{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br><br>ESAS NO\t\t: 2020/1550 <br>KARAR NO\t\t: 2024/994<br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br> <br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 14/03/2019<br>NUMARASI\t\t: 2016/1212 Esas 2019/355 Karar <br>DAVA\t\t: SÜREKLİ İŞ GÖREMEZLİK TAZMİNATI <br>KARAR TARİHİ\t: 09/05/2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ   : 09/05/2024<br> <br>İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/1212 Esas ve 2019/355 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın HMK 114-1-i ve 115 maddeleri gereğince dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.<br><br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br><br>Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili mahkememize sunduğu dava dilekçesi ile,  davalı ... tarafından ZMMS 'si bulunan ... plakalı aracın 13.04.2009 tarihinde diğer bir araç ile maddi hasarlı yaralamalı trafik kazasına karıştığını, kaza neticesinde ... plakalı araçta yolcu olarak bulunan müvekkilinin ruhen ve ve bedenen zarar gördüğünü, kişilik haklarının ihlal edildiğini, kazanın oluşumunda kaza sonrasında gönderilen kaza tespit tutanağında da görüleceği üzere müvekkilinin içinde bulunduğu ve servis olarak işletilen  aracın sürücüsünün diğer araca arkadan çarpması nedeniyle % 100 kusurlu  bulunduğunu, bu kaza neticesinde Selçuk Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/161 Esas sayılı dosyası ile maddi ve manevi tazminat davası açıldığını, bu dosya ile alınan bilirkişi raporunda da müvekkilinin maluliyetinin belirlemediğini, 6 aylık iyileşme süresine ilişkin olarak geçici ve iş görmezlik tazminatının hesaplandığını, davalı yanın müvekkiline bu geçici iş göremezlik tazminatını ödediğini, ancak müvekkilinin Dokuz Eylül Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesinden 14.04.2015 tarihinde maluliyetine ilişkin olarak rapor aldığını, bu raporda müvekkilinin geçirdiği kaza neticesinde % 23,2 oranında maluliyetinin oluştuğunun tespit edildiğini,  bu rapora göre, maluliyeti oranında müvekkiline ödenmesi gereken maddi tazminatın hesaplanarak ödenmesi için davalıya başvurulduğunu ancak herhangi bir ödeme yapılmadığını, bu nedenlerle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL maddi tazminatın maluliyetin tespit edildiği 14.04.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalıdan alınıp müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>SAVUNMA\t      : Davalı vekili mahkememize sunduğu cevap dilekçesi ile, davacı yanın maluliyetine ilişkin talebi için daha önce Selçuk Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/161 Esas sayılı dosyası ile tazminat talepli dava açıldığını ve yargılama sırasında davacı vekili ile sulh olunarak 28.12.2012 tarihinde 5.678,00.-TL ödeme yapıldığını, davacı vekili tarafından verilen 04.07.2013 tarihli dilekçede ... Sigorta A.Ş 'den maddi tazminata yönelik davadan feragat edildiğini, Selçuk Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/161 Esas 2013/225 Karar sayılı ilamı neticesinde feragat nedeniyle ... sigorta yönünden davanın reddine karar verildiğini, dolayısıyla müvekkili şirketin gerek sulh sonucu yaptığı ödeme ile gerekse de  Selçuk Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/161 Esas 2013/225 karar sayılı kararı ile sorumluluğunu yerine getirdiğini, iş bu kesinleşen mahkeme kararı uyarınca kesin hüküm itirazının bulunduğunu, davacı vekilinin huzurdaki dava ile aynı taleplerini içeren kesin hüküm niteliğini haiz bir mahkeme kararı bulunduğundan davanın usulden reddinin gerektiğini beyan etmiştir. <br>GEREKÇE\t      : Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle sürekli iş gücü kaybı tazminat istemine ilişkindir. 