{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/747 <br>KARAR NO: 2024/716<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL AND. 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>ESAS NO: 2019/522 Esas<br>KARAR NO: 2021/367<br>TARİHİ: 18/03/2021<br>DAVA: İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>DAVA TARİHİ: 26/07/2019<br>KARAR TARİHİ: 22/05/2024<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı arasında ticari ilişki olduğunu, müvekkili tarafından davalı şirkete temizlik hizmeti ve teknik hizmet verildiğini, verilen hizmet ile ilgili olarak düzenlenen irsaliyeli faturaların davalı yana teslim edildiğini, karşılığında davalı tarafından hizmet bedellerinin ödendiğini, bu doğrultuda müvekkilince 22/12/2017 tarihli 39.884,94 TL bedelli faturaya konu hizmetin davalı yana verildiğini, davalının fatura bedelini ödemediğini, bu nedenle davalı aleyhine İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, takibe haksız olarak itiraz edildiğini, alacağın likit olduğunu belirterek; itirazın iptali ile takibin devamına ve davalı aleyhine %20 oranından az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP Davalı vekili dava dilekçesinde özetle; dava konusu faturanın müvekkiline tebliğ edilmediğini, müvekkilinin cari hesabına göre davacının herhangi bir alacağının bulunmadığını, davacı tarafından haksız olarak icra takibi başlatıldığını savunarak; davanın reddine ve %20 oranından az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece \"Dava, İİK'nun 67/1 maddesinde düzenlenen itirazın iptali davasıdır. Somut olay bakımından ise; tarafların ticari defter ve kayıtlarının usulüne uygun olarak tutulduğu, davacı tarafından düzenlenen 22/12/2017 tarihli 39.884,94 TL tutarlı faturanın davalı yanın ticari defter ve kayıtlarında yer aldığı, davalı tarafından yaklaşık 3,5 ay sonra iade faturası düzenlendiği, anılan Yargıtay içtihadında da belirtildiği üzere, takip konusu faturaya konu hizmetin verildiğinin kabulünün gerektiği, davalı tarafından hizmetin verilmediğine ilişkin olarak herhangi bir yazılı delilin dosyaya ibraz edilmediği, davacı yanın kendi aleyhine delil teşkil eden ticari kayıtlarına göre takip tarihi itibari ile davalıdan 17.561,82 TL alacaklı olduğu, davacı tarafından düzenlenen ancak davalı kayıtlarında yer almayan toplam 5.340,00 TL bedelli faturalara konu hizmetin davalı yana verildiğinin ispat edilemediği, bu hali ile işbu tutarın davacı yanın cari hesap alacağından düşülmesi sonucu davacı alacağının 12.221,82 TL olduğu kanaatine varılmıştır. Takibe konu alacağın miktarı kesin ve belirli olduğu gibi hesaplanması bir tespit yapılmasını gerektirmediğinden davalının haksız itirazı nedeniyle alacaklının alacağına geç kavuşmasına neden olduğu kanaatine varılmıştır. Reddedilen kısım yönünden ise; davacı yanın kötü niyeti sabit olmadığından, davalı lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmemiştir.'' gerekçesi ile ''Davanın kısmen kabulü ile;  Sabit olan 12.221,82.-TL alacağın takip tarihinden itibaren artan azalan oranlarda uygulanacak ve yıllık %19,50 oranını aşmayacak avans faizi ile ve isabet eden takip giderleri ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmek üzere borçlu davalının İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı takip dosyasına yapılan itirazın kısmen iptaline, takibin belirtilen şekilde devamına, Kabul olunan alacağın %20 si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Aşan istemlerin reddine, Davacının kötü niyeti sabit olmadığından davalının reddedilen kısım yönünden kötü niyet tazminatı isteminin reddine\" karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; Bilindiği üzere menfi bir iddianın mevcudiyeti halinde aksinin ancak karşı tarafça (işin yapıldığını, hizmetin yerine getirildiğini iddia eden taraf) sübuta erdirilmesi gerekmektedir. Yani tarafımızca hizmetin (temizlik) yerine getirilmediği iddiası karşısında davacının faturaya konu hizmeti verdiğini sübuta erdirmesi gerekmektedir. Olmayan hizmet, herhangi bir kayıtla sübuta erdirilemeyecektir. Kaldı ki alacak iddiasında bulunan da davacıdır. Bu halde davacı alacak iddiasını herhangi bir duraksamaya yer vermeden sübuta erdirmesi gerekmektedir. Davacı ispat yükümlülüğüne yerine getirmesi akabinde karşı ispat kurallarınca tarafımızca müvekkil şirket borcunun olmadığı sübuta erdirilebilecektir.lk Derece Mahkemesi kararında müvekkil şirketin davacıya 3,5 ay sonra iade faturası düzenlendiğine yer verilmiştir. Davacı, müvekkil şirkete ait işyerlerine genel olarak temizlik hizmeti vermektedir. Müvekkil şirket, halihazırda 7.000'den fazla mağaza ve ülke genelinde yüzlerce depo ile faaliyet gösteren bir teşebbüstür.Genel merkezden takibi yapılan bu işlemler, müvekkil şirkete bağlı ilgili işyerlerinden teyit alınarak sürdürülmektedir.davacı, müvekkil şirkete ait Çorlu, Çayırova, Yenidoğan, Torbalı, Çatalca, vs. birçok noktadaki işyerlerinde temizlik hizmeti ifa etmiştir.  