{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. <br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ <br>13. HUKUK DAİRESİ <br>DOSYA NO: 2021/2151 <br>KARAR NO: 2024/753 <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A <br> B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I <br>İNCELENEN KARARI VEREN <br>MAHKEME: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ <br>TARİHİ: 11/06/2021 <br>DOSYA NUMARASI: 2017/541 Esas - 2021/420 Karar <br>DAVA Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) <br>KARAR TARİHİ: 02/05/2024 <br>İlk Derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacı vekili ve davalılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: <br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirketle 12/08/2010 tarihinden bu yana karşılıklı akdedilen acentelik sözleşmesi gereğince İstanbul Avcılar Bölgesinde acentelik faaliyetlerini yerine getirdiğini, müvekkilinin bu bölgede davalı sigorta şirketinin ciddi bir portföy oluşturmasına olanak sağladığını, müvekkili ile karşılıklı olarak imzalanmış olan Acentelik Sözleşmesinin davalılar tarafından Beyoğlu ... Noterliğinin 03/01/2017 tarihli ... yevmiye numaralı fesih ihbarı ile teK taraflı olarak feshedildiğini, müvekkilinin maddi ve manevi zarara uğradığını, müvekkilinin davalılarla süregelen ilişkide ticari ilişkiyi sonlandırmayı gerektirecek hiç bir başarısızlık uyarı veya ihtar almadığını, tam aksine devamlı olarak defalarca tebrikler aldığını, oluşturduğu bölgesel portföyü ile davalı şirketlerLe ticari ilişkilerde devamlılık beklentisi içerisinde iken ani ve haksız, usulüne uygun olmayan bir fesih bildirimi ve akabinde azilname ile karşı karşıya kaldığını, davalılar tarafından yapılan haksız ve hukuka aykırı uygulamanın düzeltilmesi için  davalı şirketlere keşide edilen Beyoğlu ... Noterliğinin ... yevmiye ve 20/03/2017 tarihli ihtarnamesi ile haksız feshin ve bu fesih kaynaklı haksızlıkların giderilmesi için süre verilmiş ise dahi herhangi bir değişikliğin olmaması karşısında davalılar aleyhine işbu davanın açılması zaruretinin hasıl olduğunu, haksız fesih neticesinde TTK'nın 122 maddesine göre dava tarihi itibariyle işleyecek avans faizi ile hesaplanacak denkleştirme tazminatının (belirsiz alacak davası olarak) karşı taraftan alınarak kendilerine verilmesine, haksız fesih nedeniyle sona eren Acentelik Sözleşmesinden kaynaklı olarak davalı şirketlerce tahsil edilen feshe ilişkin her türlü fesih, bildirim, azilname, ihtarname ve ticaret sicil tescil masraflarının karşı taraftan alınarak ödeme tarihleri itibariyle işleyecek yasal faizleri ile kendilerine iadesine, fazlaya ilişkin tüm haklarının saklı kalması kaydıyla, yargılama giderleri ile ücret-i vekaletin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, dava değeri olarak 45.000,00 TL bildirilmiştir. Mahkemece HMK md 31 kapsamında davacı vekilinden  hangi davalıdan hangi alacak kaleminin ve ne kadar talep edildiğini açıklaması istenmiş, davacı vekilince sunulan 16/02/2018 tarihli talep açıklama dilekçesi ile, davanın belirsiz alacak davası olduğu, davadaki talebin ise ... AŞ'den 38.567,00 TL'si  portföy tazminatı, 1.433,00 TL'si fesih masrafı kalemi olmak üzere şimdilik  toplam 40.000,00 TL talep edildiği; ... AŞ'den ise 4.546,00 TL'si portföy tazminatı, 454,00 TL'si fesih masrafı olmak üzere şimdilik 5.000,00 TL talep edildiği açıklanmıştır. <br>TALEP ARTIRIM ve FERAGAT BEYANI  Davacı vekilince sunulan 11/03/2021 tarihli dilekçe ile, dava dilekçesinde davalılardan ... AŞ'den talep ettikleri portföy tazminatı tutarı 258.785,00 TL'ye artırılmış, eksik peşin harç yatırılmıştır. Aynı dilekçede diğer davalıdan olan talepleri yönünden davadan feragat edildiği beyan edilmiş olup, incelenen vekaletnamesinde davadan feragat yetkisinin bulunduğu görülmüştür. Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket tarafından 07/12/2016 tarihli yazı ile davacı acenteye verilen hedeflerin gerçekleştirilemediği ve bu konuda yeterli çabayı göstermediğinin kendisine bildirildiğini, bunun üzerine acentelik sözleşmesinin 3 aylık ihbar süresi sonunda feshedileceğinin bildirildiğini ve buna uygun olarak 12/04/2017 tarihinde acentelik sözleşmesinin feshedildiğini, feshin sözleşmenin 24.maddesinde yer alan hükme uygun bir fesih olduğunu, feshin haklı sebeple fesih olduğunu, davacının kusurlu  davranışlarıyla feshe neden olduğunu, davacı acentenin müvekkili dışında da sigorta şirketleri ile çalıştığını, acentelik sözleşmesinin haklı nedenlerle feshedilmesi nedeniyle davacı acentenin komisyon kaybı ve portföy tazminatı talebinin bir dayanağının bulunmadığını, acentelik sözleşmesinin devam ettiği süre içerisinde müvekkili şirket nezdinde poliçe yaptıran müşterilerin çok büyük bir bölümünün acentelik sözleşmesinin sona ermesi ile birlikte acenteyi takip ettiklerini, bu nedenle acentenin sözleşme sonrası müşterilerini kaybettiği ya da müvekkili şirketin davacı tarafın müşterilerinden menfaat elde ettiğine dair bir durumun söz konusu olmadığını, fesih sonrası davacı acentenin portföyünün ancak binde 5'inin müvekkili sigorta şirketinde kaldığını, davacının yaklaşık 7 yıl süren akdi ilişki sırasında 9686 adet müşteri için 20.463 poliçe kestiğini, fesih sonrası ise bu müşterilerden sadece 41 adedi için müvekkilinin diğer acentelerinden yenilenen poliçe sayısının 273 adet olduğunu, bunların müvekkilini tercih sebebinin ise müvekkili şirketin güvenilirliği ve marka tanınırlığı olduğunu, bu denli düşük oranda bir müşteri kaybının davacı açısından portföy kaybı ve  müvekkili açısından önemli menfaat sayılamayacağını belirterek, haksız ve mesnetsiz olarak açılmış olan davanın reddine, müvekkili şirketin dava açılmasına sebebiyet vermediği için yargılama masrafları ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 11/06/2021 tarih ve 2017/541 Esas - 2021/420 Karar sayılı kararı ile; \" Dava, acentelik sözleşmesinin davalı tarafından feshi nedeniyle TTK md 122 kapsamında  denkleştirme tazminatı tahsili ve fesih nedeniyle kesinti suretiyle  davacıdan tahsil edilmiş masrafların davalılardan istirdadı  talebine ilişkindir. Dava, TTK md 122/4 kapsamında 1 yıllık hak düşürücü süre içinde açılmıştır.Taraflar arasında 2010 yılında acentelik sözleşmesi akdedildiği, davacı acentenin davalılar tarafından belirlenen yıllık hedef oranını 2016'da yakalayamadığı gerekçesiyle davalı şirketler tarafından 12.04.2017 tarihinden geçerli olmak üzere tek taraflı olarak feshedildiği, feshe ilişkin masrafların davacının hakedişinden kesinti suretiyle davacıdan tahsil edildiği tarafların kabulünde olup uyuşmazlık, davalı şirketlerin sözleşmeyi feshinin haklı fesih olup olmadığı, haksız fesih sayılırsa davacı acentenin davalılardan talep edebileceği portföy tazminatı olup olmadığı, varsa tutarı, fesih masraflarının davacının uğradığı zarar kalemi olarak davalılardan istirdadına karar verilip verilemeyeceği hususlarına ilişkindir.Tarafların bildirdiği tüm deliller toplanmış, taraflar arasında akdedilen yazılı acentelik sözleşmesi, taahhütname ve cari hesap sözleşmesi, noter ihtarları, e-posta yazışmaları, davacının tüm acentelik ilişkilerine dair TOBB yazı cevabı incelenmiş; tüm dosya kapsamı ile tarafların ticari defter ve belgeleri, poliçe kayıtları, acente ilişkilerini takip ettiği otomasyon programı kayıtları üzerinde bilirkişi incelemeleri yaptırılmış, bu kapsamda önce  sigorta hakemi hukukçu bilirkişi  ile bankacılık ve finans uzmanı bilirkişiden oluşan bilirkişi heyetinden ilk kök rapor alınmış, daha sonra sigorta acentelik sözleşmelerinde uzman öğretim üyesi, sigorta tahkim hakemi, mali bilirkişi ve yazılım geliştirme uzmanı teknik bilirkişiden oluşan bilirkişi kurulundan kök ve ek  raporlar  alınmıştır. İlk heyetten alınan bilirkişi kurulu raporunda, acente sözleşmesinde yer alan delil sözleşmesi gereği davalı şirketin ticari defter ve acente ilişkisi kayıtlarına göre davacının fesih öncesi son beş yılda elde ettiği komisyon gelirinin yıllık ortalamasının (... yönünden) 258.990,20 TL hesaplandığı, 2016 yılında davacıya davalı tarafından verilen hedefin tüm poliçe türleri ortalamasına göre %67 oranında ve aynı bölgedeki diğer acenteler sıralamasında 9. sırada kaldığı,  bu durum ve acentelik sözleşmesinin 21. Maddesinde davalıya her zaman (üç ay önceden ihbar şartıyla) fesih hakkı verilmiş olduğu, davalının da bu maddeye göre yaptığı feshin sözleşmeye uygun olduğu, tarafların hiçbir kusur bulunmasa bile kendi iradeleriyle aralarındaki sözleşmeyi feshetmesine yasal bir engel bulunmadığı, her feshin bir kusura dayanmasının şart olmadığı, davalı şirketlerin hem dünya hem ülkemiz genelinde en çok tanınan ve marka olarak popüler şirketler olduğundan davacının müşteri ağını oluşturmasında bunun etkili olduğu, davacının başka şirketlerle de acente ilişkilerinin bulunduğu, davalıların fesih için yeterli süre vermiş oldukları, davalıların feshinde haksız bir durum bulunmadığı, bu nedenle davacının TTK md 122'ye göre talep edebileceği tazminat hakkı bulunmadığı şeklinde görüş bildirilmiştir.Alınan ilk kurul raporunda 7 yıl süren akdi ilişkinin tamamıyla ilgili değil sadece son yıl hedef gerçekleşmelerinin poliçe türlerine ilişkin ortalama oranı üzerinden ve sözleşmede yer alan \"davalının istediği zaman feshedebileceğine\" ilişkin hüküm esas alınıp konuyla ilgili Yargıtay 11 HD uygulama ve içtihatlarına göre değerlendirme bulunmadığı görüldüğünden, bu husustaki davacı itirazları ve talebi de gözetilerek, yeni kuruldan bilirkişi raporu alınmasına karar verilmiştir.  