{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ   27. HUKUK DAİRESİ        <br>     Esas No: 2022/697 - Karar No:2024/417<br>                       <br>                     T.C.<br>                 ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>        27. HUKUK DAİRESİ <br>       <br><br>DOSYA NO\t: 2022/697 <br>KARAR NO\t: 2024/417<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R<br><br>BAŞKAN\t\t: ...  (...)<br>ÜYE\t\t: ...  (...)<br>ÜYE\t\t: ...  (...)<br>KATİP\t\t: ...  (...)<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 19/04/2022<br>NUMARASI\t\t: 2020/675 E-2022/298 K<br><br>DAVACI\t: \t<br>VEKİLİ\t<br>DAVALI<br>DAVANIN KONUSU\t: Maddi ve Manevi Tazminat (Eser Sözleşmesinden \t<br>\t\t  Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ\t: 14/05/2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 13/06/2024<br><br>\tDavacı vekili tarafından davalı hakkında açılan maddi ve manevi tazminat davasında mahkemece verilen davanın kısmen kabulüne dair kararına karşı taraf vekillerince süresi içerisinde istinaf başvurusunda bulunulması üzerine yapılan incelemede; <br>\tGEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:<br>\tDavacı vekili müvekkili şirket ile davalı şirket arasında ...’a ait “...” kitabının toplam 5.000 adet olarak kararlaştırılan 20. baskısı ile “... ...” kitabının toplam 2.830 adet olarak kararlaştırılan 6. baskısının davalıya ait matbaada basımının gerçekleştirilmesine ilişkin bir eser sözleşmesi yapıldığını, bu sözleşme gereğince davalı şirket tarafından kesilen 18/09/2019 tarih ve A 012716 sıra nolu fatura kapsamında müvekkili şirket tarafından toplam 18.750,20 TL ödeme yapıldığını, ayrıca basım için gerekli olan kâğıt, müvekkil şirket tarafından sağlandığından dava dışı ... Kağıt Sanayii ve Dış Ticaret Ltd. Şti. tarafından kesilen 02/08/2019 tarih ve A 147324 sıra nolu fatura kapsamında müvekkili şirket tarafından toplam 39.999,68 TL ödeme yapıldığını, davalı şirketin, gerek “... ...” gerekse “...” kitabının basımını ayıplı bir şekilde ifa ettiğini, bu durumun müvekkili şirketin maddi ve manevi zarara uğramasına yol açtığını, davalı şirketin basımını gerçekleştirdiği 5.000 adet “...” kitabının arasında mazur görülemeyecek miktarda hatalı basım bulunduğunu, 2.830 adet “... ...” kitabı bakımından da aynı hususların geçerli olduğunu, dolayısıyla yüklenici sıfatına sahip olan şirketin, iş sahibi sıfatına sahip müvekkili şirkete karşı basım sözleşmesinden kaynaklanan eser teslim borcunu kusuruyla ayıplı bir şekilde yerine getirmiş olup, Türk Borçlar Kanunu’nun 474. ve devamı maddelerinden düzenlenen ayıp sebebiyle hukuki sorumluluğu bulunduğunu, ayıplı olarak teslim edilen kitapların; teslim alınan tarihin okulların açıldığı ve kitap satışlarının yüksek olduğu zamana tekabül eden eylül ayı içerisinde olması, bu nedenle talebin fazla olması, ayrıca davalı şirkete iade yapıldığı takdirde zararın çok daha yüksek miktarlarda olacağı nedenleriyle iade edilmediğini, davalı şirket tarafından basımı ayıplı gerçekleştirilen kitapların bir kısmının kül halinde saklanmakta olup; diğer kısmının ise ayrıca depolama masrafından kaçınmak ancak ispat faaliyetini yerine getirmek amacıyla Telif Hakları Genel Müdürlüğü’nden alınan bandrolün bulunduğu arka kapak sayfasının muhafaza edildiğini, müvekkili şirket tarafından Ankara 40. Noterliği marifetiyle 04/11/2020 tarih ve 20172 numaralı ihtarnamesi keşide edilerek, fazlaya ilişkin her türlü dava, talep hakkı saklı tutulmak şartıyla her iki kitabın