{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. <br>İSTANBUL <br>9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br><br>ESAS NO:2022/181 Esas<br>KARAR NO:2024/361<br><br>DAVA:Tenfiz<br>DAVA TARİHİ:10/11/2021<br>KARAR TARİHİ:23/05/2024<br><br>Taraflar arasında görülen davanın Mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>Davacı vekili sunduğu dava dilekçesi ile; müvekkili ...'nin, Amerikan hukukuna uygun bir şekilde kurulmuş ve ... tescil numarası ile tescil edilmiş bir şirket olduğunu, mahkeme kararına konu taşınmazın maliki olduğunu, \"...\" adresinde bulunan taşınmazın müvekkili tarafından 28 Nisan 2015 tarihinde başlamak ve 31 Mart 2025'te bitmek üzere imzalanan taşınmazın kira sözleşmesi ile davalının firması olan dava dışı kiracı ... ... ...'ye kiraya verildiğini, sözleşmede kiracının sözleşmeden dönmesi de dahil olmak üzere yükümlülüklerini yerine getirmemesi veya temerrüdü nedeniyle sözleşmenin feshedilmesi durumunda, tüm sabit kira ve diğer bedeller ile oluşabilecek zararlardan sorumluluğun devam edeceğinin öngörüldüğünü, davalının oluşabilecek zararlara ve diğer ücretlere karşı sözleşmeyi teminaten kayıtsız şartsız garantörlük sözleşmesi imzaladığını, 24 Mayıs 2019 tarihinde kiracının, kira sözleşmesinde belirlenen usulün tam aksine davacı müvekkilinin onayı olmadan taşınmazı tahliye ettiğini ve 28 Mayıs 2019 tarihinde davacıya mülkü teslim ettiğini, usule aykırı tahliye sonrasında kiracının, kira sözleşmesi kapsamında sabit kira, ek kira veya borçlu olduğu diğer tutarları ödemediğini, müvekkilinin 13 Ağustos 2019 tarihinde kiracının temerrütüne dayanarak, tahliyenin sözleşmede belirtilen usule uygun yapılmaması nedeniyle dava açtığını, davada kira sözleşmesi kapsamındaki muaccel kira bedelleri, gecikme ücretleri, sözleşme kapsamında kiracıya ait emlakçı komisyonu, kira bedellerinden kaynaklanan zararın, taşınmazı yeniden kiralamaya hazırlama masrafları ve avukatlık ücretinin talep edildiğini, yapılan yargılamada tüm savunma ve delil haklarının davalı tarafından vekili vasıtasıyla kullanıldığını, esasa ve usule ilişkin tüm savunmaların yapıldığını ve tüm iddiaların Mahkeme tarafından değerlendirildiğini, mahkemenin müvekkilini haklı bularak davayı kabul ettiğini ve davalının müvekkili davacıya asıl alacak, faiz, mahrum kalınan kâr ve diğer masraflar ile avukatlık ücreti ve temerrüt faizi dahil olmak üzere toplam 1.527.095,32 USD ödenmesine hükmedildiğini ve bu hükmün 21/05/2021 tarihinde kesinleştiğini belirterek mahkeme kararının tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>Davalı vekili sunduğu cevap dilekçesi ile; yabancı ilamın, anayasa ile düzenlenen temel hak ve hürriyetlere, milletlerarası hukukta kabul edilen temel prensiplere, adil yargılama ve savunma hakkına, genel ahlaka, Türk hukuk düzeninin temelini teşkil eden ve devletin vazgeçemeyeceği ilkelere açıkça aykırı olduğunu, tanıma-tenfiz şartlarını düzenleyen Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 54. maddesinin “c” fıkrası uyarınca, yabancı bir mahkeme kararının tanınabilmesi ve tenfiz edilebilmesi için, ilgili hükmün Türk kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması gerektiğini, kamu düzenine açıkça aykırı kabul edilecek yabancı mahkeme kararlarının tanınmasının ve tenfizinin mümkün olmayacağını, işbu davada tenfizi talep edilen mahkeme kararının da açıkça Türk kamu düzenine aykırı olduğunu,  kiracının sözleşme süresinden önce taşınmazı tahliye etmesi nedeniyle Garantör sıfatıyla ... Sanayi A.Ş.’ye husumet yöneltildiğini, açılan davada emlakçı komisyonu, kira bedellerinden kaynaklı zararlar, taşınmazı yeniden kiralamaya hazırlama masrafları ve avukatlık ücretinin talep edildiğini, davacının sunmuş olduğu belgeler çerçevesinde yabancı mahkeme kararında faiz dahil davalının toplamda 1.527.095,32 USD ödemesine hükmedildiğininin görüldüğünü, tenfizi istenilen kararın, Türk toplumunun temel çıkarlarının ve temel değerlerinin rencide edilmesine neden olacağını, nasıl ve ne şekilde belirlendiği belirsiz ve hiçbir hukuk ilkelerimizle bağdaşmayan tespitlerle, davacının sunmuş olduğu belgeler üzerinden belirlenen 1.527.095,32 USD gibi zarar kalemi üzerinden müvekkilinin yabancı bir firma tarafından zarara uğratılmak ve ticari hayatının engellenmek istendiğinin açık olduğunu, yargılamanın esasına girilmeden dahi açıkça fahiş ve hukuka aykırı