacağı, bu minvalde acentelik sözleşmesini herhangi bir sebep ileri sürmeksizin fesheden ve feshin haklı olduğunu ispat edemeyen davacının denkleştirme tazminatı talep edemeyeceği, davacının ticari defterleri üzerinde talimat ile yapılan inceleme neticesinde düzenlenen bilirkişi raporunda dava tarihi itibariyle davalıdan alacaklı olduğu tespit edilmiş ise de, alınan son heyet raporu ile; bu tespitin muhasebe tekniklerine aykırı şekilde ticari ilişkinin sürdüğü tüm yıllar nazara alınarak yapıldığının, esasen cari hesap dönemlerine göre yapılan hesaplama neticesinde davacının alacaklı olmadığı, aksine borçlu olduğunun tespit edilmiş olması karşısında raporlar arasındaki çelişkinin giderildiği, kaldı ki acentelik sözleşmesinin 43/a maddesi uyarınca tarafların kayıtları arasında farklılık olması halinde davalının ticari defter ve kayıtlarının esas alınacağı ve bu kayıtlara göre de davalının alacaklı olduğu, davacının acentelik sözleşmesinin muvazaalı olduğu ve gerçek bir acentelik ilişkisinin bulunmadığına yönelik iddiasının ilk kez istinaf aşamasında ileri sürülmesi nedeni ile HMK'nın 357/1. maddesi uyarınca değerlendirmeye alınamayacağı, aksi halde ise tüm taleplerini acentelik ilişkisine ve taraflar arasındaki acentelik sözleşmesine dayandıran davacının aynı anda sözleşmenin muvazaalı olduğunu iddia etmesi çelişkili davranmaya yasağına aykırılık teşkil ettiği gibi, hiç kimsenin tarafı olduğu bir işlemin/sözleşmenin muvazaalı olduğunu iddia ederek bu iddiasından kendisi lehine bir sonuç elde edemeyeceği, sonuç olarak Mahkemece açıklanan ve dosya kapsamına uygun gerekçe ile verilen kararda herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmıştır.Açıklanan nedenlerle, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;  1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle ve Harçlar Kanunu gereğince davacıdan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından davacı tarafından yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 368,3‬0‬‬‬ TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 30/05/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"29a90b7e59cea478","SID":"068232e1a76b985b"}}