{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/42 Esas <br>KARAR NO: 2024/809 Karar <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2019/113 Esas - 2021/708 Karar <br>TARİHİ: 27/10/2021<br>DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>DAVA TARİHİ: 01/03/2019<br>(BİRLEŞEN DAVA İSTANBUL 14. ATM 2020/50 ESAS)<br>DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 09/05/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle, taraflar arasında 07/05/2018 tarihli .... REF numaralı sözleşme ile 4 adet jeneratör alım satım sözleşmesi imzaladıklarını, sözleşmede kararlaştırılan rakamın 328.250,00 USD olduğunu, anılan sözleşmenin 7.maddesi gereğince 8.250,00 USD sözleşme imzalandığı takdirde peşin alındığını, jeneratörlerin davalı tarafından alınmaması ve sözleşmeden dönmesi sebebiyle taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 8.maddesinin d bendi gereğince cayma bedeli olan %10' luk kısmının tahsiline gidildiğini, peşinat olarak ödenen 8.250,00 USD' nin de tutardan düşüldüğünü, müvekkilinin davalı aleyhine öncelikle İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasından icra takibi başlatıldığını, davalının yapmış olduğu itiraz üzerine takibin durduğunu, davalının haksız, kötü niyetli itirazının yasal dayanaktan yoksun olduğunu, bu nedenlerle davalının icra takibini sürüncemede bırakmaya matuf, haksız, kötü niyetli, yasal mesnetten yoksun itirazın iptali ile davalı aleyhine itiraza konu meblağın %20' sinden az dolmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Aıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, sözleşmeden işlem temelinin çökmesi nedeniyle dönüldüğünü, sözleşme kurulduktan sonra gerçekleşen değişikliklerin müvekkili şirket açısından katlanılamaz duruma geldiğini, müvekkili şirketin yurt dışı işi veya döviz gelirinin bulunmadığını, sözleşmeden dönme bildiriminin yapıldığı tarihte olağan dışı bir şekilde dövizde kurunda gerçekleşen değişikliklerin ülkede beklenen olağan kur hareketliliğini aşacak düzeyde olduğunu ve öngörülemediğini, cezai şart talep edilebilmesi için belirlenen sebeplerin gerçekleşmediğini, talep edilen cezai şartın fahiş olduğunu, icra inkar tazminatı talebinin haksız olduğunu, bu nedenlerle müvekkili şirketin bahsi geçen sözleşmeyi işlem temelinin çökmesi sebebiyle feshettiğinin ve bu sebeple cezai şart talep edilemeyeceğinin tespiti ile, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine, sayın mahkemece aksi kanaatte olunması halinde fahiş cezai şartın açıklanan nedenler ile indirilmesine, icra inkar tazminatı talebinin reddine, davacı aleyhine takip miktarının %20’sinden aşağı olmamak üzere, kötüniyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini beyan etmiştir. Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı borçlu arasında jeneratör alımına ilişkin ticari ilişki mevcut olduğunu, bu ticari ilişki kapsamında, müvekkil şirketin 8.250 USD tutarında peşin ödeme yaptığını, müvekkili şirket tarafından Bandırma ... Noterliğinin 16.08.2018 tarihli ... Yevmiye Numarası ile düzenlenmiş olan ihtarnameyle sözleşmenin uyarlanması talep edilmiş, kabul edilmemesi halinde, ödenmiş olan 8.250 USD’nin müvekkil şirkete iadesi talep edildiğini, davalı şirket tarafından gönderilen ihtarname ile  belirtilmiş olan süre içerisinde işlem temelinin çökmesi nedeniyle uyarlama talebinin kabul edilmediği anlaşılarak sözleşmeden döndüklarinin ihtarı Kartal ... Noterliğinin 06.09.2018 tarihli, ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile davalı tarafa bildirilmiş, 8.250 USD bedelin bir gün içerisinde iadesi talep edildiğini, ihtarname ile bir sonuç alınamaması neticesinde, müvekkil Şirket tarafından davalı borçlu aleyhine İstanbul ... İcra Müdürlüğü ... Esas sayısı ile icra takibi başlatıldığını,, davalının itirazı sonucunda icra takibi durdurulduğunu, davalı borçlu başlatılan takibe kötüniyetli olarak itiraz ettiğini, davalı taraf, cezai şart alacağı talebiyle, müvekkili şirket aleyhine  İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosya ile icra takibi başlatıldığını, itirazları neticesinde İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/113 E. sayılı dosyası ile yargılama devam etmekte olduğunu, davanın birbiri ile bağlantılı olması ve birinde verilecek sonucun diğerini de etkileyecek olması sebebiyle bu davanın İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/113 E. sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verilmesini talep ettiklerini, davalı borçlunun huzurdaki davaya konu icra takibine haksız ve kötüniyetli itirazın iptaline, takibin devamına, davalı borçlunun alacağın %20’sinden az olmamak kaydıyla icra inkar tazminatı ödemeye mahkum edilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına, karar verilmesini vekaleten talep ve dava etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 27/10/2021 tarih 2019/113 Esas - 2021/708 Karar sayılı kararında; \" İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı takip dosyası, İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı takip dosyası, tarafların ticaret sicil kayıtları, Bandırma ... Noterliğinin 16/08/2018 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi, Beşiktaş .... Noterliğinin 28/09/2018 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi, Kartal ... Noterliğinin 06/09/2018 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi, İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/50 Esas sayılı dava dosyası,  07/05/2018 tarihli, ... REF satış sözleşmesi celp edilmiş, incelenmiştir. Dosyalar arasındaki irtibat nedeniyle İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/50 Esas sayılı dosyası 03/02/2020 tarihinde iş bu dava dosyası ile birleştirilmiştir. Mahkememiz dosyası SMMM ... ile YMM ... oluşan bilirkişi heyetine  tevdi edilmiş, bilirkişi heyete  tarafından mahkememize sunulan 15/10/2019 tarihli  bilirkişi raporunda özetle ve sonuç olarak; ''... Tüm dosya kapsamı ve davalı ...'nin sunmuş olduğu yasal ticari defterler üzerinde yapılan incelemede; Taraflar arasında varlığı kabul edilen alım satım sözleşmesinin, davalı tarafından haklı nedenle feshedilmediği, Davacının cezai şart talep edebileceği, talep edilen 24.575 USD cezai şart miktarının, davalının ekonomik mahvına neden olacak tutarda olmadığı ...'' mütalaa edilmiştir. Asıl dava ticari satış sözleşmesi kapsamında sözleşmenin haksız feshi nedeniyle cezai şart alacağının tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali davası; birleşen dava aynı satış sözleşmesi nedeniyle peşin ödenen tutarın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı hep birlikte değerlendirildiğinde; Davacı ... A.Ş. ile davalı ... arasında 07/05/2018 tarihinde dört adet jeneratörün alım satımı konusunda satış sözleşmesi imzalanmıştır. Sözleşmede dört adet jeneratör bedeli 328.250,00 USD olarak kararlaştırılmıştır. Bahse konu sözleşmenin 7. maddesi uyarınca davalı 8.250,00 USD peşinat ödemesi yapmıştır. Taraflar arasında sözleşmenin varlığı, bedeli ve peşinat ödemesi tartışmasız olup, ihtilaf konusu değildir. I. ASIL DAVA DOSYASINDA; davalı taraf sözleşmeden döndüğü için davacı sözleşmenin 8. maddesinin d. bendi uyarınca cezai şart hükmünü işletmiş, sözleşme bedelinin (328.250,00 USD) %10 'u oranında (32.850,00 USD) cezai şart tutarından davalı tarafından peşin ödenen (8.250,00 USD) kısım mahsup edildikten sonra bakiye 24.575,00 USD alacak üzerinden icra takibine girişmiştir. Davalı icra takibine itiraz etmiş, bu nedenle takip durmuş ve eldeki itirazın iptali davasının açıldığı anlaşılmıştır. Asıl dava dosyasında davalı, sözleşme imzalandıktan sonra kurdaki dalgalanmalar nedeniyle aşırı ifa güçlüğünün ortaya çıktığını ve işlem temelinin çöktüğünü, bu nedenle sözleşmeden haklı nedenlerle dönüldüğü savunmasına dayanmıştır. Ayrıca, cezai şart talep edilebilmesi için sözleşmedeki koşulların oluşmadığını, aksi halde cezai şartın fahiş olduğunu ve indirilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Taraflar arasında akdedilen satış sözleşmesinin 8. maddesinin d. bendinde \"İş bu satış sözleşmesi taraflarca imzalandıktan sonra taraflardan herhangi birinin haklı bir sebep olmaksızın vazgeçmesi ve protokol hükümlerini bu nedenle yerine getirmemesi halinde protokol bedelinin %10'u oranındaki tutarı, vazgeçen firma cezai şart olarak ödemeyi kabul ve taahhüt eder\" şeklinde düzenlenmiştir. Uyuşmazlık, tarafların beyanları ve sözleşme hükmü incelendiğinde satış sözleşmesinin haklı / haksız nedenlerle feshedilip edilmediği noktasında toplanmaktadır. Davalı savunmalarının temelinde, satış sözleşmesinden haklı nedenlerle dönüldüğünü iddia ettiğine göre bu iddiasını / haklı nedenleri ispatla yükümlü olup, bu hususta aşırı ifa güçlüğü ve işlem temelinin çökmesi hukuksal nedenlerine dayanmıştır. Bilindiği üzere, Türk Borçlar Kanunun 138. nci maddesi ile düzenlenen aşırı ifa güçlüğü nedeniyle sözleşmeye müdahale müessesesi istisnai nitelikte bir kurum olmakla yasa koyucu tarafından da bu kurumun uygulanması ancak anılan madde de belirtilen dört koşulun birlikte gerçekleşmesine bağlanmıştır. Bunlar; sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü durum ortaya çıkması, bu durumun borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkması, yine bu durumun sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmesi ve borçlunun borcunu henüz ifa etmemiş olması veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olması halidir. Bu dört koşulun birlikte gerçekleşmesi halinde ise borçlunun, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme hakkı bulunmaktadır. Bu durumlar da mümkün olmadığı takdirde ancak ilgilinin sözleşmeden dönme hakkını kullanabilecektir. Somut olaya bakıldığında; taraflar arasındaki jeneratör alım satımına yönelik satış sözleşmesi döviz üzerinden kararlaştırılmıştır. Başka bir anlatımla taraflar, satılan malın bedeli semen için Türk Lirası yerine TBK'nın 99. maddesi uyarınca yabancı para (USD) üzerinden tercihte bulunmuşlardır. Yerleşik hale gelmiş içtihatlarda vurgulandığı üzere, ülkemizde zaman zaman ekonomik krizlerin vuku bulduğu ve bu bağlamda dövizle borçlanmanın risk taşıdığı da toplumun büyük bir çoğunluğu tarafından bilinen bir olgu olduğundan davalının, bu riski önceden öngörebilecek durumda olmasına rağmen dövizle borçlanmak suretiyle davaya konu sözleşmeleri imzaladığı, açıklanan nedenlerle işlem temelinin çökmesinden bahsetmesinin olanaklı olmadığı, bu nedenle yukarıda belirtilen tüm hususlar birlikte değerlendirildiğinde dava konusu olayda uyarlama ile işlem temelinin çökmesi koşullarının bulunmadığı açıktır. (Aynı ve örnek gerekçe için bakınız. İstanbul BAM 12. H.D. 2019/2231 E., 2019/1605 K.). Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/13-515 E., 2019/1233 K. Sayılı ilamında:\"...Davacının, davalı bankadan 03.09.2008 tarihinde dövize endeksli olarak 96 ay vadeli olarak konut kredisi kullandığı anlaşılmakta olup, davacı Japon Yeni’nin TL karşısında aşırı değer kazandığını ve bu suretle işlem temelinin çöktüğünü ileri sürerek uyarlama talebinde bulunmuştur. Dava konusu olayda davacının başlangıçta seçme özgürlüğü varken TL yerine döviz bazında kredi kullandığı, bir başka deyişle serbest iradesiyle kredi türünü belirlediği, ülkemizde zaman zaman ekonomik krizlerin vuku bulduğu ve bu bağlamda dövizle borçlanmanın risk taşıdığı da toplumun büyük bir çoğunluğu tarafından bilinen bir olgu olduğu, davacının, bu riski önceden öngörebilecek durumda olmasına rağmen dövizle kredi kullanma yolunu tercih etmiş bulunduğu, bu nedenle yukarıda belirtilen tüm hususlar birlikte değerlendirildiğinde dava konusu olayda uyarlama koşullarının bulunmadığı anlaşılmaktadır. ...