{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>1. HUKUK DAİRESİ<br>ESAS NO: 2022/1665 <br>KARAR NO: 2024/1271<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R <br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>NUMARASI: 2021/129 Esas - 2022/146 Karar<br>KARAR TARİHİ: 03/03/2022<br>DAVA: Tapu İptali Tescil - Alacak<br>DAVA TARİHİ: 05/04/2018<br>KARAR TARİHİ: 27/05/2024<br>Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda ilk derece mahkemesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı vekilince yasal süre içerisinde istinaf edilmiş olmakla Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak,  istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacılar vekili; müvekkili ... Sanayi Limited Şirketinin maliki olduğu İstanbul ili Sultangazi ilçesi ... mahallesinde kain ... ada ... parsel sayılı taşınmazını 26.02.2013 tarihinde ... Sanayi ve Ticaret Limited Şirketine 646.000 TL satış bedeli karşılığında sattığını ve tapuda arsa olarak tescil ettiğini, ancak tapuda arsa olarak tescil edilen bu taşınmaz üzerinde gerçekte davacının 5 katlı binasınında satışının yapıldığını, taraflar arasında yapılan 646.000 TL satış bedelinin defaten satıcıya ödenmesi kararlaştırıldığını, ancak müvekkili davacı şirket tarafından, davalı şirket adına güvene dayalı olarak tapuda 26.02.2013 tarihinde tescil yapılmasına ve fiilen beş katlı bina teslim edilmesine rağmen, davalı şirket ile kurucu ortaklarının, satış bedeli olan 646.000 TL'yi ödemediğini, bunun üzerine müvekkili şirket tarafından davalı şirket aleyhine Bakırköy ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyasıyla cari hesaptan kaynaklanan 904.875,30-TL taşınmaz satış bedeli alacağının fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 150.000-Tl lik kısmının tahsinin talep edildiğini, davalı şirket tarafından icra dosyasına itiraz edilmesi üzerine Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/833 esas sayılı dosyasıyla itirazın iptali davası açıldığını, yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verildiğini ve bu kararın kesinleştiğini, kesinleşme tarihinden sonra müvekkilinin tapuya gittiğinde davalı şirket tarafından taşınmazın şirketin kurucu ortaklarının kendileri üzerine satış yaptıklarını ve borcun ödenmemesi için taşınmaz malı kaçırdıklarını öğrendiğini, şirket ortakları tarafından muvazaalı olarak taşınmazın kendi adlarına tapuya tescil edilmesi nedeniyle tapunun iptaliyle müvekkili şirket adına tesciline, bu talebin yerinde görülmediği takdirde fazlaya dair talep ve  dava hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 50.000 TL nin faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir, Davalılar ..., ... ve davalı şirket vekili cevap dilekçesinde;  görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu, bu nedenle görevsizlik kararı verilerek dosyanın görevli Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, taşınmazın zilyetliğine yahut alıkoyma hakkına ilişkin davalarda, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinin kesin yetkili olduğunu, bu itibarla tapu iptali davası niteliğindeki bu davanın; dava konusu taşınmaz üzerindeki ayni bir hak olan mülkiyet hakkına ilişkin olmakla, bu davada dava konusu taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi olan Gaziosmanpaşa Asliye Hukuk Mahkemesinin kesin yetkili olduğunu, bu nedenle mahkemenin yetkisine itiraz ettiklerini, dosyanın yetkili Gaziosmanpaşa Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesini talep ettiklerini, davacılardan ... tarafından açılan davanın hukuki yarar yokluğu ve sonuçta aktif dava ehliyeti bulunmaması nedeniyle husumetten reddine, davalılardan ... aleyhine açılan davanın pasif dava ehliyeti bulunmaması nedeniyle husumetten reddine, davacıların taşınmazın satış bedelinin ödenmediğini iddia etmiş ise de; bu hususun gerçeği yansıtmadığını, resmi senette satış bedelinin nakden ve tamamen alındığının açıkça beyan edildiğini, buna göre artık satıcının satış bedelini kendisine ödenmediğini ileri süremeyeceğini, resmi senette yazılı hususların aksini ancak resmi senedin sahteliğinin kanıtlanması ile mümkün olduğunu, satış işleminde satış bedelinin ödendiğini, bu nedenle müvekkili şirketin davacı şirkete herhangi bir satış bedeli borcunun bulunmadığını, dava konusu taşınmazın maliki olan gerçek kişi davalıların dava konusu taşınmazın bedelini ödeyerek satın aldıklarını, bedeli ödenerek satın alınan taşınmaza ilişkin tapu kaydının iptalinin istenemeyeceğini, davacılar ile dava konusu taşınmazın maliki olan davalılar arasında tapu kaydının iptalini gerektiren hiçbir hukuki ilişki ve sebep bulunmadığını davacıların muvazaa iddiasının gerçek dışı olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince; davacı ... yönünden aktif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine; davacı ... Ambalaj San. Ltd. Şti. tarafından açılan davada davalılar ..., ..., ... ve ... hakkındaki davanın pasif husumet yönünden reddine, davalı ... Halinde ... Ambalaj San. ve Tic. Ltd. Şti. hakkındaki terditli taleplerinden tapu iptal davasının reddine, taşınmazın bedelinin tahsili davasının kabulü ile 646.000 TL satış bedelinin dava tarihinden itibaren hesaplanacak avans faizi ile birlikte davalı şirketten tahsili ile davacı şirkete verilmesine, karar verilmiştir.Karar, davacı ... Sanayi Ltd. Şti. vekili tarafından sübuta ilişkin nedenlerle istinaf edilmiştir.Dava dilekçesi içeriği ve iddianın ileri sürülüş biçimine göre dava; hile (aldatma) iddiasına dayalı  tapu iptal ve tescil, olmazsa bedel isteğine ilişkindir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava konusu İstanbul ili Sultangazi ilçesi ... mahallesinde kain ... ada ... parsel sayılı \"arsa\" vasıflı 257,00 m² miktarlı taşınmazın davacı ... Sanayi Limited Şirketi adına kayıtlı iken, 26/02/2013 tarih ve ... yevmiye no’lu resmi senet ile satış yoluyla davalı ... Ambalaj Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi'ne temlik edildiği, davalı şirket tarafından da 18/07/2014 tarih ve ... yevmiye no’lu resmi senet ile satış yoluyla 1/4 payının davalı ...'a, 1/4 payının davalı ...'e, 1/4 payının davalı ...'a, 1/4 payının ise davalı ...'ye  temlik edildiği, eldeki davanın da ilk temlik tarihinden 5 yıl sonra 05/04/2018 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. \"Bilindiği gibi; hile (aldatma), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. 