şekilde beyana göre karar verildiğini, müvekkilin savunma hakkının ihlal edildiğinin sabit olduğunu, herhangi bir taşınmazın tahliye sonrasında tahliye sebebiyle uğranılan zarar kaleminin 1.527.095,32 USD yani bugünkü karşılığı ile şimdilik yaklaşık 23 milyon Türk Lirası olmasının mümkün olmadığını, kiracıyı koruma amacıyla getirilen TBK'nın 346. maddesindeki yasal düzenlemenin kamu düzenine ilişkin olduğunu, kamu düzenine aykırılığın bir diğer boyutunun da anılan yabancı mahkeme kararının açık bir şekilde Türk Borçlar Kanununun emredici hükümlerine aykırılık teşkil etmesi olduğunu, yabancı mahkeme kararına mesnet kira sözleşmesi açık bir şekilde kiracı aleyhine düzenlendiğini ve yine yapılan kefalet sözleşmesiyle müvekkili hakkında, kiracının sorumlu olabileceği kira bedeli ve yan giderler dışında birçok ödeme yükümlülüğünün getirildiğini, Türk Borçlar Kanununun 346. maddesinde düzenlenen kiracı aleyhine düzenleme yasağının emredici hüküm olmakla bu yasal düzenlemenin kamu düzenine ilişkin olduğunda şüphe bulunmamakta olduğunu, 6098 Sayılı TBK.nın \"Kiracı Aleyhine Düzenleme Yasağı\" başlıklı 346.maddesinde; kiracıya kira bedeli ve yan giderler dışında başka bir ödeme yükümlülüğü getirilemeyeceğini, özellikle kira bedelinin zamanında ödenmemesi halinde ceza koşulu ödeneceğine veya sonraki kira bedellerinin muaccel olacağına ilişkin anlaşmaların geçersiz olduğunu, kiracıyı koruma amacıyla getirilen TBK'nın 346. maddesindeki bu yasal düzenlemenin kamu düzenine ilişkin olduğunu, davacının dava konusu yeri tahliyesinden kısa bir süre sonra başkasına kiraladığını, davacının taşınmazı makul sürenin bitiminden evvel kiraya verdiği göz önünde bulundurulduğunda kefil sıfatıyla geriye kalan tüm kira bedellerinden sorumlu tutulmasının TBK'nın emredici hükümlerine ve kamu düzenine aykırılık teşkil ettiğini, yabancı mahkeme ilamına konu sözleşmenin, garanti sözleşmesi olmayıp, hukukumuzda TBK.nın 583 vd. maddelerinde düzenlenen bir tür kefalet sözleşmesi olduğunu, işbu kefalet sözleşmesinin ise geçersiz olup bu durumun açıkça kamu düzenine aykırılık teşkil ettiğini, kefalet sözleşmesinin geçerli olabilmesi için kefilin sorumlu olduğu azami miktarın kefalet sözleşmesinde açıkça gösterilmesi ve azami miktarın, kefalet tarihinin, süresinin kendi el yazısıyla yazılmasının zorunlu olduğunu, Mahkeme kararının müvekkiline usulüne uygun olarak tebliğ edilmediğini, Mahkeme kararının usulüne uygun olarak tebliğ edilmediğinden dolayı temyiz başvurusunun yapılmadığını, savunma hakkının kısıtlandığını, Türkiye ve Amerika Birleşik Devletlerinin Lahey sözleşmesi ile diplomatik yolla tebligat ön görüldüğünden ikili sözleşmenin özel düzenleme olması nedeniyle uygulama önceliği bulunduğunu, sözleşmenin 6.1 maddesi gereğince tebligatın diplomatik yolla yapılmasının zorunlu olduğunu ancak sözleşme hükümlerine aykırı olarak müvekkiline diplomatik yolla tebligat yapılmadığını, yabancı mahkeme kararının tenfizine karar verilebilmesi için yabancı mahkeme kararının usulüne uygun olarak kesinleşmesi gerektiğini, dava konusu kararın müvekkiline diplomatik yolla tebliğ edilmediğinden usulünce kesinleşmiş bir yabancı mahkeme kararından söz edilemeyeceğini belirterek, sonuç itibarıyla ABD ile Türkiye arasında kanuni veya fiili mütekabiliyet bulunmadığından, tenfizi istenilen ilamın müvekkiline diplomatik yolla tebliğ edilmediğinden, usulünce kesinleşmiş bir yabancı mahkeme kararından söz edilemeyeceğinden ve tenfiz şartları oluşmadığından davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>Dava; yabancı mahkeme kararının tenfizine ilişkindir.<br>Davacı, ABD Güney New York Mahkemesinin 12/04/2021 tarih ve 19  CIVIL 7795 numaralı kararının tenfizini talep etmiş davalı tenfiz şartlarının oluşmadığını bildirerek davanın reddini talep etmiş, davanın ilk açıldığı İstanbul 11. Asliye Hukuk Mahkemesi görevsizlik kararı vererek dosyayı Mahkememize göndermiştir. <br>Davacı vekili tenfizini talep ettiği Mahkeme kararını ve uzman görüşü sunmuş, davalı vekili de uzman görüşü sunmuş, Mahkememizce bilirkişi raporu ve ek raporu alınmıştır. <br>Dava, yabancı mahkeme kararının tenfizi istemine ilişkindir. 