Sigorta acentelik sözleşmelerinde uzman öğretim üyesi, sigorta tahkim hakemi, mali bilirkişi ve yazılım geliştirme uzmanı teknik bilirkişiden oluşturulan bilirkişi heyetince davalı şirketin fesih sonrası davacı kullanımına kapatılan \"Sihirbaz\" isimli otomasyon programı da incelenmek suretiyle  alınan kök ve ek raporda özetle; her iki taraf ticari defterlerinin sahibi lehine delil teşkil edecek mahiyette olduğu, davalı sigorta şirketleri tarafından tek taraflı olarak gerçekleştirilen feshin, 3 aylık fesih öneline uyularak yapıldığı, ancak acentenin verilen hedefleri gerçekleştirememesi, portföyün verimli olmaması gibi hallerin “acentenin kendi kusuruyla sözleşmenin feshine neden olması” kapsamında değerlendirilemeyeceği, acentenin tazminat hakkının olamayacağı yönündeki iddianın hakkaniyete uygun olmadığı, mevcut veriler ve davalı sigorta şirketinin sistem kayıtları üzerinden elde edilen üretim sonuçları çerçevesinde, davacıya davalılardan ... AŞ tarafından verilen hedeflerin son üç yıldaki gerçekleşme oranları poliçe türü bazında açıklanmış, davacının 2014'te hedefi ortalama %99 gerçekleştirdiği, 2015'te hedefin üstüne çıkarak %100,4 gerçekleştirdiği, 2016 yılında ise %67'de kaldığı tespit edilmiş (bu son yıl gerçekleşmesinde bazı poliçe türlerinde hedefin üstüne çıkıldığı, sadece kasko-oto sorumluluk-sağlık sigortalarında düşüş olduğu ve ortalamanın düşmesine bunların sebep olduğu görülmektedir);  yaklaşık 7 yıl süren acentelik ilişkisinde davacı acentenin ürettiği primin 9.387.404,00 TL, fesih öncesi son beş yılda hak kazandığı komisyonun 1.293.925,00 TL olduğu, acentelik sözleşmesinin fesih tarihinden sonra (11.04.2017'den sonra) davalı sigorta şirketlerinden ... AŞ nezdinde (hayat ve emeklilik sigorta kolları dışında) davacı acentenin davalıya kazandırdığı portföy olan ve  davacının son beş yıllık ortalama prim üretiminin %6,47’sine tekabül eden 90 müşteriye ait 109 adet poliçenin yenilendiğinin tespit edildiği (raporun 7.sayfasının üst kısmında bu tabloda süreli fesih ihbarının gönderildiği 03.01.2017 ila feshin oluştuğu 11.04.2017 arası yenilenen poliçelerle ilgili durum da tespit edilmişse de hükme sadece 12.04.2017 fesih tarihi sonrası hesaplamalar esas alınmıştır), bu nedenle davacı acentenin portföyü üzerinden davalının kayda değer/önemli bir menfaat elde ettiğinin söylenebileceği, şayet sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı davacı acentenin yenilenen bu 109 adet poliçenin toplam 111.638,00 TL'lik prim tutarı üzerinden 16.759,00 TL tutarında komisyon geliri elde edebileceği, davacının portföy tazminatı talep koşullarının oluştuğu görüşünde oldukları, TTK. 122/1-c hükmü de dikkate alındığında, hakkaniyet gereği davacı acentenin TTK 122/2 maddesine göre üst sınırı (en fazla) 258.785,00 TL olarak hesaplanan denkleştirme/portföy tazminatı talebinde bulunabileceği, fesih sonrası davalı nezdinde yenilenen poliçeler nedeniyle davacının uğradığı komisyon kaybının  16.759,00 TL olduğu yönünde tespit, hesap ve görüşleri bildirilmiştir.Dava konusu acentelik sözleşmesinin fesih tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK md 122'de \"Denkleştirme istemi\" başlığı altında \"(1) Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra;a)Müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa,b)Acente, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybediyorsa ve c)Somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa,acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir.(2)Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır.(3)Müvekkilin, feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan, acente sözleşmeyi feshetmişse veya acentenin kusuru sebebiyle sözleşme müvekkil tarafından haklı sebeplerle feshedilmişse, acente denkleştirme isteminde bulunamaz. (4)Denkleştirme isteminden önceden vazgeçilemez. Denkleştirme istem hakkının sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmesi gerekir.(5)Bu hüküm, hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanır.\" hükümlerine yer verilmiştir. Ayrıca, fesih tarihi itibariyle yürürlükte bulunan ve uyuşmazlığa uygulanması gereken 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 23/16. maddesi uyarınca sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa, sigorta acentesi, sigorta şirketinden tazminat talep edebilecektir. Somut olayda hesaplama yapılırken, davacı acentenin, davalı adına ne tür poliçeler düzenlediği, bu poliçelerin süreleri, davalının acentenin portföyünden ne gibi önemli menfaatler elde edeceği, davada talep edilebilecek portföy tazminatının üst sınırı alınan bilirkişi raporlarıyla (5 yıldan uzun sürdüğünden son beş yıl ortalamalarına göre ve davalıda devam eden davacı portföyüne göre) tespit edilmiştir.Tüm dosya kapsamı, alınan bilirkişi raporlarında yapılan tespitler, konuyla ilgili emsal Yargıtay ve BAM içtihatları hep birlikte değerlendirildiğinde, her ne kadar taraflar arasında akdedilen acentelik sözleşmesinin 2. maddesinde \"acente aracılık ettiği işlerin veya bizzat yaptığı sözleşmelerin sayısını artırmak, sürekliliğini sağlamak ve portföyünü geliştirmek için gereken çabayı göstermekle yükümlüdür\" hükmü ve 23. maddesinde \"acentenin ... tarafından verilen karar, direktif ve genelgelere uymaması halinde sözleşmenin ... tarafından her zaman feshedilebileceğine\" dair hüküm bulunsa da, 7 yıl süren acentelik ilişkisi sırasında 6 yıl boyunca ... tarafından tek taraflı belirlenen hedef oranları yakalayan veya yakalayamasa da herhangi bir uyarı-ihtar yapılmadığı açık olan davacı acentenin son yıl hedef oranı (bir kısım poliçe türünde hedefi geçse de sadece bir kısmında düşüş olmakla) tutturamamasının davacıdan kaynaklandığı veya davacının portföyünü acentesi olduğu diğer sigorta şirketlerine taşıdığına dair davalı tarafça bir ispat delili sunulamadığı, hedef oranın taraflarca müzakere edilerek birlikte belirlenmiş olmaması, hedef orana uyulamamasının davalı sigorta şirketlerinin sektör uygulama ve politikalarından veya dönemsel sektörel daralmadan da kaynaklanmış olabileceği, davalı tarafça davacıya fesih öncesi 07.12.2016 tarihli ihtarla hedef oranı tutturamadığı bildirilmiş olsa da hedefin Aralık ayı sonuna kadar tutturulmasının zorunlu olduğuna dair bildirimin verilen yaklaşık 20 günlük süre içinde gerçekleştirilebilme olasılığının düşüklüğü, davacıya yeterli zaman verilmemiş olduğu, sözleşmenin 03.01.2017'de keşide edilen ihtarla 3 ay sonra ve 12.04.2017'den geçerli olmak üzere feshedilmiş olduğu, taraflar arasında akdedilen sözleşmede hedef oranla ilgili net hükmün de bulunmadığı hususları hep birlikte değerlendirildiğinde, davalıların sözleşmeyi feshinin haksız fesih niteliğinde olduğu, bu nedenle TTK md 122'de sayılan koşulların oluşması halinde davacı acentenin denkleştirme (portföy) tazminatı talep edebileceği,  davacının fesih sonrası bir yıllık hak düşürücü süre içinde portföy tazminatını talep etmiş olduğu, davacının portföyünden davalılardan ... Sigorta AŞ'de devam eden portföyün oransal olarak (%6,47)  istikrar kazanmış Yargıtay 11.HD içtihatlarına göre önemli ölçüde menfaat elde edilmiş sayılması için yeterli olduğu, ayrıca sözleşmede tarafların risk paylaşımı durumu, sözleşmenin sürdüğü dönemin uzunluğu, davacı acentenin kazandırdığı müşteri sayısı, sözleşmeden kaynaklanan taraf menfaatlerinin oransal durumu, davacının 7 yıl içinde davalı yararına oluşturduğu portföy, prim üretimi, davalının haksız fesih sebebi ve şekli gözönüne alındığında hakkaniyet gereği de davacının portföy tazminatı talep hakkı bulunduğu, son beş yıl üretimleri üzerinden bilirkişi raporunda azami tutar hesaplanmışsa da, davacı acentenin gerçek kişi değil ticari şirket şeklinde bir acente olması, TOBB cevabına göre başka sigorta şirketleriyle de devam eden acentelik sözleşmelerinin bulunması, davalı şirketin marka tanınırlığı-marka etkisi, her ne kadar davalının feshi haksız olsa ve  davalının sözleşmeye aykırı kusurlu hareketinin feshi zorunlu kıldığı davalı tarafından ispatlanamamışsa da sözleşmede verimliliği artırarak çalışma hükmü bulunması ve fesih yılında davalının portföyünde düşüş bulunduğuna dair sunulan deliller, davalıda fesih sonrası devam eden portföy-müşteri sayısının kazandırılan toplam müşteri sayısı içindeki durumu,  Yargıtay 11.HD'nin emsal 2019/2876 E 2020/3326 K sayılı ilamı ile diğer istikrar kazanmış içtihatları dikkate alındığında, portföy tazminatının hakkaniyet gereği ve hakkaniyetin gerektirdiği oranda hükmolunması gereken bir tazminat türü olduğu, son alınan bilirkişi kurulu raporunun denetime açık, dosya kapsamına ve yerleşik Yargıtay içtihat ve uygulamalarına uygun, hüküm kurmaya elverişli olduğu görülmekle, son bilirkişi kurulu raporunda hesaplanan azami tazminat tutarından hakkaniyet gereği indirim yapılması gerektiği, (aynı konuda başka dava dosyalarında verdiğimiz kararlar arasında da hakkaniyete uygun ve adil tazminat uygulaması yapılması açısından, örneğin 15 yıl süren ve davalıda kalan portföy oranı %9,9 olan bir acente ilişkisinde %50 oranında takdiri indirim yapılmış olduğu da gözetilerek), davacının 7 yıl süren acentelik ilişkisi ve %6,47 kalan portföy oranı olduğu da dikkate alınmak suretiyle, raporda hesaplanan azami tutardan  (258.785,00 TL) %70 oranında hakkaniyet indirimi yapılarak, davalılardan ... Sigorta AŞ aleyhine 77.635,50-TL portföy tazminatına hükmedilmesinin mevcut dosya kapsamına ve hakkaniyete uygun olacağı, ayrıca davacının bakiye komisyon hakedişinden kesilerek davalı tarafından tahsil edilen haksız feshe ilişkin masrafları da, uğranılan zarar kapsamında ve taleple bağlı kalınarak bu davalıdan istirdadının  talep edilebileceği kanaatiyle, aşağıdaki şekilde bu davalı yönünden davanın kısmen kabulüne ve tacirler arası akdi ilişki nedeniyle  dava tarihinden itibaren avans faizi işletilmesine karar vermek gerekmiştir. Ayrıca portföy tazminatı talebi yönünden reddedilen kısım hakkaniyet indiriminden doğduğundan, istikrar kazanmış Yargıtay içtihatları gözetilerek, bu davalı yararına vekalet ücreti takdir edilmemiş, yargılama giderine hükmedilmemiştir. Diğer davalı ... AŞ'ye karşı açılan  davadan ise feragat edildiğinden, HMK md 307-feragat nedeniyle davanın reddine karar vermek gerekmiştir. \" gerekçeleri ile; \" 1- ... A.Ş.'ye karşı açılan davanın KISMEN KABULÜ ile, 77.635,50-TL denkleştirme tazminatı ile 1.433,00-TL fesih gideri toplamından oluşan 79.068,50-TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte bu davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, fazla istemin reddine, ... A.Ş.'ye karşı açılan davanın feragat nedeniyle reddine, ... \" karar verilmiş ve verilen karara karşı, davacı vekili ile davalılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: DAVACI VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE;  İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 11.06.2021 tarih ve 2017/541 E. - 2021/420 K. sayılı, davalılardan ... Anonim Şirketi hakkındaki davanın kısmen kabulüne, fazla istemin reddine ilişkin kararın aleyhlerine olan fazla istemin reddine ( kısmen reddine %70 hakkaniyet indirimi yapılması nedeniyle)  ilişkin kısmının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini talep ettiklerini, Yerel mahkemece verilen kararın  ... A.Ş yönünden feragat nedeniyle yerinde olmakla beraber,  ... A.Ş. yönünden  davanın fazla istemin reddine (reddedilen kısım açısından) karar verilmesi  yönünden yerinde olmayıp hukuka, yasaya ve dosya kapsamı delillere aykırılık teşkil ettiğinden istinaf etme gereği hasıl olduğunu, Yerel Mahkeme dosyasında bilirkişi raporunda müvekkilin davalılardan ... A.