{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/437 <br>KARAR NO: 2024/558<br>KARAR TARİHİ: 18/04/2024<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 15/12/2020<br>NUMARASI: 2020/414 Esas -  2020/782 Karar<br>DAVA: Ticari Şirket (Yönetim Kurul Kararının İptali İstemli)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 18/04/2024<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı ve davalı vekillerince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ <br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin 23.11.1994 tarihinde müvekkil ile babası ... önderliğinde kurulmuş bir aile şirketi olduğunu, şirketin kurucu hissedarlarının 2013 yılında vefat eden merhum  ..., ...,... olduğunu, Davalı Şirketin 27.06.2019 öncesi ortaklık yapısı; ..., ...'den oluştuğunu, davalı şirketin esas itibariyle “Ayakkabı ve Ayakkabı Yan Sanayi” konularında faaliyet göstermiş ancak bir süredir faaliyetlerini durdurmuş olan bir şirket olduğunu, Merhum  ... 2013 yılında vefatından sonraki dönemde, davalı şirketin diğer ortakları ... ile ..., davalı ... San. ve Tic. A.Ş. ile ilgili olarak haksız ve hukuka aykırı işlemler işlemler içerisine girmiş ve tüm bu bunlara devam ettiklerini, davalı ... Tic. A.Ş.’nin ortağı ve yöneticisi ... ile müvekkilim ... arasında, delil listemizde yer alan birden çok dava bulunduğunu, bu davalardan bir tanesinin İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/318 Esas numarası ile halihazırda derdest genel kurulun iptali talepli dava olduğunu, İstanbul 19 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/318 Esas numarası ile iptali talep edilen genel kurul, İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/1124 Esas, 2019/78 Karar sayılı dosyası ile kayyum olarak yetkilendirilen ...’nın daveti ile yapılmış olmasına rağmen, toplantıda başkanlık yapan  halen şirketin ortağı ve yönetim kurulu başkanı olan ... ile toplantı kâtibi ... tarafından genel kurul tutanakları değiştirilmek suretiyle sadece kendi kendilerinin tuttukları farklı bir genel kurul tutanağı  tescil ve ilan edildiğii, bu usulsüzlüklerle ilgili gerekli hukuki ve cezai müracaatlar da ayrıca müvekkil tarafından yapıldığını, tüm bu usulsüzlüklerin yanında, İstanbul 19 Asliye Ticaret Mahkemesi'nde iptali talep edilen genel kurulunda; müvekkilim ...’in imza yetkisi usulsüz, ana sözleşme ve yasaya aykırı şekilde kaldırıldığı gibi, ... kendisini şirketin münferit imza yetkilisi yapan birçok ana sözleşme değişikliğini de usulsüz işlemlerle gerçekleştirdiğini, şirket ortağı ve yöneticisi  ..., münferit olarak aldığı imza yetkisi ile şirketi adeta ele geçirmiş, şirkette birçok usulsüz işlem yapmış müvekkil ... ile diğer  ortakları ve şirketi zarara uğratan ama kendisine çıkar sağlayan işlemlere devam ettiğini belirterek  öncelikle, yoklukla malul olduğunun tespiti ve iptali talep edilen 27.06.2019 karar no.lu 27.06.2019 tarihli “Hisse Devir Kabulü Hk” konulu yönetim kurulu kararının icrasının ve yürütmesinin geri bırakılmasına yani kararın uygulamasının durdurulmasına, ... Tic. A.Ş.’nin gerçekte hangi tarihte yapıldığı dahi belirli olmayan ekte yer alan 27.06.2019 karar nolu 27.06.2019 tarihli “Hisse Devir Kabulü Hk” konulu yönetim kurulu kararının ve ... ’den ... ’e yapılan hisse devir işlemlerinin yoklukla malul olduğunun tespiti ve iptaline, şirket Ortak ve Yöneticileri arasında devam eden davalar ile husumet bulunduğundan hali hazırda Yönetim Kurulu Başkanı olan  ...’in şirketi kendi menfaatleri doğrultusunda usulsüz, yasaya aykırı işlemler ile yürütmesinden dolayı; şirketin, şirketin ortaklarının ve 3. Şahısların zarar görmemesi için öncelikle şirkete yönetim kayyım’ı atanmasına, mümkün olmaması halinde ise davalar kesinleşinceye kadar denetim kayyım’ı atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı ...'in dava dilekçesinde yer alan vakıaların gerçeği yansıtmadığını,mahkemeyi yanıltmaya çalıştığını ve bu durumun H.M.K. md. 29'a da aykırı olduğunu, huzurdaki davanın, davaya konu yönetim kurulu kararı alındıktan bir seneyi aşkın bir süre sonra açıldığını, davanın açılmasının kötüniyetli ve T.M.K. md. 2'ye aykırı olduğunu, davacı ile müvekkili şirket yönetim kurulu başkanı ... ve annesi  ... ile aralarındaki ailevi sorunlardan ve mirastan kaynaklı olarak yaklaşık 20'yi aşkın dava bulunmakta olup; huzurdaki davanın açılması da bu davalara bir yenisinin eklenmesinden ibaret olduğunu, davacının 2019 yılının ortalarından beri müvekkili şirkete ve müvekkil şirket yönetim kurulu üyelerinden ... sürekli davalar açarak, gerek müvekkili gerekse de annesi ... psikolojik olarak bezdirmeye çalıştığını, yönetim kurulu kararının iptaline karar verilmesini talebinin,  yürütmeyi durdurma talebinin reddi gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"Davalı Şirket'in üç yönetim kurulu üyesinin bulunduğu, TTK'nın 390/1. maddesi gereğince toplantıda iki üyenin katılımı ve oyuyla karar alındığı; ancak davacı yönetim kurulu üyesinin bu toplantıdan haberdar edildiğine dair bir delil bulunmadığı anlaşılmıştır.  TTK'nın 390/4. maddesi gereğince, üyelerden hiçbiri toplantı yapılması isteminde bulunmadığı takdirde, yönetim kurulu kararlarının kurul üyelerinden birinin belirli bir konuda yaptığı karar şeklinde yazılmış önerisine en az üye tam sayısının çoğunluğunun yazılı onayı alınmak suretiyle verilebilir. Aynı önerinin tüm yönetim kurulu üyelerine yapılmış olması bu yolla alınacak kararın geçerlilik şartıdır. TTK’nın bu hükmüne göre çağrısız yönetim kurulu toplantısı yapılması mümkün ise de, önerinin tüm yönetim kurulu üyelerine yapılması alınacak kararın geçerlilik şartıdır. Bu hususu ispat yükü davalı üzerindedir. Davalı tarafça iptali talep edilen yönetim kurulu kararının öneri aşamasında davacıya yapıldığı ispat olunamamıştır. TTK'nun 390/4 fıkrası bu  hususu açıkça geçerlilik şartı olarak kabul ettiğinden, artık etki kuralı uygulanmaz(bkz Yargıtay 11 H.D'nin 08/11/2018 tarihli 2016/13709 E. 2018/6448 K. Sayılı ilamı) . Davacı tarafça kararın yok hükmünde olduğunun tespiti istenilmiş ise de; TTK'nun 390/4 maddesi ile TTK'nun 391 maddesi birlikte değerlendirildiğinde, anılan karar TTK'nun 391 maddesi uyarınca  anonim şirketin temel yapısına uymayan mahiyette bulunduğundan butlan ile malul olduğu sonucuna ulaşılmış, bu nedenle, davacının 27/06/2019 tarihli yönetim kurulu kararının yoklukla  olduğunun  tespiti talebi yönünden talebin kısmen kabulüne, ilgili yönetim kurulu kararının TTK 390/4 fıkrası uyarınca batıl olduğunun tespiti ile iptaline karar verilmiştir. Davacı yanın; dava dışı ...'in sahibi olduğu 1.586.800 adet hissesinin tamamını, şirket ortaklarından ...'e devrine yönelik hisse devir sözleşmesinin iptaline ilişkin talebi yönünden ise; anılan sözleşmenin tarafı olmayan davalı şirketin pasif husumetinin bulunmadığı anlaşılmış ve bu talep yönünden davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, ...\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Şirket Ortak ve Yöneticileri arasında devam eden davalar ile husumet bulunduğundan hali hazırda Yönetim Kurulu Başkanı olan ...’in şirketi kendi menfaatleri doğrultusunda usulsüz, yasaya aykırı işlemler ile yürütmesinden dolayı; şirketin, şirketin ortaklarının ve 3. Şahısların zarar görmemesi için öncelikle şirkete Yönetim Kayyım’ı atanmasına, mümkün olmaması halinde ise davalar kesinleşinceye kadar Denetim Kayyım’ı atanmasına, yönelik talepleri olmasına rağmen, ilk derece Mahkemesince taleplerinin kabul edilmeyen kısmı yönünden kararın kaldırılmasını ve yoklukla malul olduğunun tespiti ve iptaline karar verilen  27.06.2019 