{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>DOSYA NO: 2024/650 <br>KARAR NO: 2024/1080<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi<br>TARİHİ: 29/02/2024 ara karar <br>NUMARASI: 2023/214 E. <br>DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 06/06/2024<br>Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan  inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı şirketin uzun yıllardır gıda alanında bilhassa unlu mamuller, şerbetli tatlılar, baklavalar, burmalar ve sair ürünler alanında faaliyet göstermekte olup İstanbul'da şubeler zinciri oluşturduğunu, nam saldığı isim ile birlikte müşterilerine yaygın şube servis hizmeti ile dünya standartlarında sürdürülebilir karlılık ve verimlilikle üretim yapan sektöründe lider firmalar arasında gösterilen saygıdeğer bir şirket olduğunu, davacı şirket 1985 yılında İstanbul'da kurulmuş olup 38 senedir İstanbul'un farklı ilçelerinde şubeler açarak markalaştığını, davacı şirket, nam saldığı isim ile birlikte müşterilerine yaygın şube servis hizmeti ile dünya standartlarında sürdürülebilir karlılık ve verimlilikle üretim yapan ana fabrikası İstanbul Kayışdağı'nda bulunan ve halen İstanbul ilinde ana fabrika satış mağazası ile birlikte Kavacık FSM, İMES-1, İMES-2, Dalyan, Göztepe, Bostancı, Ataşehir,  Erenköy şubeleri olmak üzere toplam 9 şubesi bulunan bir şirket olduğunu, davacıya ait marka ve mağazalar yerel ve ulusal basında uzun yıllardır yer aldığını, davalı taraf \"...\" markası ile baklava, kadayıf gibi 30. sınıfa giren ürünler üretmektedir. Davalı tarafın \"...\" ibaresini kullandığı gibi https://www...com adlı web sitesinde \"...\" adıyla ürün yer aldığını, davalı tarafça kullanılan \"...\" ibaresi halihazırda bir karışıklığa/bağlantıya neden olmakta iken ürün adında \"...\" şeklinde bir kullanım söz konusu karışıklığı arttıracak türde olduğunu,  davalı tarafın kullandığı \"...\" ve \"...\" ibareleri davacı adına tescilli olduğunu, davalı taraf, davacının tescil edilmiş marka hakkına açıkça ve ısrarlı şekilde tecavüz ettiğini,  davalı taraf hukuka aykırı şekilde \"...\" ibaresini kullanmaya devam etmektedir. Neticeden davacının fikri ve sınai haklarının zarara uğramasını önlemek için huzurdaki işbu davayı ikame etme zarureti hasıl olduğunu,  \"...\" ibaresi, müvekkil şirkete ait ayırt edici nitelik taşıyan bir ibare olduğunu, davalı tarafça kullanılan marka \"...\" şeklinde olduğunu, Türk Marka ve Patent Kurumu'na göre de \"...\" ibaresi ayırt edici değil, tanımlayıcı ve tamamlayıcı unsur olarak kabul edildiğini, davalı tarafın \"...\" olarak kullandığı markasında ayırt edici niteliği karşılayan ibare \"...\" ibaresidir ve bu ibare davacı adına tescilli olduğunu, bunun yanında davacı ile davalı tarafın ürünleri aynı gruba girmekte olup hizmet verdikleri coğrafi alan da aynı olduğunu, davacı şirketin faaliyet alanı İstanbul olup davalı tarafın ürünleri de aynı pazar yerinde satışa sunulduğunu, davacı şirket, İstanbul'da kurulmuş olup 38 senedir bilfiil İstanbul'un farklı ilçelerinde mağaza açmak suretiyle ürünlerini servis ettiğini, davacı şirketin halen aktif olarak 14 şubesi bulunmaktadır. \"...\", \"...\" \"...\" denilince akla gelen ilk şirket davacı şirket ve onun tatlıcı mağazaları olduğunu, davalı taraf da davacı adına tescilli olan \"...\" ibaresini kullanarak davacı ile aynı sınıfa giren ürünleri üretmekte ve aynı faaliyet alanı içinde servis ettiğini, ihtiyati tedbir talebinin kabulü ile; davacı şirkete ait markanın davalı yan tarafından kullanımının dava sonuna kadar önlenmesine ve marka hakkına tecavüz teşkil eden fiillerin durdurulmasına, davanın kabulüne, davacı şirkete ait marka hakkına tecavüzün tespiti, durdurulması ve  önlenmesine, bu tecavüz nedeniyle davacı şirketin uğramış olduğu zarar için fazlaya ilişkin talep ve dava haklarımız ve alacak belirlenebilir hale geldikten sonra harcı ikmal etme haklarının saklı kalmak kaydı ile Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 151/2/c maddesine göre davacının yoksun kaldığı kazanç için şimdilik 100-TL maddi ve 1.000-TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini  talep ve dava ettiği anlaşıldı.