{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. <br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ <br>13. HUKUK DAİRESİ <br>DOSYA NO: 2022/51 <br>KARAR NO: 2024/843 <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A <br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I <br>İNCELENEN KARARI VEREN <br>MAHKEME: BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ <br>TARİHİ: 03/11/2021 <br>DOSYA NUMARASI: 2020/697 Esas - 2021/1016 Karar <br>DAVA: Devredilen Hissenin Davacıya İadesine ve Kar Payı Tahsiline, Mümkün Olmadığı Takdirde Hisse Değerinin ve Cezai Şart Alacağının Tahsiline (İnanç Sözleşmesinden Kaynaklanan) <br>KARAR TARİHİ : 16/05/2024 <br>İlk Derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: <br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin sahibi olduğu ... Tic.A.Ş. (...) şirketi ile Denizli’de ham bez ve kumaş üreten iş insanı olduğunu, davalılardan ...,  ... isimli firmanın sahibi olduğunu, iflas ettiğinden kendi adına ticaret yapmaktan imtina eder durumdayken müvekkili ile tanışmış olduğunu, davalı ...’nun içinde bulunduğu ekonomik durum sebebiyle ticaret yapabilmek için başkası adına şirket kurmaya karar vermiş olduğunu ve diğer davalı ... (%45), ...  (%15) ve ... (%40) adına davalı ... Ltd. Şti.'nin 1.000.000,00 TL sermaye ile 27.02.2012 tarihinde kurulmuş olduğunu, davalılardan ... şirketinin faaliyetlerini istenilen düzeye çıkaramaması sebebiyle müvekkiline yapılan ortaklık teklifinin müvekkili bakımından cazip bulunmuş olduğunu ve tarafların şirketin %50’sinin müvekkili ... tarafından alınması hususunda ...’nun da iradesi doğrultusunda mutabık kalmış olduklarını, taraflar arasındaki mutabakat doğrultusunda öncelikle diğer iki ortağın, paylarını  ...’ya devrederek şirketten çıkmış olduklarını, akabinde yine aynı mutabakata uygun olarak müvekkili tarafından şirkete parça parça 2.500.000,00 TL tutarında para ödenmiş olduğunu, ödemeler tamamlandıktan sonra 05.03.2013 tarihinde müvekkilinin, davalı şirkete ortak olduğunu, davalı şirketin daha sonra resmi ortaklarının ve gizli ortak  ...’nun kararı doğrultusunda 11.11.2015 tarihinde tür değiştirerek “... TİC. A.Ş.” şeklindeki ticaret unvanını almış olduğunu, şirketin aynı dönemde nama yazılı hisse senedi bastırmış olduğunu, müvekkilinin %50 hissesine karşılık gelen senetlerini almış olduğunu, kalan %50 hissenin ise ...  tarafından ...’na cirolanmış olduğunu, müvekkilinin ortağı olduğu davalı şirket ve eski ortaklarının sadece ... şirketini düşünerek yaptıkları baskı sonucunda müvekkilinin geçici olarak hisselerini devretmesi ile kendi şirketini konkordato ilan etmek zorunda kaldığını, müvekkilinin konkordato sürecinde işlerinin yoğunluğundan dolayı başvuruda bulunmadığı davalılardan, 2020 yılı başında protokol hükümleri çerçevesinde hisselerinin geri verilmesini, yine sözleşmede yazılı olan kar paylarının kendisine ödenmesini talep etmiş olduğunu, ancak davalılardan olumlu bir geri dönüşün olmadığını, mezkûr davanın ikame edilmesinden sonra, davalı şirkette hissedar konumunda bulunan davalıların ellerindeki hisseleri iyiniyetli üçüncü kişilere devretmelerinin muhtemel olduğunu, davadan haberdar olmayan üçüncü kişilere söz konusu payların devrinin engellenmesi için hisselerin devrinin engellenmesine yönelik ihtiyati tedbir kararı taleplerinin bulunduğunu beyanla; davanın kabulüne, müvekkilinin davalı şirkette bulunan ve inançlı işlemle devrettiği %50 oranındaki hisselerinin kendisine iadesine, şirketin geçmişe yönelik olarak fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL tutarındaki kar paylarının faizi ile müvekkiline ödenmesine, hisselerin iadesinin mümkün olmaması halinde, hisselerin gerçek değerinin mahkeme tarafından tespit edilerek müvekkiline düşen kısmının ve 05.09.2018 tarihli sözleşmede yazılı olan ifaya eklenen cezai şart niteliğindeki tutarın şimdilik her biri için ayrı ayrı 10.000,00 TL’lik kısmının ödenmesine, dava konusu payların 3. kişilere devredilmesinin teminatsız ihtiyati tedbir kararı ile önlenmesine karar verilmesini  talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; müvekkillerden ...  kurucusu ve tek ortağı olduğu  ...Tic. Ltd. Şti.’nin 500.000-TL bedelli, şirketin ½ hissesini 09.03.2013 tarihinde davacı ... ’a devrettiğini, şirketin 11.11.2015 tarihinde tür değiştirerek anonim şirket halini oldığını, davacının merkezi Denizli’de bulunan ...  Tic. A.Ş.’nin tek ortağı ve yöneticisi olduğunu,   ...’nın ve diğer davalıların bu şirket ile herhangi bir ilişkisinin bulunmadığına,  müvekkili şirketin  05.12.2016 tarihinde davacı ... ’nın baskı ve yönlendirmesi ile ...’ın sahip olduğu ...  A.Ş.’nin ... Bankası A.Ş.’nden aldığı krediye kefil olduğunu, bu tarihten sonra ... ’ın şirketi ...A.Ş. finansal açıdan sıkıntıya girdiğini ve  ...  sürekli olarak ... A.Ş.’nin kaynaklarını, kredibilitesini kullanarak kendi şirketini ayakta tutmaya çalıştığını, bu durum ... nazarında rahatsızlık yarattığını ve defaten iki şirket arasındaki kefalet ilişkisinin, bankalar nezdindeki grup şirket yapısının tasfiye edilmesi gerektiği ifade edildiğini, ... , ... A.Ş. hisselerinin tamamını 600.000-TL bedelle Bakırköy .... Noterliği’nce düzenlenen 05.09.2018 tarih ve ... yevmiye sayılı devir sözleşmesi ile ... ’ya devretmiş ve devir bedelini tahsil ettiğini, davacının  şirketi ... A.