{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/394 <br>KARAR NO: 2024/801<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>TARİHİ: 16.09.2020<br>NUMARASI: 2018/713 Esas - 2020/405 Karar <br>DAVA: Bayilik Sözleşmesi Kaynaklı Tazminat <br>Taraflar arasındaki cezai şart - tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili  tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle;  müvekkili şirket ile davalı şirket arasında 17/08/2009 tarihinde sözleşmesi, sözleşmenin 25/05/2012 tarihinde değişiklik protokol ve mutabakatnamesi,12/06/2012 tarihinde İstasyonlu Bayilik sözleşmesi ve 12/06/2017 tarihinde istasyonlu bayilik sözleşmeleri imzalandığını, imzalanan sözleşmeler kapsamında davalı şirketin müvekkili şirketten satın alacağı petrol ürünlerini ve müvekkil şirketin öngöreceği diğer malları kendi nam ve hesabına iştigal etmek suretiyle satacağı bir servis satış istasyonu işletmeyi taahhüt ettiğini, davalının sözleşmeye aykırı davranarak tonaj alım taahhütlerine uymamış olması nedeniyle müvekkili şirket tarafından Beyoğlu ... Noterliğinin 25/01/2018 tarihli, ... yevmiye numaralı ihtarnamesi gönderilerek taraflar arasındaki sözleşmelerin haklı sebeple feshedildiğini, sözleşme kapsamında ceza-i şart bedelinin ihtarnamenin tebliğinden itibaren 5 gün içerisinde davalı tarafından müvekkiline ödenmesinin ihtar edilmesine rağmen davalı tarafından bedelin ödenmediğini, 17/08/2009 tarihli sözleşme kapsamında tonaj taahhüdünün ihlalinden kaynaklanan fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak kaydıyla şimdilik 2.000 USD ceza-i şart ile 1.000 USD kar kaybından oluşan toplam 3.000 USD alacak bedelinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek yargılama masrafları ile vekalet ücretininde davalı taraflara yükletilmesini istemiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; müvekkili davalı ... aleyhine bu davanın yöneltilmesinin hukuken mümkün olmadığını, davalı ...'ın sözleşmenin imzalandığı tarihte sözleşmede imza ve kefaletinin olmadığından müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, sözleşme tarafının müvekkili davalı şirket olduğunu, müvekkili şirketin 23/01/2013 tarihinde dava konusu taşınmazın güncel ortağının ... olduğunu, davacının geriye yönelik ceza-i şart talebinde bulunamayacağını, davacının hiçbir itirazı bulunmadan müvekkiline mal vermeye devam ettiğini, sözleşmenin bitiminden itibaren yeniden sözleşme imzalanması içinde ısrarcı davacı tarafın ısrarcı davrandığını, müvekkilinin davacının bayiliğini yaptığı dönemde edimlerini eksiksiz olarak yerine getirdiğini, davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını savunarak haksız ve mesnetsiz davanın reddi ile yargılama masrafları ve vekalet ücretinin de davacı tarafa yükletilmesini istemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda;  \"...Sonuç olarak, taraflar arasındaki intifa hakkı Rekabet Kurulu’nun tebliği uyarınca 5 yılın sonunda kendiliğinden sona erdiğinden, taraflar arasındaki sözleşmeler bu 5 yılın sonunda kendiliğinden sona erdiklerinden, taraflar arasında 12.08.2017 tarihinde yeni bir bayilik sözleşmesi imzalandığından ve bu sözleşmede davalının davacının dayanak olarak göstermiş olduğu satın alma taahhüdüne ilişkin bir hüküm ile cezai şarta ilişkin bir hükme yer verilmediğinden; davacının satın alma taahhüdünden kaynaklanan ve yine sözleşmenin ihlalinden kaynaklanan cezai şart tazminatı taleplerinin yerinde olmadığı, davacı tarafça  2009 tarihli sözleşmenin kefalet başlıklı 16.1 maddesine dayalı olarak davalılardan kefil ...'ın da cezai şarttan sorumlu olduğu iddia ediilmiş ise de asıl borçlunun sorumlu olmadığı cezai şarttan kefilinde sorumlu olamayacağı ve yine yinelenen sözleşmeler nedeniyle temeldeki 2009 tarihli sözleşmenin icrai etkisinin kalmadığı anlaşılmakla bu sözelşmeye dayalı olarak cezai şart talep edilemeyeceğinden davalı İsmet Yılmaz ın sorumluluğunun bulunmadığı...