{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/264 <br>KARAR NO: 2024/615<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 18/11/2019<br>NUMARASI: 2014/1502 Esas -  2019/1149 Karar<br>DAVA: Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 25/04/2024<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacılar ve davalılar vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ <br>DAVA:Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davalı banka hesabında müvekkilinin birikim hesabının bulunduğunu, bankanın basiretli bir tacir gibi davranmadığını, müvekkilini yüksek meblağlarda zarara uğratıldığını, davacı bankanın sadece kendi menfaatleri doğrultusunda davacı vekilini çeşitli türev işlemler yapması için yönlendirdiğini bahsi geçen \"Türev İşlemler\" ile ilgili olarak işlem öncesinde herhangi bir detaylı bilgilendirme yapılamadığı, herhangi bir bilgi verilmediğini, müvekkilinin davalı bankandan işlemler ile ilgili ses kayıtlarını talep ettiğinde bankanın 6 aylık ses kayıtlarını vermekten imtina ettiğini, müvekkili ...'in demans hastası olduğunu muhtelif tarihlerde imzası alınarak hile yolu işlemlerin yaptırıldığını, yapılan tüm işlemlerde müvekkili ...'in muhattap alınmadığını, bankanın yapılan dolar satış opsiyonu işlemi ile ilgili olarak müvekkillerinin izni olmadan nakit blokaj miktarını arttırarak müvekkillerin hesabındaki paraları rehnettiklerini, bankanın davaya konu opsiyon işlemlerine istinaden almış olduğu nakit blokaj miktarlarına dair müşteriden onay almadığı gibi yüksek meblağlı iş bu opsiyon işlemlerine dair hesap ekstresi göndermediğini ve yolladığı ekstrelerinde de bunlara dair işlemler görülmediğini, bankanın yeni bir opsiyon işlemi yapmasına da mani olduğunu, bankanın müvekkilleri adına yapmış olduğu işlemlerin lisansı olmayan kişiler tarafından yapıldığını,  arayan banka çalışanına davalı banka tarafından ödül verildiğini bu haliyle sorumlu olduklarını beyanla fazlaya ilişkin tüm haklarının saklı kalmak kaydı ile hileli ve ihmali davranışları nedeni ile vekalet sözleşmesine aykırı davranışından dolayı müvekkilinin uğramış olduğu maddi zararlarından şimdilik 10.000,00-TL 'nin işleyecek ticari işlemlere uygulanan reeskont faizi, masraf ve avukatlık ücreti ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.<br>CEVAP: Davalı banka vekilinin Mahkememize vermiş olduğu yanıt dilekçesi ile davacı tarafın imzaladığı sözleşmelerde müşterinin durumunu ağırşaştıran hiçbir hüküm olmadığnıı, sermaye piyasalarında türev işlem çeşitleri ve kurallarının standart olduğunu, türev işlemlerde müşterinin üstlendiği risk sözleşmedeki edimin esasını oluşturduğunu, kur hareketleri nedeniyle müşterinin narar ettiği işlemlerde kur pisayasından kaynaklanan zararın müvekkili banka tarafından karşılanmasının kabul edilemeceğini, dava konusu işlemleri ilişkin gerçeğe aykırı sahte ya da tahrif edilmiş herhangi bir belge veya kayıt mevcut olmadığını, dava konusu türev işlemlere ilişkin tüm detay bilgiler davacı tarafça imzalanan işlem dekontlarında yer aldığını, dava konusu işlemlerde fiyatlamanın SPK lisansı olmayan personele yaptırıldığı şeklindeki iddiası yerinde olmadığını beyanla haksız ve mesnetsiz davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"...Dava, taraflar arasında akdedilen opsiyon sözleşmesinin geçersiz olduğu iddiası ile uğranılan zararın tahsili istemine ilişkindir. Davacı, öncelikli olarak fiil ehliyeti bulunmadığını iddia etmiş, mahkememizce davacının hasta evrakları toplanmış, ATK ilgili ihtisas dairesine gönderilmiş, düzenlenen