{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2024/305 Esas <br>KARAR NO: 2024/891 Karar <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2023/695 Esas - 2023/882 Karar <br>TARİHİ: 31/10/2023<br>DAVA: Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 23/05/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle,  müvekkilinin davalı ... Kargo A.Ş. İle önce şube müdürü sıfatı ile çalıştırılmak için kurum içi eğitimlere alındığını, bir süre sigortalı olarak ... Kargo şube müdürü olarak işe başladığını, işe başladıktan sonra 01/06/2015 tarihinde muvazaalı şekilde acentelik sözleşmesi ve alt kira sözleşmesi akdederek acenteymiş gibi görev yapmaya başladığını, yapılan sözleşmenin ilgili maddeleri gereği davalı şirketin yeni çalışan alınmasına karar verdiğini ve bu çalışanların yasal düzenlemeler gereği belirlenen ücret ve ekleri vergi ve SGK paylarını ödemeyi vaad ettiğini, bu ödemelerin yıllar içerisinde artmasına rağmen kısmen ödeme yapmak suretiyle davacıyı zarara uğrattığını, davalı firmanın sürekli olarak bir takım mal ve hizmetlerin alımı konusunda müvekkiline zorlamalar getirdiğini, bunun maddi külfetini de müvekkiline yüklediğini, mevcut sözleşme şartlarını müvekkili aleyhine olacak şekilde tek taraflı olarak değiştirdiğini, yeni sözleşme şartlarını ve protokollerini kabul etmemesi halinde akdin feshi ile baskı yaptığını,  taşımacılık akdi yapılan firmaların taşımacılık ücretlerini bile müvekkilinin hesabına borç kaydettiğini sözleşme incelendiğinde tek taraflı hakların davalıya, tek taraflı yükümlülüklerin de müvekkiline yüklendiğini, bu yönüyle müvekkiline hiç bir hak tanımayan bu sözleşmenin kabulünün mümkün olmadığını asli ilişkinin işçi işveren ilişkisi olduğunun açık olduğunu, bu nedenle muvazaalı olan acentelik sözleşmesi ve iş akdinin 12/06/2017 tarihinde feshedildiğini ve bu ödemelerin müvekkilinden alındığını, firmanın bölge müdürlüğünden verilecek cari hesaba göre borçlu göründükleri miktardaki borca karşılık olmak üzere, firma tarafından dayatma ile satılmış gösterilen ve fatura edilen borkod okuma cihazları ile cep telefonlarının şube ile birlikte teslim edildiğini, ayrıca davalı firmanın müvekkili  işe başlarken ve daha sonra da demirbaşlara ait olmak üzere müvekkilinden ve müvekkilinin babası ...'den teminat senedi aldığını, sözleşmenin feshine rağmen senetlerin iade edilmediğini, müvekkilinin alamadığı maaş alacaklarının da olduğunu iddia ederek öncelikle müvekkili ve babasının aval olduğu senetler hakkındaki menfi tespit taleplerinin kabulüne, davanın kabulü ile ücret, şirket adına yapılan ödemelerden doğan alacak ve kıdem tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesi talep edilmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, mahkememizin görevsiz ve yetkisiz olduğunu, davacının davalı şirkette işçi olarak çalışmadığını, davacının acentelik sözleşmesinin 6. maddesine göre taleplerinin, ücret ve SGK payları gibi alacakları, menfi tespit davası ve teminat senedi iddiasına ilişkin  taleplerinin davacı ile davalı şirket arasında imzalanan acentelik sözleşmesinden kaynaklandığını ve ticari iş niteliği taşıdığını, davacının acentelik sözleşmesi gereği bağımsız tacir sıfatı taşıdığını, bu nedenle belirtilen taleplerin Ticaret Mahkemesinde değerlendirilmesi gerektiğini, acentelik sözleşmesinin 41. maddesinde işbu sözleşmeden doğan ihtilaflarla ilgili olarak istanbul mahkemelerinin yetkilendirildiğini savunarak davanın reddine karar verilmesi talep edilmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 31/10/2023 tarih 2023/695 Esas - 2023/882 Karar  sayılı kararında; \"Bursa 10. İş Mahkemesinin 2017/373 esas sayılı dosyasının 28/01/2020 tarihli 7 nolu celsede davada davacı olarak gözüken ... ile ilgili kısmın tefrikine karar verildiği Bursa 10. İş Mahkemesinin 2020/79 esas sırasına kaydı yapıldığı  görülmüştür. Bursa 10. İş Mahkemesinin 2020/79 esas 2020/53 karar sayılı gerekçeli kararı ile  dava dilekçesinde acentelik sözleşmesinin muvazaalı olduğu ileri sürülmüştür. Dosya içeriğine sunulu