6098 sayılı TBK'nın 54. maddesinde öngörülmüştür.<br>Davacı ile davalı tarafın  yaşanan trafik kazasında tarafların kusur oranı, davacınn bu kaza nedeniyle maluliyetinin oluşup oluşmadığı, oluşmuş ise oran ve süresi, davalının  oluşan bu zarardan  sorumlu olup olmdağı, sorumlu ise miktarı  hususlarında uyuşamadıkları görülmüştür. Taraf delilleri toplanmış, dosyada bilirkişi raporları ve maluliyet raporları alınmıştır.<br>Selçuk Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/161 Esas 2013/225 karar sayılı dava dosyası getirtilmiş, incelenmesinde; davacısının ..., davalılarının ..., ... ve ... sigorta A.Ş olduğu, davanın 13 Nisan 2009 tarihinde meydana gelen ... plakalı araç ile ... plakalı araçların karıştıkları trafik kazası neticesinde uğranılan maddi ve manevi tazminatın talebine ilişkin olduğu, davacının incelenen dava dilekçesinde talebinin geçici, kalıcı iş göremezlik tazminatı, bakıcı gideri, tedavi gideri, yol gideri olduğu görülmüş, nitekim davalıların cevap dilekçelerinde de bu hususa değindikleri, davacının geçici ve kalıcı maluliyetinin oluşup oluşmadığı hususunda alınan raporda kalıcı maluliyetinin oluşmadığının bildirildiği, davacının geçici maluliyetinin oluştuğunun tespit edildiği, bu rapora itiraz edilmediği, bu maluliyet raporuna göre hazırlanan aktüer rapor sonucunda davacının davasını ıslah ettiği,  13.04.2009 tarihli olayda sürekli maluliyetinin oluşmadığı anlaşılmış, davalı ... sigortanın bu dosyaya sunduğu 19.12.2012 tarihli ibraname-makbuz-feragatname başlıkla belgede davalı sigortanın davacıya 5.678,00 TL ödemee bulunduğu, davalıdan başkaca hak ve alacağının kalmadığı, maddi tazminat yönünden feragat ettiğini beyan ettiği imzalı evraktan görülmüş, dosyada davacının ... Sigorta A.Ş yönünden davasından feragat ettiği ve davanın davalısı ... Sigorta A.Ş yönünden feragat nedeniyle reddine karar verildiği ve bu kararın kesinleştiği görülmüştür. <br>Dava konusu uyuşmazlığın daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması (derdest olmaması) ve daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması dava şartıdır. (6100 sayılı HMK 114/1-ı-i) Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. (6100 sayılı HMK 115/2)   6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 303/1. maddesine göre, bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir. Kesin hükmün ilk koşulu, her iki davanın taraflarının aynı kişiler olması; ikinci koşulu, müddeabihin aynılığı; üçüncü koşulu ise, dava sebebinin aynı olmasıdır. Kesin hükmün ikinci koşulu olan müddeabih, dava konusu yapılmış olan hak, yani dava ile elde edilmek istenilen sonuçtur. Önceki dava ile yeni davanın müddeabihlerinin (konularının) aynı olup olmadığını anlamak için hâkimin, eski davada verilen kararın hüküm fıkrası ile yeni davada ileri sürülen talep sonucunu karşılaştırması gerekir. Eski ve yeni davanın konusu olan maddi şeyler fiziki bakımdan aynı olsa bile, bu şeyler üzerinde talep olunan haklar değişikse, müddeabihler aynı değil demektir. Kesin hüküm itirazı, davanın her aşamasında ileri sürülebilir ve mahkemede davanın her aşamasında kesin hükmün varlığını kendiliğinden gözetip, davayı kesin hükümden (dava şartı yokluğundan) reddetmesi gerekir. Bu bakımdan usulü kazanılmış hakkın istisnasıdır ve tarafların iradesine de bağlı olmayan mutlak bir etkiye sahiptir. O nedenle kesin hükmün varlığı, yargılamanın bir kesiminde nazara alınmamış olması diğer bir kesiminde ele alınmasını engellemez.