Ş hakkında 258.785,00 TL olarak hesaplanan denkleştirme/portföy tazminatı talebinde bulunabileceğinin tespit edildiğini, davada bedel arttırımı yapılarak 258.785,00 TL denkleştirme tazminatı talep edildiğini, yerel mahkemece davanın kısmen kabul edildiğini, ancak hesap edilen tazminata %70 (181.149.50 TL) hakkaniyet indirimi yapılarak 77.635,50TL denkleştirme tazminatına  karar verildiğini, işbu kararın kısmen reddedilen kısımdaki hakkaniyet indiriminin hakkın özünü etkileyecek nitelikte  aşırı fahiş olması dolayısı ile hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, Yerel mahkemenin gerekçesinde de açıkça belirtildiği üzere; Sigorta acentelik sözleşmelerinde uzman öğretim üyesi, sigorta tahkim hakemi, mali bilirkişi ve yazılım geliştirme uzmanı teknik bilirkişiden oluşturulan bilirkişi heyetince davalı şirketin fesih sonrası davacı kullanımına kapatılan \"Sihirbaz\" isimli otomasyon programı da incelenmek suretiyle alınan kök ve ek raporda özetle;  her iki taraf ticari defterlerinin sahibi lehine delil teşkil edecek mahiyette olduğu, davalı sigorta şirketleri tarafından tek taraflı olarak gerçekleştirilen feshin, 3 aylık fesih öneline uyularak yapıldığı, ancak acentenin verilen hedefleri gerçekleştirememesi ( ki müvekkil şirket tüm hedefleri gerçekleştirmiştir), portföyün verimli olmaması gibi hallerin “acentenin kendi kusuruyla sözleşmenin feshine neden olması” kapsamında değerlendirilemeyeceği, acentenin tazminat hakkının olamayacağı yönündeki iddianın hakkaniyete uygun olmadığı, mevcut veriler ve davalı sigorta şirketinin sistem kayıtları üzerinden elde edilen üretim sonuçları çerçevesinde, davacıya davalılardan ... Sigorta AŞ tarafından verilen hedeflerin son üç yıldaki gerçekleşme oranları poliçe türü bazında açıklanmış, davacının 2014'te hedefi ortalama %99 gerçekleştirdiği, 2015'te hedefin üstüne çıkarak %100,4 gerçekleştirdiği, 2016 yılında ise %67'de kaldığı tespit edilmiş (bu son yıl gerçekleşmesinde bazı poliçe türlerinde hedefin üstüne çıkıldığı, sadece kasko-oto sorumluluk-sağlık sigortalarında düşüş olduğu ve ortalamanın düşmesine bunların sebep olduğu görülmektedir);  yaklaşık 7 yıl süren acentelik ilişkisinde davacı acentenin ürettiği primin 9.387.404,00 TL, fesih öncesi son beş yılda hak kazandığı komisyonun 1.293.925,00TL olduğu, acentelik sözleşmesinin fesih tarihinden sonra (11.04.2017'den sonra) davalı sigorta şirketlerinden ... AŞ nezdinde (hayat ve emeklilik sigorta kolları dışında) davacı acentenin davalıya kazandırdığı portföy olan ve  davacının son beş yıllık ortalama prim üretiminin %6,47’sine tekabül eden 90 müşteriye ait 109 adet poliçenin yenilendiğinin tespit edildiği (raporun 7.sayfasının üst kısmında bu tabloda süreli fesih ihbarının gönderildiği 03.01.2017 ila feshin oluştuğu 11.04.2017 arası yenilenen poliçelerle ilgili durum da tespit edilmişse de hükme sadece 12.04.2017 fesih tarihi sonrası hesaplamalar esas alınmıştır), bu nedenle davacı acentenin portföyü üzerinden davalının kayda değer/önemli bir menfaat elde ettiğinin söylenebileceği, şayet sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı davacı acentenin yenilenen bu 109 adet poliçenin toplam 111.638,00 TL'lik prim tutarı üzerinden 16.759,00 TL tutarında komisyon geliri elde edebileceği, davacının portföy tazminatı talep koşullarının oluştuğu görüşünde oldukları, TTK. 122/1-c hükmü de dikkate alındığında, hakkaniyet gereği davacı acentenin TTK 122/2 maddesine göre üst sınırı (en fazla) 258.785,00 TL olarak hesaplanan denkleştirme/portföy tazminatı talebinde bulunabileceği, fesih sonrası davalı nezdinde yenilenen poliçeler nedeniyle davacının uğradığı komisyon kaybının  16.759,00 TL olduğu yönünde tespit, hesap ve görüşlerinin bildirildiğini, Yerel mahkeme dosyası içerisinde beyan etmiş oldukları tüm beyan delil ve dilekçelerini tekrarla müvekkilinin portföy tazminatı talebinin yerinde olduğu hususunun tüm dosya kapsamında açıkça ortada olup yerel mahkemenin portföy tazminatına hükmetmesi kararının usul ve yasaya uygun olmakla beraber, Yerel mahkemece; -Aynı konuda başka dava dosyalarında verdikleri kararlar arasında da hakkaniyete uygun ve adil tazminat uygulaması yapılması açısından, örneğin 15 yıl süren ve davalıda kalan portföy oranı %9,9 olan bir acente ilişkisinde %50 oranında takdiri indirim yapılmış olduğu da gözetilerek Gerekçesi ile hesaplanan portföy tazminatı olan 258.785,00 TL  den %70 hakkaniyet indirimi  yapılarak 77.635,50 TL denkleştirme tazminatına hükmedilmiş  olmasının usul yasa ve hakkaniyete aykırı olduğunu, Müvekkilin 7 yıllık acente ilişkisinin mahkemenin ifade ettiği gibi kısa bir süre olmayıp yerel mahkemece yapılan hakkın özünü ortadan kaldıracak nitelikteki bir hakkaniyet indiriminin kabul edilemeyeceğini, Haksız olarak müvekkilin acenteliğine son veren davalıların müvekkil şirketin daha fesih gerçekleşmeden ekranlarını kapatması, müvekkil şirket daha fazla poliçe kesebilecek olmasına rağmen davalıların hukuka aykırı eylemleri ile buna izin verilmemiş olması, acentenin portföyü olan müşteri bilgilerine müvekkil şirket tarafından ulaşılamaması, dolayısı ile yenilemesi gelen çok yüksek sayıda poliçenin yenilemesini yapamamasına sebep olduğunu, müvekkil şirketin ciddi oranda zarar görmesine sebebiyet verdiğini, müvekkil şirket tarafından acenteliğin feshinden sonra oluşan hasarlarda müşterilerle birebir irtibat halinde olması gereken müvekkil şirketi zor duruma soktuğunu, müvekkil şirketin müşterilere karşı itibar kaybına da neden olduğunu, sigorta acenteliğinin aynı zamanda güven üzerine de dayalı bir meslek olduğu dikkate alındığında müvekkil acentenin Türkiye çapında dereceler yapmış bir acente olarak, davalı ... A.Ş nin acenteliği kapatma sürecinde ve sonrasındaki hasmane tutumları dolayısıyla müvekkil şirketin büyük zarar gördüğünü, Yine dosyaya sundukları 26.01.2021 tarihli bilirkişi ek raporuna karşı beyan dilekçelerinde belirttikleri ve CD ile sunulan bilgilerde de sabit olduğu üzere bir kısım poliçe ve primlerin de dosyaya davalılarca sunulmamış olduğu hususlarının açıkça ortada olduğunu,  Tüm bu hususlar ve dosya içeriğinde mevcut beyan ve deliller uyarınca %70 hakkaniyet indiriminin, makul bir hakkaniyet indirimi oranı olmayıp %70 oranındaki indirimin hakkın özünü etkileyecek oranda fahiş olduğunu, bu kadar yüksek oranda hakkaniyet indirimi olmasının sigorta şirketlerinin aynı şekilde keyfe keder haksız fesihler yapmasına sebebiyet vereceğini, yüzlerce acente ve sigortalının mağduriyetine sebep olacağını ve sigorta şirketini hukuka aykırı davranma hususunda cesaretlendireceğini, bu kadar yüksek oranda hakkaniyet indiriminin sigorta şirketini haksız uygulamalar yapmaya sevk edeceğini, Tüm bu nedenlerle iş bu kararı fahiş oranda belirlenen hakkaniyet indirimi dolayısıyla hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğundan istinaf etme zorunluluğu hasıl olduğunu beyanla; Açıklanan ve re'sen dikkate alınacak sair  gerekçelerle; Usul ve esasa uygun istinaf taleplerinin kabulü ile; - İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 11.06.2021 tarih ve 2017/541 E. - 2021/420 K. sayılı kararının davalılardan ... Anonim Şirketi hakkındaki davanın kısmen kabulüne, fazla istemin reddine ilişkin  kararının; aleyhlerine olan fazla istemin reddine ( kısmen reddine denkleştirme tazminatı talepleri olan 258.785,00 TL  nin %70 ine tekabül eden  181.149.50 TL hakkaniyet indirimi yapılması nedeniyle) ilişkin kısmının  istinafen incelenerek, ortadan kaldırılmasına/ bozulmasına ve neticeden  davalı ... A.Ş. açısından istinaf taleplerinin esastan kabulü ve davanın denkleştirme tazminatı taleplerinin de tamamı üzerinden kabulü ile; - Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin  karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>DAVALILAR VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE; Mahkemece verilen kararın, taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine, genel hükümlere ve sigortacılıkta portföy tazminatı ile ilgili tüm düzenlemelere tamamiyle aykırı olduğunu, mahkemenin; - ... A.Ş. yönünden davanın  79.068,50 TL. üzerinden kısmen kabulüne, - ... A.Ş. yönünden ise feragat nedeniyle reddine hükmettiğini, ancak her iki davalı yönünden de verilen kararın hatalı olduğunu, portföy tazminatının hiçbir unsuruna değinilmediğini, hiçbir irdeleme yapılmadığını, son 5 yılın komisyon ortalamasının portföy tazminatı diye kabul edilerek bu yanlış ve yasal dayanaktan yoksun kabul ile sonuca ulaşıldığını, böyle bir tazminat anlayışının kabulünün mümkün olmadığını, Özellikle 5684 sayılı kanunun 23. maddesindeki yazılıma göre-   portföy tazminatının temel 4 unsuru bulunmakta olduğunu, - Ortada gerçekten acentenin malı/portföyü olduğu söylenebilecek, onunla özdeşleşmiş, yıllardır onu izleyen, süreklilik arzeden, sigorta şirketinden çok acenteyi izleyen bir üretimin mevcut olması, - Feshin haksız olması, - Acenteliğin feshinden sonra da şirketin (aslında acenteye ait) bu portföyden acenteye komisyonunu ödemeksizin yararlanmaya devam etmesi ve aslında acenteye ait olup sigorta şirketi tarafından acente dışlanarak yararlanılmaya devam edilen bu üretimden sigorta şirketinin önemli menfaat elde etmesi gerektiğini, işin özüne uygun düşecek gerçek nitelendirmenin böyle olması gerektiğini, Yargıtay'ın portföy tazminatı ile ilgili birçok tarifi/ kararı bulunmakta olduğunu ama bu konu ile ilgili en doğru, işin özünü en uygun tarifin, 11. Hukuk Dairesi' nin 04.10.2018 tarih ve 2016/12570 E., 2016/481 E. sayılı çok yeni tarihli bir kararındaki tarif olduğunu, Yargıtay'ın bu kararında portföy tazminatının; \"GENEL OLARAK PORTFÖY TAZMİNATI, ACENTELİK SÖZLEŞMESİ SONA ERDİKTEN SONRA, BU İLİŞKİNİN DEVAMI BOYUNCA ACENTENİN KİŞİSEL GAYRETİYLE YARATTIĞI MÜŞTERİ ÇEVRESİNDEN AKİDİNİN HALEN YARARLANMASI, ACENTENİN İSE YARARLANMAMASI NEDENİYLE UĞRADIĞI KAYBIN KARŞILIĞIDIR.