Davacının müvekkil şirkete düzenlemiş olduğu huzurdaki uyuşmazlık konusu faturanın genel  merkeze tebliğ edilmesi üzerine Vergi Usul Kanunu gereklerine aykırılık teşkil etmemesi amacıyla fatura müvekkil şirket ticari kayıtlarına alınmıştır. Ancak hizmetin verilmediğinin ilgili depolardan tespit edilmesi üzerine müvekkil şirketçe 10.04.2018 tarihinde iade faturası düzenlenmiştir. Süresinde iade edilmemesi kabul anlamına gelmez, ispat yükü davacıdadır'' şeklinde beyanda bulunarak kararın kaldırılmasını talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE HMK'nin 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; Dava, taraflar arasındaki hizmet sözleşmesinden kaynaklı hizmet bedeli alacağına dayalı başlatılan takibe yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasının incelenmesinde; davacı tarafından 18/06/2019 tarihinde fatura alacağına istinaden davalı aleyhine 39.884,94 TL asıl alacağın takip tarihinden itibaren işleyecek yıllık % 19,50 oranında avans faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibi başlatıldığı, ödeme emrinin davalıya 20/06/2019 tarihinde tebliğ edildiği, davalı  tarafından 26/06/2019 tarihinde icra takibine itiraz edildiği, davanın yasal 1 yıllık süresi içerisinde açıldığı, takibin dayanağının 22/12/2017 tarihli ... numaralı fatura olduğu anlaşılmıştır. Mahkemece tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde inceleme yapılmak üzere dosyanın bilirkişiye tevdine karar verilmiş, bilirkişi tarafından düzenlenen 23/10/2020 tarihli raporda özetle; tarafların ticari defter ve kayıtlarının usulüne uygun olarak tutulduğu, davacı yanın kayıtlarına göre takibe konu faturanın defterde kayıtlı olduğu, takip tarihi itibari ile davalıdan 17.561,82 TL alacaklı olduğu, davalı yanın kayıtlarına göre takibe konu faturanın 22/12/2017 tarihinde deftere kayıt edildiği, faturanın davalı tarafından 3,5 ay sonra iade edildiği, iade faturasının davacı kayıtlarında yer almadığı, takip tarihi itibari ile davalının davacıdan 29.049,82 TL alacaklı olduğu, tarafların ticari defter ve kayıtlarının 31/12/2017 tarihi itibari ile birebir örtüştüğü ve bu tarih itibari ile davacının davalıdan 7.465,02 TL alacaklı olduğu, farkın 2018 yılındaki hareketlerden kaynaklandığı, davalı tarafından düzenlenen 2018 tarihli toplam 47.144,12 TL bedelli üç faturanın davacı kayıtlarında yer almadığı, davacı tarafından düzenlenen toplam 5.340,00 TL bedelli iki adet faturanın davalı kayıtlarında yer almadığı, davacıda kayıtlı olan davalıda gözükmeyen 31.03.2018 Tarihli 370 numaralı 5.872,48 TL tutarlı davalı faturasının olduğu, davacının takip tarihi itibari ile  defterlerinde kayıtlı olan  17.561,82 TL alacaktan, davalı defterlerinde kayıtlı olmayan  iki adet fatura toplamı 5.340,00 TL'nin davacı cari hesabından düşülmesi ile 12.221,82 TL davacı alacağının bulunduğu kanaatine varıldığı bildirilmiştir. Mahkemece takibe konu faturanın davalı defterlerinde kayıtlı olduğu ve süresinde iade edilmediği, davalı tarafından hizmetin verilmediğine ilişkin olarak herhangi bir yazılı delilin sunulmadığı gerekçesi ile  rapora itibar edilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili, istinaf itirazında bulunmuştur. 6102 sayılı TTK'nin 21/2 maddesinde \"Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır.\" hükmü yer almaktadır. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 11/11/2020 tarihli 2019/3926 E. 2020/2954 K. sayılı ilamında; \"... Faturanın tebliği şekle bağlı değildir, yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir. Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi, değil ise herhangi bir şekilde gönderilmesi mümkündür. Ancak, uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından, fatura tebliğinin noter aracılığıyla ya da imza karşılığı elden tebliğ yolu ile ya da telgraf, teleks yolu ile veya PTT aracılığıyla ya da faks çekilmesi yahut güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi şeklinde yapılması uygundur. Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir. Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi halinde alacaklının HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir...\" Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 10/02/2016 tarihli 2015/4576 E. 2016/621 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 08/02/2016 tarihli 2015/5485 E. 2016/550 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 09/12/2015 tarihli 2015/2467 E. 2015/7975 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 11/01/2016 tarihli 2015/4473 E. 2016/19 K. sayılı ilamları da aynı mahiyettedir. Somut olayda, takibe konu fatura, davalı taraf defterlerine kaydedilmiş, süresinden sonra iade edilmiştir. Mahkemece de isabetli şekilde tespit edildiği gibi yukarıda belirtilen içtihatlara göre  faturanın içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturanın içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiğinin kabulünün gerektiği, davalının bu hususta delil ibraz etmediği, iddiasını ispatlayamadığı anlaşılmakla, hüküm kurmaya ve denetime elverişli bilirkişi raporuna itibar edilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmuştur. İtirazın iptali davalarında İİK'nın 67/2. maddesi çerçevesinde alacaklı yararına icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır.  Bunlardan başka takibe konu alacağın likit ve belli olması zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü somut özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken, alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi gerekmektedir. Böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından bu koşullar mevcut ise, ortada likid bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir. (HGK'nın 07/06/2006 tarihli, 2006/19-295 E. 2006/341 K. sayılı ilamı) Somut olayda; dava konusu alacağın faturaya dayalı ve likit bir alacak olduğu anlaşılmakla, mahkemece icra inkar tazminatına hükmedilmesi de yerindedir. Yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık olup olmadığı hususunda re'sen ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak inceleme yapılmış olup, kararda kamu düzenine aykırı herhangi bir husus tespit edilemediği gibi istinaf sebeplerinin yukarıda açıklanan gerekçelerle yerinde olmadığı, dosya kapsamına göre ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu kanaatine varıldığından, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 bendi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 14/09/2021 tarihli 2021/10 E. 2021/61 K. sayılı ilamında; 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 2. maddesinde ifade edilen (1) sayılı tarifenin 1/e bendinde belirtilen işin esasının hüküm altına aldığı kararlardan anlaşılması gerekenin, ilk derece mahkemesi yerine geçilerek verilen ve icra kabiliyeti söz konusu olan kararlar olduğu, ilk derece mahkeme kararlarına dair istinaf başvurusunun esastan reddi yönündeki kararların ise icra edilebilir karar niteliğinde olmadığı için maktu harca tabi olduğu ifade edilmiştir. Somut dosya yönünden Dairemizce yapılan inceleme neticesinde verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararı icra edilebilir bir karar niteliğinde değildir ve ilk derece mahkemesi kararının geçerliliği devam etmektedir. İlk derece mahkemesi kararı kaldırılarak esas hakkında yeni bir karar verilmediği için emsal ilamda açıklanan hususlar Dairemizce de uygun bulunarak, davalı yönünden istinaf karar harcının maktu olarak belirlenmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1.b.l bendi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davalı tarafından yatırılan 162,10 TL istinaf başvuru harcının Hazineye irat kaydına, 3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından, davalı tarafından yatırılan 208,72 TL'nin mahsubu ile bakiye 218,88 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına, 5-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davalıya ilk derece mahkemesince iadesine, 6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1.a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.22/05/2024  </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"25ee453f37a7da69","SID":"846b8b4a9091faaa"}}