basımına ilişkin uğranılan zararlara karşılık olmak üzere “.../...” kitabının 04/11/2020 tarih itibariyle 1.000 adetlik basım (kâğıt + matbaa) masraflarına denk düşen 13.600,00 TL’lik meblağın ödenmesinin talep edildiğini, bu talebin kabul edilmediğini, müvekkili şirket tarafından “...” ve “... ...” kitaplarının basımına ilişkin davalı şirket ile dava dışı ... Kağıt Sanayii ve Dış Ticaret Ltd. Şti.’ne 2019 yılında toplam 58.749,88 TL tutarında bir ödeme yapılmış olmasına rağmen, davalı şirketin borcunu ayıplı ifa etmesi nedeniyle müvekkili şirketin kitapların mevcut halleriyle satışını gerçekleştiremediğini, bu durumun müvekkili şirketin hem fiili zararına hem de kâr kaybına neden olduğunu, müvekkili şirketin fiili zararının yanı sıra döviz kurunda yaşanan artış nedeniyle kâr kaybına da uğradığını, bunun haricinde kitapların iç kısmında hatalı basımın olup olmadığının tespit edilebilmesi için kitapların tek tek dikkatli bir şekilde kontrol edilmesi ve kapağında hafif kusur bulunan kitapların iade problemi ile karşılaşılmaması için çeşitli yöntemlerle giderilmesi gerektiğini; müvekkili şirket yetkilisinin bu faaliyet için 15 gününü harcadığını ve bu nedenle ticari faaliyetinin aksadığını, bu kontrol faaliyetine 15 gün harcamasının uğranılan bir diğer fiili zarar kalemini oluşturduğunu, yine müvekkili şirketin, Türk Borçlar Kanununun 474. ve devamı maddelerinde aranan ihbara ilişkin şekli şartları kanuna uygun bir şekilde yerine getirdiğini, Whatsapp uygulaması üzerinden gerçekleştirilen yazışmalardan da anlaşılacağı üzere müvekkil şirket yetkilisinin “... ...” kitabının baskısının ayıplı olduğunu 12/09/2019 tarihinde, “...” kitabının baskısının ayıplı olduğunu ise 01/10/2019 tarihinde davalı şirket yetkilisine bildirdiğini, bu tarihlerin kitapların müvekkili şirkete tesliminin ertesi gününe denk düştüğünü, yine aynı Whatsapp yazışmalarından bu bildirim üzerine davalı şirket yetkililerinin 05/10/2019 tarihinde müvekkili şirketin merkezine geldiklerinin ve eserlerin taşıdığı ayıpların kendilerine yeniden ve daha detaylı şekilde açıklandığının anlaşıldığını, davalı şirketin eser sözleşmesinden doğan borcunu ayıplı ifa etmesinin müvekkili şirketin manevi zararına da yol açtığını belirterek; fazlaya ilişkin tüm dava ve talep hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 13.600,00 TL maddi tazminatın ihtarnamenin keşide edildiği 04/11/2020 tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile, 2.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.<br>\tDavalı vekili; taraflar arasında her ne kadar eser sözleşmesi akdedilmiş olsa da sözleşmenin iki tarafı da tacir olması sebebiyle ve aralarındaki sözleşme ticari iş niteliği taşıdığı için ayıplı ifa ile ilgili TTK hükümlerinin uygulanması gerektiğini, TTK 23-c maddesine göre malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcının iki gün içerisinde durumu satıcıya ihbar etmesi gerektiğini, sevk irsaliyesinin malın depodan çıkartıldığının ve malın gereken yere teslim edildiğinin kanıtı niteliğinde bir belge olduğunu, dosyaya delil olarak sunulan sevk irsaliyesine göre kitapların teslim tarihinin 18/09/2019 tarihi olduğunu, davacının yalnızca \"...