<br> Somut uyuşmazlıkta, davacı davalı ...'ne karşı Selçuk Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde 10/06/2009 tarihinde eldeki davaya konu olan sürekli iş göremezlik  tazminat talebiyle dava açıldığı anlaşılmaktadır. Bu duruma göre, eldeki davanın konusu olan sürekli iş göremezlik  tazminat  talebi eldeki davanın açıldığı tarihten daha önce   Selçuk Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/161 esas sayılı dosyasında da talep edildiği gözetildiğinde, eldeki davanın konusu olan sürekli iş göremezlik  tazminat  istemi esasında görülmüş, kesin hükme bağlanmış bir davanın konusudur. Bu nedenle davanın kesin hüküm nedeniyle usulden reddi gerekmiştir. Tüm dosya kapsamı incelendiğinde; HMK.nun 114/ı maddesinde açıkça belirtiltiği üzere \"Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlamış olmaması\" gerekmektedir ve 115. Maddesinde geçtiği üzere mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir.  Selçuk Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/161 Esas 2013/225 karar sayılı dava dosyasından kesinleşmiş olan hükmün, mahkememiz dava dosyasındaki davanın taraflarının, konusunun, dava sebeplerinin ve ilk dava olan Selçuk Asliye Hukuk Mahkemesi'ndeki davanın hüküm fıkrası ile mahkememiz davaya ait talep sonucunun aynı olduğu, Selçuk Asliye Hukuk Mahkemesi'nin kesin hüküm oluşturduğu...'' gerekçesi ile; Davacının açtığı davanın HMK 114-1-i ve 115 maddelerine göre kesin hüküm nedeniyle dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiş, verilen bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br> <br>İSTİNAF NEDENLERİ: <br><br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, her ne kadar davanın tarafları aynı olsa da huzurdaki davanın konusu ile Selçuk Asliye Hukuk Mahkemesi'nde karara bağlanan davanın konuları farklı olup yazıldığı gibi karara bağlanan davanın hüküm fıkrasının huzurdaki davadaki taleplerini içermediğini, Selçuk Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/161 Esas 2013/225 Karar sayılı ilamının hüküm fıkrasında huzurdaki bu davada talep ettikleri ve kesin hükmün verilmesinden sonra ortaya çıkan kalıcı iş göremezlik ve maluliyete ilişkin verilen bir kesin hükmün bulunmadığını, Selçuk Asliye Hukuk Mahkemesi 2009/161 Esas sayılı dava dosyasında gerek dava dilekçesi gerek aynı mahkemede 02/05/2012 tarihli duruşmada davacıya maddi tazminat alacak kalemlerini açıklaması istendiğinde davacının 16/05/2012 havale tarihli maddi tazminat taleplerini açıklar dilekçesinde maddi tazminat taleplerinin davacının çalışamadığı döneme denk gelen geçici iş göremezlik tazminatı, 2 aylık asgari ücret bedeli, tedavi giderleri ve hastaneye ulaşım giderleri olduğunun açıkça belirtildiğini, başka bir deyişle her ne kadar tarafları aynı olsa da huzurdaki dava konusu ile Selçuk Asliye Hukuk Mahkemesi 2009/191 Esas sayılı dava dosyasındaki dava konusunun aynı olmadığının görüleceğini, verilen usulden red kararının müvekkili açısından hakkaniyete aykırı olduğunu ayrıca davacı müvekkilinin maluliyetinde önceki dava sırasında anlaşılamayan ancak daha sonra ortaya çıkan ve ağırlaşan bir durumun söz konusu olduğunu, davacı müvekkilinin Dokuz Eylül Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nden 14/04/2015 tarihinde geçirdiği kaza neticesinde %23,2 oranında maluliyetinin tespit edildiğini, Selçuk Asliye Hukuk Mahkemesi'nde görülen davada maluliyete ilişkin alınan raporda kalıcı iş göremezlik ve maluliyete ilişkin bir bulgunun tespit edilmediğini, gerek doktrin gerekse de yüksek mahkeme kararları uyarınca tazminat hukuku yönünden maluliyetin sonradan ortaya çıkması ya da önceki davada karara bağlanan maluliyet oranında artma olması hallerinde yapılması gerekenin önceki davada alınan rapor ve mevcut durumu gösterir raporun kıyaslanarak aradaki fark oranında talep eden lehine maddi tazminata hükmedilmesi olduğunu ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.  <br><br>DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: <br><br>Dava, trafik kazasından kaynaklanan sürekli iş göremezlik tazminatı istemine ilişkindir.   <br>İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.<br>''...dava konusu uyuşmazlık hakkında kesin hüküm bulunuyorsa aynı konuda, aynı taraflar arasında ve aynı dava sebebine dayanılarak yeni bir dava açılamaz.<br>Kesin hüküm itirazı davanın her aşamasında ileri sürülebilir ve mahkemenin de davanın her aşamasında kesin hükmün varlığını kendiliğinden gözetip, davayı kesin hüküm bulunduğu gerekçesiyle ve dava şartı yokluğundan reddetmesi gerekir. Yine kesin hüküm itirazı mahkemede ileri sürülmemiş olsa dahi ilk defa Yargıtay'da (temyiz veya karar düzeltme aşamasında) ve hatta bozmadan sonra da ileri sürülebilir ve tarafların iradesine de bağlı olmayan mutlak bir etkiye sahiptir. O nedenle kesin hükmün varlığının, yargılamanın bir kesiminde nazara alınmamış olması diğer bir kesiminde ele alınmasını engellemez (Kuru, s. 4980 vd.).<br>Kesin hüküm derken şekli anlamda kesin hüküm ile maddi anlamda kesin hükmü ayrı ayrı incelemekte yarar vardır.<br>Şekli anlamda kesin hüküm ile kastedilen, bir mahkeme kararına karşı normal kanun yollarına başvurulamayacağıdır. <br>Şekli anlamda kesin hükmün amacı, bir davanın sona ermesine hizmet etmektir. Bir nihai karar şekli anlamda kesinleşince, tarafların o davada takip ettikleri amaç gerçekleşmiş olur. Fakat bu, taraflar arasındaki uyuşmazlığın değil, ancak görülmekte olan davanın sona ermesi demektir. Bundan sonra da aynı taraflar arasında aynı uyuşmazlığın yeni bir dava konusu yapılmaması için, başka bir müesseseye yani maddi anlamda kesin hüküm müessesine ihtiyaç vardır (Kuru, s. 4981).<br>Bir mahkeme kararına karşı başvurulabilecek kanun yolunun hiç olmaması veya mevcut olan kanun yollarının tüketilmesi ya da süresinde kanun yollarına başvurulmaması hâllerinde şekli anlamda kesinlik gerçekleşir. İstisnaen olağanüstü kanun yoluna başvurarak ya da eski hâle getirme mümkün ise bu suretle şekli anlamda kesin hükmü sona erdirmek mümkündür.<br>Nitekim Hukuk Genel Kurulunun (HGK) 24.01.2018 tarihli ve 2017/14-2534 E., 2018/88 K. ve 16.05.2018 tarihli ve 2017/19-1628 E., 2018/1098 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiş ve bir karara karşı kanun yollarına başvurulamaması hâlinde şekli anlamda kesin hükmün gerçekleştiğine vurgu yapılmıştır.<br>Gerek 1086 sayılı Kanun'da gerekse 6100 sayılı HMK'da şekli anlamda kesinliğin tanımı yapılmamış ise de, çeşitli maddelerde geçen \"kesin\" \"kesinleşme\" \"kesinleşmiş\" sözleriyle şekli anlamda kesin hükmün kastedildiğini söylemek mümkündür.<br>Maddi anlamda kesin hüküm 1086 sayılı HUMK'da tanımlanmamış olmakla birlikte Kanun'un 237. maddesinde \" Kaziyei muhkeme, ancak mevzuunu teşkil eden husus hakkında muteberdir.<br>Kaziyei muhkeme mevcuttur denilebilmek için iki tarafın ve müddeabihin ve istinat olunan sebebin müttehit olması lazımdır.\" şeklinde bir maddi anlamda kesin hükmün şartlarına yer verilmiştir.<br>6100 sayılı HMK’nın ise 303. maddesinde maddi anlamda kesin hükmün tanımı yapılmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasına göre \" Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir\".<br>Bu hükümden yola çıkıldığında denebilir ki, kesin hükmün ilk koşulu her iki davanın taraflarının aynı kişiler olması, ikinci koşulu müddeabihin aynılığı, üçüncü koşulu ise dava sebebinin aynı olmasıdır.