{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ  K A R A R I<br>DOSYA NO: 2021/1314 Esas<br>KARAR NO: 2024/1057<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi<br>TARİHİ: 15/12/2020<br>NUMARASI: 2018/81 E. - 2020/466 K.<br>DAVANIN KONUSU: Marka (Marka İtibarının Kaybı Nedeniyle Tazminat İstemli)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 30/05/2024<br>Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;<br>G E R E Ğ İ  D Ü Ş Ü N Ü L D Ü: Tarafların İddia ve Savunmaları:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkillerinin uzun yıllardır İstanbul'un en yoğun semtlerinde şubeleri bulunan “...” olarak bilinen restoranlar zincirini işlettiklerini, müvekkili ...'ın  25.08.2014 tarihinde “...” ibaresini marka olarak ...-Hizmet numarası ile tescil ettirdiğini, ...'ın  daha önce de, 28.08.2013 tarihinde, \"...\" ibaresini marka olarak ...-Hizmet numarası ile tescil ettirdiğini, müvekkili ...'ın  10.07.2014 tarihinde “...” ibaresini marka olarak ...-Hizmet numarası ile tescil ettirdiğini, müvekkillerinin bu markaları işyerlerinde, reklam panolarında, tabela ve reklam vasıtalarında “ ... “ olarak kullandıklarını, hizmet kalitelerinin bir üne kavuşmuş bilinen ve aranan marka haline geldiğini, müvekkillerinin halen hizmet vermeye devam  ettiğini ve iyi bir müşteri çevresi kazandırdıklarını, davalının \"...\" ibaresi ile bir lokanta açtığını ve müvekkilleri ile aynı alanda hizmet sunduğunu, Müvekkillerinin tescilli markası ile aynı ibare olan ... ibaresini öne çıkararak kendi hizmetlerinde kullandığını, lokantasının müvekkillerine ait bir işletme olduğu izlenimi yarattığını,  davalının  bu ibare ile hizmet sunmasının müvekkillerinin markası ile iltibasa yol açtığını ve tecavüz  haksız rekabet  oluşturduğunu, davalının işletmekte olduğu lokantanın iç dizaynının dahi, müvekkilinin lokantalarının iç dizaynı ile aynı olduğunu, bu nedenle  tüketicilerde  lokantanın müvekkillerine ait olduğu  izlenimini yarattığını, davalının iltibasa yol açtığından dolayı,haksız kazanç elde ettiğini ve müvekkillerinin itibarından haksız ve hukuka aykırı olarak yararlandığını, davalının hizmetinin kötü olması nedeni ile müvekkillerinin itibarının zedelendiğinden bahisle,  bilirkişi tarafından davalı iş yerinde delil tespiti yapılması ile, tecavüzün durdurulması için ihtiyatı tedbir kararı verilmesini, maddi tazminat olarak da belirsiz alacak davası açtıklarını,  SMK 151/02-c ve ilgili maddeleri gereği, hesap edilecek maddi tazminat bedelinin, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL ve manevi tazminat olarak da 10.000,00 TL olmak üzere toplam 11.000,00 TL tazminata dava tarihiden itibaren yasal faizi ile birlikte hükmedilmesine, öncelikle tecavüzün durdurulması için İhtiyati tedbir kararı verilmesini ve sonuç olarak tecavüzün durdurulmasını ve kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava ettiği anlaşılmıştır. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkiline ait iş yerinin yıllar önce \"...\" ibaresini kullanarak hizmet sektöründe lokantacılık faaliyetleri ile meşhur hale geldiğini, davacıların  müvekkilinin bu markayı kullanmasından ve meşhur ederek tanınmış bir marka haline getirmesinden çok sonra söz konusu ibareler ile tescil ettirdiklerini, müvekkilinin yıllardır \"...\" ismi ile lokantacılık faaliyetlerini yürüttüğünü \"...\" ismini meşhur ve maruf hale getirdiğini,  2010 yılında aynı ibare ile dava konusu \"... Mah. ... Cad. No:... Bayrampaşa / İstanbul\" adresinde bulunan ve dava dosyasında yapılan keşif işlemine konu şubesini açtığını, çok önceleri \"...