{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>DOSYA NO: 2021/1134 <br>KARAR NO: 2024/892<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>TARİHİ: 13/12/2018<br>NUMARASI: 2016/438 E. - 2018/1158 K.<br>DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 13/05/2024<br>Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan  inceleme sonucunda; <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA DİLEKÇESİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 31.08.2012 vadeli 590.000,00 TL bedelli İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası ile işleme konulan, vekiledeni tarafından tanzim edilmeyen ve sahte olarak imzalanmış senet  yönünden borçlu olmadıklarının tespiti ile senedin iptaline, alacaklı görünen davalının %20 den aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine, ihtiyati tedbir kararı verilerek  takibin durdurulmasına karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir. <br>CEVAP DİLEKÇESİ: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  Dava konusu icra dosyasından davacı borçluya usülüne uygun tebligatlar yapıldığını, davacının hiç oturmadığı diye belirttiği adresin davacının adres kayıt sisteminde kayıtlı adresi olduğunu, takip konusu senetteki imzaların davacı borçluya ait olduğunu, bu nedenlerle davacının dilekçesinde sunduğu haksız ve mesnetsiz tüm iddialarının reddine, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine, kötüniyetli davacı aleyhine %20 den aşağı olmamak üzere tazminata, takip konusu alacağın %10'u oranında para cezasına mahkumiyetine karar verilmesini talep etmişlerdir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk Derece Mahkemesince; \" Toplanan tüm delillere, özellikle bono aslı ve İstanbul 7 Ağır Ceza mahkemesi 2016/76 Esas sayılı dosyası kapsamına ve  soruşturma dosyaları kapsamına göre; Davacı, davalı ...'ın gayrimeşru işler ile meşhur Türk vatandaşı olduğunu, dolandırıcılık ve sahte evrak tanzimini ihtiyat haline getirdiğini, çocuk yaşta Almanyaya gittiğini ve orada ikamet ettiğini bilmesine rağmen sahte senet ile ... ili, ... İlçesi ... Köyüne tebligat yaptırmak suretiyle İstanbul ... icra müdürlüğü nezdinde dayanak bonoya bağlı takibi kesinleştirdiğini beyan etmişler, davalı ise başlangıçtan beri tüm savunmalarında davacıyı tanıdığını, ticaret yaptıklarını, davalının Irak'ta toplu konutların ihalesini alıp, Türkiye de ki iş adamlarına pazarladığını, bunlardan birisininde kendisi olduğunu, davacının Irak'ta aldığı yerlerden birini kendisine devretmesi için 590.000-TL para verdiğini, iş bitiminde iade edilmek üzere davacı ...  bu miktarlı senet aldığını, senet üzerindeki yazıların %80' inin kendisine ait olduğunu, ancak imzaların müştekiye ait olduğunu, devir gerçekleşmeyince bonoyu takibe koyduğunu beyan etmişlerdir.Olay örgüsü içinde başlangıçta Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde yapılan soruşturma sırasında alınan raporda;  mukayese belge olarak ... huzurda alınan yazı, rakam ve imza örnekleri ile 16/06/2015 tarihli ifade tutanağı aslı esas alınarak senet altındaki imzanın ... eli ürünü olmadığı rapor edilmiş, fotokopi belge üzerinden yapılan inceleme ile (muhtemelen bono aslı sahtelik iddialarından sonra alacaklıya verilmemiş, gösterilmemiştir.) imzanın aidiyeti hususunda karar verilemeyeceği açık ise de, özel mahaliyette alınan 04/04/2016 tarihli raporda ise, senet altındaki imzaların ... eli mahsulü olduğu rapor edilmiştir. Bu rapora mukayese belgeler bononun tanzim tarihine yakın belgeler ise de mukayese belgelerinde fotokopi olduğu anlaşılmaktadır. Ancak birbiriyle çelişkili bu iki raporlardan sonra 12/12/2017 tarihli  Adli Tıp Kurumu Fizik Grofoloji dairesinden alınan raporda, bono imza yerinde bulunan isim ve soyisim yazısının ...' a ait olduğu, ancak bonoda madde kayıpları bulunması