karar no.lu 27.06.2019 tarihli “Hisse Devir Kabulü Hk” konulu yönetim kurulu kararının icrasının ve yürütmesinin karar kesinleşinceye geri bırakılmasına, yürütmesinin durdurulmasına, davalı şirket ortak ve yöneticileri arasında devam eden davalar ile husumet bulunduğundan  dolayı; şirketin, şirketin ortaklarının ve 3. Şahısların zarar görmemesi için öncelikle şirkete yönetim kayyım’ı atanmasına, mümkün olmaması halinde ise davalar kesinleşinceye kadar denetim kayyım’ı atanmasına karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı, yönetim kurulu toplantısına sözlü olarak çağrılmış olup, TTK'da yönetim kurulu toplantısına çağrıya ilişkin özel bir düzenleme de bulunmadığı için çağrının usule uygun olduğu ve bu sebeple yerel mahkemenin butlana ilişkin kararının hukuka aykırı olduğunu, yerel mahkemenin dosya içerisinde bulunan delilleri toplamadan ve tanıklarımızı dinlemeden karar vermiş kanunda çağrı usulüne ilişkin özel bir düzenleme bulunmayıp, yazılı bir delil de aranmadığını, bu konuda örf, adet ve teamüller de göz önünde bulundurularak,karar verilmesi gerektiğini, davacının bu davayı ızrar kastıyla ve kötüniyetli olarak açtığını, yönetim kurulu toplantısından haberdar olmasına rağmen sırf usulsüz çağrıya dayanılarak kararların hükümsüzlüğüne veya iptaline karar verilemeyeceği yönetim kurulunun 3 kişiden oluşması ve 2 kişi ile toplanılarak oybirliği ile karar alınmış olması göz önünde bulundurulduğunda, alınan kararın geçerli olduğu ve yoklukla malul olmadığını, TTK md. 391'de, butlan kararı verilebilecek haller düzenlenmiş olup, huzurdaki davada Mahkemece \"çağrı usulüne uyulmadığı\" gerekçesiyle butlan kararı verilmesi mevzuata tamamen aykırı olduğunu zira, huzurdaki davaya konu yönetim kurulu kararı, usulen alınması gerekli bir karar olup, ne eşit işlem ilkesine, ne de madde metninde yer alan diğer hallere aykırılık oluşturduğunu, Mahkemenin butlan kararının hukuka aykırı olduğu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın tümden reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.<br>GEREKÇE: Dava, Anonim şirket yönetim kurulu kararının butlanı, hisse devir sözleşmesinin iptali ve şirkete yönetim/denetim kayyımı atanması davasıdır.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davaya konu yönetim kurulu kararının butlanla batıl olup olmadığı, şirkete yönetim/denetim kayyımı atanması şartlarının bulunup bulunmadığı noktasındadır. Davalı şirketin 27/06/2019 tarih ve 2019/06 nolu yönetim kurulu kararı ile, şirket ortaklarından ... sahibi olduğu 1.586.800 adet hissesinin tamamını, şirket ortaklarından ... devrettiğini bildirmesi nedeniyle, devir keyfiyetinin kabulü ile pay defterine işlenmesine karar verilmiştir. Davacı tarafça, yönetim kurulu üyesi olmasına rağmen kendisine herhangi bir çağrı yapılmadan söz konusu yönetim kurulu kararının ve hisse devir işlemlerinin yoklukla malul olduğunun tespitine, şirket ortak ve yöneticileri arasında devam eden davalar ile husumet bulunduğundan şirkete yönetim/denetim kayyımı atanmasına karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 391. Maddesine göre, yönetim kurulunun kararının batıl olduğunun tespiti mahkemeden istenebilir. Özellikle; eşit işlem ilkesine aykırı olan, anonim şirketin temel yapısına uymayan veya sermayenin korunması ilkesini gözetmeyen, pay sahiplerinin, özellikle vazgeçilmez nitelikteki haklarını ihlal eden veya bunların kullanılmalarını kısıtlayan ya da güçleştiren, diğer organların devredilemez yetkilerine giren ve bu yetkilerin devrine ilişkin, kararlar batıldır. Davacı taraf, davaya konu yönetim kurulu bakımından kendisine çağrı yapılmadığını ileri sürmüştür.TTK’da yönetm kurulu toplantıları bakımından toplantı çağrısının şekli, çağrının içeriği, gönderilme zamanı gibi hususlarda herhangi bir