{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>35. HUKUK DAİRESİ  Esas-Karar No: 2023/87 - 2024/641<br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>35. HUKUK DAİRESİ<br><br>ESAS NO\t: 2023/87 <br>KARAR NO\t: 2024/641<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R <br><br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA BATI ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 24/11/2022<br>NUMARASI\t\t: 2022/934 Esas - 2022/1126 Karar<br><br>DAVACI\t: <br>VEKİLLERİ\t:<br>DAVALI\t: <br>\t<br>DAVANIN KONUSU\t: Tazminat (Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)<br>KARAR TARİHİ\t: 08/05/2024<br>GEREKÇELİ KARAR <br>YAZILMA TARİHİ\t: 03/06/2024<br><br>\tMahalli mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile  anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda; <br>\tTARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI<br>\tDavacı vekili dava dilekçesinde, 10.02.2015 tarihinde sürücü ...’in sevk ve idaresindeki, davalı ... Sigorta A.Ş. tarafından ZMMS ile sigortalı, davalı ...’e ait, davalı ... A.Ş. tarafından kiralanmış olan araç ile müvekkilinin yolcu olarak bulunduğu, davalı ... Sigorta A.Ş. tarafından ZMMS ile sigortalı aracın çarpışması sonucunda müvekkilinin yaralandığını ve maluliyetinin meydana geldiğini zararlarından davalıların sorumlu olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin her türlü talep, dava ve sair tüm hakları saklı kalmak kaydıyla, iş göremezlik, bakıcı giderleri, tedavi giderleri, gelir ve kazanç kaybı gibi maddi zararlar bakımından 100.000,00-TL maddi tazminatın ve 100.000,00-TL manevi tazminatın haksız fiilin meydana geldiği 10.02.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline, karar verilmesini istemiştir. <br>\tDavalı ... Sigorta AŞ. vekili cevap dilekçesinde; Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/9236 soruşturma numaralı dosyasında yer alan 23.10.2015 tarihli uzlaşma raporundan da görüleceği üzere davacı tarafın maddi ve manevi tüm hak ve taleplerinden feragat ettiğini, işbu davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, 10.02.2015 tarihinde gerçekleşen kaza neticesinde Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2015/9236 sayılı soruşturma dosyası kapsamında huzurdaki davada davacı konumunda olan ... ile müvekkili şirkete sigortalı araç sürücüsü ... arasında uzlaşma sağlandığını ve bu doğrultuda uzlaştırma raporu hazırlandığını, bunun üzerine kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.<br>\tDavalı ... Tic. ve San. A.Ş. vekili  cevap dilekçesinde; müvekkilinin “...” markası altında uzun süreli araç filo kiralama faaliyeti ile iştigal etmekte olan bir şirket olduğunu, dolayısıyla huzurdaki davada davalı müvekkilini hukuken işleten addetmenin mümkün olmadığını, kaza tarihi olan 10.02.2015 tarihinde kazaya karışmış ...  plaka sayılı aracın 16.12.2014 tarihli uzun süreli oto kiralama sözleşmesi ile dava dışı ... Sanayi A.Ş.’ye kiralandığını, kazaya karışan ... plaka sayılı aracın fiili hakimiyetinin dava dışı ... Sanayi A.Ş.'de bulunduğunu, akit süresince de aracın müvekkil şirket tarafından kullanılmasının mümkün olmadığını, KTK'ya göre kiracı işleten sayılacağından meydana gelen zarardan da sorumlu olacağını, ... Sanayi A.Ş. ile kurulmuş olan kira ilişkisi nedeniyle meydana gelen zarardan Kanun gereği müvekkili şirketin değil, kiracının sorumlu olacağını, dolayısıyla müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.<br>\tDavalı ... San.AŞ vekili cevap dilekçesinde; öncelikle davanın usulden reddi gerektiğini, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 253. maddesinin 19.fıkrasının 5.cümlesi, \"Uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış olan davadan feragat edilmiş sayılır.\" hükmü gereği ve dava konusu olayla ilgili olarak Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı 2015/9236 sayılı soruşturma dosyasında uzlaştırma sağlanmış olduğundan bu durumda bu olayla ilgili olarak huzurdaki tazminat davasının açılamayacağını, soruşturma dosyasında da uzlaşmanın sağlandığı ve uzlaştırma raporunda davacının \"Tüm maddi ve manevi haklarımdan feragat ediyorum.\" şeklindeki beyanı olduğunun açıkça yazılı olduğunu, bu durumda davacının işbu davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.