\" eseriyle alakalı haksız bir ihtarname ile sözde ayıp bildiriminde bulunduğunu, onu da 04/11/2020 tarihinde yani teslimden 1 seneden fazla zaman geçtikten sonra bildirdiğini, tarafların tacir olması ve işin ticari iş olması sebebiyle 2 gün içerisinde bildirme zorunluluğu varken bunca zaman sonra yapılan haksız ve usulsüz bildirimin ayıp bildirimi olarak kabulünün mümkün olmadığını, kabul etmemekle birlikte davacı yanın iddia ettiği gibi taraflar Borçlar Kanunu hükümlerine tabi olsalardı bile 1 seneden fazla geçen bu sürenin makul bir süre olmadığını, bu sebeple müvekkili şirketin öncelikli olarak süresinde ihbarda bulunulmaması sebebiyle herhangi bir sorumluluğu bulunmamakla birlikte, davacı taraf da teslim aldığı ve iade etmeyip satmaya devam ettiği kitapları sözleşmeye uygun olarak kabul ettiğini, davacı tarafından müvekkiline isnat edilen ayıplı emtianın iade edilmemiş olmasının, kanuna aykırı şekilde gerçekleşmiş olup, bu duruma kendi kastı ile sebep olan davacı yanın uyuşmazlık konusu emtia üzerindeki zilyetliğine mukabil hak iddiasının yersiz olduğunu, hiçbir hal ve koşulda kabul anlamına gelmemekle birlikte davacı yanın haksız iddialarının aksine söz ettiği zararın müvekkili şirket dışında gerek kargo, gerek saklama koşulları gerekse de çevresel faktörler tarafından gerçekleşmiş olabileceğini, kağıdın kendisinin dahi bu duruma sebep olabilecek etkenler arasında olduğunu, taraflar arasında yapılan sözleşme gereği kağıdı davacı şirketin temin ettiğini, ihbar bildirimi olduğu iddia edilen usulsüz ve süresinde yapılmayan whatsapp mesajlarında birkaç kitap fotoğraf atıldığını, bunun üzerine müvekkili şirketin basiretli bir tacir gibi davranarak davacı şirketin merkezine giderek, yerinde inceleme yaptığını, kendisine dava dilekçesinde iddia edildiği gibi detaylı ayıp bildirimi yapılmadığını, teslim edilen toplam 7830 adet kitap olmasına karşın ayıplı ancak 5-10 adet kitap gösterildiğini, basım sektöründe ufak bir araştırma ile bilinebileceği üzere her basımda mazur görülecek belli bir orana kadar hatalar olabileceğini, kaldı ki müvekkili şirket yetkilisinin bu mazur görülecek oranın da çok altındaki miktarda olan kitapları birim fiyatı üzerinden alabileceğini veya tekrar basabileceklerini söylediğini, ancak davacının herhangi bir sorun olmadığını, teslimde anlaştıklarını ve herhangi bir talepte de bulunmadığını, müvekkili ile daha sonra da işler yapacaklarını beyan ettiğini, bu haliyle gerçekleştirilen ifanın ayıplı bir ifa değil eksiksiz ve tam bir ifa olduğunu, davacı tarafından ileri sürülen manevi tazminat talebinin de maddi gerçeğe ve hukuka aykırı olduğunu, üzerine düşen tüm yükümlülük ve külfetleri yerine getirmeyip, kendi keyfiyetiyle kararlar alıp satışlara devam edip, aradan geçen aylar sonra müvekkilinin itibarını zedeleyen davacının bir de kendi itibarının zedelenmesinden bahisle hak iddia edemeyeceğini, dava dilekçesinde belirtilen fiili zarar ve kar kaybı iddialarına da külliyen itiraz ettiklerini, dava dilekçesinde kitapların satıldığına, hatta satın alanların kitapların iadesini gerektirecek bir husus olmadığını belirten yorumlarına yer verildiğini, hal böyleyken yoktan var edilen fiili zararın kabulünün mümkün olmadığını, müvekkili şirketin davacıdan sözleşme karşılığı aldığı tutarın 18.750,20 TL olup bunun karşılığında da basımını üstlendiği kitapları zamanında ve sözleşmeye uygun bir şekilde teslim ettiğini, bu sebeple herhangi bir fiili zarara sebebiyet vermediğini, artan döviz kuru bahane edilerek kar kaybı iddiası ile yeni bir kazanç kalemi oluşturulduğunu, herhangi bir zarara sebebiyet vermeyen müvekkilinden kar kaybı talep edilemeyeceğini, teslim tarihi üzerinden 1 seneden fazla geçtikten sonra muğlak ifadelerle düzenlenen ve net zararı belirtmeyen ihtarnameden de anlaşılacağı üzere şirket yetkilisinin 15 gününü buna ayırdığı iddiasının gerçek