vergi levhası, işe başlama bildirimi,  Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtları incelendiğinde davacının iddia ettiği muvazaalı işlemlerin bizzat tarafı olduğu anlaşılmaktadır. Kural olarak hiç kimse kendi muvazaasına dayanarak bir hak talep edemez. Böyle bir hak talebi herkesin haklarım kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kuralına uymak zorunda olduğu, bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasının hukuk düzenince korunamayacagını belirten Türk Medeni Kanunun 2. Maddesine de aykırı olup, buna göre davacı ile davalı arasında hizmet akdine dayalı işçi-işveren ilişkisi bulunmaması, davacının davalı şirket acentesi olduğu anlaşılmakla, davacının işçilik alacakları dışındaki taleplerine ilişkin uyuşmazlığın iş mahkemesinde değil genel mahkemede çözümlenmesi gereklidir. Bu nedenle mahkemenin görevsizliğine karar vererek, Bursa 10. İş Mahkemesinin 2017/373 esas sayılı dosyasının tefriki ile davacı ...  yönünden açılan davanın Mahkemenin 2020/79 esas sayılı dosyasına kaydına, işlemlerin bu dosya üzerinden devam etmesine, davanın mahiyeti nazara alınarak Ticari Dava olması sebebiyle Ticaret Mahkemesinin görevli olduğu anlaşıldığından mahkememizin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesinin reddine, dosyanın görevli Bursa Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş olup Bursa 3 Asliye Ticaret Mahkemesine tevzi edilmiştir.  Bursa 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/861 esas 2023/572 karar sayılı gerekçeli kararı ile  taraflar arasında düzenlenen 01/06/2015 tarihli, acente ek sözleşmesi suretinin incelenmesinde; sözleşmenin 43/b. Maddesi uyarınca; bu anlaşmadan kaynaklı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıkların çözümünde İstanbul Mahkemeleri ve icra daireleri yetkili kılındığı; borçlu olmadığının tespitine konu kambiyo senedinin taraflar arasındaki sözleşmeye teminat olarak verildiği iddiasının bulunduğu, davalının ikametinin İstanbul olduğu ayrıca mevcut senede ilişkin İstanbul ...İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasında takip başlatıldığı, takibin de İstanbul'da yapıldığı anlaşılmakla da yetki itirazının kabul edilerek  davacı tarafından davalı aleyhine açılan iş bu davada mahkememizin yetkisizliğine dosyanın yetkili İstanbul (Çağlayan) Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmesine; karar verildiği görülmekle Mahkememizin yukarıda yazılı esas sayılı sırasına kaydı yapılmıştır. Emsal kararda ve yargıtayın yerleşik uygulamalarında \"Dairemiz incelemesinden geçerek kesinleşen emsal dosyalarda, kargo şirketlerinin kendi çalışanları ile yaptıkları acentelik sözleşmelerinin muvazaalı olduğunun kabul edildiği dikkate alındığında, davalı şirket ile dava dışı önceki çalışanı ... arasında imzalanan acentelik sözleşmesinin de muvazaalı olduğunun kabulü gerekir.\" (YARGITAY 22. Hukuk Dairesi 2017/8411 E., 2017/15769K.) Tüm dosya kapsamının incelenmesi neticesinde; davacı ...'ün, oğlu ...'ün davalı şirkette sigortalı işe başladığı, davalı şirketin talebi üzerine davacının oğlu ... ile davalı şirket arasında muvazaalı acentelik sözleşmesinin akdedildiği, sözleşme gereği demirbaşlara teminat olarak davaya konu senedin düzenlendiği, davacının senette aval olduğunun iddia edilerek açılan davada, Bursa 10. İş Mahkemesinin 2020/79 esas sayılı dosyasından tefrik edilerek mahkememiz iş bu esasına kaydedildiği, yukarıda emsal olarak da belirtildiği üzere yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşen emsal dosyalarda, kargo şirketlerinin kendi çalışanları ile yaptıkları acentelik sözleşmelerinin muvazaalı olduğunun kabul edildiği dikkate alındığında, davaya konu çekin acentelik ilişkisi kapsamında verildiği hususunda uyuşmazlığın bulunmadığı, acentelik ilişkisinin muvazaalı olduğu anlaşılmakla davaya konu çekin  işçi- işveren ilişkisine dayandığı, dosya kapsamında işçi - işveren ilişkisinin tartışılması gerektiği bu husustaki görevin iş mahkemelerinde olduğu anlaşıldığından aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.