\" demiştir.Diğer taraftan; dövizdeki kur dalgalanmaları önceden öngörülemeyecek, TBK' nın 138. maddesi uyarınca aşırı ifa güçlüğü oluşturan ve işlem temelinin çökmesin neden olan hususlardan değildir. Davalı satış sözleşmesinde bedeli döviz (USD) cinsinden ödemeyi kabul ve taahhüt etmiştir. Basiretli her tacir gibi ülkedeki ekonomik koşullar uyarınca yabancı para cinsinden alacaklarda kurda farklılıkların oluşabileceğini bildiği veya bilmesi gerektiği - basiretli tacir olmanın bir gereğidir. Kaldı ki, kur dalgalanmaları daha önce hiç vuku bulmamış, ilk defa davalının sözleşme yaptığı tarihten sonra ortaya çıkmış bir durum da değildir.  Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2014/13-1614 E., 2014/900 K. Sayılı ilamında:\"...Taraflar arasındaki (davaya konu) konut kredi sözleşmesi 15.08.2008 tarihinde düzenlenmiş, davacı TL (YTL) üzerinden kredi kullanma imkanı varken, Japon Yeni üzerinden dövize endeksli konut kredi kullanmıştır. Yaklaşık üç yıl boyunca da kurda aşırı bir değer artışı meydana gelmediğinden, davacı kullandığı kredi taksitlerini ödemiştir. Yukarıdan beri açıklandığı gibi, Türkiye’de yıllardan beri ekonomik paketler açılmakta, ancak istikrarlı bir ekonomiye kavuşamamaktadır. Devalüasyonların ülkemiz açısından önceden tahmin edilemeyecek bir keyfiyet olmadığı, kur politikalarının her an değişebileceği bir gerçektir. Devalüasyon ve ekonomik krizlerin aniden oluşmadığı, piyasadaki belli ekonomik darboğazlardan sonra meydana geldiği bilinmektedir. Ülkemizde 1958 yılından beri devalüasyonlar ilan edilmekte sık sık para ayarlamaları yapılmakta,Türk parasının değeri dolar ve diğer yabancı paralar karşısında düşürülmektedir.Ülkemizdeki istikrarsız ekonomik durum davacı tarafından tahmin olunabilecek bir keyfiyettir. Somut olayda uyarlamanın koşullarından olan öngörülmezlik unsuru oluşmamıştır. Nitekim aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulu’nun 15.10.2003 gün ve 2003/13-599 E.-2003/599 K.;07.05.2003 gün ve 2003/13-332 E.-2003/340 K.sayılı kararlarında da benimsenmiştir....\" Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun yukarıda atıf yapılan kararlarında, Türk Lirası yerine yabancı para yani döviz üzerinden işlem gerçekleştiren ve kur dalgalanmaları sebebiyle aşırı ifa güçlüğünden işlem temelinin çöktüğünü iddia eden davacıların tüketici oldukları halde dahi, kurdaki dalgalanmaları bilebilecekleri ve bu durumun önceden öngörülebilecek bir durum olduğu belirtilmesine rağmen, eldeki dava dosyasında davalının tacir sıfatı nazara alındığında, davalının kurdaki dalgalanmaları önceden öngörülemeyecek olağanüstü hal olduğunu ileri sürmesi basiretiyle çelişir hal arz ettiğinden mahkememizce öngörülmezliğe yönelik savunmaları yerinde görülememiştir. Açıklanan nedenlerle, davalının kur dalgalanmaları ve kurun yükselmesi sebebiyle işlem temeli çöktüğünden sözleşmeden haklı nedenlerle dönüldüğü savunmasına itibar edilmemiş, aksine davalı tarafından sözleşmenin haksız şekilde feshedildiği sonucuna varılmıştır. O halde, taraflar arasındaki sözleşmenin  8. maddesinin d. bendi uyarınca davacının cezai şart alacağının koşulları tümüyle yerine gelmiştir ve cezai şart alacağına hak kazanmıştır. Bu bağlamda, taraflar arasındaki sözleşmenin bedeli, kararlaştırılan cezai şart tutarı ve davalı tarafından peşin ödemesi yapılan miktar mahsup edildiğinde davacının  hak ettiği cezai şart bedeli 24.575,00 USD ' dir. Esasen, asıl dava dosyasında icra takibi bu tutar üzerinden başlatılmış, nihayetinde yargılama aşamasında alınan 15/10/2019 tarihli bilirkişi kurulu raporunda daha detaylı ve kapsamlı olarak davacının cezai şart alacağının 24.575,00 USD olduğu tespit edilmiştir. Davalı savunmalarının devamında; cezai şartın fahiş olduğunu ve tacir olarak mahvına sebep olacağını söyleyerek cezai şart miktarından tenkis talebinde de bulunmuştur. Ticaret Hukukumuzda cezai şart, miktarı yönünden sadece, BK’nın 20. maddesindeki “ahlâka aykırılık” kavramı ile sınırlanmış bulunmaktadır. TTK’nın 24. maddesi uyarınca tacirin, borçlu olduğu cezai şartın tenkisini istemesi mümkün değildir  Ancak, TTK’nın 24. maddesi ile tacir olan şahsa ve onun âkidine tanınmış olan bu (akit serbestisi) ilkesi, bütün akitler için sınırlayıcı bir hüküm mahiyetinde olan TTK’nın birinci maddesi hükmünün atfı nedeniyle BK’nın (butlan) matlabını taşıyan 20. maddesi hükmü ile, tahdit edilmiştir. Şayet, taraflarca sözleşme ile tespit edilmiş olan (cezaî şart) miktarı, borçlu durumda olan tacirin, iktisaden mahvını mucip olacak ve onun eskisi gibi ticarî faaliyetini devam ettirmesine imkân tanımayacak derecede (ağır) ve (yüksek) ise, o zaman, böyle bir (cezaî şartı) ahlâk ve adaba aykırı bir şart olarak kabul ederek, (kısmen) veya (tamamen) iptali cihetine gitmek mümkündür. Çünkü, ahlâk ve adaba aykırılık dolayısıyla sözleşmede yer alan (cezai şart)'ın (butlanı), hukukun genel bir ilkesidir. TTK’nın 24. maddesi hükmünün, bu genel müeyyidenin dışında kalacağını düşünmek mümkün değildir. Bir borçlunun, iktisadî ve ticarî faaliyet ve mevcudiyetinin tehlikeye girmesini veya yıkılmasını mucip olacak bir nisbete ulaşan her (cezaî şart), ahlâk ve adaba aykırıdır. Mahkemelerin bu hususta karar verirken, borçlu bir şirket ise, bu şirketin ticaret sicilindeki kayıtlar celp ederek ne miktar bir sermaye ile ticarî faaliyette bulunduğu, mal varlığının neye baliğ olduğu ve kararlaştırılan cezaî şartın tahsili cihetine gidilmesi hâlinde o şirketin eskisi gibi ticarî hayatını devam ettirmesinin mümkün olup olmadığı gerekirse bilirkişiden de