raporda davacının fiil ehliyetinin sözleşme tarihi ve devamında bulunduğu bildirilmiştir. Davacının bir diğer iddiası banka personeli tarafından yanıltıldığını, sözleşmenin hileli ve aldatmaya dayalı olduğundan geçerli olmadığını, opsiyon sözleşmesinin riskleri konusunda bilgilendirilmediğini ileri sürmüştür. Ancak,  Sermaye Piyasası İşlemleri Risk Bildirim Formunun \"risk bildirimi” başlıklı kısmının 2 ve devamı maddelerinde; sermaye işlemlerinin çeşitli oranlarda risklere tabi olduğu, piyasada oluşacak fiyat hareketleri sonucunda aracı kuruluşa yatırılan paranın tümünün kaybedilebileceği gibi kayıpların yapılacak işlemin türüne göre yatırılan para tutarını dahi aşabileceği, aracı kuruluşun piyasalarda hesap sahibince yapılan işlemlere ilişkin kendisine aktaracağı bilgiler ve yapacağı tavsiyelerin eksik ve doğrulanmaya muhtaç olabileceğinin hesap sahibince dikkate alınması gerektiği, sermaye piyasası araçlarının alım ve satımına ilişkin olarak aracı kuruluşun yetkili personelince yapılacak teknik ve temel analizlerin kişiden kişiye farklılık arz edebileceği gibi bu analizlerde yapılan öngörülerin kesin olarak gerçekleşmeme olasılığının bulunduğu, yabancı para cinsinden yapılan işlemlerde, belirtilen risklere ek olarak kur riskinin olduğu ve hesap sahibinin tasarruflarını türev işlemlere ilişkin yatırımlara yönlendirmeden önce dikkatli şekilde araştırma yapması gerektiği belirtilmiştir. Bu durumda türev işlemlerde yüksek risk bulunduğuna ve hesap sahibinin, türev işlemlere ilişkin yatırımlar yapmadan önce kendisine iletilen analizlerin sübjektif olacağını düşünerek bizzat araştırma yapması gerektiğine dair genel bildirim bulunduğu ve davacının dava konusu işlemlerden önce de opsiyon işlemi gerçekleştirdiği anlaşıldığına göre, davacının dava konusu opsiyon işlemleri hakkında aydınlatılmadığına dair iddialarının ve hileli hareketler nedeniyle hataya düştüğünü ispatlayamamıştır. Nitekim benzer bir olayda Yargıtay 11. Hukuk Mahkemesi'nin 2016/13178 Esas 2018/1691 Karar sayılı içtihatı da bu yöndedir.  Kaldı ki davacı tanık ...'den özel danışmanlık  almaktadır. Ayrıca dava konusu 4 adet işlemin sözleşmenin daha sonra imzalandığı görülmekle, davacının yazılı talimatın ya da telefon kaydının başlangıçta alınmadığı, daha sonra icazetinin alınmış olduğu  ve bu durum karşısında, TBK'nın 46. maddesi uyarınca yapılan işleme onay veren tarafın artık bu onayı ile söz konusu işleme kendisinin başlangıçta vermiş olduğu yetki tam ve sağlammış gibi, bu işlemle bağlı olup, işlemden  doğacak hak ve sorumluluklar da kendisine ait olacağından icazet, temsil olunan şahsın, temsilcinin yetkisi olmadan yaptığı işlemi sonradan kabul ettiğini belirten yenilik doğuran bir hak olup, yetkisiz temsilci tarafından yapılan işlem icazet verildiği takdirde geçerli hale geleceğinden,  davacının  dava konusu işlemlere ilişkin talimatı imzalayarak işleme onay verdiği, davalı bankadaki kusur ile zarar arasındaki illiyet bağı davacının onayı ile kesildiğinden oluşan zarardan davalının sorumlu olmayacağı, (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2017/1462 Esas 2019/334 Karar sayılı emsal ilamı) bu hali ile davacının davasını ispatlayamadığı, nazara alınarak davanın reddine\" karar verilmiştir.Bu karara karşı davacılar ve davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; Görevli mahkemenin tüketici mahkemesi olduğunu, bankanın yapılan dolar satış opsiyonu işlemleriyle ilgili olarak müvekkilinin izni olmadan nakit blokaj (rehin) miktarını arttırarak davacının hesabındaki