\" şeklinde tarif edildiğini, bu bakımdan aşağıdaki tüm istinaf gerekçelerinin dairenin -her yönü ile altına imza atacakları ve işin özüne tamamen uygun buldukları, % 100 katıldıkları - bu tarifine dayanacağını, gerçekten portföy tazminatının temelinin/ esasının bu cümle içinde özetlendiğini, bu cümlede; - acentenin kişisel gayretiyle yarattığı müşteri çevresinden, - acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra, akidinin halen yararlanması, acentenin ise yararlanmaması nedeniyle uğradığı kaybın karşılığından söz edilmekte olduğunu, dairenin kararındaki bu cümlenin, portföy tazminatının özünün; \"başkasına ait olduğu kesin bir maldan, ilişki sonlanmasından sonra da o kişinin yararlanmaya devam etmesi\" sonucuna götürmektedir. Bu cümleyi Sigortacılıkta Portföy Tazminatına uyarladığımızda  \"aslında acenteye ait olduğu sabit olan bir üretimden, acentenin haksız bir biçimde feshinden sonra sigorta şirketinin yararlanmaya devam etmesi (bundan önemli bir menfaat elde etmesi, edinilen bu menfaatten hakkaniyet indirimi yapılması koşuluyla) sonucunda ortaya çıkan değer\" sonucunun çıkarılması gerektiğini, İstinaf gerekçelerine ilişkin olarak; Portföy tazminatının en temel unsurlarından birinin; \"fesihten sonra devam eden bir üretimin mevcut olması\" olduğunu, portföy tazminatının temel dayanak malzemesinin bu olduğunu, fesihten sonra devam etmiş üretim yoksa portföy tazminatı da yok demek olduğunu, ancak bu unsurun tamamen görmezden gelindiğini, fesihten sonra sadece yüzde 6,47 oranında devam etmiş bir üretime portföy tazminatı hükmedildiğini, bunun yasal hiçbir dayanağı olmadığını, Portföy tazminatının 4 temel unsurundan biri ve en önde gelen unsurlarından birinin de; \"fesihten sonra devam eden üretimden önemli menfaat elde etme\" unsuru olduğunu, buna göre \"Acenteliğin feshinden sonra da şirketin (aslında acenteye ait) bu portföyden yararlanmaya devam etmesi\" olgusunun, tamamen fesihten sonra devam etmiş bir üretimin bulunması şartına bağlı olduğunu, yani bir yararlanmadan söz edilebilmesi için ortada fesihten sonra devam eden bir üretim olması gerektiğini, fesihten sonra devam etmiş bir üretim yoksa veya acente üretimini gittiği şirkete  aynen götürmüşse zaten ortada herhangi bir menfaat bulunmadığı sonucunun kaçınılmaz olarak ortaya çıkacağını, kalan bir üretim yoksa menfaatten de tazminattan da söz edilemeyeceğini, kalan üretim varsa da en fazla kalan üretim ile sınırlı bir sorumluluk doğacağını, dolayısıyla bütün hesaplamanın, fesihten sonra şirkette kalmış üretim üzerinden yapılması gerektiğini, tazminat hesaplamasının temel malzemesinin, fesihten sonra kalmış üretim olduğunu ve kalan bu üretim portföy tazminatının tüm unsurlarını birebir taşıyor olsa bile hükmedilecek tazminatın da kalan bu üretime isabet eden komisyon ile sınırlı olduğunu, Olaya bakıldığında mahkemenin (Bilirkişi Heyetinin bakış açısını aynen benimseyerek)  bu konuyu hiç önemsemediği, hiçbir irdeleme yapmaya gerek görmediği ve hatta bu tazminatı bir cezai tazminatmış gibi algıladığının görüleceğini, bilirkişi Raporunda; \"acentenin fesinden sonra müvekkil şirkette sadece 90 sigortalısına ait 109 adet poliçenin devam ettiği, (fesihten sonra devam eden) bu 109 poliçeye  isabet eden toplam komisyon kaybının/zararının sadece ve sadece  16.759 TL. Olduğu\" hususunun açıkça belirtildiğini, bu değerlerin acentenin fesihten önceki üretiminin yalnızca yüzde 6,47'sine tekabül etmekte olduğunu, yani tamamı kendisine ait kabul edilse, kendi malı sayılsa ve üretimin tamamının portföy tazminatına konu edilebilecek nitelikte potföy olduğu varsayılsa bile davacı acenteliğin fesihten önceki üretiminden davacı acenteliğin feshinden sonra müvekkil şirkette devam etmiş üretiminin sadece yüzde 6,47 düzeyinde olduğunu ve mahrum kaldığı komisyon bedelinin (uğradığını iddia edebileceği zarar bedeli) de sadece ve sadece  16,759,- TL olduğunu, Bu saptamanın -yani fesihten sonra yalnızca yüzde 6,47 oranında bir üretimin müvekkil şirkette devam ettiği ve buna ilişkin komisyonun da sadece 16.759 TL. olduğu saptamasının- rapora geçirilmiş olmasına rağmen davacının 77.635,50, TL. gibi bir  portföy tazminatına hak kazanabileceğine hükmedilmesinin anlaşılır ve anlatılabilir bir durum olmadığını, anlaşıldığı kadarıyla mahkemenin, portföy tazminatını bir cezai tazminat olarak görmekte ve \"fesihten sonra 1 (bir) poliçe dahi devam ettirilmiş olsa bile -hem de içeriği ne olursa olsun, porföy tazminatına uygunluğuna dahi bakılmasına gerek olmaksızın- acente, portföy tazminatının tamamına hak kazanır.\"şeklinde düşünmekte olduğunu, böyle bir anlayışın herhangi bir tazminat anlayışına uymayacağını, bu anlayışın ve görüşün portföy tazminatının ne olduğunun anlaşılamamış olduğunun açık bir göstergesi olduğunu, tek başına bu hususun bile kararın kaldırılması için yeterli bir sebep olduğunu, Her ne kadar portföy tazminatı için kanunda son 5 yılın komisyon ortalaması limit olarak esas alınmışsa da asıl limitin; \"fesihten sonra devam eden üretime isabet eden komisyon bedeli\" olduğunu, gerçek ve asıl dikkate alınması gereken limitin bu olduğunu, Portföy tazminatının en temel unsurlarından birinin; \"fesihten sonra  devam eden bir üretimin mevcut olması\" olduğunu, anlaşıldığı kadarıyla ( bilirkişi heyeti ve ) mahkemenin bu temel unsuru bambaşka anlayışla yorumladığını ve tek unsurun, TTK 122. maddesi 2. bendindeki;  \"Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz.\" ifadesinde yer alan \"son 5 yıllık komisyon ortalamasını\" bir üst limit olarak değil her halükarda ödenecek olan tazminat olarak gördüğünü, bu yanılgının birçok mahkeme kararında da görüldüğünü, ancak Yargıtay'ın her seferinde bu kararları bozduğunu, gerek bilirkişiler gerekse mahkemelerin bu ifade sebebiyle bu limiti her halükarda uygulanacak hüküm olarak esas alarak değerlendirme yapmakta, hüküm kurmakta olduğunu, Gerçekten 122. maddedeki bu limitin bir üst limiti ifade etmekte olduğunu, bu konuda bir ihtilaf olmadığını, fakat işin içine girildiğinde portföy tazminatı ile ilgili tek limitin bu olmadığının görüleceğini, asıl ve ve fiili limitin, TTK 122/1 maddesi (b) bendindeki; \"b) Acente, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybediyorsa\" ve 5684 sayılı kanunun 23. maddesinin 15 ve 16. maddelerindeki; \"Sigorta acentesi, acentelik sözleşmesinin sona ermesi halinde, sigorta ettirenlerle yaptığı veya kısa bir süre içinde yapacağı işlerle ilgili sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği komisyona hak kazanır. Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyorsa..... \" hükümlerde/ cümlelerinde yer alan limit olduğunu, bu hükümlerdeki yazılım gereği asıl ve fiili limitin \"fesihten sonra devam eden üretime isabet eden komisyon bedeli\" olması gerektiği/gerekeceği hususunun tartışmasız olduğunu, esas alınması gereken fiili limitin bu olduğunu, çünkü acentelerin portföy tazminatı açısından dikkate alınabilir gerçek zararlarının fesihten sonra sigorta şirketlerinde kalmış ve sigorta şirketlerinin haksız olarak yararlanmaya devam ettikleri üretime isabet eden komisyonları olduğunu, yoksa acentelerin beraberlerinde götürdükleri veya zaten kendi portföylerinde olmadığı için ellerinde tutamadıkları üretime isabet eden komisyonları olmadığını, bunlardan dolayı müvekkil şirketin (veya sigorta şirketlerinin) hiçbir sorumluluğu olamayacağını, ancak maalesef çoğu yargılamada hep \"son 5 yıl komisyon ortalaması\"nın ön planda tutulmakta ve değerlendirmelerde hep bu limitin esas alınmakta olduğunu, bunun kabul edilebilir tek bir yanı olmadığını, kısaca her ne kadar portföy tazminatı için TTK 122. maddesindeki \"son 5 yılın komisyon ortalaması\" limit olarak esas alınıyorsa da asıl limitin \"fesihten sonra devam eden üretime isabet eden komisyon\" bedeli olduğunu, gerçek zararın bu esasa göre ve buradaki limite göre belirlenmesi gerektiğini, Mahkemenin dosyayı bilirkişi heyetine tevdi ettiğini, heyetin de yaptığı inceleme sonucunda; \" davacı acentenin fesihten sonra devam ettirilmiş üretim miktarına isabet eden komisyon kaybının,  sadece (90 sigortalısına ve 109 poliçeye  ait)   16.759 TL. olduğunu, bunun da üretimin yüzde 6.47'sine  tekabül ettiğini belirlediğini, bu durumda işbu dava açısından gerçek üst limitin (tüm unsurlar % 100 sağlanmış olsa bile) 16.759 TL. olması gerektiğini, dolayısıyla işbu davada davacı acentenin, acentelik ilişkisi sırasındaki ve fesihten sonra devam eden üretiminin, portföy tazminatının tüm unsurlarını  %100 sağlamış olduğu tespit edilse bile -ki kendilerinin kesinlikle bunun bile sağlanmamış olduğu kanaatinde olduklarını -davacının talep edebileceği maksimum portföy tazminat bedelinin en fazla 16.759 TL olduğunu, hakkaniyet indirimi yapılacaksa da bu değer üzerinden yapılması gerektiğini, bunun dışında belirlenecek her bedelin, mevcut olmayan/ varlığı kanıtlamamış/ gerçekleşmemiş/ hayali bir zarara ilişkin bedel olacağını, bunun hem portföy tazminatının amacına hem de genel tazminat ilkelerine aykırı düşeceğini, müvekkil şirketin (ve dolayısıyla sigorta şirketlerinin) ancak fesihten sonra kendilerinde kalmış, fesihten sonra devam etmiş üretime ilişkin komisyonlardan -onun da diğer bütün unsurları taşımış olmak kaydıyla- sorumlu tutulabileceğini, fesihten sonra müvekkil şirkette devam etmemiş bir poliçeden menfaat elde edilemeyeceğini ve herhangi bir kazanç sağlanamayacağını, dolayısıyla fesihten sonra müvekkil şirkette devam etmiş olduğu saptanan komisyon bedeli ve gerçek zarar 16.759 TL. olarak saptanmışken -üstelik kalan bu üretimin de portföy tazminatının tüm unsurlarını taşıyıp taşımadığını irdelemeden/belirlemeden-   bunu 5  misli aşan ve hiçbir zarar/tazminat ölçüsüne uymayan bir belirleme ile 77.635,50 TL. tazminata hükmedilmesinin hiçbir biçimde açıklanabilir bir durum olmadığını, portföy tazminatının genel ilkelerine ve dosya kapsamına aykırı mahkemenin kararının sadece bu açıdan bile kaldırılması gerektiğini, Sigortacılıkta portföyün; ne anlama geldiği, portföy kavramının ne olduğu, her üretimin portföy olarak kabul edilip edilemeyeceği, özellikle zorunlu sigortalara dayalı üretiminin porföy olarak kabul edilip edilmeyeceğinin hiç irdelenmediğini, İşbu dava ile istenen tazminat, Portföy Tazminatı olduğuna göre ilk incelenmesi/irdelenmesi gereken hususun; portföyün ve özellikle de \"Sigortacılıkta Portföyün\" ne demek olduğu, ne anlama geldiği hususları olduğunu, bu konuda ciddi ve akademik bir irdeleme yapılması gerektiğini, oysa maalesef bu konuda tek bir irdeleme yapılmadığını, Portföyün zaten yeni bir kavram, sigortacılıkta portföyün ise çok daha yeni ve unsurları henüz yerli yerine oturtulmamış bir kavram olduğunu, dolayısıyla bir (sigortacılıkta)  portföy tazminatı davasında ilk yapılması gereken işin; portföyün ve fakat özellikle de sigortacılıkta portföyün ne anlama geldiği, içeriğinin ne olduğu olması gerektiğini, böyle bir tanımlama yapılmadan acentelik ilişkisinin devamı sırasında oluşmuş ve doğal olarak fesihten sonra devam eden her üretimin sorgusuz sualsiz acentinin portföyü sayılması halinde, ortaya çok yanlış, işin doğasına son derece aykırı bir sonuç çıkacağını, böyle bir tanımlamanın kabul edilemeyeceğini, bu konudaki en doğru tarifin yukarıda zikredilen Yargıtay kararındaki tarif olduğunu, bu tarifte en çok vurgulanan hususun; \"KİŞİSEL GAYRETLE YARATILMIŞ MÜŞTERİ ÇEVRESİ\" olduğunu, bunun da gerçekten acentenin kişisel birikimi, gayreti, çabası ile oluşturulmuş bir üretimi gerektirmekte olduğunu, - Kimi sigortalıların doğrudan sigorta şirketinin marka değerine, verdiği hizmetin kalitesine, hasar ödeme politikalarına, teminat çeşitliliğine, tanıdığı özel avantajlara gideceğini (bu tür üretimin tamamen sigorta şirketinin portföyü sayılacağını ), - Kimi sigortalıların sadece fiyatı esas alacağını, bunun dışında bir ölçüye bakmayacağını ( bu tür üretimin tamamen sigorta şirketinin portföyü sayılacağını ) - Kimi sigortalıların (Trafik ve sorumluluk sigortaları) sigortalının zararlarını değil 3. şahısların zararını karşıladığından ve her tür sorunluluk devlet garantisi altında olduğundan sadece poliçenin fiyatının önem arz edeceğini, hangi şirket o anda o poliçeyi ucuza satıyorsa onu hedef alacağını, oradan poliçe çıkarılacağını (bu tür üretimin tamamen sigorta şirketinin portföyü sayılacağını ) - Kimi sigortalıların sadece acenteyi bileceğini, onun dışında başka hiçbir şey ile ilgilenmeyeceğini, her şeyini acenteye