mütalâa alarak araştırılması icap etmektedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/19-922 E., 2019/706 K.). Nitekim aynı ilkeler 10.03.1940 tarihli ve 1940/7 E., 1941/71 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında ve Hukuk Genel Kurulunun 20.03.1974 tarihli ve 1970/1053 E., 1974/222 K., 09.05.1984 tarihli ve 1984/263 E., 1984/286 K. sayılı kararlarında da benimsenerek detaylı bir biçimde açıklanmıştır. Somut olaya dönüldüğünde; yukarıda değinilen ilke ve kurallar nazara alınarak davalı şirketin mali durumu hakkında bilirkişi incelemesi yaptırılmış, nihayetinde talep edilen 24.575,00 USD cezai şartın davalı şirketin ticari faaliyet alanı, imzalanan sözleşme bedeli, davalının işlem hacmi, cirosu, mal varlığı vs... gözetilerek davalı açısından onun ekonomik mahvına sebep olacak tutarda olmadığı kanaatine varılmıştır. Bu bağlamada, davalı şirketin ekonomik durumunu açıklayan detaylı ve gerekçeli inceleme içeren 15/10/2019 tarihli bilirkişi kurulu raporuna itibar edilmiş, cezai şartın fahiş olmadığı ve davalının ekonomik mahvına sebep olmayacağı anlaşıldığından cezai şarttan tenkis / indirim yapılması yoluna gidilmemiştir. Nihayetinde; asıl dava dosyasında davanın kabulüne ve alacak likit ve muayyen olduğundan ayrıca yasal koşullar oluştuğundan davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmiştir. <br>II. BİRLEŞEN DAVA DOSYASINDA; davacı .... jeneratör alım satımı konusunda satış sözleşmesi imzalandıktan sonra davalı ... A.Ş.' ye ödemiş olduğu 8.250,00 USD peşinatın iadesi için dava açmış bulunmaktadır. Esasen, birleşen dava dosyasında davacı taraf, asıl dava dosyasında davalı olup asıl davada sunmuş olduğu cevap dilekçesi ve ileri sürdüğü vakıaları bu sefer birleşen dava dosyasında da tekrar etmiş, yapılan peşinat ödemesinin iadesini istemiştir. Birleşen dava dosyasında, asıl davada sunulan cevap dilekçesinde olduğu gibi davacı taraf, işlem temelinin çöktüğünü, sözleşmeden haklı nedenlerle dönüldüğünü, bu nedenle satış sözleşmesinin imzalanması ile birlikte karşı tarafa ödemiş olduğu 8.250,00 USD' nin iadesini talep etmiş ise de; yukarıda kapsamlı olarak vurgulandığı üzere, kurdaki dalgalanmaların önceden öngörülemeyecek olağan üstü bir hal olmadığı, ülkemizdeki ekonomik istikrarsızlık ve yıllar içerisinde Türk Lirasının döviz (USD) karşısında değer kaybetmesinin bilinen bir olgu olduğu, bu konuda açılan sayısız emsal davada (hatta tüketiciler hakkındakiler dahi) Yargıtay' ın kur dalgalanmalarının öngörülmez hal olarak kabul edilmediği, öte yandan davacının tüzel kişi (Anonim Şirket) ticari şirket başka bir anlatımla tacir olduğu, basiretli her tacir gibi kurdaki dalgalanmaları ve yabancı para cinsinden sözleşmelerde yabancı paranın değerinin artabileceğini basireti gereği objektif olarak bilmesinin gerekeceği, ayrıca davacının satış sözleşmesi yaparken Türk Lirası yerine tercihini USD olarak yabancı para cinsinden seçtiği ve ödemeyi yabancı para cinsinden yapılması konusunda davalıya kabul ve taahhütte bulunduğu, davacının hem ahde vefa ilkesi gereğince bu taahhüdüne uymakla yükümlü olduğu gibi hem de TBK' nın 99. maddesi uyarınca tercih hakkını dövizden yana kullanması sebebiyle bunun sonuçlarına katlanması gerektiği, davacının yurt dışı ile ticaret yapmadığı ve döviz geliri bulunmadığı yönündeki iddialarının karşı tarafa ileri sürülebilecek ve sözleşmedeki borcun ifasından kurtulmasını sağlayacak nedenler de olmadığı, nihayetinde asıl davada davacının bu tutarı hak edilen cezai şart bedelininden mahsup etmesinin hukuka uygun ve yerinde olduğu, esasen açıklanan nedenlerle mahsuba yönelik yasal koşulların da oluştuğu, birleşen dava dosyasında davacının sözleşmeyi haksız olarak feshetmesi nedeniyle ödemiş olduğu peşinatın iadesini isteyemeyeceği ve bu amaçla başlatılan takibin de haksız olduğu anlaşılmakla birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Asıl dava dosyasında alacak likit ve muayyen olduğundan İİK'nın 67. maddesindeki yasal koşullar bulunmakla davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmiştir. Yerleşik Yargıtay İçtihatlarında vurgulandığı üzere, yabancı para cinsinden yapılan icra takiplerinde, icra inkar tazminatına takip tarihindeki kur karşılığı Türk Lirası üzerinden hükmedilmesi gerektiğinden takip tarihindeki kur birimi esas alınmıştır. (Y. 19.H.D. 2018/1997 E., 2020/852 K.) Birleşen dava dosyasında, kötü niyet tazminatı yönünden davacının takibinde haksız olduğu açık olmakla birlikte kötü niyetli olduğu davalı tarafça ispat edilmediğinden esasen kötü niyete ilişkin hiç bir delil de sunulmadığından kötü niyet ispat edilememiş, kötü niyet tazminatının reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.\"gerekçesi ile, \"A-ASIL DAVA DOSYASI YÖNÜNDEN DAVANIN KABULÜ ile; 1-Davalının İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasına yönelik yapmış olduğu İTİRAZIN İPTALİ ile takibin kaldığı yerden aynı koşullar altında ve aynen DEVAMINA, 2-Alacağın likit ve muayyen olduğu anlaşıldığından asıl alacak 24.575,00 USD'nin 10/10/2018 takip tarihindeki (1 USD = 6,1358 TL) karşılığı olan 150.787,29 TL'nin %20'si oranındaki 30.157,45 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, <br>B-BİRLEŞEN İSTANBUL 14. ATM'NİN 2020/50 ESAS SAYILI DAVA DOSYASI YÖNÜNDEN; 1-Davanın REDDİNE, 2-Davalının kötü niyet tazminatı talebinin yasal koşulları oluşmadığından REDDİNE,\" karar verilmiş ve karara karşı asıl davada davalı birleşen davada davacı  vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Asıl davada davalı birleşen davada davacı vekili asıl ve birleşen davalara yönelik istinaf dilekçesinde özetle,  taraflar arasında jeneratör alım satımına ilişkin sözleşme bulunduğunu,  bu ilişkiye istinaden ... Şirketi'ne  8.250,00 USD  peşin ödeme yapıldığını; ancak müvekkili şirket tarafından Bandırma ... Noterliği'nin 16/08/2018 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile taraflar arasındaki ... Referans numaralı Sözleşme'nin uyarlanmasının,  uyarlama taleplerinin kabul edilmemesi halinde ise, ödenmiş olan 8.250,00-USD'nin iadesinin talep edildiğini; ... Şirketi tarafından ihtarnameye cevap verilmemesi üzerine bu defa Kartal ... Noterliği'nin 06/09/2018 tarihli, ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile sözleşmeden dönüldüğünün, peşin ödenen  8.250,00-USD nin bir gün içerisinde iadesinin talep edildiğinin karşı tarafa bildirildiğini, ... bu ihtarnameye rağmen peşinatı iade etmemesi nedeniyle şirket aleyhine İstanbul .