Ş. ve kendisi için konkordato başvurusunda bulunmuş ve  Denizli Asliye Ticaret Mahkemesi’ne ait 2018/1092 E. Sayılı ve 20.09.2018 tarihli kararı ile konkordato mühleti aldığını, müvekkili şirketin davacının şirketinin konkordato sürecinde kefil sıfatı ile tüm kredi borçlarını ödemek zorunda kaldığını, müvekkili şirket tüm kredi borçlarını ödedikten sonra davacı ve şirketi ... A.Ş. konkordato davasından feragat etmiş ve konkordatodan çıktığını,  müvekkili şirket kefaleten ödediği krediler nedeni ile ... A.Ş.’ne icra takipleri başlatmış ancak Davacı ... ve ... A.Ş. bu takiplere itiraz ettiğini, itirazın iptali davaları halen derdest olduğunu, davanın zamanaşımına uğradığını, dava şartlarının oluşmadığını, davacının davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığını beyanla davanın reddini  talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 03/11/2021 tarih ve 2020/697 Esas - 2021/1016 Karar sayılı kararı ile; \" Açılan davanın inanç sözleşmesinden kaynaklanan alacak davası olduğu, taraflar arasındaki uyuşmazlığın davacı tarafın davalı ... Tic A.ş.ne (11/11/2015 tarihinden önce limited şirkette) ne amaçla ortak olduğunun sonrasında payların ... devrinden sonra davacıya iade edilip edilmeyeceği, pay devirlerinin geçerli olup olmadığı, taraflar arasında inançlı işlem olup olmadığı, 05/09/2018 tarihli sözleşme gereği davacı tarafa ödenmesi gereken bir kar payı bulunup bulunmadığı, sözleşmede kararlaştırıldığı belirtilen cezai şartın talep edilip edilemeyeceği, talebin zaman aşımına uğrayıp uğramadığı ve davalı ...  husumetinin bulunup bulunmadığı, sonuç itibariyle taraflar arasında bir inançlı işlem    bulunması halinde şirket hisselerinin davacı tarafa iadesi gerekip gerekmediği ve kar payı ve cezai şartın davacıya ödenmesi hususlarında olduğu anlaşılmıştır. İnançlı işlem, inananın (itimat edenin) bir hakkını belirli bir süre veya amaçla inanılana geçirmeyi, inanılanın da inananın emir ve talimatlarına göre kullanıp amaç gerçekleşince veya süre dolunca hakkı tekrar inanana devretmeyi yüklendiği sözleşmeler olarak tanımlanabilir (Özkaya Eraslan, İnançlı İşlem ve Muvazaa Davaları, Ankara 2004,s. 25). Yargısal kararlarda ise inançlı sözleşme, inanılan tarafın elde ettiği hakkı, taraflarca güdülen amaç sona erdikten veya belirli bir süre geçtikten sonra inanana veya üçüncü kişiye devretme taahhüdünü içeren bir anlaşma olarak tarif edilmiştir (HGK, 13.5.1992 gün ve 1992/14-249 E, 1992/323 K ).İnançlı sözleşme ile inanan (itimat eden) bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana (mutemede) devretmekte, borçlandırıcı bir sözleşme ile de inanılan kişinin hak ve yetkilerini sınırlandırmaktır. İnanılan hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca tekrar hakkı inanana iade etmeyi yükümlenmektedir. İnançlı işlemler gibi, bu işlemlerin hangi zamanaşımına tabi tutulacakları da Kanunumuzda düzenlenmemiştir. Gerek bilimsel alanda gerekse uygulamada, inanç konusunun iadesine, inanç konusu üçüncü kişiye devredilmiş, inanılan elinden çıkmışsa tazminat talebine ilişkin dava hakkının 818 sayılı BK’nun 125.maddesindeki 10 yıllık zamanaşımına tabidi olduğu kabul edilmektedir. Zamanaşımı, alacağın muaccel olduğu tarihte, başka bir anlatımla inanç konusu şeyin iadesi gerektiği tarihte işlemeye başlar. İade tarihi henüz gelmemiş inanılan, inanç konusunu elinde tutmakta haklı ise zamanaşımının başlamasına imkân yoktur.Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulu’nun 15.04.2011 gün, 2011/13-14 E., 2011/189 K. ve 29.01.2014 gün, 2013/11-376 E., 2014/49 K. sayılı ilamlarında da benimsenmiştir. Davalı tarafça zamanaşımı itirazında bulunulmuş ise de mahkememizce zamanaşımı itirazının reddine karar verilmiştir. Uyuşmazlığın çözümü için bu aşamada anonim şirketlerde pay kavramı ve payın devrine ilişkin kısa açıklama yapılması gereklidir.Anonim şirketler için önemli bir kavram olan “pay”, üç anlamda kullanılır. Bunlardan ilki esas sermayenin bir parçasını ifade etmesidir. Esas sermayenin pay sayısına bölünmesi sonucu oluşan ve nominal (itibari) değeri olan her bir birim birer payı oluşturur. Pay sayısının ve nominal değerinin esas sözleşmede gösterilmesi zorunludur. Bir diğer anlamıyla pay; pay sahipliği konumunu yani ortaklık sıfatını ifade eder. Ortaklık sıfatından kaynaklanan  hak ve borçlar paya bağlıdır. Pay elde edilirken ortaklık sıfatı da kazanılmış olur. Payın devredilmesi halinde ortaklık sıfatı ve buna bağlı hak ve borçlar da devredilmiş olur. Üçüncü anlamıyla pay; bir kıymetli evrak niteliğindeki pay senetlerini (hisse senetlerini) ifade eder. Hamiline düzenlenmiş paylar hariç olmak üzere, payın bir senede bağlanması zorunluluğu yoktur. Senede bağlanmamış paylar “çıplak pay” olarak adlandırılmıştır (Fatih Bilgili, Şirketler Hukuku, 2.bası, 2012, s.240,241).TTK bünyesinde senede bağlanmamış çıplak payın devri konusunda her hangi bir hükme rastlanılmamaktadır. Ancak Anonim Ortaklıklar Hukukunda payın pay senedine bağlanması esasen zorunlu olmadığından ötürü, senede bağlanmamış payın da, pay senedi veya ilmuhabere bağlanmış pay gibi her türlü işleme konu edilebileceği kabul edilir. Zira, senedin yokluğu ortaklık haklarının doğumunu engelleyici nitelikte değildir. Çıplak payın konu edileceği en önemli işlemlerden biri devirdir. Çıplak payın devri genel hükümler doğrultusunda yapılır. Çıplak payın devrinin adi yazılı bir sözleşme ile yapılması ve sözleşmenin alacağın temliki hükmünde olması yeterlidir. Ancak devrin anonim ortaklığa karşı ileri sürelebilmesi için  pay defterine kaydı gereklidir. Davalı tarafından ibraz edilen pay defterinin tetkikinde devrin pay defterine kayıt edildiği anlaşılmıştır. Taraflar arasında yapılan Bakırköy ....Noterliği'nin 05/09/2018 tarih, ... yevmiye no'su ile \"senede bağlanmamış anonim şirket pay devri\" sözleşmesi ile davacının 600 paya karşılık 600.000 TL değerindeki sermaye payı davalı ... devredilmiş ve devir bedelinin nakden ve peşinen alındığı belirtilmiştir. Hisse devir sözleşmesi ile aynı tarih olan 05/09/2018 tarihinde davacı ve davalı ... arasında \"hisse devrinden sonraki ilişkiyi düzenlemeye dair sözleşme\" imzalanmış olup, sözleşme ile ...'