\" ibaresini ortaya çıkaran ve kullanan ancak tescil ettirmeyen müvekkilinin, dava konusu marka üzerinde gerçek hak sahibi  olduğunu, davacının söz konusu markasının 2013-2014 yıllarında tescil ettirildiği de gözetildiğinde davacıların markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiğini,  556 sayılı KHK.nin 7 nci maddesinde ayırt edici nitelik kazanmış bir marka sahibine önceki benzer tescilli markanın terkinini istemeden dahi bu markayı tescil ettirebileceğini öngördüğünü, davacıların müvekkilinin  tanınmış hale getirmesinden sonra tescil ettirdikleri markalar için haksız tecavüz iddiasında bulunarak kötü niyetle  haksız ve mesnetsiz  davayı açtıklarını, bu kapsamda davacıların, \"...  \" ibaresi ile markasını 25.08.2014 tarihinde marka olarak tescil ettirdiği ve korumanın 17.04.2013tarihinden itibaren başladığı, \"...\"  ibaresi ile markasını 28.08.2013 tarihinde marka olarak tescil ettirdiği ve korumanın 03.02.2012 tarihinden itibaren başladığı, \"...\" ibaresi ile markasını 10.07.2014 tarihinde marka olarak tescil ettirdiği ve korumanın 17.04.2013 tarihinden itibaren başladığı dikkate alındığında müvekkilinden çok sonra bu ibarelerin marka olarak tescil edildiğinin anlaşılacağını, davacılara ait iş yeri ve tabelaları ile müvekkile ait iş yeri ve tabela  arasında farklılık olduğunu,  iltibas oluşturmadığını, davacılar ile müvekkilinin yıllardır birbirlerini tanıyor ve biliyor olmasına rağmen davacıların yıllar sonra bu davayı açarak haklarını kötüye kullandıklarını,  markayı gerçek anlamda marka yapan, onu tanıtan, piyasaya sunan ve emek harcayan müvekkilin haklarına tecavüz niteliğinde tescil işlemi gerçekleştiren kötü niyetli davacıların bununla yetinmeyerek açtıkları haksız ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır. <br>İlk Derece Mahkemesi Kararı: Mahkemece; \"1-Davanın KISMEN KABULÜ İLE, davalının, davacıların marka hakkına tecavüzünün tespitine, durdurulmasına, önlenmesine, 2-HMK m.26 uyarınca talebe bağlı kalınarak, 1.000,00 TL maddi tazminatın, dava tarihi olan 20/02/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin hakkın saklı tutulmasına, 3-3.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihi olan 20/02/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,4-Davanın etkinliğinin temini açısından davalının \"...\" ibaresini içeren markasal bütün kullanımlarının önlenmesine, \" karar verilmiştir. <br>İleri Sürülen İstinaf Sebepleri: Davalı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili hakkında ikame edilen mezkur davanın konusu ile aynıyet içeren İstanbul 2. Fikri Sınai Haklar Ceza Mahkemesinin 2019/140 E. Sayılı dosyası ile müvekkilinin atılı suçtan beraatine karar verilmiş olduğunu, şu halde ilk derece mahkemesince müvekkili aleyhinde tazminata hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davalılardan çok önceleri \"...\" ibaresini ortaya çıkaran ve kullanan ancak tescil ettirmeyen müvekkilinin söz konusu marka üzerinde, gerçek hak sahibi olduğunu, davacının söz konusu markasının 2013-2014 yıllarında tescil ettirildiği de gözetildiğinde hükümsüzlüğüne karar verilmesi gereken davacıların markası olduğunu, müvekkilinin işletmesinde kullandığı \"...\" işletme isminin marka hakkına tecavüz unsurları taşımadığını ve iltibasa sebep olmadığını ceza dosyası üzerinden verilen kararla da sabit olduğunu, hal böyleyken ilk derece mahkemesince müvekkili aleyhinde maddi manevi tazminata hükmedilmiş olmasının hukuka aykırı olduğunu ve bozma sebebi sayılacağından bahisle yerel mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu  belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İstinafa Cevap: Davacılar vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davalı tarafın ... ibaresi dava tarihinde TPE nezdinde tescilli olmadığından SMK kapsamı dışında kaldığını, ayrıca davalı tarafın \"...\" ibaresinin ayırt edici nitelik kazandığını öne sürmesinin gerçek dışı olduğunu, ortalama bir tüketici ölçüt alındığında önemli olan \"...\" algısı olduğunu, bu açıdan \"LAR\" ekinin kullanılıp kullanılmadığının önem arz etmeyeceğini, \"LAR ekinin ayırt edici özelliğinin bulunmadığını, \" ...\" ibaresinin tüketiciler üzerinde bıraktığı etkinin müvekkillerinin markası olan \"...  çağrıştırdığının açıkça ortada olduğunu, davalı tarafın yıllar içinde \"...