\" gerekçesiyle, davanın reddine karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı  vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Davalı şirket tarafından yapılan hisse değişikliği ile intifa hususundaki muafiyetin kalkmış olduğu ve 14 yıl 5 aylık tesis edilen intifanın 5 yılla sınırlandırılmış olduğu, buna davalı şirket hisse devrinin sebebiyet verdiği hususları yargılamada alınan bilirkişi raporunda açıkça tespit edildiğini, ancak, bilirkişi raporunda her ne kadar bu husus tespit edilmiş olsa da, müvekkili davacının hisse devrine ve dolayısıyla muafiyeti ortadan kaldıran davranışa rızası olduğu gibi son derece hatalı bir sonuca varıldığını, varılan iş bu hatalı sonucun mahkeme kararına da ret gerekçesi olarak yansıdığını, bu görüşün asla kabul edilemez olduğunu ve kararın kaldırılması gerektiğini, Müvekkili tarafça davalı şirkete ilk 5 yıl için ödenecek miktar ile ilk 5 yıldan sonraki yıllar için ödenecek miktarlar ayrı ayrı kararlaştırılmış olup bu durum malik ve bayinin bağsız olması sebebi ile davalı şirket ile intifa süresi boyunca bayilik anlaşması yapılacağı hususunda mutabık kalındığını açıkça gösterdiğini, 23.01.2013 tarihinde dava konusu taşınmazın dava dışı ...’e satıldığını, dava dışı ...'in, 28.06.2013 tarihinde müvekkili şirketin eski bayisi olan davalının da bir kısım hissesini satın alarak davalının ortaklarından biri olduğunu, bu hususun da zaten muafiyeti ortadan kaldıran husus olduğunun raporda tespit edildiğini, bu işlemlere müvekkili davacının onayının bulunduğunu gösterir hiç bir evrak ve delil bulunmadığını ve  kaldı ki davalı şirket tarafından da bu husus iddia edilmediğini ve ispat edilmediğini,  muafiyeti ortadan kaldıran işlemlerin 2013 yılında yapılmış olup, gerekçeli kararda zımnen kabule dayanak yapılan sözleşme tarihi 2017 olduğunu, zaten muafiyet ortadan kalkmış olup müvekkilinin bilgisi dışında ve muvafakati olmaksızın işlemler yapıldığını, 2017 yılında imzalanan sözleşme ise sadece zararı azaltmak amacı ile 2 aylık çalışma için imzalanmış olup muafiyeti ortadan kaldırarak müvekkilinin zarara uğramasına sebep olan işlemlerin zımnen kabul edildiği şeklinde asla yorumlanamayacağını, 2017 yılında yapılan sözleşmede müvekkilinin cezai şart ve kar kaybı haklarından feragat ettiğine ve/veya sözleşmeye aykırılıkları kabul ettiğine ilişkin herhangi bir hüküm de bulunmadığını, müvekkilinin bu hususta açık bir feragatinin olmaması sebebi ile kararda varılan sonuç son derece hatalı olduğunu, 17.08.2009 tarihli sözleşme ana yatırım sözleşmesi olduğunu  ve sonradan geçersiz hale gelmesinin kesinlikle söz konusu olmadığını, bu hususta varılan sonucun da hatalı ve kabul edilemez olduğunu, açıkça geçersiz hale geleceği kararlaştırılmayan bir sözleşmenin geçersiz olduğu sonucuna varmak hukuka aykırı olduğunu, 17.08.2009 tarihli sözleşme ve ilgili sözleşme maddeleri geçerli  olduğunu ve iş bu sözleşmede yer alan hükümler uyarınca taraflarınca cezai şart talep edilmesinde hiç bir hukuka aykırılık bulunmadığını, sektörel  uygulamanın nasıl olduğunun ve yatırım sözleşmelerinin geçerliliğine ilişkin bu hususun da ...’e müzekkere yazılarak sorulması taraflarınca talep edilmiş ise de taleplerinin  değerlendirilmeksizin, mahkeme tarafından ilgili araştırma yapılmaksızın verilen ret kararının hukuka aykırı olduğunu, Davalı bayinin, müvekkili davacı onayı alınmaksızın şirketinin ortaklık yapısını değiştirmesi, müvekkili şirketin zararına olacak şekilde hareket etmesi, bayi ve malik arasında bir bağ oluşturması, açıkça sözleşmeye aykırılık teşkil ettiğini, davalıların, 17.08.2009 tarihli sözleşmede düzenlenen tonaj taahhüdüne aykırı davrandığından, bayilik sözleşmelerinin ilgili maddelerinde belirtilen müvekkili şirketin öngördüğü cins ve miktardaki petrol ürünlerini istasyondaki stokunda her zaman satışa hazır bulundurma, istasyonu 24 saat açık tutarak sürekli hizmet verme yükümlülüklerine aykırı davrandığından ve müvekkili şirketin onayı olmaksızın ortaklık yapısını değiştirdiğinden, sözleşmeleri ihlal ettiğini ve sözleşmeye aykırılık sebebi ile belirlenen cezai şarttan sorumlu olduğunu, Sözleşmenin 10.maddesi gereği sözleşme maddelerine aykırı hareket edilmesi