ın hisselerini ... devrettiği,  ... ve ...  ...  ve onun ortak ya da yetkili olduğu şirketle lehine çeşitli bankalara kefalet verdiği, ...'ın ... Tekstil şirketine devrettiği hisseleri istediği zaman geri alabileceği, ancak bu hakkını kullanabilmek için ...  ve ... Tekstilden bankalara kendisi ve şirketleri için aldığı kefaleti sona erdirmesinin gerektiği, bunun için kefalet sözleşmeleri uyarınca bankadan aldıkları kredileri ödeyerek kapatmaları ve ...  ve .... kefaletinin sona erdiğine dair banka onaylı belgenin  ... teslim edilmesinin gerektiği, ...'ın bu yükümlülüğü yerine getirdikten sonra hisselerin iadesini isteyebileceği kararlaştırılmıştır. Taraflar arasında bu sözleşmenin yapıldığı konusunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Taraflar arasında yapılan sözleşme, niteliği gereği inançlı işlem olup, hisselerin davacıya iadesinde \"...  ve ...  bankalara kendisi ve şirketleri için aldığı kefaleti sona erdirmesi, bankadan aldıkları kredileri ödeyerek kapatması ve kefaletin sona erdiğine dair banka onaylı belgenin  ... teslim edilmesi\" hususunun amaç olarak belirlendiği, dosyaya ibraz edilen delil ve belgeler ile amacın gerçekleşmediği, davacı tarafça da kredilerin ödenerek kapatıldığı, amacın gerçekleştiği hususunun iddia ve ispat edilemediği anlaşılmıştır. Davacı yan, nama yazılı hisse senetlerinin halen davacının elinde olmasının maddi anlamda gerçek bir devir olmadığının ispatı olduğunu iddia etmiş ise de, esasen hisselerin  inançlı işlemle devredildiği ve amacın gerçekleşmesi halinde iadesinin gerekeceği hususunda ihtilaf bulunmamaktadır.  TTK'nun 490/2 maddesinde kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe, nama yazılı payların herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebileceği, hukuki işlemle devrin ciro edilmiş nama yazılı pay senedinin zilyetliğinin devralana geçirilmesiyle yapılabileceği düzenlenmiştir. Davalı şirket tarafından alınan, tescil ve ilan edilen kararla nama yazılı pay senetleri bastırılmış olup, mahkememizce verilen süre içerisinde pay senedi asılları davacı yan tarafından ibraz edilmiştir.  Münhasıran nama yazılı pay senetlerinin davacı uhdesinde bulunması nedeniyle hisselerin iadesinin istenmesi somut olayda mümkün değildir. Davacı tarafın bir taraftan inançlı işleme dayanarak hisselerin iadesini istemesi, bir taraftan zaten devrin geçersiz olduğunu ileri sürülmesi birbiriyle çelişen talepler olacağı gibi hakkın kötüye kullanılması söz konusu olacaktır. Devir işleminin nama yazılı senetlerin ciro ve teslim olgusu gerçekleşmediğinden geçersiz olduğunun ve neticeten davacının zaten şirket ortağı olduğunu kabul edilmesi halinde ise davacının işbu davayı açmakta hukuki yararının olmadığı sonucuna varılması gerekecektir. Neticeten, davacı tarafça hisselerin inançlı işlemle devredilmiş olmasına rağmen, inançlı işlemde amaç gerçekleşmediğinden hisselerin iadesi talebinin reddi gerekmektedir. Davacı taraf, geçmiş döneme dair kar payı talep etmiş ise de şirket ortağı olmadığından kar payı talep etmesi mümkün değildir. Hisselerin iadesinin mümkün olmaması halinde hisselerin gerçek değerinin tespiti ile ödenmesi talep edilmiş ise de, noter sözleşmesinde bedelin nakden ve peşinen alındığının belirtildiği, aksinin ispat edilemediği anlaşılmakla bu yöndeki talebin de reddine karar verilerek aşağıda yazılı olduğu biçimde hüküm kurulmuştur. \" gerekçeleri ile; \" Açılan davanın REDDİNE, ... \" karar verilmiş ve verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Dava dosyasında yer alan uyuşmazlıkta müvekkil ... , davalı ... şirketinin %50 hissedarı olduğu dönemde, diğer davalılar ... ve ... ile yaptıkları toplantı neticesinde aldıkları karar doğrultusunda davacı müvekkil ...  Maydenim şirketindeki paylarını ...  geçici olarak devretmesi yönünde karar aldıklarını, bu karar akabinde taraflarca \"Hisse Devrinden Sonraki İlişkiyi Düzenlemeye Dair Sözleşme\"nin ayrıca imza altına alındığını, sözleşmede yer alan hükümlere davalılarca riayet edilmemiş olması nedeniyle açılan işbu dava ile; - Müvekkilin davalı şirkette bulunan ve inançlı işlemle devrettiği %50 payının iadesinin, - İnançlı işlem hükümleri uyarınca müvekkil şirketteki kâr payını almaya devam edeceği için şimdilik 10.000 TL tutarındaki kâr payının faizi ile müvekkile ödenmesinin, - Terditli olarak, hisselerin iadesinin mümkün olmaması halinde Mahkemece tespit edilecek hisselerin gerçek değerinin ve inançlı sözleşmede yazılı olan ifaya eklenen cezai şart niteliğindeki tutar için ayrı ayrı 10.000 TL'lik kısmının ödenmesine karar verilmesinin talep