olmasının mümkün olmadığını, iddiaların sözde beyanlardan öteye geçmediğini belirterek; davanın reddini savunmuştur. <br>\tMahkemece; davanın, ayıplı ifa iddiası ile  maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olduğu, taraflar arasındaki uyuşmazlığın eser sözleşmesinden kaynaklandığı, bu nedenle davanın çözümlenmesinde uygulanması gereken hükümlerin, 6098 sayılı TBK'nın 470 ve devamı maddeleri olduğu, TBK'nın 474/I. maddesine göre iş sahibinin eserin tesliminden sonra işlerin olağan akışına göre geç sayılmayacak bir süre içinde eseri muayene edip varsa ayıplarını yükleniciye bildirmesi gerektiği, TBK'nın 474/I. maddesine göre açık ayıplarda bildirimin \"işlerin olağan akışına göre imkan bulur bulmaz\" diğer bir ifadeyle işlerin olağan akışına göre geç sayılmayacak bir süre içinde,  TBK'nın 477. maddesine göre gizli ayıplarda ise gizli ayıbı öğrenir öğrenmez gecikmeksizin yapılması gerektiği, TBK’nın 475. maddesinde eserin ayıplı olması halinde iş sahibinin kullanabileceği seçimlik hakların sayıldığı, yine aynı maddede iş sahibinin genel hükümlere göre tazminat isteme hakkının saklı olduğunun belirtildiği, diğer taraftan ayıbın varlığının ihbar şekil koşuluna bağlı olmayıp tanık dahil her türlü delille kanıtlanabileceği, davalı tarafından davacı adına düzenlenen 5.000 adet “...” kitabı basımı, 2.830 adet “... ...” kitabı basımı için düzenlenen faturanın 18/09/2019 tarihli olduğu, taraflar arasında yapılan yazışmalardan 05/09/2019 tarihinde henüz basımın tamamlanmadığının, 13/09/2019 tarihli yazışmalardan davacının basılan kitapların sırt kısmında yağ kalmış gibi göründüğünü bildirdiği, 01/10/2019 tarihli yazışmada ''... bey ben bu kitapları nasıl satacağım, kara kara düşünüyorum umarım 5.000 tanesi de bu şekilde değildir. Bütün paketleri açıp bakamıyorum ve o şekilde yolluyorum, epey kötü durumdalar müsait olduğunuzda uğrayabilir misiniz?'' şeklinde görüşmeler olduğu, bilirkişi raporuna göre kitaplardaki basım, ciltleme vb hataların tespitlerinin 15 gün sürebileceği belirtildiğinden davacının yasal süre içinde ayıp ihbarında bulunduğunun kabul edildiği, iş sahibinin seçimlik haklardan hangisini kullanması gerektiğini mahkemenin takdir edeceği, bilirkişi tespitlerine göre, 504 adet “...” kitabı, 1.246 adet “... ...” kitabının ayıplı olarak basıldığı, hatasız basım olmayan  kitapların  satışına engel hal bulunmadığı, kağıt vb malzemelerin davacı tarafından temin edildiği, davalının matbaa hizmeti verdiği, bu sebeplerle de ayıplı olduğu savunulan ürünlerin tümü üzerinde uzman bilirkişi ya da bilirkişi kurulu aracılığıyla inceleme yapılmasının zorunlu olduğu, seçimlik haklardan sözleşmeden dönme  iki tarafın da yararına  olmayacağından bu hakkın kullanılmasının mümkün olmadığı, basım işinde onarımın mümkün olmadığı, emsal mahiyetteki Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 2018/203 Esas ve 2018/1428 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, “...davalı yüklenici şirket tarafından basılan ve ayıplı olduğu iddia edilen kitapların  ne kadarının  kabul edilemeyecek derecede ayıplı olduğunun saptanması, belirlenecek miktara göre talep edilebilecek baskı ve kağıt bedelinin hesaplattırılması ve sonucuna uygun bir tazminata  karar verilmesi” gerektiği, Mahkemece yapılan değerlendirmede ayıplı basılan kitapların kağıt bedeli, yeniden basım bedeli talebinin yerinde olduğu kabul edilerek bilirkişi ek raporu hükme esas alınarak 16.834,26 TL ayıplı basıma konu yaprak ve baskı maliyeti, 4.000,00 TL baskı kalıp maliyeti