<br>\tDavalı ... vekili cevap dilekçesinde; davalı ile uzlaştıklarını, bu nedenle uzlaşma nedeniyle dava açılmayacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.<br>\tDavalı ... Sigorta AŞ. vekili, dosyaya vekaletname sunduğu halde davaya cevap vermemiş, duruşmaya katılmamıştır. <br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>\tMahkemece, davanın, trafik kazası nedeniyle geçici iş göremezlik, sürekli iş göremezlik, tedavi gideri ve bakıcı gideri tazminat talebine ilişkin olduğu, davalı ... yönünden, davalının uzun süreli araç filo kiralama faaliyeti ile iştigal etmekte olan bir şirket olduğu kaza tarihi  olan 10.02.2015 tarihinde kazaya karışmış ...  plaka sayılı aracın 16.12.2014 tarihli 36 ay  uzun süreli oto kiralama sözleşmesi ile davalı ... Sanayi A.Ş.’ye kiralandığı, kazaya karışan ... plaka sayılı aracın fiili hakimiyetinin davalı ... Sanayi A.Ş.'de bulunduğundan talep edilen tazminattan sorumluluğu bulunmadığı, davalı ... yönünden davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiği, diğer davalılar yönünden ise, Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2015/9236 soruşturma sayılı dosyasında, davacının uzlaşma görüşmeleri yaptığı ve uzlaşmaları sonucunda tutanak düzenlendiği, uzlaşma neticesinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, uzlaşma sonrasında, tazminat davası açılmayacağı gerekçesiyle; “Davalı ... Ticaret Ve Sanayi Anonim Şirketi yönünden davanın pasif husumet yokluğundan reddine, diğer davalılar yönünden davanın esastan reddine,” karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. <br>\tİLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ<br>\tDavacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; uzlaştırma teklif formunda müvekkilinin imzası bulunmadığı gibi, kendisine de tebliğ edilip edilmediğinin de belli olmadığını, uzlaştırma formunda müvekkilinin bilgilendirildiğine dair hiçbir ibare yer almadığını, uzlaştırma raporunun bu nedenle geçersiz olduğunu, CMK’nın 253/5 maddesi gereğince, davacının tüm zarar sorumluları hakkında tazminat davası açmayacağı hususunda bilgilendirilmesi gerektiğini, aksi durumda uzlaşmayı kabul veya ret etmesinin hukuki sonuçlarının anlatıldığı anlamına gelmeyeceğini, zarar görenin, uzlaşma teklifiyle uzlaşmadan sadece sürücünün yararlanacağı, işleten ve sigorta şirketinin sorumluluğunun devam edeceği düşüncesine kapılmış olmasının kaçınılmaz olduğunu, kaldı ki uzlaşmanın geçerli olduğu kabul edilse dahi, sigorta şirketinin rücu hakkı bulunmaması karşısında uzlaşmadan Sigorta Şirketlerinin istifade etmesinin mümkün olmadığını, uzlaşmanın şahsi olduğunu sadece uzlaşanın istifade edebileceğini, ayrıca uzlaşma tarihinde müvekkilinin zararlarının da belirlenebilir olmadığını, doğmayan haktan feragat edilmeyeceğini, kararın sigorta ilkeleri ile çelişir olduğunu, mahkemece hükmedilen vekalet ücretinin de kanuna aykırı olduğunu, ... ve diğerlerine ayrı vekalet ücreti takdir edilmesinin hatalı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasını istemiştir.<br>\tDELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE<br>\tMahkemece verilen kararda kamu düzenine aykırılıklar gözetilerek, istinaf edenin sıfatına göre ve istinaf sebepleri ile sınırlı olarak HMK'nın 355. maddesi gereğince yapılan inceleme neticesinde;<br>\tDava, çift taraflı trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle, kazaya karışan araçların ZMMS poliçesi kapsamında sigorta şirketlerinden, karşı araç sürücüsü, işleteni ve araç malikinden maddi tazminat istemidir. Mahkemece, davalı ........ A.Ş. hakkındaki davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle, diğer davalılar yönünden ise, davacının, araç sürücüleri ile ceza soruşturması aşamasında uzlaştıklarından CMK'nın 253/19 maddesi gereğince tazminat davası açılmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.<br>\t1-Haksız fiilin, uzlaşmaya tabi olduğu eylemden kaynaklanması durumunda, kaza tarihinde yürürlükte bulunan CMK'nın 253/19. maddesi gereğince uzlaşılan eylem nedeniyle tazminat davası açılmayacağı kabul edilmiş, kaza tarihinde ve mahkemece karar verildiği tarihteki uzlaşmanın sonuçlarını düzenleyen CMK'nın 253/19 maddesinde; “(19) Uzlaşma sonucunda şüphelinin edimini def’aten yerine getirmesi halinde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arz etmesi halinde, 171 inci maddedeki şartlar aranmaksızın, şüpheli hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilir. Erteleme süresince zamanaşımı işlemez. Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararından sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde, 171 inci maddenin dördüncü fıkrasındaki şart aranmaksızın, kamu davası açılır. Uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış olan davadan feragat edilmiş sayılır. Şüphelinin, edimini yerine getirmemesi halinde uzlaşma raporu veya belgesi, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 38 inci maddesinde yazılı ilam mahiyetini haiz belgelerden sayılır.” denilerek, uzlaşmanın ceza yargılaması ve hukuk yargılaması açısından sonuçları düzenlenmiş, ilgili düzenlemede; \"Uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz\" denilerek, uzlaşma sağlanması durumunda kesin olarak hukuk mahkemesinde aynı eylem nedeniyle tazminat davası açılmayacağı kabul edilmişken, ilgili düzenlemenin Anayasa'ya aykırı olduğundan bahisle yapılan iptal başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi'nin, E.2023/43, K.2023/141, 26/07/2023 tarihli, 18/10/2023 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren iptal kararı ile ilgili maddedeki  \"Uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz\" hükmünün iptaline karar vermiştir.<br>\tAnayasa Mahkemesi iptal gerekçesinde; \"12. Anayasa’nın 13. maddesinde 'Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz' denilmiştir. Buna göre mahkemeye erişim hakkına sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir.<br>\t13. Kanunilik ölçütü uyarınca Anayasa’nın 13. ve 36. maddeleri kapsamında mahkemeye erişim hakkını sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir.<br>\t14. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanun'da bulunması icap eden bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.<br>\t15. 5271 sayılı Kanun’un 253. maddesinin (1) ila (3) numaralı fıkraları uyarınca hangi suçlar hakkında uzlaşmanın sağlanabileceği belirlidir. Kuralda uzlaşmanın sağlanması hâlinde açılamayacağı öngörülen davalar soruşturma konusu suç nedeniyle açılacak tazminat davalarıdır. Kuralın lafzında herhangi bir sınırlama bulunmadığından uzlaşmanın sağlanması durumunda maddi tazminat talebinin yanı sıra manevi tazminat talebiyle de yargı mercilerine başvurulması mümkün değildir. Başka bir ifadeyle kural hem maddi hem de manevi tazminat davalarını kapsamaktadır. Buna göre kuralın uzlaşmanın sağlanması hâlinde açılamayacağı öngörülen davalar yönünden kapsamı da belirlidir.<br>\t16. Bu itibarla kuralda hangi hâl ve şartlarda, hangi davaların açılamayacağı hususlarının herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel şekilde düzenlendiği gözetildiğinde kuralın kanunilik şartını sağladığı sonucuna ulaşılmıştır.<br>\t17. Anayasa’nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Öte yandan Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevler, özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebilir.<br>\t18. Anayasa’nın 141. maddesinin dördüncü fıkrasında; 'Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.' denilmektedir. Yargı mercilerinin makul olmayan bir iş yükü ile karşı karşıya kalmaları hâlinde anılan görevi yerine getirmeleri güçleşebilecektir (AYM, E.2022/61, K.2022/101, 8/9/2022, § 32). <br>\t19. Uzlaşma, tahkim, dostane çözüm ve arabuluculuk gibi yöntemlere ilişkin yasal düzenlemeler uyuşmazlıkların daha kısa sürede ve daha az masrafla sonuçlandırılmasının yanı sıra yargının iş yükünün hafifletilmesine de hizmet etmektedir (bu yöndeki değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2006/106, K.2009/124, 1/10/2009). Başka bir deyişle uzlaşma kurumu sayesinde şüpheli işlediği fiilin sonuçlarını giderme imkânı elde etmekte, devlet ise yaptırım uygulamak için yapacağı birçok giderden kurtulmaktadır (AYM, E.2013/20, K.2013/50, 3/4/2013).<br>\t20. Kuralda suç teşkil eden fiilin gerçekleştirilmesi sebebiyle ortaya çıkan uyuşmazlığın alternatif uyuşmazlık çözüm yoluyla ortadan kaldırılması ve bu suretle yargının iş yükünün hafifletilmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralla mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın Anayasa’nın devlete yüklediği ödevler bağlamında meşru bir amacının bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte kuralın meşru bir amacının bulunmasının yanı sıra ölçülü olması da gerekir.