edildiğini, Yerel Mahkeme tarafından işbu davada taleplerinin tamamının reddedildiğini, yerel mahkemenin vermiş olduğu işbu kararın, usul ve yasaya aykırı olup, aşağıdaki gerekçelerle kararın kaldırılması gerektiğini, Usule ilişkin olarak; Somut uyuşmazlığın birden fazla hukuki sorun ihtiva etmekte olup, mahkemece bilirkişi incelemesi yapılmadan verilen hükmün eksik inceleme nedeniyle kaldırılması gerektiğini, Mahkeme dosyası incelendiğinde de görüleceği üzere, somut uyuşmazlıkta bilirkişi raporu alınmadığını, HMK 266 uyarınca çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren durumlarda bilirkişiye başvurulması gerekli görülmüşse de Mahkemece bu hususun göz ardı edildiğini ve bilirkişi raporu alınmadan kısa sürede davanın reddine karar verildiğini, gerekçeli kararda her ne kadar olay çok basite indirgenmiş ve davanın reddine karar verilmiş ise de, gerekçeli bir karar kurulmadığını, (Bkz. Anayasa m.141/3). Hukuki dinlenilme hakkının bir gereği olarak da bilirkişi incelemesi yapılmasının gerekli olup, bilirkişi raporu alınmadan verilecek olan kararların hak arama hürriyetini kısıtlayacağı yönünde birçok içtihat da bulunmakta olduğunu (Bkz. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, 11.11.2019 T. 2019/5678 E. 2019/20807 K. Yine bu konuda ayrıntılı çalışma için bkz. Ersin ERDOĞAN/S. Hilal Üçüncü, Bilirkişilik Kurumu ve Bilirkişi Raporunun Delil Değerine İlişkin Bazı Sorunlar, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2020, s.354-387), bu sebeple eksik inceleme içeren kararın kaldırılmasını talep etme zorunluluğu doğduğunu, Prof. Dr. ... tarafından hazırlanan uzman görüşüne karşı gerekçeli kararda hiçbir açıklama yapılmamış olmasının da eksik incelemenin önemli bir göstergesi olup, kararın bu nedenle de kaldırılması gerektiğini, Yukarıda A.1. başlığı altında açıkladıkları hususlar yanında mahkemenin dosyaya ibraz edilen Uzman Görüşü hakkında gerekçeli kararında hiçbir değerlendirme yapmadığını ve yine kısa sürede davanın reddine karar verdiğini, HMK 293 vd maddelerinde düzenlenen “Uzman Görüşü”nün aşağıda da ayrıntılı olarak açıklayacakları üzere haklılıklarını ortaya koymakta olduğunu, ‘Uzman Görüşü’ takdiri delil olmakla birlikte, en azından mahkemenin gerekçeli kararında mütalaada belirtilen hususlar hakkında bir değerlendirilme yapılmasını beklemenin, yukarıda bahsedilen yargı kararlarının gerekçeli olmasının doğal bir gereği olduğunu, Zira, doktrin görüşünün mahkemeyi bağlamayacağını ve takdiri delil teşkil eder ise de, bu serbestinin hakime, doktrini hiç nazara almama hakkını vermeyeceğini, Hakimin doktrini, bilimsel görüşleri ve sunulan mütalaaları incelemesi, benimsediği görüşü ortaya koyması ve gerekçelerini izah etmesi gerektiğini ( Yargıtay HGK. 20.11.2000, 24.10.2001 tarihli kararları, 4. HD’nin 30.11.2000 tarihli kararı ve bu kararlara atıf veren Prof.Dr.M. Kemal Oğuzman/Prof. Dr. Nami Barlas, Medeni Hukuk, 25. Bası, İstanbul 2019, s. 131, N. 413 vd.). Türk Medeni Kanunu’nun 1. maddesinin 3. fıkrasındaki “Hakim, karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır” cümlesindeki yararlanır sözcüğünün emredici ifade içeren kipinin de bunu gerektirmekte olduğunu, uzman görüşleri bakımından da durumun böyle olduğunu (bkz. Oğuzman/ Barlas, adı geçen eser, s. 133, N. 417 vd.), Esasa ilişkin olarak; Mahkemece ‘Hisse devrinden sonraki ilişkiyi düzenlemeye dair sözleşme’ hakkında yapılan nitelendirmelerin tamamen hukuki temelden mahrum olup, kararın kaldırılması gerektiğini, üstelik hisse bedellerinin de müvekkile ödenmediğini, Mahkemenin gerekçeli kararında İnançlı İşlem ile ilgili teorik bilgiler vermesi yerinde olmakla birlikte, işbu sözleşmeyi ayrıntılı olarak değerlendiremediğini, söz konusu davadaki talebin terditli olup, bir an için hisselerin müvekkile devredilmemesi kararı verilmesi halinde dahi, hisse bedellerinin müvekkile ödenmesi gerekmekte olduğunu, zira mahkemenin vermiş olduğu bu kararla, davalıya davacı müvekkilin hisselerini bedelsiz alma hakkını sağlamış bulunmakta olduğunu, Müvekkilin 05.09.2018 tarihinde davalı ... ile yapmış olduğu toplantı ve uzun süren toplantıdaki baskılar neticesinde, bedelsiz olarak hisselerini ...’ya devrettiğini ve aynı gün davalı ile ‘Hisse Devrinden Sonraki İlişkiyi Düzenlemeye Dair Sözleşme’ imzaladıklarını, bu sözleşme incelendiğinde müvekkil tarafından yapılan pay devrinin payların mülkiyetini temelli olarak ...’ya intikalini amaçlamamakta olduğunu, geçici olarak ı...’ya devrini düzenlemekte olduğunu, sözleşmede “…bunu yapmadığı takdirde kendisine devredilen hisse karşılığı BEŞ MİLYON TL’yi ...’a ödemekle mükellef olacağı…” hususunun düzenlendiğini, Mahkemece gerekçeli kararda belirtilen bedelin noterde nakden ve peşinen alındığı şeklinde gerekçenin de kabulünün mümkün olmadığını, noterde 600.000,00 TL olarak belirlenen bedelin esasında çok daha fazla bir miktar olup, Mahkemece bu hususun gözden kaçırıldığını, Nitekim noterde belirtilen ‘nakden ve peşinen aldım’ şeklindeki ifadelerin de geçerliliğinin birçok olayda tartışma konusu olduğunu, gerek cevaba cevap dilekçelerinde gerekse Prof. ... tarafından imzalanan Uzman Görüşü’nde de açıklandığı üzere para trafiği kendi huzurunda gerçekleşmeyen noterlerin böyle bir ibare belirtmiş olmasının uygulamada sorunlar çıkardığını, bu konuda tekrara düşmemek adına ayrıntılı açıklama yapmayacak