<br>Kesin hükmün ikinci koşulu olan müddeabihin aynılığı, dava konusu yapılmış olan hakların aynı olmasıdır. Önceki dava ile yeni davanın müddeabihlerinin (konularının) aynı olup olmadığını anlamak için hâkimin, eski davada verilen kararın hüküm fıkrası ile yeni davada ileri sürülen talep sonucunu karşılaştırması gerekir. Eski ve yeni davanın konusu olan maddi şeyler fiziksel bakımdan aynı olsa bile bu şeyler üzerinde talep olunan haklar farklı ise müddeabihlerin aynı olduğundan bahsedilemez.<br>Kesin hükmün üçüncü koşulu ise, dava sebebinin aynı olmasıdır. Dava sebebi, hukuki sebepten farklı olarak, davacının davasını dayandırdığı vakıalardır. Öyle ise her iki davanın da dayandığı maddi vakıalar (olaylar) aynı ise diğer iki koşulun da bulunması hâlinde kesin hükmün varlığından söz edilebilir.<br>Aynı ilkeler HGK'nın 2010/1-602 E., 2010/643 K., 24.01.2018 tarihli ve  2017/14-2534 E., 2018/88 K. ile 16.05.2018 tarihli ve 2017/19-1628 E., 2018/1098 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir. <br>Kesin hüküm, hükmü veren mahkeme de dâhil bütün mahkemeleri bağlar. Daha açık bir şekilde ifade etmek gerekirse mahkemeler aynı konuda, aynı dava sebebine dayanarak, aynı taraflar hakkında verilmiş olan hüküm ile bağlıdırlar; aynı uyuşmazlığı bir daha (yeniden) inceleyemezler; bu hâliyle kesin hüküm bir defi değil itirazdır. Bu bağlılık kural olarak hüküm fıkrasına münhasırdır ve gerekçeye sirayet etmez. Ancak gerekçe hükme ulaşmak için mahkemece yapılan hukuki ve mantıki tahlil ve istidlallerden (delillerden yargıya varma) ibaret kalmayıp, hüküm fıkrası ile ayrılması imkânsız bir bağlılık içinde bulunuyor ise istisnaen bu kısmın da kesin hükme dâhil olduğunu kabul etmek gerekir. Hangi gerekçenin hüküm fıkrasına sıkı sıkıya bağlı olduğu her olayın özelliğine göre belirlenir (HGK'nın 06.05.2018 tarihli ve 2017/19-1628 E., 2018/1098 K. sayılı kararı). <br>Maddi anlamda kesin hükmün amacı da bu hâli ile mahkeme kararlarına güvenilmesini ve uyulmasını sağlamak, taraflar arasındaki uyuşmazlığı kararın maddi anlamda kesinleştiği andan itibaren geleceğe yönelik olarak sona erdirmek ve nihayet çelişkili kararlar verilmesini önleyerek toplum hayatında hukuki istikrar ve güvenliği tesis etmektir...'' (Bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 25.11.2020 tarih ve 2017/(21)10-1590 Esas 2020/941 Karar sayılı Kararı)          <br>Ayrıca 2918 Sayılı KTK'nın 109/1. maddesinde \"Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar.\" denilmektedir. Aynı kanunun 109/2. maddesinde ise, \"Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir.\" hükmüne yer verilmiştir. Yine 818 Sayılı Borçlar Kanunu’nun zamanaşımını düzenleyen 60. maddesinde de “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ıttılaı tarihinden itibaren bir sene ve herhalde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene sonra istima olunmaz. Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsî davaya da o müruru zaman tatbik olunur.” hükmüne yer verilmiştir. Zamanaşımının oluşması için zararın ve tazminat sorumlusunun birlikte öğrenilmesi gerekir. Gerek 2918 sayılı KTK’nin 109/1. maddesi gerekse 818 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 60. maddesinde öngörülen zamanaşımı ve gerekse ceza kanunları gereğince öngörülen ceza zamanaşımı süresinin, zararı ve faili öğrenme tarihinde başlayacağında duraksama bulunmamaktadır. Bu noktada zararın öğrenildiği tarihin belirlenmesinde yarar vardır.