düzenleme yapılmamıştır. Yönetim kurulu, üyelere daha önceden herhangi bir çağrı yapılmamasına rağmen, tüm üyelerin hazır bulunması ve hiçbirinin itirazda bulunmaması şartıyla çağrısız olarak toplanarak da karar alabilir. Şirket ana sözleşmesinin 9. maddesinde de çağrıya ilişkin bir düzenleme yapılmamıştır. Yönetim kurulu anonim şirketin yasayla düzenlenmiş zorunlu organlarından biridir. Anonim şirketler yönetim kurulu tarafından temsil olunur. Yönetim kurulu kararları kural olarak toplantılarda alınır. Toplantı üyelerin bir yerde fiziki olarak toplanması şeklinde yada kısmen yada tamamen elektronik ortamda yapılabilir. Toplantılara katılmak, görüşlerini söylemek ve oy kullanmak her üyenin hem hakkı hem görevidir. Kanun'da çağrıyı kimin yapacağına ilişkin açıklık yoktur. Kural olarak daveti yönetim kurulu başkanı yapar, ancak onun bulunmadığı zamanlarda bu görev başkan vekiline aittir. Yine çağrının şekline dair de Kanun'da düzenleme bulunmamaktadır. Bununla beraber çağrının belirli bir şekilde yapılma zorunluluğu da yoktur. Böylelikle esas sözleşmede düzenleme yapılmasına da imkan sağlanmıştır. Önemli olan tüm üyelerin toplantıdan haberdar edilmesidir. Toplantı çağrısının tüm yönetim kurulu üyelerine yapılmamış olması bir ya da birden fazla üyenin müzakere süreçlerinden bilinçli olarak dışlanmış olduğu sonucunu doğurduğundan alınan kararlar açısından bir yokluk nedenidir. Bununla birlikte Yönetim kurulu kararlarının geçerliliği için ayrıca şekil ve nisaplara da uygun bir karar alınmış olması gerekir. Aksi halde karar yok hükmünde olacaktır(Yargıtay 11. HD'nin 20/09/2023  Tarih ve 2022/2858 E. - 2023/5133 K. sayılı kararı). Ayrıca, tüm yönetim kurulu üyelerinin toplantıdan haberdar edilmesi temel amaç olup, üyelerin toplantıya katılma ve görüşlerini bildirme hak ve ödevlerinin bulunmaktadır. Bu kapsamda, kendisine yönetim kurulu toplantısı hakkında çağrı yapılmayan yönetim kurulu üyesinin, söz konusu hakkını ihlal eder şekilde toplanan yönetim kurulunda alınan karara karşı dava açma hakkı bulunmaktadır.Ancak, yönetim kurulu üyesinin bu davayı açmakta hukuki yararının bulunması gerekir. Davaya konu yönetim kurulu kararı pay devrinin onaylanmasına ve pay defterine kaydına ilişkindir. Davalı şirketin ana sözleşmesinin 6. maddesinde, hisse senetlerinin nama yazılı olacağı kabul edilmekle birlikte, dava dışı şirketin pay senedi bastırdığına ilişkin herhangi bir kayıt bulunmadığı gibi bu yönde bir beyana da rastlanmamıştır. Borsada işlem görmeyen şirketlerde nama yazılı payların senede bağlanması zorunluluğu bulunmamaktadır. Nama yazılı paylar hakkında pay senedi çıkarılmaması halinde çıplak pay söz konusudur.TTK'nın 494/1. maddesinde borsaya kote edilmemiş nama yazılı payların devri için gerekli olan onay verilmediği sürece, payların mülkiyeti ve paylara bağlı tüm haklar devredende kalacağı,  494/3. Madde de ise, şirketin, onaylamaya ilişkin istemi, aldığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde reddetmemişse veya ret haksızsa, onay verilmiş sayılacağı düzenlenmiştir. Somut olayda, pay devrinin onaylanmasına ilişkin yönetim kurulu kararı 27/06/2019 tarihli olup, en geç bu tarihte, devrin onaylanması için şirkete başvuru yapıldığının kabulü gerekir. Dava tarihine kadar, devrin onaylanması talebinin reddine karar verilebilecek 3 aylık süre geçmiş olup, bu haliyle devre onay verilmiş sayılmaktadır. Buna göre, dava konusu yönetim kurulu kararının yoklukla veya butlanla malul olmasının hisse devrinin onaylanmış sayılmasına bir etkisi bulunmamaktadır. Buna göre, eldeki istem yönünden davacının korunmaya değer, meşru ve güncel bir hukuki yararı bulunmamaktadır. Yani, yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğunun tespitine ilişkin dava bakımından davacının hukuki yararı yoktur.