olup, Prof. ...’in eserine atıf yapmakta olduklarını (Prof. Dr. Saba Özmen/ Ar. Gör. Gülşah Sinem Aydın, Motorlu Taşıt ve Taşınmaz Satışında Sözleşmeye Konulan ‘Bedelin Nakden ve Peşin’ Alındığına Dair Kayıtların Yarattığı Sancılar Üzerine Düşünceler, Legal Hukuk Dergisi, 2014, Sayı: 140, s.37 vd.). Hatta Yargıtay' ın da çeşitli kararlarında bu hususa değindiğini ve noterde yapılan sözleşmenin yanında ek bir protokolün yapılması haline her iki sözleşmenin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğinin belirtildiğini: “Taraflarca imzaları ikrar edilen 27.11.2016 tarihli tutanakta, hisse devir bedeli olarak taksitle ödemenin kararlaştırıldığı, AYNI TARİHLİ NOTERDE DÜZENLENEN HİSSE DEVİR SÖZLEŞMENİNİN DE BU BELGEYE İSTİNADAEN DÜZENLENDİĞİ, BEDELİN TAMAMININ ÖDENDİĞİNİ, Mahkemece tutanakta taksitle ödemesi kararlaştırılan hisse devir bedelinin tamamının aynı gün ödenmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu nazara alınarak, NOTERDE DÜZENLENEN HİSSE DEVİR SÖZLEŞMESİNİN AKSİNİN İSPATLANMIŞ SAYILACAĞI KABUL EDİLİP BUNA GÖRE KARAR VERİLMESİ GEREKİRKEN DAVANIN REDDİNE KARAR VERİLMESİ DOĞRU GÖRÜLMEMİŞ VE HÜKMÜN BOZULMASI GEREKMİŞTİR” (Y. 11. HD. 2009/9762 E. 2011/2707 K. Sayılı İlamı), somut uyuşmazlığa çok benzer bir konuda Yargıtay’ın vermiş olduğu bu karar dikkate alınmadan Mahkemece salt noterde belirtilen ifadenin hükme esas alınmasının hatalı olup kararın bu yönü ile de kaldırılması gerektiğini, Davalı yanca inanç sözleşmesinin haksız olarak feshedilmiş olup, müvekkilin inançlı işlemden kaynaklı hakkının elinden alınmak istenildiğini, İnanç sözleşmesinin ve payların devir tarihinin 05.09.2018 olup, kefaletlerin kapatılması için müvekkile verilen sürenin 31.12.2019 olduğunu, oysa davalı yanca sözleşmenin feshedildiği tarihin 03.10.2018 yani inanç sözleşmesinden yaklaşık 28 gün sonra olduğunu, bu hususun mahkemenin gerekçesinde hiç tartışılmadığını, inançlı işlem şartının müvekkil açısından yerine getirilmediğinin belirtildiğini, Oysa sözleşmenin feshedildiği tarihte müvekkilinin kefaletleri kapatması için daha 15 aylık süresi bulunmakta olduğunu, müvekkilin sırf konkordato ilan etmesinin, inançlı işlem sözleşmesini haklı olarak feshetme hakkını şüphesiz ki davalı tarafa tanımamakta olduğunu, Tüm bu kapsamda pay devir bedelinin davalı tarafından ödenmemiş olup, müvekkilin hisselerinin bedelsiz bir şekilde davalı yana geçirildiğini, bu hususun da usul ve yasaya aykırı olup kararın kaldırılması gerektiğini, Yerel mahkemenin kararının kendisi ile çelişmekte olduğunu ve davadaki talepleri karşılamaktan adeta imtina edilmekte olduğunu, Gerekçeli kararın 4. sayfasında yerel mahkeme somut olayda Türk Ticaret Kanunu uyarınca geçerli bir hisse devrinin olmadığından bahsederken (bkz. 4. sayfa 4. paragraf) diğer taraftan müvekkilin şirket ortağı olmadığından bahisle geçmiş döneme ait kar payı talep edemeyeceğini ifade etmekte olduğunu (bkz. 4. sayfa son paragraf) Yerel Mahkemenin istinafa konu gerekçeli kararının 4. sayfa 4. paragrafında şu şekilde açıklamada bulunduğunu: \"Davacı yan, nama yazılı hisse senetlerinin halen davacının elinde olmasının maddi anlamda gerçek bir devir olmadığının ispatı olduğunu iddia etmiş ise de, esasen hisselerin inançlı işlemle devredildiği ve amacın gerçekleşmesi halinde iadesinin gerekeceği hususunda ihtilaf bulunmamaktadır. TTK'nun 490/2 maddesinde kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe, nama yazılı payların herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebileceği, hukuki işlemle devrin ciro edilmiş nama yazılı pay senedinin zilyetliğinin devralana geçirilmesiyle yapılabileceği düzenlenmiştir. (...) Devir işleminin nama yazılı senetlerin ciro ve teslim olgusu gerçekleşmediğinden geçersiz olduğunun ve neticeten davacının zaten şirket ortağı olduğunu kabul edilmesi halinde ise davacının işbu davayı açmakta hukuki yararının olmadığı sonucuna varılması gerekecektir. \" Bu gerekçe ile Yerel Mahkemenin, taraflar arasındaki hisse devir işleminin 490/2. maddesine uygun olmadığından, devir işleminin kanuna uygun gerçekleşmediğinden geçersiz olduğunun ve davacının şirket ortağı olmasından bahisle işbu davayı açmakta hukuki yararı olmadığını ifade ettiğini, Aynı Mahkemenin aynı kararının bir sonraki paragrafında ise kâr payı taleplerine yönelik olarak şu şekilde değerlendirmede bulunduğunu ve kâr payı taleplerini müvekkilin şirket ortağı olmadığından bahisle reddetmekte olduğunu: \"Neticeten, davacı tarafça hisselerin inançlı işlemle devredilmiş olmasına rağmen, inançlı işlemde amaç gerçekleşmediğinden hisselerin iadesi talebinin reddi gerekmektedir. Davacı taraf, geçmiş döneme dair kâr payı talep etmiş ise de şirket ortağı olmadığından kâr payı talep etmesi mümkün değildir. Hisselerin iadesinin mümkün olmaması halinde hisselerin gerçek değerinin tespiti ile ödenmesi talep edilmiş ise de  noter sözleşmesinde bedelin nakden ve peşinen alındığının belirtildiği aksinin ispat edilemediği anlaşılmakla bu yöndeki talebin de reddine karar verilerek aşağıda yazılı biçimde hüküm kurulmuştur” Bu bağlamda, Yerel Mahkemenin bir taraftan hisse iadesi taleplerini TTK 490/2 maddesi uyarınca müvekkil ile davalı ... arasında zaten geçerli bir devir olmadığından ve müvekkilin halihazırda şirket ortağı olduğundan bahisle dava açmada hukuki yararlarının olmadığı gerekçesi ile