<br>Öğreti ve uygulamada kabul edilen genel kurala göre, zarar görenin zararı öğrenmesinden amaç, zararın mahiyeti (kapsamı) ve esaslı unsurları hakkında bir dava açmaya, davayı ciddi ve objektif şekilde desteklemeye ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hal ve şartları öğrenmiş olmasıdır. Eğer zararın kapsamını belirleyici husus “gelişmekte olan bir durum” ise zamanaşımı bu gelişme sona ermedikçe işlemeye başlamaz. Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, “gelişen durum” aynı olaya ilişkin olarak zaman içinde zararın artması veya yeni zararların doğması halidir. Bundan ayrı, zarar görenin kendi imkanlarıyla ya da başkasının yardımıyla zarar verici fiilin sonuçlarının gidişini ve kesinleşen durumu değerlendirebilmesi gerekir. Özellikle, vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan zarar ancak bakım ve tedavi sonucunda düzenlenen hekim raporuyla belli bir açıklığa kavuşmaktadır. Zararın mahiyet ve şümulü hiç anlaşılmadan mutlaka haksız eylem tarihinden itibaren dava açılması gerektiği yolundaki bir görüş, “zararı öğrenme” kavramına uygun düşmez. Nitekim, İsviçre Federal Mahkemesi kararları ve öğretide, vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan zararlarda zamanaşımı süresinin ancak kesin teşhisten, özellikle sürekli sakatlığa ilişkin kesin raporun öğrenilmesinden sonra başlayacağı kabul edilmektedir. (Bknz. Yargıtay 17. HD, 12.06.2017 tarih, 2015/ 256 E., 2017/6683 K. Sayılı ve Yargıtay 17. HD,  01.11.2016 tarih, 2016/10174 E., 2016/ 9696 K. sayılı ilamları)<br>  Uyuşmazlık, davacının daha önce aynı davalıya karşı açtığı, feragatle sonuçlanan ve kesinleşen davanın, iş bu dava yönünden kesin hüküm teşkil edip etmeyeceği, davacının iş bu davada ileri sürdüğü yeni durum ve gelişen durum iddiasının mahkemece değerlendirilip değerlendirilemeyeceği noktalarında toplanmaktadır.<br> Davacı, 10.06.2009 tarihinde açmış olduğu Selçuk Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2009/161 Esas sayılı davası ile 13.04.2009 tarihli aynı kazayla ilgili olarak aynı davalı ile dava dışı ... ve ... aleyhine maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuş, yargılama sırasında İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin 14.10.2009 tarih ve 1653 sayılı raporunda, sol tibia diafiz fraktürü ve sağ lateral malleol kırığı nedeniyle davacının iyileşme süresinin 6 ay olduğu, maluliyetinin bulunmadığının bildirildiği, davacı tarafından verilen 16.05.2012 havale tarihli ıslah dilekçesi ile 3.000.00.TL geçici iş göremezlik tazminatı, 1.054.00.TL iki aylık asgari ücret bedeli, 211.50.TL tedavi gideri, 210.05.TL hastaneye ulaşım için harcanan bedel olmak üzere toplam 4.475.81.TL maddi tazminat isteminde bulunmuş, 19.12.2012 tarihli ibraname-makbuz-feragat belgesi ile toplam 5.678.00.TL bedel karşılığında bu dava dosyasında üzerinden maddi tazminat yönünden davalı ... ve sigortalı araç maliki ve sürücüsü açısından feragat ettiği, akabinde vekaletnamesinde davadan feragat yetkisi bulunan davacı vekilinin 04.07.2013 tarihli davalılardan sigorta şirketinden maddi tazminata yönelik davadan feragat dilekçesi vermesi üzerine 02.10.2013 tarihinde davalı ... yönünden feragat nedeniyle davanın reddine karar verilmiş, verilen bu kararın Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 04.11.2015 tarih ve 2014/4356 Esas 2015/11548 Karar sayılı ilamı ile vekalet ücreti yönünde düzeltilerek onanmasına karar verilerek kesinleştiği, davacının 23.09.2016 tarihinde Dokuz Eylül Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nin 14.04.2015 tarihli raporuna göre davacının trafik kazasından dolayı %23,2 oranında maluliyetinin oluştuğundan bahisle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 1.000.00.TL sürekli iş göremezlik tazminatı istemiyle