teslim ettiğini, şirketin falan önemi olmadığını, acentesi nereye yönlendirirse o şirkete yöneleceğini (bu tür üretimin tamamen Acentenin portföyü sayılacağını ) - Kimi poliçelerin tamamen acentenin kendi şahsi çabalarıyla kendi birikimleriyle oluşturduğu projelere dayanmakta olduğunu, şirketin poliçeyi çıkarmaktan başka bir dahli olmadığını, (bu tür üretimin tamamen acentenin portföyü sayılacağını ) Bunların her birinin o poliçenin/ o sigortalının kimin portföyünde sayılması gerektiğini ortaya koyacak önemli ölçüler olduğunu, böyle bir ölçümleme/ değerlendirme yapılmadan acenteden çıkmış her poliçeyi/ her sigortalıyı \"acentenin portföyü\" olarak kabul etmenin, işin özü ile bağdaşmayacak bir kabul olacağını, Söz gelimi Trafik Sigortaları, DASK gibi sigortalar zorunlu sigortalardan olduğundan ve sigortalının değil zarar görenlerin zararını karşıladığından tek ölçü fiyat (prim bedeli) olduğundan o gün hangi şirket daha ucuz poliçe varsa o şirketin tercih edileceğini, acentelerin önündeki ekranın; acenteliklerini yaptıkları 7-8 şirketin fiyatlarını alıp hangi şirket en ucuz fiyatı veriyorsa o şirketten poliçe çıkarıp sigortalılara vermekte olduklarını, ki ağırlıklı poliçelerin de -işbu davadaki acentede olduğu üzere- bu poliçeler olduğunu, böyle poliçelerin/ bu tür poliçelerin acentenin portföyünde sayılmasının imkansız olduğunu, bu üretimin tamamen o gün ucuz fiyatı veren şirketin portföyünde sayılması gerektiğini, burada acentenin hiçbir fonksiyonu, hiçbir çabası, hiçbir katkısı olmadığını, şirket o gün poliçeyi 3 kuruş daha pahalı satsa acentenin o poliçeyi ucuz veren bir başka şirketten çıkaracağını, bu tür poliçelerin bir yıl bir şirketten, ertesi yıl başka bir şirketten çıkan türden poliçeler olduğunu, dolayısıyla bu tür poliçeler ve sigortalıların tamamen ve yalnızca sigorta şirketlerinin portföyünde sayılması gereken/ sayılabilecek poliçeler ve sigortalılar olduğunu, bu tür poliçelerden sadece acentelik sözleşmesinde öngörülmüş komisyonlara hak kazanabileceğini, özel bir tazminat türü olan tazminatı açısından hiçbir hak tahakkuk ettirilemeyeceğini, sigortacılıkta acentenin portföyü olarak tanımlanabilecek üretimin; - acente ile özdeşleşmiş, - gerçekten onun malı sayılabilecek, - yıllardır onu izleyen, - acentenin özel çabalarıyla oluşturulmuş, - İnşaat Sigortaları/Nakliyat Sigortaları/Mühendislik Sigortaları/uzun süreli proje sigortaları/ ürün sorumluluk sigortaları gibi teknik, uzun süreli, yıllara sarkan poliçeleri/sigortaları, - Ya da yıllardan beri aynı acenteden çıkan aynı acente ile devam eden ve en azından onunla bütünleşecek kadar bir süre acentede kalmış sigortalılara ait üretim olarak görülmekte olduğunu, öyle ertesi gün dahi kalıp kalmayacağı belli olmayan, zorunlu ve hangi şirket daha ucuz fiyat verecekse onun tercih edildiği bir üretim olmadığını, bu konuda bir sürekliliğin veya devamlılığın bulunması gerektiğini, sürekli müşterinin, bir defa değil, belli bir süre içinde, tekrar sözleşme yapması beklenilen müşteri olduğunu, dolayısıyla şirketle sadece bir defa sözleşme yapan/ poliçe alan ve ikinci bir sözleşme ilişkisine girmesi beklenmeyen müşteriler/ sigortalılar, acente tarafından şirkete/sigortacıya kazandırılmış olsa bile, denkleştirme talebi açısından dikkate alınamayacağını, Davacı acenteliğin üretimine bakıldığında üretimin % 85 - 90 oranında Trafik/DASK/ Sorumluluk branşı gibi zorunlu sigortalara ve sorumluluk sigortalarına dayandığının görüleceğini, dolayısıyla ne acentelik ilişkisinin sürdüğü dönemdeki üretimin ne de fesihten sonra devam etmiş üretimin, acentenin portföyünde sayılması veya portföy tazminatına konu üretim olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını, mahkemenin tüm kurguyu herhangi bir irdeleme yapmadan davacının tüm üretiminin her yönü ile portföy tazminatına konu olabilecek üretim olduğu esası üzerine oturttuğunu, bu bakımdan mahkemenin kararının daha işin en başında yanlış kurgu üzerine oturtulduğunu, dolayısıyla kararın yanlış iliklenen ilk düğme gibi daha en başından yanlış kurgu üzerine oturmuş olduğunu ve doğal olarak sonrasının da yanlış sonuçlara ulaşmış olduğunu, kararın bu açıdan kaldırılması gerekmekte olduğunu, Son 5 yılın komisyon ortalamasının her halükarda ödenmesi gereken portföy tazminatını değil bir üst limiti göstermekte olduğunu, TTK' nun 122/2 maddesinin; \"Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz.\" biçiminde olduğunu, bu hüküm dolayısıyla bilirkişilerin de mahkemelerin de hiçbir irdeleme yapmadan son 5 yılın komisyon ortalamasını ödenmesi gereken portföy tazminatı olarak kabul edip bu değer üzerinden hüküm tesis etmekte olduklarını, bu dosyada da aynısının yapıldığını, böyle bir anlayışı portföy tazminatı ile bağdaştırmak bir yana, tazminat hukuku ile dahi bağdaştırmanın mümkün olmadığını, öyle olsa bilirkişi incelemesine de, kayıtların çıkarılmasına da hiç gerek kalmayacağını, sigorta şirketlerinden son 5 yılın komisyonlarının isteneceğini, mahkemelerin de ( hiç bilirkişi atamasına gerek kalmadan)  gelen bu 5 yıllık komisyon bedelini 5'e bölerek ödenecek tazminatı belirleyeceklerini ve işin içinden çıkacak olduklarını, ama ne yazık ki yasal düzenlemenin bu şekilde yapılmadığını, TTK 122 ve 5684 sayılı kanun hükümlerinde; - Kişisel gayretle oluşturulmuş Portföy denmiş, - Haksız fesih denmiş, - Fesihten sonra devam eden üretim denmiş, - Fesihten sonra asıl sahibinin dışındaki kişinin yararlanması denmiş, - Önemli menfaat elde etme denmiş - Hakkaniyet denmiş - Bütün bunların bir arada sağlanmasından sonra uygun düşecek denkleştirme hesabı ile hesaplama yapılmasından-ki denkleştirme hesabı da üretimdeki katkı oranına göre yapılması gerektiğini - söz edildiğini, bu kadar zor koşulların bir arada arandığı bir oluşumun böyle basit bir değerlendirme ile geçiştirilmesinin mümkün olmadığını, bu nedenle portföy tazminatının özel bir tazminat ve her önüne gelen acentenin hak edemeyeceği bir tazminat olarak belirlendiğini, ağır koşullara bağlandığını, dolayısıyla her bir unsurun tek tek irdelenmesi ve dikkat alınması gerektiğini, bu tazminatın öyle tek satırlık bir hesaplama ile hak kazanılacak, son 5 yılın komisyon ortalaması ile bulunabilecek bir tazminat olmadığını, ancak mahkemenin tam olarak bu bakış açısı ile değerlendirme yaptığını ve ihtilafı buna göre sonuçlandırdığını, sadece bu yanlış ve tazminat hukuku ile bağdaşmayacak bakış açısının dahi tek başına kararın kaldırılması için yeterli bir sebep oluşturmakta olduğunu, Mahkemenin, feshin haklılığının/ haksızlığının belirlenmesinde; ilişkinin 7 yıl sürmüş olmasına, bu dönemdeki poliçe sayısının fazlalığına, bu dönemlerde hedeflerin tutturulmasına ve son dönem hedef tutturulamamasında müvekkil şirketin de payının olabileceği gibi hususlara son derece büyük önem atfettiğini ve hükmettiği tazminatı bu kurgu üzerinde oturttuğunu, oysa bunun bir hatır/ gönül ödemesi olmadığını, somut ölçüleri olan bir ödeme olduğunu, Mahkemenin kararı incelendiğinde; \"feshin haklılığına/haksızlığına, ilişkinin 7 yıl sürmüş olmasına, bu dönemdeki poliçe sayısının fazlalığına, bu dönemlerde hedeflerin tutturulmasına ve son dönem hedef tutturulamamasında müvekkil şirketin de payının olabileceği\" gibi husulara son derece büyük önem atfettiği ve hükmettiği portföy tazminatı bedelini bu yorum/bu kurgu üzerine oturtmuş olduğunun görüleceğini, bu yorum/ değerlendirme/ ve gerekçenin portföy tazminatının özü ile bağdaşır hiçbir yanı olmadığını, portföy tazminatının bir hatır/ gönül bağı ilişkisine dayalı bir tazminat türü olmadığını, somut ölçüleri olan bir tazminat türü olduğunu, Portföy tazminatının temel malzemesinin \"fesihten sonra devam eden üretim\" olduğunu, dolayısıyla fesihten önceki üretimin, sürenin, poliçe sayısının, prim tutarının, bu tazminat esası ile en ufak ilgisi olamayacağını, Acentelerin fesihten önceki dönemdeki üretimlerinde sözleşmelerinde yazılı komisyonları eksiksiz olarak almakta olduklarını, davacının istediği tazminat veya komisyonun da fesihten önceki döneme ilişkin üretim dolayısıyla hak kazanılmış komisyonlar olmadığını, dolayısıyla fesihten önceki dönemin hesaplamaya etkisi olamayacağını, Gerekçede; \"davacının 7 yıl süren acentelik ilişkisi ve % 6,47 kalan portföy oranı olduğu da dikkate alınmak suretiyle, raporda hesaplanan azami tutardan (258.785,00 TL) %70 oranında hakkaniyet indirimi yapılarak, davalılardan ... AŞ aleyhine 77.635,50-TL portföy tazminatına hükmedilmesinin mevcut dosya kapsamına ve hakkaniyete uygun olacağı\" gibi bir ifade yer aldığını, bu ifadenin mahkemenin ilişkinin uzun sürmesine özel önem atfettiği sonucunu doğurmakta olduğunu, oysa bu sürenin portföy tazminatı ile hiçbir ilgisi olmadığını, önemi de olmadığını, Bütün bunların mahkemenin gerekçesinin en önemli parçası haline getirdiği, 7 yıllık ilişkinin hatırı, acentenin bu 7 yıllık süreçteki gayreti, gibi hususların portföy tazminatının unsurları ile zerre kadar ilgisi olmadığını göstermekte olduğunu, portföy tazminatının unsurlarının, hatır gönül ilişkisi ile açıklanamayacak ölçüde somut olduğunu ve sadece fesihten sonra devam üretimin hedeflendiğini, kararın bu açıdan da kaldırılması gerektiğini, Feshin; TTK ve acentelik sözleşmesindeki öngörülere dayalı olarak yasal açıdan uygun ve geçerli nedenlerle yapılmış olduğunu, böyle bir feshin haksız fesih olarak kabulünün son derece yanlış olduğunu, Portföy tazminatının temel unsurlarından birinin de feshin haksız olması olduğunu, bu unsurun gerek TTK 122. maddesinde gerekse 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu' nun 21. maddesinde çok açık ve net bir biçimde belirtilmiş olduğunu, bu konuda tartışma olmadığını, ancak feshin haksızlığının ve yasallığının da çok iyi irdelenmesi gerektiğini, TTK.'nun 121. maddesinin; \"Belirsiz bir süre için yapılmış olan acentelik sözleşmesini, taraflardan her biri üç ay önceden ihbarda bulunmak şartıyla feshedebilir.