\"gerekçesi ile, \"Davanın 6100 sayılı Yasanın 114/1-c maddesi ve 115/2.maddesi gereğince görev dava şartı yokluğu nedeni ile usulden REDDİNE, 6100 sayılı Yasanın 20/1 maddesi delaletiyle kararın kesinleşmesinden itibaren 2 hafta içinde Mahkememize başvurularak dosyanın görevli İstanbul Nöbetçi İş Mahkemesine gönderilmesinin talep edilmesi gerektiği, aksi durumda davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin kararın tebliği ile birlikte ihtarına,\" karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle, iş bu davaya dayanak olarak alınan acentelik sözleşmesine istinaden davacının oğlunun  tacir olduğuna ilişkin kesinleşmiş yargı kararları mevcutken yerel mahkemenin bu kararları gözetmeksizin iş bu davanın iş mahkemelerinde görülmesi gerektiğine ilişkin görevsizlik kararı vermiş olmasının iş bu kesinleşmiş kararların hilafına bir durum olduğunu, Davacının oğlu ... ile müvekkili şirket arasında acentelik sözleşmesi imzalandığını; iş bu acentelik sözleşmesine istinaden ... ve müvekkili şirket arasında ticari ilişkiler başladığını, davacının oğlunun hür iradesi ile acentelik başvurusunda bulunduğunu ve bu talebine istinaden acentelik faaliyetini yürüttüğünü ancak daha sonrasında acentelik sözleşmesinin muvaazalı olduğu iddiasına dayanarak işçilik alacakları talepli dava açmış olup iş bu dava dosyasında ...'ün bağımsız tacir olduğunun kabul edildiğini ve bu yönde hüküm kurulduğunu, söz konusu Bursa 10. İş Mahkemesi'nin vermiş olduğu kararda (2017/373 e.) davacının bağımsız tacir olduğu ve kendi bünyesinde kendi personelini çalıştırdığı bu sebeple basiretli bir tacir olarak işçilik alacakları talep edemeyeceğinin belirtildiğini; iş bu davaya konu acentelik sözleşmesine istinaden davacının oğlu açısından ticari faaliyette bulunduğuna, tacir olduğuna ilişkin kesinleşmiş yargı kararları mevcutken iş bu davada davaya konu acentelik sözleşmesinin muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın iş mahkemelerinde görüleceğinden bahisle görevsizlik kararı verilmiş olmasının tamamen davaya konu davacının oğlunun tacir olduğuna ilişkin verilen kararların hilafına olduğunu; yargıda birlik olması gerekirken ve ortada kesinleşmiş yargı kararları mevcutken yerel mahkemece verilen iş bu kararın tamamen yargı katli olduğunu, Davacının aynı konuya istinaden taraflarının dahi aynı olduğu aynı taleple açtığı menfi tespit davasını kaybettiğini ve hatta söz konusu kararın kesinleştiğini, davacının menfi tespit talebi ile  borçlu bulunmadıkları yönündeki mahkeme dosyasındaki talebinin yine davacı tarafından aynı sebeple istanbul 17. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2017/729 E. sayılı dosyası ile karara bağlanmış olup, bu dosyada davacının talebinin reddedildiğini ve kararın kesinleştiğini; karar ve kesinleşme şerhinin dosyada mübrez olduğunu, dolayısı ile kesin hükümle karara bağlanmış bir konunun  tekrardan incelenmesi ve değerlendirilmesinin elbette ki hukuka aykırı olduğu gibi kesin karar gözetilmeksizin red yerine görevsizlik kararı verilmiş olmasının hukuka aykırı olduğunu; ayrıca davacıya müvekkili şirketin davacı taraftan istanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... e. sayılı dosyası ile 140.000,00 tl alacağının bulunduğunu; davacı, müvekkili şirkete olan borçları sebebi ile senet verdiğini, senet vadesinde ödenmeyince icra takibi başlatıldığını, Davacı tarafın ne müvekkili şirketin işçisi ne de müvekkili şirketle herhangi bir hizmet sözleşmesi imzaladığını; aksine iş bu davaya konu olay tamamen ticari bir ilişkiden kaynaklı olup verilen görevsizlik kararının hukuka aykırı olduğunu, davacı ... ile müvekkili şirket arasında ne bir iş sözleşmesi ne bir hizmet ilişkisinin mevcut olduğunu; davacının oğlu ... ile müvekkili şirket arasında acentelik sözleşmesi imzalanmış olup sözleşmenin taraflarının ... ile Müvekkili şirket olduğunu;  dava dışı ...'