\" ibaresini meşhur ettiğini ileri sürmekte ve asıl meşhur edenin sicildeki kaydı terkin ettirme hakkına sahip olduğunu ileri sürdüğünü, ancak müvekkillerinin babası 1960 yılından beri \"...\" adı ile lokanta işlettiğini, müvekkillerinin kendi  adına ilk lokantayı 1992 yılında Bayrampaşa' da \"...\" daha sonra 1995'te Sirkeci'de \" ...\" olarak işletmeye başlattıklarını, açıkça anlaşılacağı gibi tescil yapılmadan çok öncesinde de müvekkillerinin \"...\" markasıyla işletmelerini devam ettirdiklerini, keza ... adının müvekkillerin soyadı olduğunu, bu nedenle müvekkillerinin yıllar öncesinde dayanan kullanımlarının da normal karşılanabileceğini günümüzde müvekkillerinin İstanbul da 9 farklı yerde şubesi bulunduğunu, zincir olarak faaliyet gösteren müvekkillerin haklı bir marka değerine ve üne sahip olduğundan bahisle davalı tarafın istinaf taleplerinin gerçeği yansıtmadığını belirterek istinaf taleplerinin reddine, yerel mahkeme kararının onanmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>Gerekçe ve Sonuç:HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak,  istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede;Dava, marka hakkına  tecavüzünün tespiti, durdurulması, önlenmesi, maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. ... no ile 43. sınıf için  tescilli  \"...\" markasının 43 sınıfta , 3.12.2012 tarihinde , ... nolu \"...  \" markasının  43 . Sınıfta   17.4.2013  tarihinde davacı ... adına  tescil edildiği , ... nolu \" ... \" markasının  43 . sınıf ta   17.4.2013  tarihinde  davacı ... adına tescil edildiği anlaşılmıştır.Davalı adına tescilli marka bulunmadığı kullanımlarının \"...\" şeklinde olduğu görülmektedir.  Somut olayda davacıların ... ibareli markalarını  43. sınıfta  yiyecek içecek sağlanması hizmetlerinde tescil ettirdikleri ve kullandıkları, davacı  markasında ve davalı kullanımlarında yer alan ... ibaresinin   ortalama tüketici nezdinde yemekleri , kültürü ve tarihi ile bilinen  coğrafi yeri işaret  ettiği , bu nedenle coğrafi yer adının  kimsenin tekeline bırakılamayacağı açıktır.  Söz konusu ... ibareli markaların, kullanıldıkları yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri bakımından coğrafi kaynak bildiren zayıf ibare olduğundan  davacı taraf bu ibareye ekler getirilerek kullanılmasına SMK 7/5-b maddesi gereğince, tahammül etmek durumundadır.Yaptırılan bilirkişi incelemesi ile , mahallinde yapılan  tespitlere göre ; davalının  markasal kullanımlarının,  sadece iş yerinde  tabelasında,  \"...\" şeklinde olduğu anlaşılmıştır. Dosyaya sunu belgelerden  davalının ihlal iddiasına konu  işletmesinin  2010 tarihinde faaliyete geçtiği, en eskisi 10.02.2013 tarihli irsaliyeli fatura içeriklerinde ... ibaresinin işletme adı olarak  kullanıldığı,  anlaşılmıştır.Dosya kapsamına göre, davalının  lokanta  işletmesinin 2010 tarihinde faaliyete geçtiği , her iki tarafın  43. sınıfta   aynı sektörde  yiyecek içecek sağlanması hizmetleri kapsamındai İstanbul'da lokanta işlettiği,  dosyaya sunu faturalardan da davalının ... ibaresini  10.02.2013 tarihinden beri işletme adı olarak kullandığının anlaşıldığı , aynı sektörde yer alan davacı tarafın davalının kullanımlarını bilmesi gereken durumda olduğu,  bilmediğini ileri süremeyeceği , eldeki  davanın ise 20.02.2018 tarihinde açıldığı görülmektedir.  Temelini TMK 2. maddeden alan bu itirazın, markaya tecavüzden kaynaklanan davalar ile ticaret unvanı ve alan adı terkini davalarında da uygulanacağı  uygulamada mahkemelerce ve yargıtay içtihatları ile kabul edilmiştir (bkz Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 26/02/2020 Tarih, 2017/11-27 Esas, 2020/225 Karar sayılı kararı). Sessiz kalma yoluyla hak kaybı, önceki hak sahibinin, hakka konu ticari ad ve işareti iyi niyetli bir şekilde kullanan kişiye karşı dava açma hakkını uzun süre kullanmaması ve ihlallere sessiz kalarak ticari ad ve işareti koruma hakkını yitirmesi