davalı ... aleyhine işbu davayı açmıştır. Davacı işbu davayı açarken davacının maluliyetinin, maluliyet oranının yeni tespit edildiği, gelişen durum olduğu iddiasına dayanmıştır. Zarar görenin zararı öğrenmesinde amaç, zararın mahiyeti (kapsamı) ve esaslı unsurları hakkında bir dava açmaya, davayı ciddi ve objektif şekilde desteklemeye ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hal ve şartları öğrenmiş olmasıdır. “Gelişen durum” aynı olaya ilişkin olarak zaman içinde zararın artması veya yeni zararların doğması halidir. Bundan ayrı, zarar görenin kendi imkanlarıyla ya da başkasının yardımıyla zarar verici fiilin sonuçlarının gidişini ve kesinleşen durumu değerlendirebilmesi gerekir. Özellikle vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan zarar ancak bakım ve tedavi sonucunda düzenlenen hekim raporuyla belli bir açıklığa kavuşmaktadır. <br>Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut uyuşmazlıkta, davacı tarafından davalı ... aleyhine daha önce açılan davada 3.000.00.TL geçici iş göremezlik tazminatı, 1.054.00.TL iki aylık asgari ücret bedeli, 211.50.TL tedavi gideri, 210.05.TL hastaneye ulaşım için harcanan bedel olmak üzere toplam 4.475.81.TL maddi tazminat isteminde bulunulması ve Selçuk Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 04.11.2015 tarihinde Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşen 02.10.2013 tarih ve 2009/161 Esas 2013/225 Karar sayılı kararı ile feragat nedeniyle maddi tazminat talebinin reddi kararının içerisinde davacının sürekli iş göremezlik tazminatı talebinin bulunmaması ve ayrıca o davanın yargılaması sırasında davacının sürekli iş göremezliğinin (maluliyetinin) ve maluliyet oranının tespit edilememesi de dikkate alınarak sürekli iş göremezlik tazminatının istendiği iş bu dava yönünden  daha önce verilip kesinleşen Selçuk Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 02.10.2013 tarih ve 2009/161 Esas 2013/225 Karar sayılı kararının kesin hüküm oluşturmadığı dikkate alınarak işin esasına girilip hasıl olacak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken mahkemece yukarıda yazılı yanlış gerekçe ile kesin hüküm nedeniyle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, doğru görülmemiştir. <br>Bu itibarla, davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun kabulü ile 6100 sayılı HMK.'nun 355 ve 353/(1)-a-4 ve 6. maddeleri uyarınca kararın kaldırılmasına karar verilmiştir.<br><br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; <br>1-Davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun KABULÜ ile İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 14/03/2019 tarih ve 2016/1212 Esas 2019/355 Karar sayılı  hükmünün, 6100 sayılı HMK.'nun 355 ve 353/(1)-a-4 ve 6. maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA,<br>2-Dosyanın HMK 353/(1)-a maddesi gereğince Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,<br>3-Kararın kaldırılması nedeniyle başvuru sırasında alınan peşin harcın başvuru sahibi davacıya iadesine,<br>4-İstinaf başvurusu aşamasında başvuru sahibi davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin mahkemesince verilecek nihai kararla hüküm altına alınmasına,<br>5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından istinaf kanun yoluna başvuran davacı yararına vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,<br>6-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirmesine,<br>Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 353/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 09/05/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"e032900ce56021eb","SID":"b78fc172a7c5805a"}}