ün işçi sıfatıyla açmış olduğu davanın tarafın bağımsız tacir olduğu, ticari faaliyette bulunduğu gerekçeyle reddedildiğini, 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m.5 uyarınca iş mahkemelerinin görevleri sayılmış olmakla birlik söz konusu madde incelendiğinde de görüleceğini, yerel mahkemenin vermiş olduğu kararın kanuna ve hukuka tamamen aykırı olduğunu, madde hükmünden de açıkça anlaşılacağı üzere işçi-işveren arasında uyuşmazlıklar doğrultusunda iş mahkemelerinin görevli olacağını belirtilmiş olmakla birlikte davaya konu acentelik sözleşmesinin muvazaalı olduğuna ilişkin bir karar yokken davacının oğlunun bağımsız bir tacir olduğu ve ticari faaliyette bulunduğuna ilişkin yargı kararları mevcutken ve davacıyı doğrulayacak herhangi bir somut delil de dosyaya sunulmamışken yerel mahkemenin dayanaksız olarak vermiş olduğu görevsizlik kararının hukuka aykırı olduğunu; davacı ile müvekkili şirket arasında hizmet ilişkisi olmamasına rağmen davanın iş mahkemesinde görülmesi yönünde verilen kararın anlaşılamadığını, Davacının müvekkili şirket personeli olmamasına rağmen işçilik alacakları talep etmiş olmasının ironik ve mesnetsiz bir durum olduğunu, müvekkili şirket ile acentelik sözleşmesi imzalayanın davacının oğlu ...' olduğunu; acentelik sözleşmesinin diğer tarafının da ... Kargo A.Ş. olduğunu; acentelik sözleşmesinde taraf dahi olmayan davacının, ücret alacağı, şirket adına yapılan ödemelerden doğan alacak, kıdem tazminatı ve menfi tespit istemlerinin hayretle karşılandığını; Bursa 10. İş Mahkemesinde ( 2017/373 E ) bu istemleri içeren dava açan acente ...'ün tüm istemlerinin külliyen reddedilmiş olup, acentelik sözleşmesinin tarafı dahi olmayan ...'ün babasının kıdem tazminatı, ücret alacağı, menfi tespit ve şirket adına ödemeler alacaklarını talep etmesi sıfatına haiz olmadığından, öncelikle davanın husumet yönünden reddi gerekmekte iken dosyayla hiç alakası olamayan kararların dikkate alınarak görevsizlik kararı verilmiş olmasının hukuka aykırı olduğunu, davaya konu senedin tamamen müvekkili şirket ile ... arasındaki ticari ilişkiden kaynaklı acentelik ilişkisinin bitmesinden çok sonra müvekkili şirkete olan borçlarından kaynaklı verilmiş olmakla birlikte davacının iş bu senede kendi özgür, hür iradesi ile kefil olduğunu, davacının oğlu ile müvekkili şirket arasındaki acentelik sözleşmesi  sona erince, davacının oğlu borçlarına istinaden icra takibine konu senedi verdiğini; senedin vadesinde ödenmediği için müvekkilinin yasal hakkını kullanmak suretiyle bu senedi icra takibine koyduğunu; senedin davacının iddia ettiği gibi teminat senedi olmadığını; senet üzerinde teminat senedi olduğuna dair bir kayıt olmadığını; iş bu davaya konu ve davacının muvazaalı olduğunu iddia ettiği acentelik sözleşmesine istinaden davacının oğlunun da taraflarına yöneltmiş olduğu acentelik sözleşmesinin muvazaalı olduğu ve aslında işçi olduğu iddialarına dayanan davanın reddedildiğini ve davacının oğlunun bağımsız tacir olduğuna, ticari faaliyette bulunduğuna ilişkin karar verildiğini; dolayısıyla iş bu davaya konu senedin tamamen dava dışı ...'ün acentelik dönemine ilişkin olarak acentelik ilişkisi bittikten sonra müvekkili şirkete olan borçlarına istinaden verildiğini, davacı tarafın da oğluna kendi özgür hür iradesi ile kefil olduğunu;  bu senedin ortaya çıkışının tamamen ticari bir ilişkiye dayanmakla birlikte iş bu uyuşmazlığa bakmakla görevli mahkemenin de ticaret mahkemeleri olduğunu, Davacının, takipten sonra ikame ettiği işbu menfi tespit davasında  vermiş olduğu senedin teminat senedi olduğunu iddia etmekte olduğunu; davacının bu iddiasının tamamen gerçeğe aykırı ve suiniyetli olduğunu; davacının, senede dayalı takipte borçlu olmadığını ya da senedin teminat senedi olduğunu iddia ediyor ise bu iddiasını yazılı delil ile ispatlamakla yükümlü olduğunu ancak dosyaya davacı tarafça ne yazılı bir delil sunulduğunu ne de iddialarını kanıtlayacak herhangi bir belge sunulduğunu,  Yerleşik Yargıtay içtihatlarının da senedin teminat senedi olduğu iddiasının yazılı delille ispatlanması gerektiğini vurgulamakta olduğunu, “Dava, bonodan dolayı borçlu bulunulmadığının tespiti istemine ilişkindir. Bonolar