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 114/1-h maddesi uyarınca davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması dava şartı olup, ilk derece mahkemesince HMK'nın 115/2. maddesi uyarınca davanın dava şartı yokluğundan usulden reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.Davacı taraf, şirket ortak ve yöneticileri arasında devam eden davalar ile husumet bulunduğundan hali hazırda yönetim kurulu başkanı olan ...’in şirketi kendi menfaatleri doğrultusunda usulsüz, yasaya aykırı işlemler ile yürütmesinden dolayı; şirketin, şirketin ortaklarının ve 3. şahısların zarar görmemesi için öncelikle şirkete yönetim kayyım’ı atanmasına, mümkün olmaması halinde ise davalar kesinleşinceye kadar denetim kayyım’ı atanmasına karar verilmesini istemiş ise de, bu talepler yönünden harçlandırılmış bir davada bulunmadığı nazara alındığında ve bu taleplerin öncelikle ve davalar kesinleşinceye kadar istenmesi nedeniyle tedbir niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Zaten, ilk derece mahkemesince bu talepler tedbir mahiyetinde değerlendirilip bu taleplerin reddine karar verilmiştir. Gelinen aşamada bu taleplerin istinafa konu edilmesi mümkün değildir.Yoklukla malul olduğunun tespiti ve iptaline karar verilen  27.06.2019 karar no.lu 27.06.2019 tarihli “Hisse Devir Kabulü Hk” konulu yönetim kurulu kararının icrasının ve yürütmesinin karar kesinleşinceye geri bırakılmasına, yürütmesinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiş ise de, istinaf aşamasında ihtiyati tedbir verilemeyeceğinden, söz konusu talebin incelenmesi mümkün değildir.HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine, ilk derece mahkemesince yönetim kurulu kararının TTK'nun 391 maddesi uyarınca anonim şirketin temel yapısına uymayan mahiyette bulunduğundan butlan ile malul olduğundan bahisle 27/06/2019 tarihli yönetim kurulu kararının yoklukla malul olduğunun tespitine karar verilmesi isabetli görülmemiş ve bu nedenle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından Dairemizce ilk derece mahkemesi kararı düzeltilerek yeniden esas hakkında aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.<br>KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 1-Davacının hisse devir sözleşmesinin yoklukla malul olduğunun tespiti talebi yönünden davanın pasif husumet yokluğundan REDDİNE,2- Davacının 27/06/2019 tarihli yönetim kurulu kararının yoklukla malul olduğunun  tespiti talebi yönünden davanın hukuki yarar dava şartı yokluğu nedeniyle USULDEN REDDİNE, 3-Davacı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 54,40 TL harcın, alınması gerekli olan 427,60 TL harçtan mahsubu ile kalan 373,2‬0 TL'nin davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,4-Davacı tarafından yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına,5-Davalı taraf yargılama sırasında kendini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. uyarınca 17.900,00 TL avukatlık ücretinin davacı taraftan alınarak davalıya verilmesine, 6-Karar kesinleştiğinde, HMK Gider Avansı Tarifesinin 5. maddesi uyarınca artan gider avansının davacı tarafa; davalı  tarafından yatırılan ve artan delil avansının kendisine iadesine, 7-İstinaf Yargılamasına İlişkin Olarak;a-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,b-Davalı vekilince yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,c-Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan istinaf başvuru harcı 162,10 TL, posta ve tebligat gideri 41,50 TL olmak üzere toplam 203,60 TL yargılama masrafının davacıdan alınarak davalıya verilmesine,d-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,8-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 18/04/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"5f7025bd8dc056c1","SID":"74438860cf5de35c"}}