halinde, sözleşmede açıkça kararlaştırıldığı üzere hiçbir süre ve şekil şartına bağlı olmaksızın davacı müvekkiline 4.000.000 USD cezai şartın davalı tarafından ödenmesi taraflarca kararlaştırıldığını, gerekçeli kararda yer alan “Davalı şirketin tonaj taahhüdünü yerine getirmemesi sebebi ile davacı müvekkilin cezai şartı talep hakkı bulunmadığına’ dair hükme de katılmanın mümkün olmadığını, Sözleşme ilişkisi sona erse dahi, kesinlikle kabul etmemek kaydı ie önceki yıllara ilişkin tonaj ihlali cezai şartın talep edilemeyeceği sonucuna varılsa bile son dönem olan “son 1 yıla” ilişkin tonaj ihlali sebebi ile cezai şart talep edilebileceğini, huzurdaki dava dahi bu hususta ihtar niteliğinde olduğunu, Yargıtay içtihatları da bu yönde olup, hiçbir şekilde tonaj ihlali sebebi ile cezai şart talep edilemeyeceği sonucuna varılması hukuka ve içtihatlara aykırı olduğunu, Sözleşmelerin kendiliğinden sona erdiği ve bu sebeple kâr kaybının da talep edilemeyeceği yönündeki kararın da hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, bilirkişi raporu ile sözleşmelerin aslında kendiliğinden sona ermediği, davalı şirketin sözleşmeye aykırı davranışları ile muafiyetin ortadan kalkması sonucu intifa ve sözleşme ilişkisinin sona erdiği tespit edilmesine rağmen kararda davalıların kusurundan bahsedilmemesi ve belirtilen şekilde sonuca varılmasının hukuka aykırı olduğunu, yatırım sözleşmesinin müvekkili tarafından haklı nedenlerle feshedilmiş olup sözleşmelerin kendiliğinden sona ermesi ve/veya haklı fesih olmaması söz konusu olmadığını ve kararın tümü ile kaldırılması gerektiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne, karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, taraflar arasında imzalanan bayilik sözleşmesinin feshi nedeniyle, eksik tonaj alımı nedeniyle cezai şart, sözleşmenin ihlali nedeniyle cezai şart ve sözleşmenin süresinden önce sona ermesinden dolayı kar mahrumiyeti alacağının tahsili istemine  ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine  karar verilmiş; bu karara karşı davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Taraflarca imzalanan17.08.2009 tarihli sözleşme ile ilişki kurulduğu, sonrasında ise 25.05.2012 tarihli \" değişiklik protokol ve mutabakatnamesi\" başlıklı mutabakatın, 12.06.2012 tarihli istasyonlu bayilik sözleşmesi ve son olarak 12.06.2017 tarihli ve 2 ay süreli  istasyonlu bayilik sözleşmeleri imzalandığı anlaşılmaktadır. İlk sözleşme ile maliki dava dışı ... Petrol olan taşınmaz üzerinde davacı lehine 14 yıl 5 ay süreli intifa tesis edildiği, 23.01.2013 tarihinde taşınmazın dava dışı ... tarafından intifa ile yükümlü olarak satın alındığı, yine taşınmazı satın alan ...in 28.06.2013 tarihinde davalı şirket hissedarı  ve müdürü olduğu anlaşılmaktadır. Yine dosyadaki tapu senedi örneğinden davacı şirketin vekili tarafından 23.01.2018 tarihinde, 14 yıl 5 ay süre ile tesis edilen intifa hakkından intifa hakkının kullanılmayan kısmına isabet eden intifa bedelini tahsil edildiği beyanı ile intifa hakkından feragat edilmiş ve  bu surette tapuda intifa hakkının terkin edildiği anlaşılmıştır. Davacı 25.01.2018 tarihli ihtar ile davalının sözleşmeyi ihlali nedeniyle  taraflar arasındaki tüm sözleşmelerin fesh edildiğini, sözleşme feshinin davalı ihlallerinden kaynaklandığını, 17.08.2009 tarihli sözleşme hükümleri uyarınca eksik alımdan  ( tonaj ihlali) kaynaklı cezai şart alacağının doğduğunu, yine davalının sözleşmeyi ihlali nedeniyle sözleşmede belirlenen cezai şarttan sorumlu olduğunu, sözleşmenin süresinden önce feshine neden olunduğundan kar kaybı tazmini talep edildiğini ileri sürmüştür. İlk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporundaki tespitler doğrultusunda davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekilince davalı şirkette yapılan hisse değişikliği ve 14 yıl 5 ay  intifa hakkı bulunan taşınmazın  tapusunu devri nedeniyle, müvekkili lehine olan muafiyetin kalkmasına neden olunduğu, buna göre davalının sözleşme ihlalinin sabit olduğu ileri sürülmüştür.  