İlk derece mahkemesinin 24/01/2024 tarihli ara kararı ile \" .. İhtiyati tedbir talebinin TERS TEMİNAT ALINARAK KABULÜ ile ara kararın TEBLİĞ  tarihinden itibaren 1 HAFTALIK KESİN SÜRE içerisinde, davalı tarafından 200.000,00 TL teminat veya muteber bir bankaya ait kesin ve süresiz teminat mektubu Mahkememize depo edilmesine, bu süre içerisinde davalı tarafından teminat miktarı yatırılmadığında tedbir koşullarının ağırlaştırılabileceğinin ihtarına,,\" karar verilmiştir. Davalı vekili 29/01/2024 tarihli talep dilekçesi ile verilen ihtiyati tedbirin kaldırılmasını talep etmiştir. İlk derece mahkemesi 27/02/2024 tarihli ara kararı ile; \"... dava davacıya ait \"..., ...\" esas unsurlu markalara yönelik olarak davalı tarafından kullanılan tescilli ... numaralı ... markasının marka hakkına tecavüz teşkil iddiasına dayalı tecavüzün tespiti, önlenmesi maddi manevi tazminat talebine ilişkin olup mahkememizce aldırılan bilirkişi raporunda taraf markalarının esas unsurunun \"...\" olduğu ve tescil sınıflarının da benzer olduğu  bu sebeple markalar arasında karıştırılma ihtimali olduğu yönünde görüş bildirilmiş mahkememizce davalı markasının 2020 yılından beri tescilli olması, markalar arasında ... ibaresi benzer ise de davalı markasının tescil sınıfında yer alan Usta ve şekil ibarelerinin markayı farklılaştırıp farklılaştırmadığı hususlarının yargılamayı gerektirmesi, davalı markasının 3 yıldır tescilli olduğu da gözetilerek öte yandan davacının \"...\" esas unsurlu markalarının tescil tarihinin çok eski olması dikkate alındığında ters teminat tedbirinin dosya kapsamına daha uygun olduğu davalı tarafça ters teminat tedbirine itiraz edilmiş davacı tarafça da ters teminat yerine kullanımların durdurulması talep edilmiş ise de tarafların markalarının tescilli olması markalar arasındaki benzerliğin daha ayrıntılı şekilde incelenip değerlendirilmesi gerektiği bu sebeple ters teminat şeklindeki tedbir kararının dosya kapsamına daha uygun olduğu anlaşıldığından tarafların itirazlarının reddine,\" karar vermiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;-Red kararının gerekçesiz olduğunu,  ''...'' markasının müvekkili firma  ile tamamen özdeşleştiğini, ayırt edici ve sektöründe tanınan bir marka haline getirdiklerini, Müvekkili adına tescilli marka ile muhatap adına tescilli markalar incelendiğinde esas unsurları, okunuşları, yazılışları, logo tasarımları, yazı fontları, renkleri ve anlamlarının birbirlerinden tamamen farklı olduğunu, karıştırma ihtimali olmadığını,  İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin kendi verdiği kararda bile dava konusunun yargılama gerektiğini söylediğini ancak kendisi ile çelişerek teminat şartı ile ihtiyati tedbire karar verdiğini, Müvekkili davalıya ait markanın ... esas unsur olduğunu, ... kelimesinin sadece davacının kullanım hakkı olduğu ve bu gerekçeyle marka hakkı ihlali yarattığı beyan edilmesini ve ters teminat karşılığında tedbire hükmedilmesini kabul etmediklerini, -Yargıtay’ın ve ABAD ve EUIPO kararlarının, zayıf markalara tanınan korumanın kapsamı daha dar olması gerektiğini, -Davacı firma ile müvekkilinin farklı bölgeler içerisinde faaliyette bulunup, farklı tarihte davalının markasını tescil ettiğini, müvekkilinin, davacının markasının ün ve tanınırlığından yararlandığı anlamına gelmeyeceğini, Davacının hak iddia ettiği gerek \"...