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasında ilamsız icra takibi başlatıldığını,  bu takibe haksız olarak itiraz edildiğini, itirazın iptali için  İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/50 Esas sayılı dosyasında açılan itirazın iptali davasının, aralarında bağlantı bulunması nedeniyle, ... müvekkili aleyhine haksız olarak başlattığı İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı takip dosyasına taraflarınca yapılan haklı itirazın iptali için açılan  İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/113 Esas dosyası ile birleştirildiğini, Mahkemece ... Şirketi tarafından açılan davanın kabulüne, taraflarınca açılan birleşen davanın ise reddine karar verildiğini, işbu kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, Her ne kadar davacı/birleşen davada davalı tarafından müvekkili şirketin cayma bedelini ödemekten kaçındığı ve borçlu olduğu iddia edilmekte ise de, müvekkili şirket ile davacı/birleşen dosyada davalı arasında akdedilen sözleşmeden işlem temelinin çökmesi nedeniyle dönüldüğünden müvekkkili şirketin borçlu olduğu iddiasının gerçek dışı olduğunu,  16/08/2018 tarihli ihtarname ile karşı tarafa; taraflar arasındaki 07/05/2018 tarihli  jenaratör alımına ilişkin sözleşmede; satış bedelinin amerikan doları olarak belirlendiği, ancak amerikan dolarındaki beklenmeyen ve öngörülemeyecek şekilde gerçekleşen artış nedeni ile sözleşme gereği satın alma işleminin amerikan doları olarak belirlenen bedel üzerinden gerçekleştirilemeyeceğinden aşırı ifa güçlüğü ortaya çıkması nedeniyle, işlem temelinin çöktüğü, sözleşme konusu ürünler hakkında sipariş tarihindeki kur 3,8945-TL iken sözleşme tarihinde 4.2626-TL olduğu,  ihtarnamenin keşide tarihinde ise 6,1471-TL olduğu belirtilerek dolar kurunun sözleşme tarihi olan 07/05/2018 tarihindeki kur üzerinden sabitlenmesi ile sözleşmenin uyarlanması, talebin kabul görmemesi yahut üç iş günü içerisinde cevaplandırılmaması halinde, jenaratör alımına ilişkin sözleşmeden işlem temelinin çökmesi nedeniyle dönüldüğü ve 8.250,00-USD'nin faizi ile iade edilmesi gerektiği hususlarının ihtar edildiğini, karşı tarafın gönderdiği 29/08/2018 tarihli cevabi ihtarnamede;  her iki tarafın da tacir olması nedeniyle Türk Ticaret Kanunu'nun 18. maddesinin 2. fıkrası uyarınca müvekkili şirketin basiretli tacir gibi hareket etme yükümlülüğü olduğu belirtilerek, jeneratörlerin alınarak bedelinin ödenmesinin,  aksi halde %10 oranında cezai şart ödenmesinin talep edildiğini, bunun üzerine müvekkili şirketin 06/09/2018 tarihli ihtarname ile işlem temelinin çökmesi nedeniyle sözleşmeden dönüldüğü hususunun karşı yana bildirildiği ve peşin ödemenin bir gün içerisinde iadesinin talep edildiğini, Döviz kurlarında yaşanan dalgalanmalar neticesinde; sözleşmenin akdedildiği tarihteki dolar kuru ve koşullar göz önünde bulundurulduğunda, edimler arasında büyük dengesizlikler meydana geldiğini ve edimin ifasının müvekkili şirketten beklenmesinin dürüstlük kuralına aykırı olacağından taraflar arasında Sözleşmede belirlenen dolar kurunun sabitlenerek Sözleşmenin uyarlanması amacıyla davacı/birleşen dosyada davalı'dan talepte bulunulduğunu ancak taleplerinin davacı/birleşen davada davalı tarafından kabul edilmeyerek edimler arasında aşırı dengesizlikler meydana geldiğini ve işlem temelinin çökmesi nedeniyle müvekkili şirket tarafından bu defa sözleşmeden haklı nedenle dönüldüğünü; müvekkili şirket tarafından davacı/birleşen dosyada davalı'ya Sözleşme'nin uyarlanması talebini havi ihtarnamenin gönderildiği tarihte dolar kurunun kısa süre içerisinde yaklaşık olarak %44 oranında artış göstermesi nedeniyle ve de işlem temelinin çökmesi nedeniyle sözleşmeden dönüldüğü hususunun izahtan vareste olduğunu; müvekkili şirket tarafından bu aşamaya gelmeden evvel tüm gayret sarf edilerek, davacı/birleşen dosyada davalı tarafından müvekkili şirketin kusuru olmaksızın, davacı/birleşen davada davalının bir günde Sözleşme dışı zenginleşmesi de kabul edilemeyeceğinden 4721 sayılı Kanun'un 2. maddesinde düzenlenen \"dürüstlük kuralı\" uyarınca işlem temelinin çökmesi nedeniyle sözleşmeden dönüldüğünü; Yerel Mahkeme tarafından tüm bu iddialarının göz ardı edildiğini,  Yerel Mahkeme tarafından belirtilen emsal kararların eski yıllara ilişkin olup bu içtihatların günümüzde uygulanabilirliğinin kalmadığını; aşırı ifa güçlüğü ile değinilecek en önemli noktanın ekonomide meydana gelen ani değişimlerin özellikle döviz ile borçlanılan sözleşmelerde ciddi sıkıntılar meydana getirmesi olduğunu; dolayısıyla Yargıtay’ın çok uzun dönemleri esas aldığı değerlendirmelere dayanılarak hüküm tesis edilmesinin isabetli olmadığını; döviz kurlarında meydana gelen ani değişimlerin basiretli davranma yükümlülüğü bulunan tacirler için bile tahmin edilmesinin zor olduğunu; bu sebeple Yerel Mahkeme tarafından tesis edilen işbu kararın taraflarınca hiçbir şekilde kabulünün mümkün olmayıp istinaf incelemesi ile kaldırılması gerektiğini, İşlem temelinin çökmesi