sebepten mücerret borç senetleridir. Davacı dava konusu bononun teminat senedi olduğunu iddia ettiğine göre bu iddiasını HUMK.'nun 288. vd. maddeleri uyarınca yazılı delille kanıtlamak zorundadır. Mahkemece belirtilen bu kurallar gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir.” (Y.19.HD. E. 2004/2214, K. 2005/7252, T. 28.6.2005) “Davacı, davaya konu bononun teminat senedi olduğunu iddia etmektedir. İspat külfeti M.K.nun 6. maddesi gereğince davacı üzerinde olup H.U.M.K.nun 290. maddesi hükmü gereğince teminat senedi savının yazılı belge ile kanıtlanması gerekir. Belirtilen bu açıklamalara rağmen mahkemece olaya uygun düşmeyen yazılı gerekçe ve açıklamalarla davanın kabulü bozmayı gerektirmiştir.” (Y.19.HD. E. 2010/6939, K. 2011/2889, T. 7.3.2011) Davacının oğlu ile müvekkili şirket arasındaki acentelik sözleşmesi  sona erince, davacının oğlunun borçlarına istinaden  icra takibine konu senedi verdiğini; senedin vadesinde ödenmediği için müvekkilinin yasal hakkını kullanmak suretiyle bu senedi icra takibine koyduğunu; senedin davacının iddia ettiği gibi teminat senedi olmadığını; senet üzerinde teminat senedi olduğuna dair bir kayıt olmadığını; şirket kayıtlarında yapılacak inceleme ile davacının müvekkili şirkete olan borcunun ortaya çıkacağını,  Bir senedin teminat senedi niteliğini haiz olabilmesinin belli şartlarının olduğunu; bu şartların, teminat senedinin kanunda düzenlenmemiş olması nedeniyle yargıtay içtihatları ile belirlenen şartlar olduğunu; bunları aşağıdaki şekilde sıralandığını, senedin vade kısmına “teminat senedidir” ibaresi yazılması gerektiğini, senedin ön yüzüne “şu sözleşmeye konu olarak hazırlanmıştır ” denilmesi gerektiğini, senedin arka yüzüne (ciro edilen bölüme) hangi konu için teminat senedinin hazırlandığının özetlenmesi gerektiğini,  özet kısmında “- taraflar arasında ki … tarihli ….. konulu sözleşme uyarınca iş bu teminat senedi düzenlenmiştir\" ibaresinin yazılmasının şart olduğunu, bir senedin teminat senedi olabilmesi için üzerine yazılan ''teminattır'' ibaresinin dahi Yargıtay'a göre tek başına yeterli olmadığını; Yargıtay'ın yerleşik ve süreklilik arz eden içtihatlarına göre, neyin teminatı olduğunun senet üzerinde yazılması gerektiğini; dolayısıyla takibe konu senedin Yargıtay emsalleri uyarınca asla teminat senedi olmadığını, Davacının iddialarının asılsız olduğunu; davacının oğlunun 01.06.2015 tarihinde acente işletmek için müvekkili şirkette başvurduğunu ve acentelik formu doldurduğunu; davacının oğlunun müvekkili şirket ile  kendi özgür iradesi ile imzalamış olduğu acentelik sözleşmesi imzaladığını; Acentelik Sözleşmesinin imzalanma tarihinin 01.06.2015 iken, senedin düzenleme tarihinin 01.07.2017 olduğunu; yani senetlerin düzenleme tarihinin sözleşmenin düzenleme tarihi ile ilgisinin bulunmadığını, bu hususta Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 12.03.2013 tarih ve 2013/75 E., 2013/8840 K. tarihli kararında belirtildiği üzere;“Mahkemece, takip dayanağı senedin, 01.09.2010 tarihli sözleşme kapsamında verilmiş teminat senedi olduğundan bahisle takibin iptaline karar verilmişse de, dilekçe ekindeki sözleşmenin tarihinin 01.09.2010 olduğu, takibe dayanak bononun tanzim tarihinin ise sözleşme tarihinden farklı olarak 30.09.2011 olduğu, ayrıca senette teminat olduğuna ilişkin bir kaydın bulunmadığı görülmektedir. Alacaklı da takip konusu alacağın, tespit edilen kasa açığı alacaklarından kaynaklandığını beyan etmiş, dolayısıyla teminat iddiasını kabul etmemiştir. Bu durumda takip dayanağı bononun teminat senedi olarak kabulü mümkün değildir.O halde mahkemece istemin reddi gerekirken kabulü ile takibin iptaline karar verilmesi isabetsizdir.” demek suretiyle senedin teminat senedi olmadığı yönündeki iddialarını kabul ettiğini ve takibin devamına karar verdiğini,  Ayrıca alınan senedin davacı-acente tarafından borçlarına karşılık verilmiş bir senet olmakla bunun aksini ispat eden yani senedin teminat senedi olduğunu ispat eden bir delilin de dosyaya sunulmadığını, davacının takipten ve dahası takip kesinleşip icra işlemleri yapıldıktan çok sonra açmış olduğu işbu menfi tespit davasının tamamen kötü niyetli olduğunu, davacının oğlunun -ki dava dilekçesindeki iddialar tamamen bu olmakla birlikte- ücret almadıysa müvekkili şirketçe direkt banka hesabına yatırılan 500.000,00 tl'yi aşan ödemenin ne ödemesi olduğunun neden açıklamadığını,  davacının oğlu ...'