\" kelimesi gerekse de \"... \" kelimesinin başka firmalar tarafından TPMK sistemindeki tescillendirilmiş olduğunu,  Markalar arasında tanınmışlık kıyaslaması yapılması için, markanın tescil edildiği tarih değil faaliyet gösterdiği sektörde öncülüğü ve ortalama tüketici tarafından tanınmışlığının esas alınması gerektiğini, Müvekkil markasının davacı markasının tanınmışlığından yararlanma ve onun itibarına ve ayırt edici özelliğine zarar verme sonucunun doğabileceği kanaat düşüncesi yargılamayı gerektiren bir husus olup, herhangi bir objektif kriter değerlendirilmesine göre yapılmadığını, -Müvekkilinin markasını tescilli hali ile bir bütün olarak kullandığını, ortalama tüketicinin davacı ve davalı ürünlerini satın alırken çok fazla dikkat sarf etmeyeceği ve vakit harcamayacağı gibi gerçeği yansıtmayan bir varsayımla, “tanınmışlıktan yararlanma, itibara zarar verme ve ayırt edici özelliğine zarar verme” sonucuna varılmasının kabul edilemeyeceğini,  ortalama tüketiciyi “makul ölçüde iyi bilgilenmiş, dikkatli ve özenli ortalama tüketici” olarak tanımlamak gerektiğini, bu yönden de bilirkişi raporunun açık, anlaşılır ve hüküm vermeye yeterli olmadığını, dava konusu olay sektörel çerçevede değerlendirildiğinde, alışveriş yapan kişilerin belli bir yaş seviyesinin üzerinde, marka bilinci oturmuş kesim olduğunu, karıştırma ihtimali en düşük kullanıcı kitlesine sahip sektör olduğunu, müvekkilinin markasını 2020 yılında tescil korumasını başlattığını, ... marka başvurusuna herhangi bir itiraz işleminde bulunulmadığını ve tescile başlandığını, Müvekkilinin basiretli  bir iş adamının yapması gerektiği gibi markasını resmi devlet dairesinde kayıt altına aldığını, müvekkilinin \"...\" markasına yaptığı yatırım ve kalitesi ile bilindik bir işletme haline geldiğini,  ayrıca davacı tarafın, müvekkilinin 2020 yılından bu yana \"...\" markasının varlığından haberdar olduğunu, Müvekkilin gerek ulusal gerekse de uluslararası alanda tanınırlığı ve bilinirliği yayılınca; davacı bilerek ve kötü niyetli olarak kasten bu şekilde dava açma yoluna başvurduğunu, -\"...\" ve \"...\" markaları farklı firmalar adına tescilleri mevcutken , davacı firmanın ... olarak yeni marka dizayn ettiğini ve benzer görülmeden tescile bağlandığını, Davacının kötü niyetli olduğunu, -Müvekkili tarafından üretilen ürünlerin standartlara uygun ve kaliteli olduğunu, Davalının davacı markasının tanınmışlığından yararlanma ve onun itibarına ve ayırt ediciliğine zarar verme durumu söz konusu olmadığını, Müvekkilinin, davacının markasını ihlal etmediği öncelikle kesin ve net olarak ortaya konulmadan, geri dönüşü olmayacak şekilde tedbir verilmesi halinde peşin hüküm mahiyetinde olacağını, davacı tarafından talep edilen haksız , dayanaksız ve yargılama yapılmadan karar verilmesinin olanağı olmayan ihtiyati tedbir talebinin  koşulsuz reddedilmesine ve İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2023/214 Esas sayılı dosyasında 27.02.2024 tarihinde verilen ters teminat karşılığı ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; Müvekkiline ait \"...\" markasının esas unsuru \"...\" ibaresi olup davalının kullanmakta olduğu \"...\" markasında ayırt ediciliği karşılayan ibarenin de yine \"...\" ibaresi olduğunu, Davalı tarafın istinaf dilekçesinde \"...\" ibaresinin kullanım hakkının müvekkiline ait olmadığını iddia ettiğini, bu iddia karşısında belirtmek gerekir ki \"...\" ibaresinin ... tescil numarası ile 09.04.2009 tarihinde müvekkili adına tescil edildiğini, dolayısıyla \"...\" ibaresinin, müvekkili şirkete ait, müvekkili şirketin ayırt edicilik kazandırdığı bir ibare olduğunu, Türk Marka ve Patent Kurumu'na göre de \"...\" ibaresinin ayırt edici değil, tanımlayıcı ve tamamlayıcı unsur olarak kabul edidiğini, davalı tarafın \"...\" olarak kullandığı markasında ayırt edici niteliği karşılayan ibarenin \"...\" ibaresi olup bu ibarenin müvekkili  adına tescilli olduğunu, Müvekkili şirketin 30, 35 ve 43. sınıf kapsamında hizmet vermekte olup davalı tarafın da müvekkili ile aynı sınıf kapsamında hizmet verdiğini,  müvekkilinin faaliyet alanı ağırlıklı olarak İstanbul olup davalı tarafın ürünlerinin de aynı pazar yerinde satışa sunulduğunu,  kullanımlarının da tescil dışı olduğunu, davalının tecavüz teşkil eden kullanımlarının tümü marka adından kaynaklanmayıp bir kısım tecavüz, davalının salt kullanım şekline dayandığını, web sitesinde \"...