kavramı altında değerlendirilen aşırı ifa güçlüğü, sözleşmenin yapılmasına temel oluşturan olguların, sözleşmenin kurulması sırasında tarafların öngöremeyecekleri, hesaba katmalarının beklenemeyeceği olağanüstü durumların ortaya çıkmasıyla esaslı şekilde değişmesini, sözleşmede edimler arasında kurulan dengenin alt üst olmasını, borçlu için sözleşme koşullarında borcun ifasının dürüstlük kuralına aykırı düşecek ölçüde ağırlaşmasını ifade etmekte olduğunu; bu doğrultuda, müvekkili şirket ile davacı/birleşen dosyada davalı arasında akdedilen sözleşmeden işlem temelinin çökmesi nedeniyle dönüldüğünden müvekkkili şirketin borçlu olduğu iddiası gerçek dışı olup Yerel Mahkemece bu hususlar irdelenmeden tesis edilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu; bu sebeple istinaf başvurularının kabulünü ve haksız ve hukuki mesnetten yoksun işbu kararın istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını talep ettiklerini, Davacı/birleşen davada davalı tarafından cezai şart talep edilebilmesi için belirlenen koşullar gerçekleşmemiş olmasına rağmen yerel mahkeme tarafından bu husus gözetilmeden verilen kararın hukuka aykırılık teşkil ettiğini,  Müvekkili şirket ile davacı/birleşen dosyada davalı arasında akdedilen sözleşmenin 8. maddesinin (d) bendinin; \"İşbu satış sözleşmesi taraflarca imzalandıktan sonra taraflardan herhangi birinin haklı bir sebep olmaksızın vazgeçmesi ve protokol hükümlerini bu nedenle yerine getirilmemesi halinde protokol bedelinin %10'u oranındaki tutarı, vazgeçen firma cezai şart olarak ödemeyi kabul ve taahhüt eder.\" şeklinde olduğunu; bu bağlamda her ne kadar davacı/birleşen dosyada davalı tarafından müvekkili şirket tarafından sözleşmeden haksız yere dönüldüğü, cayma bedeli olan %10'luk kısmının tahsiline gidildigi, %10'luk kısmın tahsilinde ise peşinat olarak ödenen 8.250,00 USD'nin tutardan düşüldüğü iddia edilmişse de, davacı/birleşen dosyada davalı tarafından ileri sürülen iddiaların hepsi gerçek dışı olup hukuki mesnetten yoksun olduğunu,  Müvekkili şirket tarafından Sözleşmeden işlem temelinin çökmesi nedeniyle dönülmüş olup davacı/birleşen davada davalının iddialarının gerçek dışı olduğunu; cezai şartın, borçlunun alacaklıya karşı mevcut bir borcu hiç veya gereği gibi ifa etmemesi halinde ödemeyi vaat ettiği, hukuki işlem ile belirlenmiş ekonomik değeri olan bir edim olduğunu; cezai şartın amacı, borçluyu borca uygun davranmaya sevk etmek olup asıl alacağı kuvvetlendirme amacı güttüğünü; bu bakımdan cezai şartın, kuvvetlendirilecek asıl borcun mevcut olmasını gerektirdiğini; asıl borç yoksa cezai şartın da söz konusu olamayacağını; asıl borç mevcut ve geçerli ise, cezai şartın da borç doğurduğunu; asıl borç sona ermiş ya da geçersiz doğmuşsa, cezai şartın bağımsız bir borç oluşturmayacağını, Bu bilgiler ışığında, müvekkili şirket tarafından işlem temelinin çökmesi nedeniyle sözleşmeden dönüldüğünden davacı/birleşen davada davalı tarafından cezai şart talebinin kabulünün taraflarınca kabulü mümkün olmayıp usul ve yasaya aykırılık teşkil eden Yerel Mahkeme kararına karşı yapmış oldukları istinaf başvuru taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep ettiklerini, Davacı/birleşen dosyada davalı tarafından talep edilen cezai şartın fahiş olup yerel mahkeme tarafından aksi yönde hüküm tesis edilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu,  Yukarıda ayrıntılı şekilde izah edildiği üzere cezai şart fer'i nitelikte bir borç niteliğinde olup, müvekkili şirket ... tarafından işlem temelinin çökmesi nedeniyle Sözleşmeden dönülmesi neticesinde talep edilemeyeceğinin izahtan vareste olduğunu ancak bir an için bahsi geçen Sözleşmenin bağlayıcı ve geçerli nitelikte olduğu kabul edilse dahi, talep edilmekte olan cezai şart miktarı fahiş olup indirilmesi gerekmekte iken Yerel Mahkeme tarafından aksi yönde hüküm tesis edilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu; müvekkil şirketin, bahsi geçen sözleşmeden dönülmemesi için gereken tüm gayreti göstermiş ise de, davacı/birleşen dosyada davalı tarafından buna karşın olumlu bir geri dönüş yapılmadığını; müvekkili şirket tarafından talep edilen kur sabitleme ve sözleşmenin uyarlama talebi reddedilerek söz konusu sözleşmenin ifası halinde davacı/birleşen dosyada davalı/borçlunun sebepsiz zenginleşeceği hususu izahtan vareste iken hiçbir olumlu teklif yöneltilmediğini, 6098 sayılı Kanun'un 182. maddesinin;  \"Taraflar, cezanın miktarını serbestçe belirleyebilirler. Asıl borç herhangi bir sebeple geçersiz ise veya aksi kararlaştırılmadıkça sonradan borçlunun sorumlu   tutulamayacası bir sebeple imkânsız hâle gelmişse, cezanın ifası istenemez. Ceza koşulunun geçersiz olması veya borçlunun  sorumlu tutulamayacağı bir sebeple sonradan imkânsız hâle gelmesi, asıl borcun geçerliliğini etkilemez. Hâkim, aşıtı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirir.\" hükmünü haivi olduğunu; taraflar arasındaki sözleşme gereği davacının ifasını gerçekleştirememesinde ise ciddi bir zararının söz konusu olmadığını; doktrindeki baskın görüşün; \"Başta yüksek görünmeyen cezai şartın sonradan durumun değişmesi nedeniyle, aşırı derecede yüksek görülmesinin mümkün olduğu yönündedir. Bu durumda bu düzenlemenin, cezai şart kararlaştırılan sözleşmelerin miktar bakımından özel bir uyarlama hükmü olduğu kabul edilmeli ve cezai şartın uyarlanması, hakim tarafından öncelikle BK. Md. 182/II hükmüne gore gerçekleştirilmelidir. Bununla birlikte tacirler arası işlemlerde TTK. Madde 22 hükmü, BK md. 182/III hükmünün uygulanmasını engellemektedir; bu durumda tacirler arası işlemlerde BK. Madde 138'in uygulanmasının mümkün olup olmadığı da öğretide tartışılmıştır; Atamer, buna olumlu yaklaşmıştır, yazarın isabetle belirttiği üzere; \"cevaplanması gereken bir soru, tacirler arası işlemlerde TK madde 22 her ne kadar BK madde 182 f.3'ün uygulanmasını yasaklıyor olsa da BK madde 138 çerçevesinde bir uyarlam yapma imkanının yine de olup olmayacağıdır. Kanımca buna olumlu yaklaşmak gerekir. (...) B2B işlemlerde ahlaka aykırılık denetimi yoluyla ancak baştan itibaren (ex ante) ahlaka aykırı cezai şartlar denetlenebilir. Buna karsilik bu kadar aşırı olmayan bir miktarın daha sonraki gelişmeler nedeniyle çok aşırı hale gelmiş olması ihtimalinde ya bu meblaği talep etmenin, yani sözleşmedeki bu hakka dayanmanın MK m.2'ye aykıtı olacağı kabul edilmeli ya da BK m. 138 üzerinden bir çözüm üretilmelidir.