Taraflar arasında imzalanan 17.08.2009 tarihli sözleşmeden sonra yine yukarıda belirtilen  12.06.2012 tarihli istasyonlu bayilik sözleşmesi ve son olarak 12.06.2017 tarihli ve 2 ay süreli  istasyonlu bayilik sözleşmeleri imzalandığı anlaşılmaktadır.Alınan bilirkişi rapor içiriklerinde vurgulandığı üzere, davacı, taşınmazın ve davalı şirketin yeni hissedarı olan ... ile  davalı ile Rekabet Kurumunun süreye ilişkin ilgili istisnasının kalktığını bilerek  12.06.2017 tarihli sözleşmeyi imzaladığı ve ticari ilişkiyi sürdürdüğü anlaşılmaktadır. Kaldı ki bunun dışında davacı tarafından dosyadaki tapu senedi örneği ile sabit olduğu üzere davacı şirketin vekili tarafından 23.01.2018 tarihinde, 14 yıl 5 ay süre ile tesis edilen intifa hakkından intifa hakkının kullanılmayan kısmına isabet eden intifa bedelini tahsil edildiği beyanı ile intifa hakkından feragat edilmiş ve  bu surette tapuda intifa hakkının terkin edildiği anlaşılmakla, davacı vekilinin bu yönden davalının sözleşmeyi ihlali nedeniyle cezai şarta hükmedilmesi gerektiği yönündeki istinafı yerinde görülmemiştir.Yine davacı yanca 17.08.2009 tarihli sözleşme hükümleri uyarınca davalının eksik alım nedeniyle cezai şart ödeme yükümlülüğü bulunduğu ileri sürülmüştür. Taraflar arasında imzalanan 17.08.2009 tarihli sözleşmeden sonra yine yukarıda belirtilen  12.06.2012 tarihli istasyonlu bayilik sözleşmesi ve son olarak 12.06.2017 tarihli ve 2 ay süreli  istasyonlu bayilik sözleşmeleri imzalandığı anlaşılmaktadır. Taraflar arasındaki ticari ilişkinin söz konusu sözleşmeler çerçevesinde süre geldiği,  12.06.2012 tarihli sözleşme süresinin dolmasından sonra son olarak 12.06.2017 tarihli sözleşme imzalanarak ticari ilişkinin devam ettirildiği, söz konusu 12.06.2017 tarihli sözleşmenin süresinin 2 ay olarak belirlendiği ve süresinin bitimi ile 12.08.2017 tarihinde taraflar arasındaki sözleşmenin kendiliğinden son bulduğu anlaşılmaktadır. 12.06.2017 tarihli son imzalanan sözleşmede ise davalının satın alma taahhüdüne ve buna bağlı olarak cezai şart hükümlerine yer verilmediği gözetildiğinde, davacı vekilinin 17.08.2009 tarihli sözleşme hükümleri uyarınca eksik alım taahhüdüne dayalı olarak cezai şarta hükmedilmesi gerektiği  yönündeki istinafı da yerinde görülmemiştir. Davacı, 17.08.2009 tarihli sözleşmenin,  davalının sözleşmeye aykırı eylemleri nedeniyle kendisi tarafından haklı nedenle 25.01.2018 tarihli ihtar ile feshedildiğini, buna  göre sözleşmenin süresinden önce sona ermesi nedeniyle kar kaybı tazminatına hükmedilmemesinin isabetsiz olduğunu ileri sürmüştür. Taraflar arasında en son 12.06.2017 tarihli sözleşme imzalandığı ve süresinin 2 ay olarak belirlendiği, buna göre sözleşmenin kendiliğinden sürenin dolması sonucu 12.08.2017 tarihinde son bulduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla taraflar arasındaki ticari ilişki son imzalanan sözleşme hükümleri uyarınca 12.08.2017 tarihinde  kendiliğinden sona erdiğinden, dolayısıyla sözleşmenin süresinden önce haklı nedenle feshi söz konusu olmadığından, davacı vekilinin kar kaybı tazmin talepleri yönünden istinafı da yerinde görülmemiştir. Aynı şekilde taraflar arasında imzalanan son sözleşmede diğer davalı ...' ın kefil olarak imzası bulunmadığı dikkate alındığında, bu davalı yönünden de davanın reddi  isabetli olmuştur. Davacı vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu ilk derce mahkemesi karar ve gerekçesinde yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1.b1 maddesi uyarınca reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 368,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi  üzerinde bırakılmasına, 4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, 5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oybirliğiyle ve temyiz yasa yolu açık olmak üzere karar verildi. 16.05.2024<br>KANUN YOLU: HMK'nın 361 maddesi uyarınca gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki haftalık yasal sürede temyiz yolu açıktır.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"8c20d4be95429db8","SID":"a6f364eb6d57aebe"}}