\" şeklinde olduğunu, yine Acentelik Sözleşmesi'nin 21. maddesi de tamamen aynı olacak şekilde 3 ay önceden ihbarda bulunmak kaydıyla acentelik sözleşmesinin herhangi bir gerekçe olmaksızın her zaman sözleşmenin feshedilebileceğinin öngörülmüş olduğunu, her iki hükme göre de 3 ay önceden ihbarda bulunulması koşulu ile acentelik sözleşmesinin hiçbir neden gösterilmesine dahi gerek olmaksızın feshedilebileceğini, Olaya bakıldığında müvekkil şirketin davacı acenteliğe (münakit acentelik sözleşmesinin 21. maddesindeki hükme dayalı olarak); - 03.01.2017 tarihinde, rasyolar düzeltilmezse sözleşmeyi 3 ay sonra feshedeceği  uyarısında bulunduğu, - Bütün uyarılara rağmen bir düzelme/ değişim görülmeyince de rasyolar düzeltilmediği için  12.04.2017 tarihinde sözleşmenin feshedildiğinin anlaşıldığını, bu sürecin müvekkilin, TTK'da ve akdedilen acentelik sözleşmesinde 3 ay olarak öngörülmüş süreyi fazlasıyla toleranslı biçimde kullandığını ve daha da önemlisi kanunda hiçbir gerekçe öngörülmemiş olmasına/böyle bir zorunluluğu olmamasına rağmen \"rasyoların düzeltilmesi, verimliliğin sağlanması\" gerekçesine dayanmış olduğunun görüleceğini, bu bakımdan feshin haklılığı konusunda hiçbir tartışma olamayacağını, bilirkişi raporunda bu durumun açıkça belirlendiğini ve rapora geçirildiğini, yani heyetin de bu görüşleri esas alan Mahkemenin de TTK' da ve acentelik sözleşmesinde öngörülen -süre 3 ay olmasına rağmen bu süreden çok öncesinde- ihbarda bulunulmuş olduğunu ve üstüne üstlük hiçbir yasal zorunluluğu olmamasına rağmen \"rasyoların düzeltilmesi, hedeflere uyulması\" gerekçesini göstererek, verimliliğin sağlanması halinde acenteliği feshetmeyeceğini bildirdiğini belirlediğini, bu tartışmasız belirlemeler yapıldıktan sonra -sanki acentelik sözleşmeleri sonsuza dek sürmek zorundaymış gibi bir anlayış ile- feshin haklılığının/ haksızlığının bir takdir unsuru olabileceği görüşünü kabul etmediklerini, bu belirlemelere rağmen feshin haksız kabul edilmesinin hiçbir yasal gerekçe ile bağdaştırılamayacağını, bundan daha yasal, bundan daha haklı, bundan daha uygun bir fesih olamayacağını, dolayısıyla müvekkil şirketin; - Hem mevzuat herhangi bir neden gösterilmesini öngörmezken haklı bir gerekçe ileri sürdüğünü, - Hem de mevzuat 3 aylık ihbarı öngörmüş iken bundan çok öncesinde fesih yapmış olduğunu, bu koşullarda gerçekleşmiş bir feshin haklı, yasal ve hiçbir şekilde itiraz edilemeyecek ölçüde geçerli bir fesih olacağında en ufak bir tereddüt olamayacağını, Yasal öngörülerin uygunluğu bir yana yapılan feshin, esas açısından da son derece haklı bir fesih olduğunu ve mahkemenin buna aykırı tespitlerinin hiçbir yasal dayanağı olmadığını, Bir acente bir taahhütte bulunmuş ise buna uymamasının sonuçlarına katlanması gerektiğini, bu yükümlülüğün hem acentenin tacir olmasından hem de akdedilen sözleşmesindeki hükümlerden kaynaklanan kaçınılmaz bir sonuç olduğunu, \"Portföyün verimli olup olmadığının, Hasar/Prim dengelerinin hangi oranlarda olduğunun belirlenmemesi ve bunun haklı nedenle feshe etkisinin olup olamayacağı\" hususlarında irdeleme yapılmamasının da çok büyük bir eksiklik olduğunun tartışmasız olduğunu, sigorta şirketi ile acentenin, ortak bir iş yapmak ve yaratılacak iş hacminden kazanç sağlamak üzere bir araya geldiğini, bu işbirliğinde bir tarafın sürekli zarar etmesi, diğer tarafın sürekli kazançlı çıkması halinde, sürekli zarara uğrayan açısından ilişkinin devam ettirilmesinin beklenemeyeceğini, bu bakımdan sigorta şirketleri açısından en önemli unsurun acentenin verimli portföy getirmesi, ürün yelpazesinin geniş olması, hasar/prim oranının uygun olması olduğunu, davacı acenteliğin üretiminin önemli bir bölümü sürekli zarar eden trafik sigortalarına dayanıyor olması sebebiyle de feshin haklı olacağını, - Hedef gerçekleştirmenin her sektörün uyguladığı bir motivasyon olduğunu ve sağlanan tüm avantajların bu hedeflere göre belirleneceğini, hiçbir çabanın sarf edilmediği bir ortamda avantajlardan yararlanımların- hele acentenin de bir tacir olduğu düşünüldüğünde - hiçbir hukuki ve mantıki bir nedeni olamayacağını, acentelerin üretiminin, belirli bir değere ulaşmalarının, özel branşlarda getirdikleri üretim ile ve sigorta şirketinin hedeflediği özel projelere ilişkin üretimleri ile verimli kılınmakta olduğunu, belli bir değerin ve dengeli üretimin sağlanamadığı acentelerin şirketi zarara uğratmalarının kaçınılmaz olduğunu, hedef belirlemelerinin bu amaçla da yapılmakta olduğunu, performansı sürekli düşen bir acentenin maliyetleri dahi karşılamayacağı hususunun çok açık olduğunu, dolayısıyla üretimi sürekli düşen bir acente ile çalışılmasını beklemenin işin doğasına da aykırı olduğunu, Dolayısıyla feshin hem haklı hem de yasal öngörülere dayalı olarak yapılmış olduğunu, özetle TTK ve 5684 sayılı kanunda portföy tazminatının önemli unsurlarından biri olan haksız  fesih unsurunun bu olayda gerçekleşmemiş olduğunu, bu fiili tespite rağmen daha ilk unsur olan feshin haksız olması unsuruna aykırı düşecek şekilde davacıya portföy tazminatı hükmedilmesinin tam bir çelişki olduğunu, kararın bu açıdan da kaldırılması gerektiğini, Üretiminin tamamı denecek ölçüde zorunlu sigortalara dayanan bir acenteye portföy tazminatı hakkı doğmayacağını, Yukarıda da belirtildiği üzere portföy tazminatının çok özel bir tazminat olduğunu, özel unsurları bulunmakta olduğunu ve ancak acentenin malı sayılabilecek bir üretim  için öngörülmüş tazminat olduğunu, Yargıtay kararında da belirtildiği üzere ancak acentenin kişisel gayreti ile/çabası ile/birikimi ile oluşturulmuş üretim portföy tazminatına konu olabilir. Zorunlu sigortalara dayalı, sigorta şirketlerinin düşük fiyat politikasına dayalı üretimden portföy tazminatı doğmayacağını, Davacı acenteliğin üretiminin neredeyse tamamının zorunlu sigortalara, müvekkil şirketin fiyatları (primleri) diğer şirketlere nazaran düşürdüğü branşlara dayalı üretim olduğunu, böyle bir üretimde acentenin en ufak bir katkısı olmadığını, bu üretime portföy demenin ve portföy tazminat hakkı tanımanın, bu tazminatın ne olduğunu bilmemek olduğunu, bu bakımdan da Mahkemenin kararının kaldırılması gerektiğini, Denkleştirme tazminatının en önemli unsuru olarak kabul edilen; \"Önemli kazanımın ne olduğu, sigortacılıkta önemli kazanımın nasıl sağlanabileceği\" konusunda da tek bir saptama ve değerlendirme yapılmadığını, Portföy tazminatının en önemli unsurlarından birinin de; \"aslında acenteye ait olduğu kanıtlanmış bir üretimden, acentenin feshinden sonra sigorta şirketinin yararlanmaya devam etmesi ve bundan da önemli bir menfaat elde etmiş olması\" olgusu olduğunu, Bir sigorta şirketinin önemli menfaat sağlamasının şu şekilde belirleneceğini; - Bir dönem (örneğin 1 yıl) içinde acente kanalı ile gelen üretime ilişkin primlerin bir kenara konacağını, - Sonra gelen bu üretim için yine aynı dönemde ödenmiş toplam hasar bedeli + acente komisyonları + o üretime isabet eden genel giderler toplamının bir kenara konacağını, <br>- Gelen prim ile ödenenler arasında  artı (+) bir değer oluşuyorsa bundan menfaat elde edilmiş olunacağını, bu artı değerin fazlalığının da \"önemli menfaat\" ölçüsünü oluşturacağını,Bu değer ne kadar yüksekse o oranda önemli menfaat elde edilmiş olunacağını, 100TL. prim yazmış bir acentenin bu üretimi için 150 veya 200 TL. (hasar+komisyon+genel gider) ödeme yapılmış ise bundan menfaat  değil zarar etmiş olunacağını, ama bir yılda 100 TL prim yazmış bir acentenin bu üretimi için 50 veya 60 TL. (hasar+komisyon+genel gider) ödeme yapılmış ise bundan menfaat elde edilmiş sayılacağını, Genellikle Hasar/Prim oranı; % 60 -70'lerde olan acentenin verimli, % 30 -40'larda olan acentenin ise çok verimli acente olarak kabul edileceğini, bu yüzden acentelerin performansının her zaman hasar/ prim oranı ile ölçüleceğini, işbu davada bu konunun yakınından dahi geçilmediğini, bunun kabul edilemez bir eksiklik olduğunu, Üstelik burada çok önemli bir ayrıntıya değinmekte yarar bulunmakta olduğunu, dikkat edilirse 5684 sayılı kanundaki yazılımda \"menfaat\"ten değil, \"önemli menfaat\"ten söz edilmekte olduğunu, bunun öyle laf olsun diye oraya konmuş bir sözcük olmadığını, tam tersine portföy tazminatının öyle sıradan bir değerlendirme ile/ hesaplama ile tanımlanabilecek bir tazminat olmadığını özellikle vurgulamak üzerine konulmuş bir tazminat olduğu hususunun ortaya konmak istendiğini, bu özelliklere/ unsurlara hiçbir biçimde uymamış değerlendirmelerin ve buna göre oluşturulmuş mahkemenin kararının bu açıdan da kaldırılması gerektiğini, Hakkaniyet indiriminin, yüzdelik orana göre değil, fesihten sonra devam eden üretimde kimin katkısı olduğuna ve sağlanan menfaatin ölçüsüne göre yapılacağını, ayrıca indirimin de  son 5 yıl ortalamasından değil, portföy tazminatına hak kazanılacak üretim üzerinden yapılması gerektiğini, TTK' nun 122/c bendinin; \" Somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa, acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir.\" biçiminde olduğunu, bu maddedeki yazılım gereği; - Önce portföy tazminatının  tüm unsurlarının mevcut olup olmadığının belirlenmesi gerektiğini, - Böyle bir belirleme yapıldıktan sonra ortaya çıkacak olan değerden hakkaniyet ölçülerine göre indirim yapılması gerektiğini, Mahkemenin kararında, portföy tazminatının hiçbir unsurunu irdelemediğini ve daha işin başındaki gereklilikleri tam olarak saptayamadığını, ancak ilk aşamadaki unsurların varlığının irdelenmemiş olmasının yanı sıra hakkaniyet indirimi adı altında yapılan % 70'lik indirimin de portföy tazminatının özü ile bağdaştırılır bir yanı bulunmadığını, portföy tazminat hesabından %  70 oranında indirim yapılması  ve bunun hakkaniyet indirimi olarak algılanmasının, portföy tazminatının özünün ne olduğunun anlaşılamamış olduğunu göstermekte olduğunu, böyle bir hakkaniyet indirimi anlayışının kabul edilemeyeceğini, Yargıtayın portföy tazminatını en iyi özetleyen görüşünün;  \"genel olarak portföy tazminatı, acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra, bu ilişkinin devamı boyunca acentenin kişisel gayretiyle yarattığı müşteri çevresinden akidinin halen yararlanması, acentenin ise yararlanmaması nedeniyle uğradığı kaybın karşılığıdır.\" şeklinde olduğunu, Bu son cümlenin hakkaniyetin nasıl algılanması gerektiğini çok doğru bir biçimde ortaya koymakta olduğunu, özetle \"başkasına ait bir maldan yararlanma\" diye ifade edilecek bu anlayışa göre; \"Portföy tazminatı, yüzdelik orana göre değil, fesihten sonra devam eden üretimde; - kimin (acentenin mi, şirketin mi? ) daha çok katkısı olduğuna - ve oluşan bu değerden sağlanan menfaatin ölçüsüne göre yapılacağını, fesihten sonra devam eden üretimin toplamının bir yere konacağını, bu üretimin branş bazında ayırımının yapılacağını, gerçekten acentenin şahsi gayreti ile oluşmuş üretimin ayıklanacağını, sonra da bundan sigorta şirketinin edindiği menfaatin parasal değerinin bulunacağını en sonunda da tarafların o üretimdeki katkısı ile sağlanan menfaatin parasal değeri üzerinden bir hakkaniyet değerlendirmesi yapılacağını, bu hesabın öyle % 40, 60, 70 gibi hesap makinası ile yapılacak bir hesap olmadığını, bunun somut ölçüleri olması gerektiğini ve portföy tazminatının temel unsurlarına göre değerlendirmesi yapılması gerektiğini, Ayrıca hakkaniyet indiriminin de portföy tazminatına esas alınacak değer üzerinden yapılması gerektiğini, bunun da sadece fesihten sonra devam eden üretim bedeli olduğunu, yani önce fesihten sonra devam eden üretimin belirleneceğini, ( olayda 16.759 TL.), sonra bu üretimin portföy tazminatına konu edilebilecek üretiminin belirleneceğini, en sonunda hesaplamanın da belirlenen bu değer üzerinden yapılacağını, bu yüzden olaydaki hesaplama formülünün; (16.759,- TL.  - (portföy tazminatına konu olamayacak üretim) x (bu portföye katkı oranı) şeklinde olması gerektiğini, oysa mahkemenin hem oranlamayı (fesihten önceki dönemi kapsayan) son 5 yılın ortalama değeri üzerinden aldığını, hem fesihten sonraki tüm üretimi acenteye ait üretim olarak kabul ederek hiçbir indirim yapmadığını, bütün bunların üzerine de % 70 gibi ne olduğu/ neye dayandığı/ hangi ölçülere dayandığı belli olmayan, denetlenemez bir rakamla sonuca ulaştığını, bu bakımdan yapılan hesaplama veya bulunan değerin hiçbir biçimde portföy tazminatı ölçüleri ile bağdaşmayan bir değer olduğunu, kabulünün mümkün olmadığını, Mahkemenin zaten en başında portföy tazminatı olarak esas aldığı (son 5 yıllık komisyon ortalamasının otomatik olarak esas alınmasına dayalı) değerin yanlışlığı ortadayken ve kabul edilemez durumda iken, üstüne bir de fesihten sonraki her üretimin acenteye ait olduğu varsayımının, bütün bunların da üstüne bir de % 70 gibi hangi ölçüye ve hangi esasa dayandırıldığı belli olmayan bir değerle yapılmış indirimin hiçbir biçimde kabulünün mümkün olmadığını, kararın bu açıdan da kaldırılması gerektiğini, Hak düşürücü süreden sonra yapılmış olan ıslah ile arttırılan bedelin ayrıca reddi gerekir iken kabul edilmesinin kanuna açık bir aykırılık oluşturmakta olduğunu, ... A.Ş. hakkındaki feragat için feragatin hukuki sonuçlarının oluşturulması gerektiğini, Davacı tarafın davayı önce 45.000,- TL. üzerinden açtığını, daha sonra da 11.03.2021 tarihli dilekçe ile müddeabihe 220.218,- TL. ilave ederek 258.785,-TL.'ye çıkardığını, Portföy Tazminatının düzenlendiği TTK 122. maddesinin 4. bendinin (aynen); \"Denkleştirme istem hakkının sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmesi gerekir.\" biçiminde olduğunu, bu maddeye göre portföy tazminatına konu her tür talebin fesihten sonra 1 yıl içerisinde ileri sürülmesinin şart koşulduğunu, bunun bir hak düşürücü süre olduğunu ve hiçbir biçimde uzatılması, durdurulması mümkün olmayan bir süre olduğunu, Davacı acenteliğin feshinin 03.01.2017 tarihinde yapıldığını, dolayısıyla TTK 122. maddesine göre davacının portföy tazminatından kaynaklanacak her tür talebin en geç  03.01.2018 tarihine kadar yapılmasının şart olduğunu, bu tarihten sonra ileri sürülecek her tür talebin reddinin kaçınılmaz olduğunu, davacının ıslahını 11.03.2021 tarihinde (yani hak düşürücü sürenin bitmesinden yaklaşık 2 yıl sonra) yaptığını, bu durumda ıslah ile arttırılan kısmın talep edilemez hale geldiği, hak düşürücü süreden sonra ileri sürülmüş olduğu hususlarının tartışmasız olduğunu, bu doğrultuda ıslah edilen bedelin tartışmasız bir biçimde reddi gerekir iken ıslah edilen bedelin de kabule konu yapılmasının doğru olmadığını, Ayrıca davacı tarafın müvekkillerden  \"... A.Ş.\" hakkındaki feragati dolayısıyla yargılama ve avukatlık ücreti talep hakları doğmakta olduğunu, bu nedenle feragatin bütün hukuki sonuçlarının uygulanması, müvekkillerden \"... A.Ş.\" hakkındaki feragat dolayısıyla davacı hakkında gerekli yargılama giderleri ile avukatlık ücretine hükmedilmesinin zorunlu olduğunu, buna aykırı kararın bu bölüm yönünden de ayrıca kaldırılması gerektiğini, Her iki davalı yönünden de eksik ve hatalı bir biçimde avukatlık ücretine hükmedildiğini, kararın bu yönden de kaldırılması gerektiğini, Davacının hem ... A.Ş. hem de ...A.Ş. aleyhine dava açtığını, her iki tüzel kişiliğin farklı olduğunu ve ayrı tüzel kişiliklere sahip şirketler olduğunu, bu durumda iki şirket aleyhine açılmış iki farklı davanın bulunduğunu, yani davacının herhangi bir ayırım yapmaksızın her iki şirketten de portföy tazminatı  talep etmiş olduğunu, böyle bir davayı iki ayrı dava olarak açabilecekken davacının, ikisini birlikte açmış olduğunu, ayrı ayrı açsaydı her iki davalı için ayrı ayrı değerlendirme yapılacak ve kabul/ red durumuna göre değerlendirme yapılacak olduğunu, Mahkemenin sanki her iki davalı aynı tüzel kişi imiş gibi değerlendirme yaparak son derece yanlış iki ayrı yanılgıya düşmüş olduğunu, bu yanılgı sebebiyle iki vahim hata yapıldığını, ...  A.Ş.' den  258.785-TL. talep edildiğini ve bu talebin yalnızca 79.068,50TL.'sının kabulüne hükmedildiğini ve 179.716,50 TL.'lık kısmı red edilmişken, 21.023,07TL. Red Avukatlık takdiri yerine \"Reddedilen kısım yönünden Davalı ... AŞ lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına\" şeklinde hüküm tesisinin hukuki dayanağını ve mantığını anlayamadıklarını, ... A.Ş.'den de 258.785,- TL. talep edildiğini ve bu davalı hakkındaki  davadan feragat edilmiş olmasına rağmen bu davalı yönünden 26.565,- TL. Red avukatlık ücreti takdiri yerine 4.080,- TL maktu vekalet ücreti takdirinin hukuki dayanağını ve mantığını anlayamadıklarını, Dolayısıyla  hem ... A.Ş. hem de ... A.Ş. yönünden hükmedilen avukatlık ücretlerinin hatalı ve yanlış belirlenmiş olduğunu, kararın bu açılardan da kaldırılması gerektiğini, Sonuç olarak yukarıdaki açıklamalarında ayrıntılı olarak belirtildiği üzere davacının işbu davasının hukuksal hiçbir dayanağı bulunmadığını, kararın; - Portföy tazminatının en temel unsurlarından biri olan \"fesihten sonra devam eden üretimin mevcut olması\" olgusuna bakmadan, fesihten sonra hangi branşta kaç poliçenin devam ettiği saptanmadan yapılmış olan hesaplamanın eksik ve işin özüne aykırı olacağının dikkate alınmamış olması, - Fesihten sonra devam etmiş üretimi neredeyse yok denecek kadar az düzeydeki acenteye portföy tazminatı hükmedilmesinin hiçbir yasal dayanağının olmaması, - Sigortacılıkta portföyün; ne anlama geldiği, portföy kavramının ne olduğu, her üretimin portföy olarak kabul edilip edilemeyeceği, özellikle trafik üretiminin porföy olarak kabul edilip edilmeyeceği hususlarında hiç irdeleme yapılmamış olması, - Son 5 yılın komisyon ortalamasının bir üst limit değil de her halükarda ödenmesi gereken komisyon bedeli imiş gibi görülmesi, - Fesih öncesi üretimin portföy tazminatı için hiçbir önem taşımamasına rağmen, ilişkinin 7 yıl sürmüş olmasına ve poliçe sayısının fazlalığına son derece büyüm önem verilmesi ve portföy tazminatına hükmedilmesinin bu kurgu üzerine oturtulması, - Fesih TTK ve acentelik sözleşmesindeki öngörülere dayalı olarak yasal açıdan uygun ve geçerli nedenlere dayalı olarak yapılmış olmasına rağmen böyle bir feshin haksız fesih olarak kabulünün son derece yanlış olması, - Üretiminin tamamı denecek ölçüde zorunlu sigortalara dayanan bir acenteye portföy tazminat hakkı doğmayacağının görmezden gelinmiş olması, - Denkleştirme tazminatının en önemli unsuru olarak kabul edilen; \"önemli kazanımın ne olduğu, sigortacılıkta önemli kazanımın nasıl sağlanabileceği\" konularında da tek bir saptama ve değerlendirme yapılmamış olması, - Fesihten sonra devam eden üretimde kimin daha çok katkısı olduğuna ve sağlanan menfaatin ölçüsüne göre yapılması gereken hakkaniyet indiriminin, hangi ölçüye ve esasa dayandırıldığı anlaşılmaz bir biçimde yüzdelik orana göre yapılmış olması, ayrıca  portföy tazminatına hak kazanılacak üretim üzerinden yapılması gereken hakkaniyet indiriminin son 5 yıl ortalaması üzerinden yapılması, - Hak düşürücü süreden sonra yapılmış olan ıslah ile arttırılan bedelin ayrıca reddi gerekir iken ıslah ile arttırılan kısmın da kabul edilmiş olması, - Her iki müvekkil açısından takdir edilen avukatlık ücretlerinin AAÜT esaslarına uymuyor olması, - Yargıtay kararlarındaki portföy tazminat esasları ile ilgili gerekliliklere hiç değinilmemiş olması, acentenin üretiminden çıkan her poliçenin portföy tazminatı konu edilebilecek üretim olarak kabul edilmesi ile ilgili bölümlerine katılmadıklarını, saydıkları bütün bu sebeplerin her birinin, başlı başına Mahkemenin kararının tümüyle kaldırılmasını gerektirecek sebepler/ gerekçeler olduğunu, bu itibarla mahkemece verilen kararın, yukarıda belirtilen hususlar yönünden kaldırılması ile davanın tümden reddi için istinaf başvurusunda bulunma zorunluluğunda kalındığını beyanla; Açıklanan ve re'sen dikkate alınacak sair sebeplere binaen; - İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 25.01.2021 tarih ve 2017/541 E.- 2021/420 Karar numaralı kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; taraflar arasında akdedilen 12/08/2010 tarihli acentelik sözleşmesinin davalı tarafından haksız olarak feshedildiği iddiası ile denkleştirme tazminatı ve fesih masrafı alacağının davalılardan tahsiline karar verilmesi talebine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davalı ... A.Ş.'ye karşı açılan davanın kısmen kabulüne, davalı ...A.Ş.'ye karşı açılan davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiş, verilen karara karşı davacı vekili ve davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davacı vekili, taraflar arasında akdedilen 12/08/2010 tarihli acentelik sözleşmesi kapsamında tarafların uzun süre uyum içerisinde çalıştığını, davacının üzerine düşen tüm yükümlülükleri yerine getirdiğini, kendi bölgesinde ulaşabileceği en yüksek müşteri portföyüne ulaştığını, ancak davalı tarafından sözleşmenin haksız olarak feshedildiğini, bu sebeple koşulları oluşan denkleştirme tazminatı alacağının ve fesih giderinin davalılarından tahsiline karar verilmesini talep etmiş, yargılama aşamasında  davalı ... A.Ş.'ye karşı açılan davadan feragat ettiklerini beyan etmiştir. Davalılar vekili, taraflar arasında akdedilen 12/08/2010 tarihli acentelik sözleşmesinin 2016 yılına ilişkin acenteye verilen hedeflerin gerçekleştirilmemesi sebebiyle yazılı olarak uyarılmasına rağmen acente tarafından  yeterli çabanın gösterilmediği ve hedeflere ulaşılamadığı gerekçesi ile haklı sebeple feshedildiğini, bu sebeple ve TTK'nın 122. maddesi uyarınca denkleştirme tazminatı koşullarının oluşmaması gerekçesi ile davacının denkleştirme tazminatı talep edemeyeceğinden davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Somut uyuşmazlıkta taraflar arasında 12/08/2010 tarihli acentelik sözleşmesi akdedilmiş ve davalılar tarafından ilk önce Beyoğlu .... Noterliği'nin 03/01/2017 tarih ve ... yevmiye numaralı fesih ihbarı ile herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin sözleşmedeki yetkiye dayanılarak tek taraflı olarak ihtarnamenin tebliğinden itibaren 3 ay sonra feshedileceğinin ihtar edildiği, daha sonra Beyoğlu ... Noterliği'nin 12/04/2017 tarih ve ... yevmiye numaralı fesih ihbarnamesi ile acentelik sözleşmesi ile acenteye verilen ve karşılıklı mutabık kalınan hedeflerin gerçekleştirilmemesi ve bu konuda şirketleri tarafından yapılan 07/12/2016 tarihli uyarılara rağmen bir iyileştirme görülememiş olması sebebiyle sözleşmedeki yetkiye dayanılarak feshedildiği ihtar edilmiştir. Bu hususlarda taraflar arasında herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki istinafa da gelen temel ihtilaf; sözleşmenin haklı sebeple feshedilip edilmediği, sözleşmenin feshinde davacının kusurunun bulunup bulunmadığı, denkleştirme tazminatı koşullarının oluşup oluşmadığı, denkleştirme tazminatında hakkaniyet indirimi yapılıp yapılmayacağı, talep arttırım dilekçesi ile arttırılan kısma ilişkin hak düşürücü sürenin dolup dolmadığı, davalılar lehine hükmedilen vekalet ücretinin usul ve yasaya uygun olup olmadığı hususlarına ilişkindir. Sözleşmenin akdedildiği tarihte yürürlükte bulunan mülga 6762 Sayılı TTK'nın 134. Maddesinde \"Muhik bir sebep olmadan ve üç aylık ihbar müddetine riayet etmeksizin akdi fesheden taraf, başlanmış işlerin tamamlanmaması yüzünden diğer tarafın uğradığı zararı tazmine mecburdur. Müvekkilin veya acentenin iflas veya ölümü yahut hacir altına alınması sebebiyle acentelik mukavelesi sona ererse, işlerin tamamen görülmesi halinde acenteye verilmesi gereken ücret miktarına nispetle tayin olunacak münasip bir tazminat acenteye yahut yukardaki hallere göre onun yerine geçenlere verilir.