ün acentelik almak amacıyla müvekkili şirkete yazılı olarak başvurduunu, acentelik başvuru formunu kendisi imzaladığını; acentelik dönemi boyunca davacıya fatura karşılığı hakediş ödemesi olarak 500.000,00 TL'yi aşan hak ediş ödemeleri yapıldığını; davacının oğlu, aldığı işbu ödemeyi ne olarak aldığını ne dilekçesinde ne de yargılama esnasında açıklamaktan kaçındığını, alınan işbu paranın ne olduğunu belirtmeksizin maaş almadığını, kendisine hiçbir ödeme yapılmadığını, yapılan hakediş ödemelerinin ise şubenin rutin giderleri olduğunu- ki hiçbir şekilde ispatlayamamış olup, ispat yükünün kendisinde olduğunu- ileri sürdüğünü,Davacı ve davacının oğlu tacirin, kanunu dolanmak yolu ile hala kar elde etme amacı gütmekte olduğunu; bu açıdan bakıldığında bile davacının işçi olmadığı kar elde etme amacıyla hareket ettiği ve kötü niyetli olduğunun açıkça ortada olduğunu,  davacının oğlu çalışma dönemi boyunca müvekkil şirketten  500.000,00 TL'yi geçkin hakediş ödemesi aldığını; bu ödemelerin hepsinin, banka sisteminde görüldüğünü ve ''hak ediş ödemesi'' açıklaması ile  ödeme belgesi niteliğine havi olduğunu ve bu yüksek meblağlı ödemelerin davacının oğlunun tacir vasfında olduğunun en büyük delili olduğunu; ayrıca davacının ve  davacının oğlunun söz konusu ödemelere ilişkin kesin net bir açıklama yapmamış olmasının da tarafların haksız kazanç elde etme gayesinde olduğunun net kanıtı olduğunu,  iş bu hakediş ödemelerinin bizzat davacının oğlunun kendi hesabına yatırıldığı ve davacının oğlunun bu ödemeleri ihtiraz-i kayıt sunmaksızın alıp kendine kullandığı göz önüne alındığında bu ödemelerin iş bu davaya hiçbir şekilde konu edilmemiş olmasının da anlaşılabilir bir durum olmadığını; iş bu davada davacı lehine hüküm kurmak gayesiyle açık ve aleni bir şekilde müvekkili şirketin haklarının zayi edildiğini ve müvekkili şirketin alacaklarına ulaşamamış olması sebebiyle ekonomik olarak zarara uğratıldığını, davacının oğlunun zaten çalışma dönemi boyunca çalışmasının karşılığını hak ediş ödemeleriyle almış olmasına rağmen davacı ve oğlunun haksız ve mesnetsiz iddialarla müvekkil şirketin alacağına ulaşmasını engellemeye çalışmalarının sebepsiz zenginleşme hükmünde olacağını,  Davacının oğlunun (...) dosya tefrik edilemeden önce dava dilekçesinde  iş bu davaya konu acentelik sözleşmesinin tarafına baskı ve zorlama ile imzalatıldığını aslında acentelik almak istemediğini iddia ettiğini; madem söz konusu acentelik sözleşmesi baskı ve zorlama ile imzalatıldıysa neden 2 yıl gibi uzun bir süre boyunca bu sözleşme uyarınca çalışmasını sürdürdüğünü anlayamadıklarını, İddialarının kabul anlamına gelmemekle birlikte acentelik sözleşmesinin baskı ve zorlama altında imzalatılmışsa bile acenteliğin faaliyete başlaması için gerekli evrakın tamamlanması sürecinde davacının oğlunun bu hususa itiraz edebileceğini; kabul etmediği hususunda ihtirazi kayıt sunabileceğini ancak iş bu süreç boyunca ne bir itiraz sunduğun ne de bir ihtirazi kayıt düştüğünü, dosyaya sunulu belge ve bilgilere göre ...'ün acente talep dilekçesi ve kendi isteği ile acente olmak için talepte bulunduğu, kargo acente faaliyetine başladığı, ... adına vergi kaydının açıldığı, SGK işyeri tescilinin yapıldığı, işyeri çalışanlarının olduğu, kısaca acente olarak çalıştığını, açıkça taraf iradelerinin hiçe sayılarak, kanunen tanınan sözleşme serbestisi ilkesi hilafına olacak şekilde yanlış hukuki değerlendirmelerde bulunulduğunu, acentelik sözleşmesi imzalanırken tarafların ticari ilişkinin farkında olup, söz konusu ticari ilişkinin bu ilişki doğrultusunda yürütülecek faaliyetin ayrıntıları taraflarca ortak iradeler doğrultusunda kararlaştırıldığını; dosyaya sunulan acentelik sözleşmesi ve eklerinin ortak iradenin ürünü olduğunu ancak yargılama süreci boyunca tarafların ortak iradelerinin hiçe sayıldığını hatta ve hatta bizzat ...'