reddetmekteyken, diğer taraftan kar payı taleplerini müvekkilin, ... isimli şirketin ortağı olmaması sebebiyle reddetmekte olduğunu, bu bağlamda şu hususların cevaplanması gerektiğini: - Müvekkil, ... isimli şirketin halihazırda ortağı ise neden kar payı alamamaktadır? - Müvekkil ... isimli firmanın halihazırda ortağı değilse neden huzurdaki davayı açmakta hukuki menfaati bulunmamaktadır? Netice itibariyle Yerel Mahkemenin dava kapsamındaki taleplerini reddederken birbiri ile çelişen gerekçeler ortaya  koymakta hiçbir  beis görmediğini, bu durumda mezkur kararın kaldırılması gerektiğini, Prof. Dr. ... tarafından hazırlanan uzman görüşünde yer alan hususların hiçbirinin değerlendirilmediğini ve külli soyut bir şekilde davanın reddine karar verildiğini, Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Başkanı tarafından sunulan bilimsel mütalaada özetle; - Taraflar arasındaki pay devrinin inançlı olarak yapıldığı, pay devir sözleşmesi ile aynı gün imzalanan devirden sonraki ilişkiyi düzenleyen sözleşme metninin, hem inanç sözleşmesinin varlığını, hem pay devir bedelinin ödenmediğini, hem de gerçek bedelin 5 milyon tl olduğu hususlarının ayrı ayrı ispatlamaya HMK. 201 uyarınca yeterli olduğu, - İnanç sözleşmesinin yaklaşık 1 ay sonra haklı sebep bulunduğu iddiasıyla davalı tarafından feshedildiğini, buna gerekçe olarak konkordato gösterildiğini, sırf konkordatoya başvurulmasının sözleşmenin feshi için haklı sebep oluşturmayacağı, - Davacının sunduğu ve dayandığı deliller ışığında araştırma yapılması gerektiği, - Davacı tarafın kefaletleri kapatma yükümünü yerine hiç getirmemiş olsa dahi bu durumun, davacı paylarının bedelsiz olarak davalı tarafa geçmesi sonucunu asla doğurmayacağı, böyle bir sonucun kanuna, sözleşmeye, adalet ve hakkaniyete tamamen aykırı olacağı, inanç sözleşmesinde belirlenen 5 Milyon TL bedelin davacıya varsa borçları düştükten sonra faiziyle birlikte ödenmesi gerektiği, - Şayet davacının davalı taraftan alacağı var ise veya kefaletlerinin bir kısmını kapatmış, fakat kalan borç ve kefaletleri davalı taraf kapatmış ise, davacı alacağının ve kapattığı kefalet miktarlarının hesaplanarak takas ve mahsubunun sağlanması gerektiği, en azından taraflar arasında derdest olan davaların kesinleşmelerinin beklenmesinde zorunluluk bulunduğu, - İnanç sözleşmesinde davacıya kâr payı ödenmesi öngörülmesine rağmen kâr payı dağıtımı kararı verilmemesinde davalı tarafın kusurlu ve haksız sayılabileceği sonuç ve kanaatine varıldığını, 17 sayfadan oluşan, ayrıntılı ve gerekçeli olan bu uzman görüşüne karşı ne davalı yanca bir beyanda bulunulabildiğini, ne de mahkemece gerekçeli kararda bu mütalaanın değerlendirildiğini, işbu sebeple tekrara düşmemek adına mütalaada belirtilen hususların bir arada değerlendirilmesiyle haklılıklarının ortaya çıkacağını, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, Kötü niyetli davalılar tarafından inançlı işlem sözleşmesine aykırı hareket edildiğini, Davalılardan ..., müvekkile ait hisseleri bedelsiz aldıktan sonra, şirkette tek başına yönetimi ele geçirdiğini ve tamamen sözleşme hükümlerine aykırı hareket etmeye başladığını, İnançlı işlem sözleşmesinde bu hususta özel hüküm olmasına rağmen önce 08.05.2020 tarihli genel kurulda sermaye artırımına gidildiğini, ardından da 12.06.2020 tarihli yönetim kurulu kararı ile hamiline yazılı senet bastırılmasına ve bu hisse senetlerinin ortaklara dağıtılmasına karar verildiğini, Şirketi tek başına yöneten davalı ...'nın, uzun süredir sermaye artırımı yapılmamasına rağmen, küresel pandemi sebebi ile piyasaların durgun olduğu böyle bir dönemde sermaye artırımı yaptığını, erteleme imkanı olmasına rağmen şirket genel kurulunu topladığını ve hamiline yazılı hisse senetlerinin basıldığını, bu hususların dahi başlı başına davalıların kötü niyetle hareket ettiğini ispata elverişli olduğunu, Yerel mahkemenin taleplerinin her birini farklı olasılıkları göz önünde bulundurarak reddetmiş olup, esasa ilişkin herhangi bir inceleme yapılmadığını, Somut uyuşmazlıkta inançlı işlem ile devredilen % 50 hissenin müvekkile iadesi, hisselerin iadesinin mümkün olmaması halinde gerçek değerinin tespit edilerek müvekkile ödenmesi ve cezai şartın ödenmesi ile şirketin geçmişe yönelik kar paylarının müvekkile ödenmesinin talep edildiğini, Yukarıda açıklandığı üzere, davalının senet bedellerini ödememiş olup, bir de inançlı işlem sözleşmesine aykırı hareket etmiş olduğunu, yerel mahkemenin gerekçeli kararında hisselerin iadesinin banka kredilerinin ödenerek kapatılması amacına bağlandığı ve bu amaç gerçekleşmediğinden hisselerin iadesinin talep edilemeyeceğini belirtmiş ise de bir diğer talepleri olan hisselerin iade edilmemesi halinde müvekkilce talep edilebilecek cezai şarta dair herhangi bir inceleme yapılmadığını, Buna ek olarak gerekçeli kararda da belirtildiği üzere inançlı işlem sözleşmesinin akdedildiği ve geçerli olduğu hususunda bir şüphe bulunmamaktayken Yerel Mahkeme'nin, müvekkilin şirket hisselerini devretmiş olması sebebi ile geçmişe yönelik kar payı talep edemeyecekleri yönünde hüküm teşkilinin isabetsiz olduğunu, yapılan açıklamalar neticesinde yerel mahkemenin vermiş olduğu hükme karşı istinaf kanun yoluna başvurma zarureti hasıl olduğunu, Kar payı taleplerinin, hisselerin iadesinin mümkün olmaması halinde hisselerin gerçek bedelinin belirlenmesi taleplerinin