\" şeklinde olduğunu; kendilerinin de bu görüşe katıldıklarını; BE madde 182/111 hükmünün tacirler arası işlemlerde uygulanamaması yasa koyucunun bu konudaki tisk paylaşımı anlayışını göstermekle birlikte, genel hüküm niteliğinde olan ve tacirler arası işlemlere de uygulanacağı   konusunda şüphe olmayan BK madde 138 şartları dahilinde yine de uygulanması gerektiğini, (EK: Sözleşmeletin Uyarlanması, Basak Uysal, On İki Levha Yayıncılık, 2019, sf. 319).  Davacı/birleşen dosyada davalının borçlu olduğu halde müvekkili şirket tarafından başlatılmış olan icra takibine haksız ve kötü niyetli olarak itiraz etmesinden ötürü, müvekkili şirket lehine %20'den aşağı olmamak üzere, icra inkar tazmınatına hükmedilmesi gerekirken yerel mahkeme tarafından aksi yönde hüküm tesis edilmesinin açıkça hukuka aykırılık teşkil etmektedir.Takip borçlusu haksız ve kötü niyetli olarak hakkında başlatılan icra takibine itiraz eder ve takibin durmasına sebebiyet verirse, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (\"2004 sayılı Kanun\") 67. maddesinin 2. fıkrasında; \"Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde 20'den aşağı olmamak üzere, icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekecektir.\" yer alan hüküm gereği hakkında asıl alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekmekte olduğunu; Yargıtay'ın konuyla ilgili olarak görüşünün de bu doğrultuda olduğunu; emsal bir Yargıtay kararında bu hususun; \"İcra İflas Kanununun 68/son maddesi hükmü gereğince itirazın kaldırılması talebinin esasa ilişkin nedenlerle kabulü halinde borçlu, talebin aynı nedenlerle reddi halinde alacaklı diğer tarafın istemi üzerine tazminata mahkum edilir. Davacı alacaklının icra inkar tazminatı isteminde bulunduğu, itiraz da kısmen kaldırıldığına göre davacı yararına icra inkar tazminatına karar verilmesi gerekirken alacağın likit olmadığı gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmesi de doğru değildir\" şeklinde olduğunu (Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 02.06.2016 tarihli, 2015/11187 Esas ve 2016/4319 Karar sayılı ilamı),  Yerleşik Yargıtay uygulaması ve 2004 sayılı Kanun hükmü ile de sabit olduğu üzere davacı/birleşen davada davalının, borçlu olduğu takibe haksız ve kötü niyetli olarak itiraz ettiğini ve durmasına sebebiyet verdiğini, Davacı/birleşen dosyada davalı'nın İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasına konu tutarda müvekkili şirkete borcu bulunmakta olduğunu; bu nedenle, müvekkili şirket lehine % 20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekirken Yerel Mahkeme tarafından aksi yönde hüküm tesis edilmesinin taraflarınca kabulü mümkün olmayıp işbu kararın İstinaf incelemesi neticesinde kaldırılması gerektiğini, İleri sürerek, yukarıda açıklanan sebepler ile dairemiz tarafından re'sen gözetilecek Hususlar neticesinde; öncelikle yargılama sona erinceye dek hükmün tehir-i icrasına,istinaf başvrusunun kabulüne, istinaf incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına, istinaf incemesinde bilirkişi incelemesi yapılmasına,  haksız ve hukuki mesnetten yoksun yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa tahmiline, karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Asıl dava, taraflar arasındaki jeneratör satım sözleşmesinden haksız olarak dönülmesi nedeniyle doğduğu iddia olunan cezai şart alacağının tahsili amacıyla başlatılan takibe itirazın iptali; birleşen dava, aynı sözleşmeden haklı nedenle dönüldüğü iddiası ile ödenen peşinatın iadesi amacıyla başlatılan takibe vaki itiraz iptali istemine ilişkindir. Mahkemece asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiş, karara karşı asıl davada davalı birleşen davada davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Mahkemece taraf delilleri toplanmış, asıl ve birleşen davaların konusunu oluşturan takip dosyaları, taraflar arasındaki sözleşme celbedilmiş, taraf şirketlerin sicil kayıtları, sözleşme  tarihi ile  fesih tarihlerindeki TCMB, USD kurları dosya arasına alınmış,  tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde bir mali müşavir ve bir yeminli mali müşavir bilirkişi marifetiyle inceleme yaptırılarak asıl ve birleşen davalarda tarafların alacaklarının varlığı ve miktarı ile asıl davada cezai şart alacağının var kabul edilmesi halinde, cezai şart tutarının asıl davada davalı şirketin ekonomik yönden mahvına sebep olup olmayacağı yönünde rapor tanzim ettirilmiş, akabinde tahkikat bitirilmiş; asıl davada davalının kur dalgalanmaları ve kurun yükselmesi sebebiyle işlem temeli çöktüğünden sözleşmeden haklı nedenlerle dönüldüğüne yönelik savunmasının yerinde olmadığı, sözleşmenin haksız  feshedildiği, sözleşme ile kararlaştırılan cezai şartın asıl davada davalının ekonomik mahvına sebep olmayacağı, asıl davada davacının sözleşmenin haksız feshinden doğan cezai şart alacağından ödenen peşinatı mahsup etmiş olduğu gerekçeleriyle asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.Asıl davada davalı, birleşen davada davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; sözleşme