<br>\t21. Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınan ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın amaca ulaşmaya elverişli olmasını, gereklilik amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir. Buna göre kuralla mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın elverişlilik, gereklilik ve orantılılık alt ilkelerine aykırı olmaması gerekir.<br>\t22.Ceza soruşturması kapsamında uzlaşmanın sağlanması hâlinde tazminat davası açılamamasının yargının iş yükünün hafifletilmesine katkıda bulunacağı açıktır. Ayrıca ceza soruşturması kapsamındaki uzlaştırma işlemlerinde hukuk uyuşmazlığını sona erdirebilecek nitelikteki hükümlerin öngörülmesi Kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamındadır. Bu itibarla kuralın yargının iş yükünün hafifletilmesi amacına ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.<br>\t23. Anılan Kanun’un itiraz konusu kuralın yer aldığı 253. maddesinin (5) numaralı fıkrasında uzlaşma teklifinde bulunulması hâlinde kişiye uzlaşmanın mahiyeti ve uzlaşmayı kabul veya reddetmesinin hukuki sonuçlarının anlatılacağı belirtilmiştir. Buna göre ilgililere uzlaşmanın gerçekleşmesi durumunda tazminat davası açamayacakları yönünde bilgi verilecektir. Bu itibarla kişinin tazminat davası açamayacağının bilincinde olmadan uzlaşması ihtimalinin önüne geçebilecek önemli bir güvencenin bulunduğu anlaşılmaktadır.<br>\t24. Diğer yandan anılan maddenin (17) numaralı fıkrasında Cumhuriyet savcısının, uzlaşmanın tarafların özgür iradelerine dayandığını ve edimin hukuka uygun olduğunu belirlemesi hâlinde uzlaştırma raporunu veya ilgili belgeyi mühür ve imza altına alarak soruşturma dosyasında muhafaza edeceği belirtilmek suretiyle uzlaşmanın ilgililerin özgür iradeleriyle gerçekleşmesine ayrıca bu kapsamdaki edimin de hukuka uygunluğunun sağlanmasına yönelik bir hüküm de öngörülmüştür. <br>\t25. Uzlaşma sürecinde suç nedeniyle ortaya çıkan tüm sonuçların öngörülebildiği ve gerçek zararın belirlenebildiği durumlarda uzlaşan kişinin tazminat davası açamamasının anayasal bir soruna sebep olmayacağı açıktır. Zira anılan süreçte öngörülebilen ve hesaplanabilen zararlar yönünden uzlaşılması durumunda ilke olarak uyuşmazlık ortadan kalkmış olacaktır.<br>\t26. Buna göre uzlaşan kişinin tazminat davası açamamasının katlanılamayacak bir külfet olmadığından söz edebilmek için soruşturma konusu suç nedeniyle uğranılan zarar uzlaşma görüşmeleri esnasında en azından yaklaşık olarak belirlenebilmelidir. Başka bir ifadeyle gerçek zararın altında kalan bir edim karşılığında uzlaşan kişinin edimi aşan kısım yönünden tazminat davası açmaktan vazgeçmiş sayılabilmesi için uzlaşma sürecinde zararı öngörebilmesi gerekir. <br>\t27. Suç teşkil eden fiil nedeniyle uğranılan zararın uzlaşma süreci içinde bilinmesinin her durumda mümkün olmayacağı, özellikle maluliyet oranı gibi teknik bazı verilere ihtiyaç duyulan hâllerde uzlaşma süreci içinde zararın sağlıklı şekilde belirlenebilmesinin güçleşeceği açıktır. Başka bir ifadeyle taraflara uzlaşmanın sağlanmasının sonuçları hakkında bilgi verilmesi öngörülmüş ise de teknik birtakım verilerle ve ayrıntılı hesaplamalarla ortaya konulabilecek zararın uzlaşma görüşmeleri esnasında belirlenmesi mümkün olmayabilir. Buna göre ilgililerin uzlaşmanın sağlanması durumunda edimi aşan ve tazminat davasına konu edilemeyecek zarara ilişkin her durumda eksiksiz ve doğru bilgiye sahip olabilecekleri söylenemez. <br>\t28. Bu bağlamda uzlaşma görüşmeleri esnasında sağlıklı şekilde belirlenmesi güç veya öngörülmesi mümkün olmayan zararlara ilişkin açılacak davalar yönünden herhangi bir ayrım yapılmaksızın uzlaşmanın sağlanması durumunda tazminat davası açılamayacağını düzenleyen kuralla ilgililere katlanamayacakları bir külfet yüklenmiştir. Başka bir deyişle kuralda yargının iş yükünün azaltılması amacıyla mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlama arasında makul bir denge kurulamamıştır.