ancak bilirkişi incelemesi yolu ile açıklığa kavuşacağını, buna karşın yerel mahkemenin ısrarla bilirkişi incelemesinden imtina ettiğini ve eksik inceleme ile karar tesis ettiğini beyanla; Açıklanan nedenlerle; - İşbu istinaf başvurularının duruşmalı olarak incelenmesine, - Herhalde istinaf başvurularının kabulü ile yerel mahkemenin 03.11.2021 tarih 2020/697 Esas ve 2021/1016 Karar sayılı dosyasında verilen hükmünün kaldırılmasına,- Yerel mahkeme kararının kaldırılmasına ve yeniden esas hakkında talepleri doğrultusunda davanın kabulüne, - Yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davalılara tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davacıya ait davalı şirketteki hisselerinin inançlı işlem ile davalılardan ...'ya devredildiği iddiası ile sözleşme uyarınca hisselerin davacıya iadesine ve geçmişe yönelik kar payı alacağının tahsiline, mümkün olmadığı takdirde devredilen hisselerin gerçek değerinin ve sözleşmede kararlaştırılan cezai şart alacağının tahsiline karar verilmesi talebine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davacı vekili, davacının davalı şirkette % 50 hissedar olmasına karşılık ekonomik koşullar sebebiyle davacıya ait dava dışı şirketin iş hacminin ve kredibilitesinin arttırılması ve davalı şirket ile grup şirket olmadığının gösterilmesi için hissesini nama yazılı pay senedi çıkarılmasına rağmen Bakırköy .... Noterliği'nin 05/09/2018 tarih ve ... yevmiye numaralı \"Senede Bağlanmamış Anonim Şirket Pay Devri Sözleşmesi\" ile ve aynı tarihli \"Hisse Devrinden Sonraki İlişkiyi Düzenlemeye Dair Sözleşme\" uyarınca davalı ... devrettiğini, davacının ekonomik dalgalanmanın geçmesinden sonra paylarını geri alacağını, nama yazılı hisse senetlerinin halen kendisinde olduğunu, hisse devrine karşılık davalı tarafından herhangi bir bedel ödenmediğini, davalıdan talep edilmesine rağmen hisselerin devredilmediğini ve kar payının ödenmediğini, bu sebeple  hisselerin davacıya iadesine ve geçmişe yönelik kar payı alacağının tahsiline, mümkün olmadığı takdirde devredilen hisselerin gerçek değerinin ve sözleşmede kararlaştırılan cezai şart alacağının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar vekili, davanın zamanaşımı süresi içerisinde açılmadığını, davalı ... iş bu dava ile ilgisinin bulunmadığını, davacının hisselerini bedeli mukabilinde noterde düzenlenen sözleşme ile devrettiğini ve bedelini tahsil ettiğini, Hisse Devrinden Sonraki İlişkiyi Düzenlemeye Dair Sözleşmesi'nin inançlı işlem niteliğinde olmadığı, aksinin düşünülmesi halinde davacının sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmediğini, iade yükümlülüğünün 31/12/2019 tarihinde sona erdiğini, davalı şirketin kefili olduğu davacıya ait şirketin borçlarını ödediği, ancak davacı ve şirketinin söz konusu borcu davalı şirkete ödemediği ve buna ilişkin başlatılan icra takibi ve itirazın iptali davalarının derdest olduğu, davacının sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmediğini, hisselerin iadesi ve kar payı talep edemeyeceğini, hisse devri karşılı bedeli nakden ve peşin olarak tahsil ettiğini ve sözleşmede cezai şart kararlaştırılmadığını, cezai şart olduğu iddia edilen bedelin hisse karşılığı ödenecek bedel olduğu, bu sebeple bu taleplerinin de yersiz olduğunu, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Somut uyuşmazlıkta; davalı şirkette davacı % 50, davalı ... % 50 hissedar iken, davacı Bakırköy .... Noterliği'nin 05/09/2018 tarih ve ... yevmiye numaralı \"Senede Bağlanmamış Anonim Şirket Pay Devri Sözleşmesi\" ile davalı şirketteki 600 paya karşılık 600.000,00 TL değerindeki sermaye payını 600.000,00 TL bedelle davalı ...  devretmiş ve sözleşmeye göre bedeli nakden ve peşinen tahsil etmiştir. Taraflar arasında aynı tarihte yapılan \"Hisse Devrinden Sonraki İlişkiyi Düzenlemeye Dair Sözleşme\" uyarınca \"davacının davalı şirketteki hissesini davalı ... devrettiği, bu sebeple şirketteki imza ve diğer yetkilerinin sona erdiği, hisselerin iade edilmesi halinde bu yetkilerin geri iade edileceği, davalı ... ve davalı şirketin davacının ve davacıya ait şirketin borçlu olduğu çeşitli bankalara borçlarına kefil olduğunu, davacının 14/09/2018 tarihli itibariyle davalı ... ve davalı şirketinin kefil olduğuna dair bankalardan alınan yazılı ve onaylı belgeleri davalı ... vereceğini, davacının davalı şirketteki devrettiği hissesini her zaman geri alacağını, ancak hissesini geri almak için davalı ... ve davalı şirketin, davacı ve şirketi için olunan kefaletlerin sona ermesi, davacının bankalardan aldığı kredileri ödeyerek kapatmaları ve davalı ... ve davalı şirketin kefaletinin sona erdiğine dair banka onaylı belgenin davalı ... teslim edilmesi gerektiği, hisse iadesinin ancak bu şekilde talep edilebileceği, kefaletleri kapatma işleminin en geç 31/12/2019 tarihine kadar bitireceğinin taahhüt edildiği, davacının yükümlülüklerini yerine getirdikten sonra yazılı talebiyle hisse devri hakkını kullanmasını davalı Sema'nın kabule yükümlü olduğu, yazılı talepten itibaren 30 gün içerisinde hisse devrini gerçekleştirmek zorunda olduğunu, bunu yapmadığı takdirde kendisine devredilen hisse karşılığı beş milyon TL'yi davacıya ödemekle yükümlü olduğunu, davacının hissesini devretmesine rağmen şirketteki kar payını % 50 oranında almaya devam edeceği, ancak davacının kefaletleri kapatana kadar şirketten alması