paraları rehin ettiğini, yerel mahkemece bu hususta yeterli araştırma yapılmadığını, eksik incelemeyle karar verildiğini, yerel mahkemece davalının sorumlu olmayacağına ilişkin belirlemesinin yerinde olmadığını, gerçekleşen işlemlerin türev işlemler olduğunu, uygulanması gereken hukukun SPK kanunu ve tebliğleriyle düzenlemeleri olduğunu, davalı bankanın dava konusu işlemlerin dava dışı ... tarafından yapıldığını kabul ettiğini, bu kişinin banka nezdinde adına işlem yaptığı birçok müşterisi bulunduğunu, bu kişinin müvekkili adına yaptığı işlemlerin başka kişiler adına yaptığı işlemler yanında küçük bir meblağ oluşturduğunu, ... ile davalı banka arasında karşılıklı menfaatlerine dayalı ilişki bulunduğunu, davalı tarafın yasalara bankacılık ekip kurallarına ve mantığına sığmayan davacının açığa imza attırmak suretiyle düzenlenen belgeleri kullandığını, müvekkillerinden ...'in demans hastası olduğunu, bankanın diğer davacı ... ile muhatap olmadığını, sağlık sorunları olan ...'i muhattap aldığını, davalı bankanın sunduğu teftiş raporunda dava konusu işlemlerin ... adındaki 3. Bir şahıs tarafından vekaletsiz olarak yapıldığını açıkça kabul ettiğini, bankanın bu şahsın yaptığı işlemlerden doğan zarardan sorumlu olduğunu, bankanın hesap ekstresi göndermediğini, banka personeli ...'nın her zaman fiyatlandırma ve tavsiyede bulunduğunu, dava konusu olan ... halı hisse senedi konusunda bilirkişi heyetinin değerlendirme yapmadığını, raporun eksik olduğunu, itiraz dilekçelerinin dikkate alınmadığını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Davalı vekili istinaf ve karşı tarafın istinafına cevap dilekçesinde özetle; Asliye ticaret mahkemelerinin görevli olduğunu, dava konusu işlemlere ilişkin gerçeğe aykırı sahte yada tahrif edilmiş herhangi bir belge veya kayıt bulunmadığını, davacı tarafın 2011 yılından bu yana davalı bankanın özel bankacılık yeşilköy şubesinde 9 adet DCD ve 53 adet döviz opsiyon işlemi gerçekleştirdiğini, bu işlemlerden toplam 42.195,00 TL ve 114.153,00 USD ve 39.374,00 Euro brüt prim kazancı elde ettiğini, bu güne kar ettiği aynı tür işlemlerde herhangi bir itirazda bulunmayan davacının kur hareketleri nedeniyle zararla sonuçlanan işlemlerin bilgi ve onayı dışında gerçekleştiğini iddia etmesinin Türk Medeni Kanunundaki dürüstlük ilkesine aykırı olduğunu, bu nedenle red kararının onanması gerektiğini ancak hüküm kısmının 2,3 ve 4. Bendinde yargılama giderleriyle harçlara ilişkin hüküm fıkralarının hatalı olduğunu belirterek ilk derece mahkeme kararının düzelterek onanmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davacılar vekili davalının istinafına cevap dilekçesinde özetle;  davalının istinaf talebinin yasal 2 haftalık süreden çok sonra verildiğini, bu yüzden reddi gerektiğini belirterek lehine kararın bozulmasını talep etmiştir. <br>GEREKÇE : Dava, taraflar arasında akdedilen \" Opsiyonlu Çerçeve Sözleşmesi \" ve bağlı sözleşmeler ile SPK mevzuatı çerçevesinde, davalı bankanın haksız ve usulsüz işlemleriyle gerçekleştirilen opsiyon işlemleri sonucunda uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince, yukarıda açıklanan gerekçe doğrultusunda, davanın reddine karar verilmiş,  karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinafa konu uyuşmazlık temelde uyuşmazlığın çözümünün Asliye Ticaret Mahkemesinin görevinde bulunup bulunmadığı, davacının uğradığı zararın davalıdan tahsilinin gerekip gerekmediği, davacı yararına yargılama giderleri ve vekalet ücretine hükmedilmesinin yerinde olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır. Opsiyon sözleşmesi, iki taraf arasında yapılan ve alıcıya, ödeyeceği belli bir tutar (opsiyon primi) karşılığında, belirli bir vadeye kadar (veya belirli bir vadede), bugünden belirlenen bir fiyat (kullanım fiyatı) üzerinden opsiyona dayanak teşkil eden bir malı, kıymeti veya finansal göstergeyi satın alma veya satma hakkı tanıyan, satıcıya da alıcının bu sözleşmeden doğan hakkını kullanması durumunda sözleşmeye dayanak teşkil eden malı, kıymeti, veya finansal göstergeyi satma veya alma yükümlülüğü getiren sözleşmedir.Opsiyon sözleşmeleri, yüksek kâr elde etme imkanı yanı sıra, hızlı bir şekilde ve yüksek oranda zarara uğrama olasılığının bulunduğu sözleşmelerdir. Uzun pozisyon sahibi(opsiyon alan) için opsiyonun riski, ödemiş olduğu prim ile sınırlı iken, kısa pozisyon sahibi(opsiyon satan) için risk sınırsız olabilmektedir. Dayanak varlığın fiyatı, kullanım fiyatı, vadeye kalan gün sayısı, volatilite (oynaklık), piyasa faiz oranı, opsiyon fiyatına etki eden faktörlerdir.DCD olarak kısaltılan opsiyon çeşidi ise mevduat hesabı üzerine, mevduat faiz gelirine ek gelir elde etmek gayesiyle gerçekleştirilen spekülatif döviz opsiyon işlemleridir. Bu işlemler mevduat hesabı tutarı kadar meblağ ile yapılmaktadır. Yapılan  opsiyon işleminde mevduat hesap sahibi opsiyon satıcısı durumundadır. Mevduat hesap sahibi opsiyon satıcısı olduğundan sınırsız zarar riski ile karşı karşıyadır.\tMahkemenin görevine ilişkin istinaf talebi yönünden;Dava tarihinde yürürlükte bulunan ve 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 2. maddesi gereğince kapsamını her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamaları oluşturmaktadır. Kanun’un “Tanımlar” başlıklı 3. maddesinin (k) bendinde Tüketici “ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi”, (l) bendinde ise Tüketici İşlemi “Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi” ifade eder şeklinde tanımlanmıştır. Yasa koyucu, bu hükümle, tüketicinin taraf olduğu bankacılık sözleşmelerini tüketici işlemi olarak kabul etmiştir. Aynı Kanun’un 73. maddesinde, bu Kanun'dan kaynaklanan uyuşmazlıkların tüketici mahkemesinin görevine girdiği düzenlenmiş, 83. maddesinde ise, taraflardan birinin tüketici olduğu işlemler ile ilgili diğer Kanun'larda düzenleme olmasının, bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve bu kanunun görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanmasını engellemeyeceği belirtilmiştir. Somut olayda, davacılar banka ile türev işlemler yapmak üzere opsiyonlu döviz mevduatı ve opsiyon işlemleri çerçeve sözleşmeleri  imzalayarak özel bankacılık hizmetinden faydalanmıştır. Davacıların bu hizmeti davalıdan finansal işlemler için aldığı, hizmetin alınma amacı ve işlemin (500.000. USD ve 2011 yılı itibarıyla 1.000.000.- TL) boyutu dikkate alındığında, davacıların hukuki işlem içerisinde tüketici konumunda sayılması mümkün değildir. Başka bir ifadeyle davacılar bu yatırım işlemlerini yaparken tüketici olarak değil, 6502 sayılı TKHK’nın 3/k bendinde tanımlandığı gibi ticari veya mesleki amaçlarla hareket ettiğinin kabulü gerektiğinden uyuşmazlığın çözümünde asliye ticaret mahkemeleri görevli bulunmakla davacıların bu yöne ilişen istinaf talepleri yerinde görülmemiştir. Dosyada toplanan tüm deliller bilirkişi raporları ile davacı ...'in sözleşmelerin yapıldığı  2011,  uyuşmazlığa konu 4 adet opsiyon işleminin ve  sözleşmesinin yapıldığı 2013 ve raporun düzenlendiği 2015 tarihi itibarıyla yaptığı işlemlerin  hukuki nitelik ve sonuçlarını bilecek