ün kendi iradesini yalanlayarak kötü niyetli olarak kar elde etmeyi amaçladığını, dosya itibariyle acentelik sözleşmesi değerlendirilirken gözden kaçırılan noktanın ise 6098 sayılı TBK'nun 26. Maddesi olduğunu; Türk Borçlar Kanunu'nun 26.maddesi \"Sözleşme özgürlüğü\" alt başlığında bir sözleşmenin içeriğinin kanunda öngörülen sınırlar içinde taraflarca özgürce belirlenebileceği hususuna dikkat çektiğini; dolayısıyla taraf iradelerini, kanunca tanınan hakkı ve en nihayetinde kanun hilafına olacak şekilde yorumlanmasının taraflarınca hukuka aykırı bulunduğunu; söz konusu dava dosyasında verilen hükmün bu haliyle bile amaç ve gayesini aşmış durumda olduğunu; kaldı ki bunun yanı sıra davaya konu senede istinaden davacı tarafın tüm hak, yükümlülük ve sonuçları bilmesine ve kendi özgür, hür iradesi ile imzalamış olmasına rağmen sonradan muvazaa iddiasında bulunarak kendi iradesini de yalanladığını; ortada bariz bir kötü niyet olduğunu, davacının oğlunun acente işlettiği dönemde kendisine ait vergi levhası ve esnaf ve sanatkarlar odasına kaydının mevcut olduğunu, davacının oğlunun acentelik faaliyetine başlamadan önce Vergi Dairesi'ne işyeri bildirimi yapmış olup, kendi adına çıkarttığı vergi levhasının mevcut olduğunu,  müvekkili Şirketin işçisi olduğunu iddia eden tarafın  acentelik faaliyetine başlamadan önce Vergi Dairesine vermiş olduğu, işe başlama bildirimi, kendisine ait vergi levhası  ve kendi vergi numarasının  mevcut olduğunu; işe başlama bildirimi incelendiğinde, bildirim formunun bizzat davacının oğlu tarafından doldurulduğu ve imzalandığının açıkça görüldüğünü;  davacının oğluna ait vergi levhası incelendiğinde ana faaliyet adının \"kargoların toplanması, taşınması ve dağıtımı\" olduğunun açıkça görüldüğünü, davacının oğlunun acente işlettiği dönemde kendisine ait SGK işyeri kaydı ve kendisine ait SGK işyeri dosyasına kayıtlı işçilerinin mevcut olup, kendi işçilerinin maaş ve SGK primlerini kendisinin ödediğini; acentelik faaliyetine başlamadan önce Sosyal Güvenlik Kurumu'na kendi el yazısı ile doldurmuş olduğu  \"SOSYAL GÜVENLİK KURUMU İŞYERİ BİLDİRGESİ\"   ile başvuru yapmış olup, işyerini tescil ettirdiğini  ve kendi adına SGK işyeri dosyası açtırdığını, davacının oğlunun acente işlettiği dönemde kendisine ait işyeri dosyasına kayıtlı işçilerin bulunduğunu; davacının kendi sgk işyeri dosyasına kayıtlı işçilerine ait \"işe giriş bildirgeleri\"nin mevcut olduğunu; işçilerinin maaşlarını ve SGK primlerini kendisinin ödediğini, Müvekkili Şirket \"... KARGO\"nun da, acentelik sözleşmesi imzalanan davacının oğlu, kendi işçilerinin maaş ve SGK primlerini kendisinin ödediğini, işyeri masraflarının kendisi tarafından karşılandığını, davacının oğlu adına ... kargo tarafından bir ödeme yapılmak durumunda kalınırsa davacının oğlunun hakedişinden mahsup edildiğini ve en önemlisi  \"hakediş\" ödemesi haricinde hiç bir ödeme yapılmamakla birlikte  davacının oğluna her ay  düzenli/sabit bir ödeme yapılmamakta, her ay değişen tutarlarda \"hakediş\" ödemeleri yapılmakta olduğunu, İleri sürerek, yukarıda açıklanan nedenlerle itiraz ve beyanları doğrultusunda  İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2023/695 Esas  2023/882 Karar Sayılı 31/10/2023 tarihli görevsizlik yönündeki hukuka ve hakkaniyete aykırı nitelikteki kararının, cevap dilekçeleri ile akabinde sundukları beyanlarda ileri sürdükleri itirazlar da dikkate alınarak, yapılacak istinaf yargılaması sonucunda kaldırılması ve davanın reddine, karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davacı ...'ün, aval sıfatıyla imzaladığı, keşidecisi ..., lehdarı davalı olan 21/07/2017 düzenleme, 21/07/2017 vade tarihli, nakden kaydını içeren, düzenleme yeri İstanbul olan, 50.000,00-USD bedelli bonodan ötürü  davalıya borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece uyuşmazlığa bakmaya İş Mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesi ile davanın göreve ilişkin dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir. Davanın ilk önce Bursa 10 İş Mahkemesi'nin 2017/373 esas sayılı dosyası nezdinde, ..., ... ve ... İnş. San ve Tic Ltd Şti tarafından; davacı ...'