\" hükmünün düzenlendiği, mülga TTK da denkleştirme tazminatının açıkça düzenlenmemesi sebebiyle bu madde uyarınca denkleştirme tazminatı talep edilebileceği hususunun teoride ve uygulamada kabul edildiği, ancak sözleşmenin yürürlükte bulunduğu ve feshedildiği tarihte yürürlükte bulunan 6102 Sayılı TTK'da denkleştirme tazminatı ve koşulları açıkça düzenlenmiş olup, bu hükümler somut olaya da uygulanacaktır. 6102 Sayılı TTK'nın \"Acentelik Sözleşmesinin Sona Ermesi Sebepleri\" başlıklı 121/1 maddesinde \"Belirsiz bir süre için yapılmış olan acentelik sözleşmesini, taraflardan her biri üç ay önceden ihbarda bulunmak şartıyla feshedebilir. Sözleşme belirli bir süre için yapılmış olsa bile haklı sebeplerden dolayı her zaman fesih olunabilir.\" hükmü düzenlenmiştir. 6102 Sayılı TTK'nın \"Denkleştirme istemi\" başlıklı 122. maddesinde; \"(1) Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra; a) Müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa, b) Acente, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybediyorsa ve c) Somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa,    acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir. (2) Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır.  (3) Müvekkilin, feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan, acente sözleşmeyi feshetmişse veya acentenin kusuru sebebiyle sözleşme müvekkil tarafından haklı sebeplerle feshedilmişse, acente denkleştirme isteminde bulunamaz. (4) Denkleştirme isteminden önceden vazgeçilemez. Denkleştirme istem hakkının sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmesi gerekir.\" hükmü düzenlenmiştir. Yine 5684 Sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 23/16 maddesine göre de; Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa, sigorta acentesi, sigorta şirketinden tazminat talep edebilir. Ancak, sigorta acentesinin haklı bir nedene dayanmaksızın sözleşmeyi feshetmesi ya da kendi kusuruyla sözleşmenin feshine neden olması halinde tazminat hakkı düşer. Acentenin portföy tazminatı talep edebilmesi için dört koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekir: 1-Acentelik sözleşmesinin denkleştirme talep edecek şekilde sona ermiş olması, 2-Acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra müvekkilin, acentenin çabasıyla oluşturulan yeni müşteri çevresinden önemli menfaatler elde etmeye devam etmesi, 3-Sözleşmenin sona ermiş olması nedeniyle acentenin, müvekkiline devrettiği yeni müşteri çevresinden gelir elde etme imkanını kaybetmiş olması, 4-Acenteye denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun (hakkaniyetin bir gereği) olması ( Özge Ayan, Acentenin Denkleştirme Talep Hakkı, Seçkin Yayınları, Ankara 2008, s. 146 vd; Arslan Kaya, Ticaret Kanunu Şerhi- Birinci Kitap Ticari İşletme- Yedinci Kısım-Acentelik, 2. Basım, İstanbul 2016, s.247 vd). Mahkemece öncelikle bu dört koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği tespit edilmelidir. Bundan sonra, koşulları varsa, alacağın hesaplanmasına geçilmelidir.Müşterileri sebebiyle sigortacının önemli menfaatler elde ettiğini ispat yükü acente üzerindedir. Buna mukabil sigortacı, denkleştirme talebinin hakkaniyete uygun olmadığını veya bedelin indirilmesi gerektiğini ispat yükü altındadır.(Yargıtay 11. HD'nin 24/02/2020 Tarih ve 2019/1475 E.- 2020/1949 K. Sayılı kararı).Davacının talep ettiği denkleştirme yani portföy tazminatı belirlenirken, tazminatı belirleme noktasında, sözleşmeden kaynaklanan menfaatler, sözleşmenin tarafları arasındaki risk paylaşımı, acentelik sözleşmesinin süresi, acentenin gelir miktarı, sözleşmeden kaynaklanan yükümlülükleri yerine getirmek için harcanan emek ve zaman, sözleşme dışı kazanç ve kayıplar, tarafların mal varlığı ve gelir ilişkileri, kişisel durum (Yaşlılık, sağlık durumu, çalışma yeteneği), işin önemi, acentenin tek firma-çok firma acentesi olması, kazandırılan müşteri sayısı, markanın etkisi (unvanın), rekabet yasağının ihlal edilmesi, sözleşmenin sona erme nedeni ve varsa kusur oranları gibi hususlar bir bütün olarak dikkate alınması gerekir (Yargıtay 11. HD'nin 30/06/2020 Tarih ve 2019/2876 - 2020/3326 E-K sayılı kararı).Denkleştirme alacağının hesaplanma şekli konusunda mevzuatta bir formül verilmemiştir. Bu durumda karşılaştırmalı hukuktan ve 6102 sayılı TTK'nın 122. maddesindeki  düzenlemeden ve Yargıtay uygulamasından hareketle bir hesaplama yöntemi uygulanmalıdır. Denkleştirme talebinin temelinde, acentenin kendi çabasıyla oluşturduğu yeni müşteri çevresinin, sözleşme ilişkisi sona erdiğinde müvekkile devredilmiş olması ve bu yeni müşteri çevresinin ekonomik bir değerinin olması yatmaktadır. Bu nedenle, öncelikle oluşturulan yeni müşteri çevresinin tespiti yapılmalıdır. Acentenin göreve başladığı tarihte mevcut olan müşteri çevresi hariç, yeni oluşturulan müşteri çevresi belirlenmelidir.Bundan sonra hesaplama üç aşamada yapılır: Birinci aşamada, acentenin kendi çabasıyla kazandırdığı yeni müşteri çevresinden müvekkilin elde ettiği/ elde etmesi muhtemel menfaatler/gelirler hesaplanır. Daha sonra, acentenin yeni müşteri çevresiyle işlem yapamayacak olması nedeniyle uğradığı gelir kaybı hesaplanır. Bu kayıp, acentelik sözleşmesi devam etseydi, acentenin temel edimleri karşılığında elde edeceği ücret (provizyon) gelirleridir. Burada temel bir kural vardır: Müvekkilin menfaati, acentenin ücret kaybı kadardır. Bu nedenle, müvekkilin elde edeceği menfaatin, acentenin gelir kaybı kadar olduğu ilkesinden hareketle, öncelikle acentenin gelir kaybının hesaplanması uygun olacaktır. Bu hesaplama yapılırken, acentenin temel ediminin karşılığı olan ücretler esas alınmalı ve maliyetler düşüldükten sonraki net gelir esas alınmalıdır. Acenteye arızi olarak ödenen ücretler bu hesaplamada dikkate alınmamalıdır. Acentenin bir yıllık gelir kaybı bulunmalıdır. Gerek müvekkilin elde edeceği menfaat miktarının gerekse acentenin yoksun kaldığı toplam gelir miktarının hesaplanabilmesi için, yeni müşteri çevresinin müvekkille ne kadar süreyle ticari ilişkide bulunacağının, somut olayın özelliklerine göre tahmin edilmesi gerekir. Daha sonra, işin niteliğine ve acentelik ilişkisinin devam ettiği süredeki veriler dikkate alınarak, yıllık müşteri kayıp oranı belirlenir. Yeni müşterilerle müvekkilin tahmini ilişki süresi esas alınarak her yıl için belirlenen miktarlardan, müşteri kayıp oranında indirim yapılır. Her yıl için bulunan zararlar toplanır. Bulunan bu ham alacak üzerinden, acentenin denkleştirme alacağını peşin olarak alacağı düşünülerek, faiz indirimi yapılır ve birinci aşamadaki ham alacak bulunur.İkinci aşamada hakkaniyet denetimi yapılır. Bu aşamada üst sınır dikkate alınmaz. Somut olayın özelliklerine göre, hakkaniyet ilkesi gereğince alacak tutarında indirim veya artırım yapılabilir. Örneğin, müvekkilin markasının tanınmışlığı yeni müşteri çevresinin oluşumunda etkili olmuşsa, alacak miktarından uygun bir oranda indirim yapılmalıdır. Acente olağanüstü çaba göstermiş, önemli reklam ve tanıtım çalışmaları yapmışsa alacak miktarı hakkaniyet gereği artırılabilir. Hakkaniyet ölçüsü de uygulanarak, acentenin denkleştirme alacağı hesaplanmış olur. Üçüncü aşamada, hesaplanan denkleştirme alacağının, yasal üst sınırı aşıp aşmadığı denetlenir. Eğer üst sınırın altındaysa hesaplanan alacağa aynen hükmedilir; üst sınırı aşıyorsa, alacak tutarı üst sınıra indirilerek hüküm altına alınır. Denkleştirme talebinin üst sınırı, 6102 sayılı TTK’nın 122/2. maddesinde şöyle tanımlanmıştır: “Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır”. Üst sınırın hesaplanmasında, ilk basamaktaki hesaplamadan farklı olarak, acentenin her türlü geliri hesaplamaya dahil edilmeli ve bürüt gelir esas alınmalıdır. Üst sınır acentenin alacak talebini sınırlayan bir düzenleme olduğundan, hesaplamanın bu şekilde yapılması hakkaniyete uygun olacaktır. Yukarıda açıklandığı üzere, hesaplama aşamalarla yapılmalı ve üst sınır denetimi en son yapılmalıdır.  (Emsaller Yargıtay 19 HD. 2018/2901 E. 2020/38 K. Yargıtay 19 HD. 2018/2901 E., 2020/38 K. İstanbul BAM 43. HD. 2020/603 E.2021/764 K, 2021/312 E.: 2024/366 K., İstanbul BAM 12 HD. 2018/418 E. 2018/1657 K.  İstanbul BAM 13.HD. 2021/1446 E. 2023/1993 K. İstanbul BAM 14. HD., 2021/503 E. 2024/20 K. sayılı ilamları) Mahkemece kararda belirtilen gerekçeler ile davalı tarafın sözleşmeyi haksız olarak feshettiğinin ve belirsiz alacak davası olarak açılan iş bu davada talep arttırım dilekçesi ile arttırılan kısma ilişkin hak düşürücü sürenin de dava tarihine göre belirlendiği ve dolmadığının kabulü yerinde ise de, yukarıda açıklandığı üzere hesaplama aşamalarla yapılmalı ve üst sınır denetimi en son yapılmalıdır. İlk derece mahkemesinin hükme esas aldığı raporda böyle bir hesaplama yapılmamış, sadece beş yıllık ortalama alınmış ve Mahkemece de bu üst sınır üzerinden hakkaniyet indirimi yapılmak suretiyle sonuca gidilmiştir. İstinaf sebebi olarak ilerisi sürülen sebepler bilirkişi raporlarına itiraz sebebi olarak ileri sürülmüş, ancak karşılanmamıştır. Bu durumda ilk derece mahkemesinin denkleştirme alacağına ilişkin yaptığı inceleme ve bilirkişi raporu hüküm kurmaya elverişli değildir. Açıklanan nedenle, davacının ve davalıların istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçe ile kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın davanın yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine, davacının ve davalıların sair istinaf sebeplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Tarafların istinaf başvurularının KABULÜ ile; İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 11/06/2021 tarih ve 2017/541 Esas - 2021/420 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harçlarının talep halinde taraflara iadesine, 3-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 4-Artan gider avansı olması halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, 5-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 02/05/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"63a845751950971a","SID":"07f488772a57a783"}}