5718 sayılı MÖHUK’nın 50/1. maddesi hükmüne göre, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi, yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Anılan Yasanın Dilekçeye Eklenecek Belgeler başlığını taşıyan 53. maddesinde tenfiz dilekçesine Yabancı mahkeme ilamının o ülke makamlarınca usulen onanmış aslı veya ilamı veren yargı organı tarafından onanmış örneği ve onanmış tercümesi ile ilamın kesinleştiğini gösteren ve o ülke makamlarınca usulen onanmış yazı veya belge ile onanmış tercümesinin ekleneceği düzenlenmiştir. Bu yasal düzenleme karşısında, yabancı mahkeme ilamının tenfizine karar verilebilmesi için öncelikle ilamın kesinleşmiş olması gerekmekte olup, bu husus dava şartı olması nedeniyle, mahkemece resen gözönünde bulundurulması gerekmektedir. <br> 1965 tarihli Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesinde; sözleşmeye taraf olan ülkeler arasında yapılacak tebligatların hangi makam tarafından ve hangi usul çerçevesinde yerine getirileceği belirlenmiş olup, hem Türkiye Cumhuriyeti hem de Amerika Birleşik Devletleri anılan sözleşmeye taraftır. 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi ile kabul edilen istisnai tebligat yöntemlerinden biri de doğrudan posta yolu ile tebligattır. Bu yönteme, sadece sözleşmenin 10. maddesine çekince koymayan ülkeler açısından başvurmak mümkündür. Türkiye 10. maddedeki tebligat yöntemini kabul etmeyeceğini bu maddeye koyduğu çekince ile belirtmiştir. O halde yabancı bir mahkeme ilamının kesinleşmesi, ilamın yukarıda anılan Sözleşme hükümlerine uygun biçimde tebliğ edilmiş olmasına bağlıdır. Bu durumda 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişkin Lahey Sözleşmesi hükümleri gereğince tebligatların diplomatik yolla yapılması gerekmekte olup bu yolla tebliğ edilmeyen, yani bir başka deyişle adi posta yoluyla veya elektronik posta yoluyla yapılan tebligat sonucu bir yabancı mahkeme ilamının kesinleşmesi mümkün bulunmamaktadır. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 25/06/2018 tarih ve 2016/13566 Esas - 2018/4748 Karar, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 17/11/2020 tarih ve 2020/1533 Esas - 2020/5095 Karar, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 03/02/2020 tarih ve 2019/2768 Esas - 2020/876 Karar, İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesinin 02/05/2019 tarih ve 2018/21 Esas - 2019/640 Karar sayılı ilamları) <br>Somut olayda, davacı tarafından sunulan belgeler arasında kararın davalıya diplomatik yolla usulüne uygun olarak tebliğ edildiğine dair bir belge bulunmamaktadır. Kararın davacı ve davalı vekillerine elektronik posta yolu ile tebliğ edildiği, ayrıca mahkeme yardımcı katibi tarafından düzenlenen belgede mahkeme kayıtlarına göre mahkemede devam eden hiçbir davanın olmadığı, temyiz süresinin sona erdiği, hiçbir temyiz başvurusu yapılmadığı ve yapılmış olması halinde bile halen devam etmediğinin onayladığının ifade edildiği, buna göre davalıya kararın diplomatik yolla yapıldığına dair bir ifadenin bulunmadığı, buna ilişkin bir tebligat belgesinin bulunmadığı anlaşılmıştır. <br>Buna göre tenfize konu kararın elektronik posta yoluyla tebliğ edilmesi, kararın diplomatik yolla tebliğ edilmemesi nedeniyle tenfize konu kararın usulüne uygun olarak kesinleşmediği anlaşıldığından şartları oluşmayan davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur. <br>H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>1-Davanın REDDİNE, <br>2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan harçlar tarifesine göre alınması gereken 427,60 TL harçtan peşin alınan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 368,3‬0 TL harcın davacıdan tahsiline,<br>3-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince  17.900 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,<br>4-Davacının  yaptığı yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, <br>5-Davalı tarafından yapılan 250 TL tebligat-müzekkere giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,<br>6-Taraflarca yatırılan gider avansından arta kalan kısmın karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,<br>Taraf vekillerinin yüzlerine karşı,  gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde Mahkememize sunulacak veya gönderilecek dilekçe ile istinaf yolu açık olmak üzere oybirliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 23/05/2024 <br><br><br>Başkan ...<br>e-imzalıdır<br>Üye ...<br>e-imzalıdır<br>Üye ...<br>e-imzalıdır<br>Katip ...<br>e-imzalıdır <br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"9173f2f69be295cb","SID":"1ef974892b1f4266"}}