tarihinden sonra USD kurunda meydana gelen yükseliş ile edimler arası aşırı dengesizlik oluştuğu, sözleşme tarihinde öngörülemeyecek bu durum nedeniyle, müvekkilinden sözleşmenin ifasının dürüstlük kuralı gereği beklenemeyeceği, TBK'nun 138 maddesi uyarınca sözleşmenin uyarlanması taleplerinin karşı tarafça kabul edilmediği, bu nedenle işlem temelinin çöktüğü ve sözleşmeden haklı nedenle dönüldüğü, dolayısıyla cezai şart alacağının doğmadığı ve ödenen peşinatın iadesi gerektiği, cezai şartın fahiş olduğu, asıl davanın reddi, birleşen davanın kabulü, birleşen davada davalı aleyhine inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiği yönündedir. Sözleşmeye bağlılık ilkesinin istisnalarından birini oluşturan ve kaynağını dürüstlük kuralında bulan işlem temelinin çökmesine ilişkin 6098 Sayılı TBK'nun 138 maddesi ile, 818 Sayılı BK'da yer almayan bir düzenleme getirilmiş olup, \"aşırı ifa güçlüğü\" başlıklı bu hükme göre; sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa  etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Hükümden anlaşılacağı üzere; işlem temelinin çöktüğünün ve sözleşmenin uyarlanması koşullarının oluştuğunun kabulü için; sözleşme kurulduktan sonra; taraflarca öngörülemeyen ve öngörülmesi de beklenemeyen, borçludan kaynaklanmayan, olağanüstü yeni bir durumun ortaya çıkmış olması, bu yeni durum nedeniyle edimler arasındaki dengenin  alt üst olması ve ifanın aşırı güçleşmesi, bu haliyle edimler arası denge aleyhine değişen ve henüz borcunu ifa etmemiş borçludan ifayı istemenin dürüstlük kuralına aykırı düşmesi zorunludur (bkz. Kocayusufpaşaoğlu, Hatemi, Serozan, Arpacı, Borçlar Hukuku Genel Bölüm, Üçüncü cilt, Prof.Dr. Rona Serozan, İfa, İfa Engelleri, Haksız Zenginleşme, Gözden geçirilmiş 7. Bası, Filiz Kitapevi, İstanbul, 2016, s.264 vd; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2021/11-972 esas, 2023/67 Karar sayılı; 2017/(13)3-2308 esas, 2021/994 karar sayılı ilamları).Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde; uyuşmazlık konusu jeneratör satışına dair sözleşmede, satış bedelinin USD cinsinden kararlaştırıldığı,  sözleşme taraflarının anonim şirket/tüzel kişi tacir oldukları, mahkeme gerekçesinde belirtildiği üzere; ülkemizin ekonomik koşulları stabil olmayan,  buna bağlı olarak döviz kurlarında her zaman yükseliş veya düşüş yönünde değişkenlik yaşanması muhtemel bir ülke olması karşısında, uyuşmazlık konusu sözleşmenin tarafları ve özellikle satış bedelini USD cinsin borçlanan asıl davada davalı birleşen davada davacı şirket için, döviz kurunda meydana gelen artışın  sözleşmenin yapıldığı sırada öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum olarak kabul edilemeyeceği, döviz kurunda meydana gelebilecek yükselme riskini önceden öngörebilecek durumda olmasına rağmen, sözleşmede satış bedelinin TL cinsinden değil USD cinsinden belirlenmesini kabul eden asıl davada davacı birleşen davada davalı şirket yönünden işlem temelinin çöktüğünün kabul edilemeyeceği, mahkemenin sözleşmeden haksız dönüldüğüne yönelik kabulünde isabetsizlik bulunmadığı, aksi yöndeki istinaf sebebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Taraflar arasındaki sözleşmede satış bedelinin 328.250,00-USD olarak kararlaştırıldığı, sözleşmenin 8/d maddesi ile sözleşmenin imza edilmesinden sonra taraflardan herhangi biri tarafından haklı bir sebep olmaksızın sözleşmeden vazgeçilmesi halinde sözleşme bedelinin %10'u oranında cezai şartın vazgeçen tarafından karşı tarafa ödeneceğinin düzenlendiği, sözleşmeden haksız dönüldüğünün tespit edilmiş olması karşısında,  asıl dava davacısı şirketin 32.825,00-USD cezai şart alacağının doğmuş olduğu, mahkeme taraf defterleri de incelenmek suretiyle yaptırılan mali bilirkişi incelemesi neticesinde kararlaştırılan bu ceza tutarının asıl dava davalısı şirketin ekonomik yönden mahvına sebep olmayacağının, ahlaka aykırı bulunmadığının tespit edildiği, mahkemece ceza tutarından indirim yapılmamasında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, aksi yöndeki istinaf sebebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Asıl dava davacısının, dönme nedeniyle sona eren sözleşme kapsamında aldığı 8.250,00-USD'yi, 32.825,00-USD tutarındaki cezai şart alacağından mahsup ederek 10/10/2018 tarihinde  takip başlattığı ve bu hususu dava dilekçesinde de ileri sürdüğü, dolayısıyla birleşen dava konusu 06/11/2018 tarihli takip tarihi itibariyle, birleşen dava davacısının iade alacağı bulunmadığı, birleşen davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi, dava reddedildiğinden birleşen dava davalısı aleyhine inkar tazminatına hükmedilmemesinde de isabetsizlik bulunmadığı, aksi yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, asıl davada davalı birleşen davada davacı yanın asıl ve birleşen davalara yönelik istinaf başvurusunun  HMK 353/1-b1 maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;  1-Asıl davada davalı, birleşen davada davacının asıl ve birleşen davalara yönelik istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince birleşen davaya yönelik alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 59,30-TL harcın mahsubu ile bakiye 368,30‬-‬TL'nin birleşen davada davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince asıl davaya yönelik alınması gereken 8.954,42-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 2.297,91‬-TL harcın mahsubu ile bakiye 6.656,51‬-TL'nin asıl davada davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 6-Artan gider avansı varsa talep halinde yatıran tarafa iadesine, 7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 09/05/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"107d279471bee742","SID":"fb59149f358ed624"}}