olmak üzere toplam 20.834,26 TL tazminat talebinin kabul edildiği, kitapların hurda bedeli olan 552,72 TL'nin düşülerek bakiye  20.281,54 TL'nin davalıdan tahsiline karar verildiği, davadan önce gönderilen ihtarname ile 13.600,00 TL talep edildiğinden bu miktar için TBK nun 117. maddesinde belirtilen şekilde temerrüdün gerçekleştiği kabul edilerek, kalan miktar için de ıslah tarihinden itibaren tarafların tacir olmasına göre avans faizi ile tahsil kararı verildiği,bilirkişi raporunda ayıplı kitapların ayrıştırılması için 15 gün süre gerektiği belirtilerek asgari ücrete göre ücret hesabı yapılmış ise de ayıp ihbarında bulunmak için tüm kitapların tek tek sayısının çıkarılmasının gerekmediği, dava açıldıktan sonra bilirkişi tarafından bu tespitin yapılacağı nazara alındığında bu talebin yerinde görülmeyerek 15 günlük asgari işçilik maliyeti 1.471,50 TL yönünden talebin reddedildiği, manevi tazminat talebi bakımından ise, Türk Borçlar Kanunu'nun 58. maddesi gereğince kişisel hakları (çıkarları) hâleldar olan kimsenin manevi tazminat isteyebileceği, böyle bir kimseye bir miktar para ödenmesinin ruhsal acılarını kısmen de olsa giderme amacına yönelik olduğu, malvarlığına yönelik bir eylemin TBK 58. maddesi anlamında doğrudan kişisel hakları ihlal eden bir eylem niteliğinde olmadığı, kitap satın alanların yaptıkları yorumlarda yazılanların da kişilik hakkı ihlali niteliğinde olmadığı, davacı yararına manevi tazminat tayini için gerekli yasal koşulların oluşmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, ayıplı kitaplar davacıda bırakılarak; 16.834,26 TL ayıplı basıma konu yaprak ve baskı maliyeti, 4.000,00 TL baskı kalıp maliyeti olmak üzere toplam 20.834,26 TL'den, kitap hurda bedeli olan 552,72 TL' nin düşülerek bakiye  20.281,54 TL' nin davalıdan tahsiline, 20.281,54 TL' nin 13.600,00 TL' sine 09/11/2020 tarihinden itibaren, bakiye 6.681,54 TL' sine ıslah tarihi olan 04/01/2022 tarihinden itibaren avans faizi işletilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, 2.000,00 TL manevi tazminat talebinin yasal şartlar oluşmadığından reddine karar verilmiştir.<br>\tDavacı vekili istinaf başvurusunda; Mahkemece, ayıp ihbarında bulunmak için tüm kitapların tek tek sayısının çıkarılmasının gerekmediği, dava açıldıktan sonra bilirkişi tarafından bu tespitin yapılacağı gerekçesiyle müvekkilinin asgari işçilik maliyeti talebinin reddinin hukuka ve hayatın gerçeklerine aykırı olduğunu, zira kitapların basımına ilişkin tüm masrafların baştan yapıldığı dikkate alındığında müvekkilinin ticari hayatına devam edebilmesi için satışların en yoğun şekilde yaşandığı dönemde satış yapması zorunlu olduğundan, müvekkilinin satış yapmadan önce ayıplı olan kitaplarla ayıpsız olan kitapları ayrıştırmasının gereklilik teşkil ettiğinin açık olduğunu, aksi takdirde müvekkilinin, kitap satışlarının en yoğun şekilde gerçekleştiği Eylül ve Ekim aylarında hiç satış yapamayacağını ya da yapmış olduğu satışların, eğer kitaplar ayıplı çıkarsa iade edileceğini, bu durumun da müvekkilini iflas tehlikesi ile karşılaştıracağını, bu nedenle müvekkili şirket yetkilisi tarafından kitaplar ayrıştırılırken önemli emek ve zaman harcandığını, mahkemenin değerlendirmesinin aksine müvekkilinin ayıp ihbarında bulunmak amacıyla değil, satış sonrası bir zarara uğramamak amacıyla bu incelemeyi yapmak zorunda kaldığını, şirket yetkilisinin kitapları ayrıştırmak için harcamış olduğu mesai nedeniyle ticari faaliyetinin aksadığını ve bu durumun müvekkilinin maddi zararına yol