ün aslında davalı şirket ile işçi işveren ilişkisi bulunduğu, davacının davalı nezdinde şube müdürü olarak işe başladığı,  ancak bir süre sonra davalının isteği üzerine davacı şirketin kurulduğu, davacı şirket ile davalı arasında muvazaalı olarak acentelik sözleşmesi imzalandığı, davalının isteği üzerine yeni çalışanlar alındığı, davalının bu çalışanların ücret, prim ve vergilerini ödemeyi taahhüt ettiği, ancak bu taahhütlerin yerine getirilmediği, bundan ötürü şimdilik 3.000,00-TL zararın davalıdan tahsilinin gerektiği,  davalının haksız uygulamaları nedeniyle sözleşmenin 12/06/2017 tarihinde feshedildiği, davacı ...'ın davalıdan 3.000,00-TL kıdem tazminatı ile 1.500,00-TL işçilik alacağı olduğu, ayrıca davalı şirketin davacı ...'a işe giriş tarihinde, tüm demirbaş ve eşyaların teminatı olarak senet imzalatığı, bu senede ...'ın babası davacı ...'ün de kefil olduğu ileri sürülerek, teminat senedinden ötürü davacıların davalıya borçlu olmadıklarının tespitine, ayrıca ücret, kıdem tazminatı ve uğranılan zararın davalıdan tahsiline karar verilmesi talepli olarak açıldığı anlaşılmıştır. Bursa 10 İş Mahkemesi'nin davacı  ... İnş. San ve Tic Ltd Şti tarafından açılan davayı tefrik ederek ayrı bir esasa kaydettiği ve ticaret mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesi ile görevsizlik kararı verdiği, yine davacı ... tarafından açılan davayı da tefrik ederek 2020/79 Esasa kaydettiği, bu dosyada 2020/53 karar sayılı karar ile ticaret mahkemelerinin görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı verdiği, bu karara karşı ... vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 12 Hukuk Dairesi'nin 2021/1050 esas, 2022/1343 karar sayılı ilamı ile istinaf başvurusunun esastan reddedildiği, bunun üzerine dosyanın Bursa 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne tevzii edildiği, mahkemenin 2022/861 esas 2023/572 karar sayılı kararı ile  uyuşmazlığı çözmeye yetkili mahkemenin İstanbul Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğu gerekçesi ile yetkisizlik kararı verdiği, dosyanın istinafa konu iş bu kararın verildiği İstanbul 14 Asliye Ticaret Mahkemesi'ne tevzii edildiği anlaşılmıştır.  6100 Sayılı HMK'nun 23/2 fıkrası uyarınca; bölge adliye mahkemesince veya Yargıtay'ca verilen yargı yeri belirlenmesi ile kanun yolu incelemesi sonucunda kesinleşen göreve ve yetkiye ilişkin kararlar, davaya ondan sonra bakacak mahkemeyi bağlar. Bursa 10 İş Mahkemesi tarafından verilen görevsizlik kararına ilişkin davacı tarafından yapılan istinaf başvurusu  Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 12 Hukuk Dairesi'nin 2021/1050 esas, 2022/1343 karar sayılı ilamı esastan reddedilmiş olup, bu karar artık davaya bakan ticaret mahkemesini bağlayacaktır. İlk derece mahkemesi tarafından bu husus gözden kaçırılarak, işin esasına girmek yerine,  yeniden iş mahkemesine görevsizlik kararı verilmesi isabetsiz olmuş, davalı vekilinin istinaf sebebi bu gerekçe ile yerinde bulunmuştur. Sonuç itibariyle; davalı yanın istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 23/2 ve 353/1-a3 maddeleri uyarınca kaldırılmasına, dosyanın mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 31/10/2023 tarih ve 2023/695 Esas - 2023/882 Karar  sayılı kararının HMK'nın 23/2 ve 353/1-a3 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının talep halinde iadesine,3-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 4-Artan gider avansı bulunması halinde avansı yatıran tarafa iadesine, 5-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 23/05/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-c maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.  </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"dc5bd85e0f47265a","SID":"4a49f527843bd10f"}}