\", \"...\",\"...\" işyerindeki menüsünde ise \"...\" adıyla ürün satışı yaptığını, \"...\" ibaresini bir bütün olarak kullanmadığını, müvekkili adına tescilli “...” markaları arasındaki benzerlik, ayniyetin de ötesinde birebir aynı şekilde ve tüketiciler nezdinde doğrudan karışıklık yaratabilecek nitelikte olduğunu, 6769 sayılı kanunun 5. ve 6. maddeleri ile ilgili maddelerinde belirtilen açık hususlar dışında doktrinde de ...’ın Marka Hukukunda Hükümsüzlük Davaları adlı eserinde belirttiği üzere “bir markanın dikkatle bakılmadıkça farkına varılmayacak kadar az değiştirilerek kullanılması, aynen ve ayırt edilmeyecek kadar aynen kullanma” olarak değerlendirilmekte ve devamla “sözcük markalarında ayırt edicilik, bir hece veya harfle basit bir fark oluşturularak sağlanamayacağını, Müvekkili şirketin uğradığı maddi zararın, mahkemece belirlenen bu konuda uzman hesap bilirkişileri tarafından yapılacak teknik hesaplama sonrasında belirlenebilir hale geleceğini, Davalı tarafın söz konusu marka hakkını sözleşmeye ve hukuka aykırı şekilde kullandığını, hükmedilen ihtiyati tedbirin hukuka ve hakkaniyete uygun olduğunu, Davalı yanın istinaf talebinin reddine karar verilmesini  talep etmiştir.İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Talep; Mahkemece 24.01.2024 tarihli ara karar ile verilen ters teminat tedbirinin, istinaf yoluyla incelenmesinden ibarettir.Mahkeme dosyasından aldırılan 02/01/2024 tarihli bilirkişi raporunda, dosyanın  geldiği aşamaya kadar sunulan deliller kapsamında yapılan sınırlı inceleme neticesinde, davalının  ... ibaresi içeren kullanımları ile davacının ..., ..., ..., ... sayı ile markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunduğu sonuç ve kanaatine varıldığına dair raporunu sunmuştur. Bilirkişi raporu, dosyaya sunulan görseller ve TPMK kayıtları birlikte değerlendirildiğinde; davalının tescilli  \"...'' markasının, tescilli olduğu şekli dışında kullanımı nedeniyle, davacının \"...\" ibaresinin ... tescil numarası ile 09.04.2009 sayı ile tescilli şekil markasından doğan hakkına tecavüz oluşturduğu, marka kullanımının sunulu delillere göre karıştırılma ihtimali yaratacak ölçüde benzetildiği hususlarında yaklaşık ispat koşulunun sağlandığı, tedbir talebinin tümüyle reddine yönelik taleplerinin yerinde olmadığı, Mahkemece 6100 sayılı HMK'nun 389 vd. maddeleri ile SMK'nun 159/2-c maddeleri uyarınca, olası zararlarının önüne geçilmesi, taraf menfaatleri arasında bir denge kurulması bakımından, davalı tarafından 200.000,00 TL teminat yatırılması karşılığında ters teminata hükmedilmesinin yerinde olduğu anlaşıldığından, tarafların aksi yöndeki istinaf başvurularının  esastan reddine karar vermek gerekmiştir.Açıklanan nedenlerle, dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, ilk derece mahkemesi kararında ve gerekçede hata edilmediği, kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine  karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Usûl ve yasaya uygun  İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin  29/02/2024 tarih ve 2023/214 E. sayılı ara kararına karşı davalı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcı davalı tarafından peşin yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,3-Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,5-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,6- Karar tebliği, harç tahsil müzekkeresi düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemlerinin İlk derece Mahkemesince yerine getirilmesine, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve 6100 Sayılı HMK'nın 362/(1)-f. ve 394/(5). maddeleri gereğince, kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 06/06/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"9ae9a6d0120eec9c","SID":"08a4f246b22c5cf6"}}