açtığını, davalı sözleşme ile üstlendiği edimi gereği gibi ifa etmiş olsaydı, müvekkili şirket yetkilisinin böyle bir mesai harcamak zorunda kalmayacağını bu nedenle uğranılan maddi zarar kalemi olan ve bilirkişi raporuyla da tespit edilen 15 günlük asgari işçilik maliyetinin karşılığının davalı tarafından tazmin edilmesi gerektiğini, yine Yargıtay içtihatları ile doktrinde, tüzel kişilerin ticari itibarlarının sarsılması nedeniyle manevi zarara uğrayabileceklerinin ve bu takdirde tüzel kişilerin manevi tazminat talep edebileceklerinin kabul edildiğini, bu bakımdan müvekkili şirketin ticari itibarının sarsılması nedeniyle uğramış olduğu manevi zararın da karşılanması gerektiğini belirterek; mahkeme kararının kaldırılmasını, kitap basım işinin ayıplı ifa edilmesi nedeniyle müvekkilinin uğramış olduğu maddi zararların tazmin edilmesini; ayıplı olan kitapların ayıpsız olanlarla ayrıştırılması için müvekkili şirket yetkilisinin harcamış olduğu mesaiden ötürü uğranılan asgari işçilik maliyeti tutarında maddi zararın tazmin edilmesini; yine müvekkilinin uğramış olduğu manevi zararların tazmin edilmesini talep etmiştir. <br>\tDavalı vekili istinaf başvurusunda; Sözleşmenin iki tarafının da tacir olması sebebiyle ve aralarındaki sözleşme TTK'nın 3.maddesi gereği ticari iş niteliği taşıdığı için ayıplı ifa ile ilgili TTK hükümlerinin uygulanması gerektiğini, uyuşmazlığın çözümünde uygulanması gereken TTK'nın 23. maddesi uyarınca malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcının iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmesi, açıkça belli değilse malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlü olduğunu, tacirler arasında ihbarı düzenleyen TTK 18/3. maddesine göre de tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarların noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılacağını, dosya kapsamında bulunan bilirkişi raporlarında kitaplardaki ayıbın açık ayıp olduğu belirtilmiş olmakla TTK hükümlerine göre davacının, malların tesliminden itibaren 2 gün içerisinde noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza ile ihbar yükümlülüğü bulunduğunu, malın depodan çıkartıldığının ve malın gereken yere teslim edildiğinin kanıtı niteliğinde olan sevk irsaliyesinin 18/09/2019 tarihinde düzenlendiğini, dolayısıyla kitapların tesliminin bu tarihte gerçekleşmiş olup, davacının iki gün içerisinde ayıbı bildirme yükümlülüğünü yerine getirmediğini, yalnız \"...\" eseriyle alakalı haksız bir ihtarname ile sözde ayıp bildiriminde bulunulduğunu, onu da 04/11/2020 tarihinde yani teslimden 1 seneden fazla zaman geçtikten sonra bildirdiğini, tarafların tacir olması ve işin ticari iş olması sebebiyle 2 gün içerisinde bildirme zorunluluğu varken bunca zaman sonra yapılan haksız ve usulsüz bildirimin ayıp bildirimi olarak kabulünün mümkün olmadığını, sözleşme konusu basılan kitapların tesliminden sonra Whatsapp uygulaması ile ihbarda bulunduğu iddia edilmişse de ayıp bildirimi TTK’nın 18. maddesi hükümleri çerçevesinde basiretli bir tacirin yapması gerektiği gibi yapılmadığını, 28/05/2021 tarihli bilirkişi raporunda 504 adet “...” kitabı ve 1.246 adet “... ...” kitabının bozuk kullanılamayacak durumda olduğunun tespit edildiğini, ancak bilikişi tarafından genel bir değerlendirme yapıldığını, kaç adet kitapta ne tür ayıp olduğu ve bu ayıbın satışa engel nitelikte olup olmadığının belirtilmediğini, ayrıca matbaacı bilirkişinin 09/03/2022 tarihli celsede ''... Kapağında tutkal bulunan kitapları ben tam bir gün çalışma ile