demektir. Sessiz kalma suretiyle hak kaybının gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespiti, MK 2. Madde de düzenlenen hakkın kötüye kullanılmasının korumayacağı ilkesine dayandığından, somut olayın özellikleri ile birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Dosya kapsamında bulunan belgeler ve delillerden, davalının  işletme adı olarak   kullanımına karşı davacı tarafça 5  yıldan fazla bir süre dava açmadığı, her iki tarafın sektörde barışçıl şekilde birlikte faaliyet gösterdiği, davalının kullanımının kötüniyetli olmadığı , bunca yıl sonra davalının  markaya tecavüzde bulunduğu  ileri sürülerek dava açılmasının hakkın kötüye kullanılması teşkil ettiği ve korunamayacağı,  ayrıca davalının aynı ihlal iddiası nedeniyle ceza mahkemesinde yapılan yargılama sonucu beraatine karar verildiği, her ne kadar beraat kararları hukuk hakimini bağlamaz ise de tespit edilen somut olguların bağlayıcı olduğu İstanbul 2. Fikri Sınai Haklar Ceza Mahkemesi 2019/140 E. 2020/15 Sayılı kararında davalının kullanımlarının suç teşkil etmediği gerekçesine yer verildiği  ve karara karşı  istinaf başvurusu esastan reddedilerek  28/05/2021 tarihinde kesinleştiği görülmekle markaya tecavüz, ile maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde kabul kararı verilmesinin yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır. Tüm bu açıklamalara göre ilk derece mahkemesince davanın reddi yerine dosya kapsamındaki delil  ve oluşa uygun  olmayan davanın kabulü yönündeki kararın isabetli olmadığı, davalı    vekilinin istinaf başvuru sebeplerinin yerinde olduğı  sonucuna varılmıştır. Davalı   vekilinin İstinaf başvurusunun kabulü ile HMK 353/1-b-2 maddesi gereğince kararın kaldırılmasına, yeniden esas hakkında davanın reddine  karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1- Davalı vekilinin istinaf isteminin KABULÜ ile,2- İstanbul 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 15/12/2020 tarih, 2018/81 E., 2020/466 K. Sayılı kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına,3- Davanın REDDİNE4- İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;4/a-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken tecavüzün durdurulması davası yönünden 427,60 TL, maddi tazminat davası yönünden 427,60 TL, manevi tazminat davası yönünden 427,60 TL olmak üzere toplam 1.282,8‬0 TL karar harcından peşin alınan 187,86 TL'nin mahsubu  ile 1.094,94‬ TL harcın davacılardan müştereken ve müteselsilen tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 4/b-Davacılar tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına,4/c-Davalı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,4/ç- Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 25.500,00 TL vekalet ücretinin davacılardan müştereken ve müteselsilen  tahsiliyle davalıya verilmesine, 4/d- Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret  Tarifesinin 13/(4).  maddesine göre reddedilen maddi tazminat talebi yönünden 1.000,00 TL nispi vekalet ücretinin davacılardan müştereken ve müteselsilen  tahsiliyle davalıya verilmesine, 4/e- Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret  Tarifesinin 10/(3) maddelerine göre reddedilen manevi tazminat talebi yönünden 10.000,00 TL nispi vekalet ücretinin davacılardan müştereken ve müteselsilen tahsiliyle davalıya verilmesine, 5- İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin; 5/a-İstinaf talebi kabul edildiğinden davalı tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,5/b-İstinaf yargılaması için davalı tarafından yapılan 162,10 TL istinaf yoluna başvurma harcının davacılardan müştereken ve müteselsilen tahsiliyle davalıya verilmesine,5/c-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,6- 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda,  20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 30/05/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"cd1bf0dba56b7a11","SID":"17031259314f12f0"}}