<br>\t29. Bu itibarla kuralın orantılık alt ilkesi yönünden ölçülülük ilkesini ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır\"  denilerek, ilgili düzenleme iptal edilmiştir. <br>\tT.C. Anayasası’nın 153/6. maddesinde, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazete'de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir Kanun veya Kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir (Yargıtay 4 H.D. 2022/7266 E 2022/16129 K.).<br>\tBu nedenle, görülmekte olan davada uygulanacak olan Kanun hükmünün Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş olması nedeniyle mahkemenin iptal sonrası oluşan mevzuat çerçevesinde değerlendirme ve karar verme gerekliliği, Anayasa Mahkemesinin kararının geriye yürümezliğine aykırı bir durum değildir.<br>\tSomut olayda, ilk derece mahkemesi tarafından; davalı ... A.Ş. haricindeki davalılara yönelik açılan davaya ilişkin olarak, davacı tarafından açılan davada, tarafların uzlaştıklarından bahisle CMK'nın 253/19 maddesi gereğince dava açılmayacağından bahisle davanın reddine karar verilmiştir. İlk derece mahkemesi kararında, uzlaşmanın içeriği, mahiyeti, uzlaşma tarihi itibariyle zararın belirlenip belirlemeyeceği ve buna göre hakkın özünden vazgeçmeye yönelik olup olmadığı değerlendirilmemiştir. Öte yandan uzlaşmanın hüküm ve sonuçlarının davacıya hatırlatılıp hatırlatılmadığına yönelik de bir açıklık bulunmamaktadır. <br>\tBu durumda, uzlaşmaya ilişkin bilgilendirme evraklarının imzalı suretleri var ise dosyaya kazandırılarak, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı, uzlaşılan hususlar ve uzlaşmanın mahiyet ve amacı değerlendirilmek suretiyle, taraflar arasındaki uzlaşmanın hakkın özünden vazgeçme mahiyetinde olup olmadığı, davacıya uzlaşmanın hüküm ve sonuçlarının anlatılıp anlatılmadığı, davacının bu çerçevede maddi ve manevi zararlarından feragat edip etmediği iptal kararındaki gerekçeler de değerlendirilmek suretiyle, TBK'nın Genel Hükümleri de nazara alınarak, taraflar arasındaki (sürücü ve davacı arasındaki) uzlaşmaya yönelik anlaşmanın tüm (maddi ve manevi) tazminat hakları açısından hakkın özünden vazgeçme sonucunu doğurmayacağının, gerek maddi gerekse de manevi zararlarını talep edip edemeyeceği, kabulü halinde, davaya konu talepler açısından taraf delilleri toplanarak davanın esası hakkında olumlu olumsuz bir karar gerektirdiğinden, davacının bu davalılara yönelik istinaf sebeplerinin de kabulüne karar verilmesi gerekmiştir. <br>\tYukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf talebinin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın yeniden görülerek, yukarıda açıklandığı üzere öncelikle uzlaşmaya ilişkin bilgilendirme evraklarının varsa imzalı suretleri dosyaya kazandırılarak AYM'nin iptal kararı ve TBK Genel Hükümleri nazara alınmak suretiyle davacının maddi ve manevi tazminata talepleri değerlendirilerek, davacının maddi ve manevi zararları yönünden dava açıp açamayacağı ayrı ayrı değerlendirilerek, dava açabileceğinin kabulü halinde taraf delilleri toplanarak davanın esası hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, kaldırıma sebebine göre davacı vekilinin sair istinaf sebeplerinin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, karar vermek gerekmiştir.<br>\tHÜKÜM \t\t: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;<br>\t1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile, Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından verilen 24/11/2022 tarihli 2022/934 Esas 2022/1126 Karar sayılı kararın, HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,<br>Kararın kaldırılma sebebine göre, davacı vekilinin sair istinaf sebeplerinin İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA,<br>2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>3-İstinaf eden davacı tarafından yatırılan İstinaf karar harcının istek halinde istinaf eden davacıya iadesine,<br>4-İstinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesinde değerlendirilmesine, <br>5-Karar tebliği, kesinleştirme, harç ve gider avansı iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yapılmasına,<br>\tDair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK.nın 353/1-a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere 08/05/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.<br><br><br>\t\t\t\t<br><br>Başkan <br>Üye <br>Üye <br>Katip<br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br>* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"9c58ef2c9cadaa80","SID":"0f38e8f1db0ecabc"}}