gereken kar payını onunla ilgili bankalara yatırılacağını, kefaletlerin bitmesi ile bu bedelin kendisine ödeneceği\" hüküm altına alınmıştır. HGK’nın 14.11.2019 gün, 2017/1-1254 E. 2019/1197 K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere, inanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. Bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder. İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır. İnançlı  işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan şartlara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir. TTK'nın 490. maddesine göre; Kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe, nama yazılı paylar, herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebilirler. Hukuki işlemle devir, ciro edilmiş nama yazılı pay senedinin zilyetliğinin devralana geçirilmesiyle yapılabilir. Her ne kadar Mahkemece kabul edildiği üzere davacı tarafından davalı şirketteki hisselerin nama yazılı pay senedine bağlandığı, pay senetlerinin halen kendisinde olduğu ileri sürülerek pay senetleri dosyaya sunulmuş ve (asılları görülmediğinden ve mahkemece de irdelenmediğinden nama yazılı pay senetlerinin kanuna uygun  olarak çıkarılıp çıkarılmadığı ve geçerli olup olmadığı, nama yazılı pay senedi çıkarılmasına karar verilip verilmediği değerlendirilememiştir) ve TTK'nın 490/2 maddesi uyarınca nama yazılı pay senetleri ciro edilmiş nama yazılı pay senedinin zilyetliğinin devralana geçirilmesiyle yapılabilir ise de; davacı tarafından nama yazlı payların noter sözleşmesi ve inançlı işlem sözleşmesi ile davalıya devredildiği kabul edilmiş ve şirket pay defterine işlenmiştir. Yukarıda belirtilen HGK kararındaki ilkeler dikkate alındığında taraflar arasında akdedilen 05/09/2018 tarihli \"Hisse Devrinden Sonraki İlişkiyi Düzenlemeye Dair Sözleşmesi\" ile davacı, davalı şirketteki hissesini davalı ... ve davalı şirketin davacının kendisinin ve şirketinin bankalara borcuna karşılık verilen kefaletleri kapatması karşılığında geri iade edilmek üzere davalı ... devretmiştir. Bu haliyle sözleşme inançlı işlem sözleşmesi niteliğindedir. Taraflar arasında bu sözleşmenin akdedildiği hususunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Bu durumda davacı hissesinin davalıya inançlı işlem ile devredildiğini ispat etmiştir. Ancak davacının sözleşme kapsamında davalıya inançlı işlem ile devrettiği payların iadesini ve kar payını talep edebilmesi için; davalı ... ve davalı şirketin, davacı ve şirketi için olunan kefaletlerin sona ermesi, davacının bankalardan aldığı kredileri ödeyerek kapatmaları ve davalı ... ve davalı şirketin kefaletinin sona erdiğine dair banka onaylı belgenin davalı ... teslim edilmesi gerektiği, hisse iadesinin ancak bu şekilde talep edilebileceği, kefaletleri kapatma işleminin en geç 31/12/2019 tarihine kadar bitireceğinin taahhüt edildiği, ancak davacı tarafından söz konusu borçların belirtilen tarihe kadar davacı ve şirketi tarafından ödendiğine ve kefaletlerin sonlandırıldığında dair herhangi bir iddia ileri sürülmediği gibi ispat da edilmemiştir. Aksine davacının şirketinin bankalara olan ve davalı şirketin kefili olduğu borçlar davalı şirket tarafından ödenmiş ve ödenen bedelin rücu için başlatılan takipler ve açılan itirazın iptali davaları derdesttir. Bu durumda inançlı işlem sözleşmesindeki davacı yükümlülükleri yerine getirilmediğinden davacının devredilen hisselerin iadesini ve kar payını talep etmesi mümkün değildir. Yine inançlı işlem sözleşmesinin 4. maddesi uyarınca davacının yükümlülüklerini yerine getirdikten sonra yazılı talebiyle hisse devri hakkını kullanmasını davalı Sema'nın kabule yükümlü olduğu, yazılı talepten itibaren 30 gün içerisinde hisse devrini gerçekleştirmek zorunda olduğunu, bunu yapmadığı takdirde kendisine devredilen hisse karşılığı beş milyon TL'yi davacıya ödemekle yükümlü olduğunun kararlaştırıldığı, ancak davacı tarafından yükümlülüklerinin yerine getirilmediği, bu durumda hisselerinin gerçek değerinin ve sözleşmede belirtilen bedelin talep edilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmıştır. Mahkemece bu hususlar göz önüne alınarak davanın reddine karar verilmesi isabetli olup, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri ve söz konusu hususların çözümü hukuk dışında teknik veya özel bilgiyi gerektirmediğinden Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmamasının ve uzman görüşünün değerlendirilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğu yönündeki istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir. Ancak davacı ve davalı ... arasında akdedilen dava konusu sözleşmelerin tarafı olmayan davalı ... aleyhine açılan davanın pasif husumet ehliyeti eksikliğinden esastan reddine karar verilmesi gerekirken Mahkemece bu hususun değerlendirilmemesi yerinde olmamış ise de, bu husus istinaf sebebi yapılmadığından ve sonuca etkisi olmadığından kaldırma sebebi yapılmamıştır. Açıklanan nedenlerle; ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesi usul ve yasaya uygun olup, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacıdan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 368,3‬0 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 16/05/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.  </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"5981a42f67bca47e","SID":"43dd73ce814ae4aa"}}