tespit ettim, matbaa ortamında ufak bir kaçaktan dolayı kitapların cildin sırt kısmında yapışkan artıkları olabilir, normalde bu husus satış yapmayı engellemez, alıcı tarafından rahatsızlık verici bir şey değildir ...'' beyanında bulunduğunu, bilirkişinin duruşmadaki beyanı da dikkate alındığında, bilirkişiler tarafından ayıp olarak ifade edilen eksikliklerin tamamının satışa engel nitelikte olmayıp her kitapta ne tür ayıp olduğu, ayıbın satışa engel nitelikte olup olmadığı tespit edilerek hesaplama yapılması gerektiğini, yine 28/05/2021 tarihli bilirkişi raporunda bazı kitaplarda sayfa kopukluğu olduğu, bazı kitapların sayfalarında ise kırışıklıklar olduğunun beyan edilerek bu eksikliklerin dahi hukuka aykırı olarak müvekkiline atfedildiğini, söz konusu eksikliklerin ''ayıp'' kapsamına girip girmediği, teslim zamanında mevcut olup olmadığı ve kitapların saklanma koşullarından eksikliklerin meydana gelmiş olup olmadığı hususlarında bir netlik bulunmadığını, ayrıntılı tespit yapılmadan genel bir değerlendirme yapılarak ayıp olduğu belirtilerek davacı lehine tazminata hükmedilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu belirterek; mahkeme kararının kaldırılmasını, yeniden hüküm kurularak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>\tDava, eser sözleşmesinden kaynaklanan itirazın iptali davası olup, mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen kararına karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>\t İnceleme, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>\tMahkemece, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilerek  yasal düzenlemelere uygun ve isabetli  karar verilmiş olduğu,  ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı ve özellikle Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi’nin 05/05/2016 tarih ve 2015/4343 Esas-2016/2603 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere eser sözleşmelerinde ayıp ihbarının varlığı her türlü delille ispatlanabileceği gibi, TTK'nın 21/1-c maddesindeki (2) günlük ihbar süresinin eser sözleşmelerinde uygulama yerinin bulunmamasına göre taraf vekillerinin istinaf  başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.<br>\tHÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>\t1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,<br>\t2-Davacının istinaf başvurusu yönünden Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcının peşin alınan 233,00 TL + 80,70 TL olmak üzere toplam 313,7‬0 TL'nin mahsubu ile bakiye 113,9‬0 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazine'ye irat kaydına, <br>\t3-Davalının istinaf başvurusu yönünden Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 1.385,40 TL istinaf karar harcının peşin alınan 265,65 TL + 80,70 TL olmak üzere toplam 346,35‬ TL'den mahsubu ile bakiye 1.039,05‬ TL harcın davalıdan tahsili ile Hazine'ye irat kaydına, <br>\t3-İstinaf başvurusu nedeniyle taraflarca yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına,<br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 362/1-a maddesi gereğince KESİN olmak üzere 14/05/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.\t  \t <br><br>Başkan ...<br>  e-imzalıdır<br><br>Üye ...<br>  e-imzalıdır<br><br>Üye ...<br>  e-imzalıdır<br><br>Katip ...<br>  e-imzalıdır <br><br><br><br><br> <br><br> <br>   <br> <br> \t<br><br><br>   <br>e-imzalıdır       e-imzalıdır        e-imzalıdır       e-imzalıdır<br><br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"213f38494b3423cd","SID":"50a721ac8c1d0004"}}