durumda ve fiil ehliyetine haiz olduğu ATK 4. Adli tıp ihtisas kurulunun 2015/5333 karar numaralı  27/11/2015 tarihli raporu ile belirlenmiştir. Davacıların 2011-2013 yıllarında 9 adet  DCD  ve 53 adet döviz opsiyon işlemi gerçekleştirdikleri, döviz opsiyon işlemlerinden toplam 112.566 USD, 39.374 EURO, 33.129 TL prim kazancı elde ettikleri, yine DCD işlemlerinden toplam 9.077 TL ve 14.587 USD brüt pirim kazanca elde ettikleri, tüm bu işlemlerini 18/08/2011-01/04/2014  tarihleri arasında aylık 1.500 TL ücret ödedikleri danışmanları ...'in yardımıyla gerçekleştirdikleri,  zarara neden olduğu belirlenen 11.01.2013 tarihli işleme ilişkin sözleşmenin 21/02/2013,  16.05.2013 tarihli işleme ilişkin sözleşmenin 21/05/2013,  20.06.2013 tarihli işleme ilişkin sözleşmenin  25/07/2013  ve 26.07.2013 işleme ilişkin sözleşmenin 29/07/2013 tarihinde davacılar tarafından işlem yapıldıktan sonra imzalandığı, bu haliyle önceden danışmanları / temsilcileri  aracılığıyla yapılan işlemlere TBK 46. Maddesinde düzenlenen şekilde onam vermiş oldukları sonucuna ulaşılmaktadır. Yine davacıların gelir elde ettikleri sözleşmelerin de aynı usulle danışmanları / temsilcileri ...'in yardımıyla  yaptıkları,  2011-2013 tarihleri arasında gerçekleştirilen 62 işlemden zarar ettikleri 4  işlem dışındaki işlemlere karşı herhangi bir itirazları bulunmadığı, bu şeklide işlem yapılmasını kabullenmiş oldukları,  yaptıkları işlemlerin risklerini bilecek durumda oldukları, bankaca yapılan işlemlerde herhangi bir usulsüzlük, mevzuata aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla ilk derece mahkemesince davanın reddine  karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davalı vekilinin istinaf sebepleri yönünden yapılan değerlendirmede:  davanı reddine karar verilmiş olmasına rağmen davacı yararına vekalet ücretine hükmedilmesi, eksik harcın davalıdan tahsiline karar verilmesi, davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmemesi ise isabetli olmamıştır. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; Mahkemece davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından davacı vekilinin istinaf isteminin reddine, ancak dava reddedilmesine karşılık davacı yararına yargılama giderleri ve vekalet ücretine hükmedilmesi isabetli bulunmamakla davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından Dairemizce esas hakkında yeniden karar verilmek suretiyle davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,1- Davanın REDDİNE,2- Alınması gereken 427,60 TL karar ve ilam harcından başlangıçta peşin olarak alınan 170,78 TL harcın mahsubu ile eksik 256,82‬ TL harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama masrafların kendi üzerinde bırakılmasına,4-Davalı taraf yargılama sırasında kendini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tayin ve takdir edilen 10.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,5-Karar kesinleştiğinde HMK Gider Avansı Tarifesinin 5. Maddesi uyarınca artan gider avansının ilgilisine iadesine, 6-İstinaf Yargılamasına İlişkin Olarak;a-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,b-Davalı vekilince yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,c-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,d-Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan istinaf başvuru harcı 162,10 TL giderin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 7-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 25/04/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"09baf9761427e88f","SID":"a9eff7bd71039f08"}}