6098 s. Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 36/1.  (818 s. Borçlar Kanunu'nun (BK) 28/1.) maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen  koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir. Öte yandan, hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.Hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği    endişelerini  taşımamaları,   dolayısıyla toplum  düzenini  sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla 4721 s. Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 2. maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989., tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.Bilindiği üzere, bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke TMK'nin 1023. maddesinde aynen \"Tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur\" şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin  1. fıkrasına göre \"Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişi bu tescile dayanamaz\" biçiminde öngörülmüştür.Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır.Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır.Bu nedenle, yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.Nitekim bu görüşten hareketle, \"kötü niyet iddiasının def'i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden (resen) nazara alınacağı” ilkeleri 8.11.1991 tarihli l990/4 Esas l99l/3 sayılı İçtdihadı Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.Öte yandan; 14/02/1951 tarihli ve 1949/17 Esas, 1951/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının sonuç kısmında belirtildiği üzere, “vakıa ve karinelerden, olayda kanunen iyiniyet iddiasında bulunamayacağı belirlenmiş olan kimsenin kötüniyetinin, diğer tarafa ispat ettirilmesine artık sebep ve vecih kalmayacağına ve dava hakkının doğumunu sağlayan veya bertaraf eden iyiniyetin ve kötüniyetin bu durumda mahkemece re'sen nazara alınabileceğine” karar verilmiştir.\"(Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 13/12/2021 tarih ve 2021/1172 Esas - 2021/7806 Karar sayılı ilamı) Somut olayda; davacı şirket ile davalı şirket arasında taşınmaz alım satımına ilişkin satış sözleşmesi düzenlendiği ihtilafsız olup davacı, satış bedelinin ödenmediğini, davalı şirketin taşınmazı el ve işbirliği içerisinde olduğu diğer davalılara temlik ettiğini, son kayıt maliki olan davalıların kötü niyetli malik olduklarını iddia ederek eldeki davayı açmaktadır. Her ne kadar, davanın taraflarından olan davacı şirket ve davalı şirket tacir iseler de yapılan alım satımların ticari niteliklerinin bulunmadığı, dava konusu ihtilafın da 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda (TTK) yer alan mutlak ticari davalardan olmadığı, bu itibarla davanın görülmesi gereken mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğu, TTK'nın 6335 sayılı Kanun'la değişik 5. maddesi uyarınca asliye hukuk mahkemeleri ile ticaret mahkemeleri arasındaki ilişkinin iş bölümü ilişkisi olmaktan çıkarılıp görev ilişkisine dönüştürüldüğü, davanın 6335 sayılı Kanun ile değişik TTK'nın 5. maddesi hükmünün yürürlüğe girdiği 01/07/2012 tarihinden sonra 07.03.2014 tarihinde açıldığı, görev, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK)'nın 1. maddesi hükmü gereği kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemece yargılamanın her safhasında kendiliğinden gözetilmesi gerektiği, bu durumda Mahkemece, davanın asliye hukuk mahkemesinin görevine girdiği gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken işin esasına girilerek yazılı şekilde hüküm kurulmasının doğru olmadığı anlaşılmaktadır. Kaldırma nedenine göre, davacının esasa yönelik istinaf taleplerinin incelenmesine gerek görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/(1).a.3 maddesi gereğince kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verilmesi gerektiği anlaşılmakla aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM:  Yukarıda açıklanan gerekçelerle; Davacı ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1).a.3 maddesi gereğince KABULÜNE, İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 03/03/2022 tarih ve 2021/129  Esas - 2022/146 Karar sayılı kararının  kaldırılmasına, yukarıda açıklanan gerekçeler gözetilerek yeniden bir karar verilmek üzere dava dosyasının mahkemesine gönderilmesine, Davacı ...tarafından yatırılan istinaf karar harcının istem halinde İlk Derece Mahkemesince davacı ...ne  iadesine, Davacı ...tarafından yapılan istinaf giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, Dair; dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/(1).a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.27/05/2024 </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"81ae3062d4034700","SID":"85d719de0efa345c"}}