sebebiyle alt taraftaki imzanın davacı yada davalı eli ürünü olup olmadığının tespit edilemeyeceği rapor edilmiştir. Olayların seyrine göre mahkeme emanetinde de olsa bono imza yerine delgeç ile delik açmanın  kim tarafından yapıldığı belirlenememiş, bu konuda İstanbul CBS 15151 soruşturma nolu dosyada yapılan tahkikat sonucu memurlar ve ... yönünden kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiş ve bu karar kesinleşmiş ise de, bononun mahkeme emanetinde iken delici ile delinerek  (yırtık hususunda mahkeme başkanının zarfı açarken yırtığın meydana geldiğine dair tutanak mevcuttur) tahrif edilmiş olmasının, imzanın aidiyetinin belirlenememesi amacına yönelik yapıldığı sonucuna ulaşılmaktadır. Tüm bu sebeplerle imzanın aidiyeti tespit edilemememiş ise de; bono altındaki ... yazısının davacıya ait olduğu tespit edilmekle, davacının bononun tümden inkarına yönelik savunmaları dayanaksız kalmıştır. Bu durumda davacının ad ve soyadını yazarken imza atmayı amaç edinip edinmediği sorusuna cevap aramak gerekir.(Yargıtay 12 HD 2013/11512-17566 E.K. Sayılı kararı) Bu cevap ise bononun hiç düzenlenmediği savunmasının aksinin davalı yanca ıspat edilmiş olmasına göre verilmiştir. TBK 15. maddede imzanın borç altına girenin el yazısı ile atılmasının zorunlu olduğu hükmü düzenlenmiştir. El yazısı ile atılacak olan imzanın ne şekilde olacağı hususunda başkaca bir şekil şartı yoktur. Bu sebeple hernekadar davacı yanca, taraflar arasında bono düzenlenmesine sebep hiç bir ilişki bulunmadığı, bonodaki yazı ve imzaların kendisine ait olmadığı, hiç bir şekilde bono düzenlenmediği savunulmuş ise de, tam aksine bononun en altında imza yeri  kısımda maddi kayıp sebebiyle, imza aidiyeti tespit edilememesine rağmen, bononun imza yeri hemen üzerinde kısmında davacı Nevzat Kaplan isim ve soyismi yazıldığı bononun bu suretle imzalandığı, bononun davacı elinden çıktığı, davacı ve davalının birbirlerini tanıdıkları, ticari ilişki kurdukları anlaşıldığı,\" gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkeme senet üzerindeki yazıların müvekkile ait olduğunu belirttiğini, bu dayanağın hiç bir hukuki temeli olmadığını, bir senedin tedavüle konması/tahsile konması/icra takibine konu edilebilmesi için; en başta gelen ve diğer tüm unsurları önemsiz kılacak yegane unsur \"imzanın senet borçlusuna ait olması gerektiğini, imza borçluya ait olmadığından geçersiz kabul edildiğini ve icraya konma vasfını yitireceğini, mahkeme senet üzerindeki yazıyı esas alarak karar vermesinin hukuki bir dayanağı olmadığını, senetteki yazının değil imzanın en başta gelen unsur olduğunun Yargıtay içtihatleriyle de sabit olduğunu, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda da imzanın müvekkiline ait olmadığının belirlendiğini,  davalının senet üzerindeki yazının kendisine ait olduğu yönündeki beyanına rağmen mahkemece senet üzerindeki yazının davacıya ait olduğunun ileri sürülmesi kabul edilebilir bir durum olmadığını, hiçbir gerekçe gösterilmeden davalının ifadesi göz ardı edilerek karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalı tarafından fotokopi belge üzerinde inceleme yaptırılarak dosyaya sunduğu bilirkişi raporunun mahkemece  kabul görmesinin usulsüz olduğunu, adli tıp kurumundan alınan raporda mahkeme yalnızca imzanın incelenmesini istemişken Adli Tıp Kurumu \"imzayı inceleyemiyorum bari yazıyı inceleyeyim\" diyemeyeceğini, raporun geçersiz kabul edilmesi ve dikkate alınmaması gerektiğini, fotokopi üzerinden yaptırılan hiçbir inceleme raporu dikkate alınamayacağını, tek problemi imza olan ve bir mahkeme kasasında saklanan senedin, tam da adli tıp kurumuna giderken imza yerinden delinmesi yırtılması, kendisinden sadece imza incelemesi istenen adli tıp kurumunun yazıya ilişkin görüş bildirmesi ve görev alanı dışında görüş bildirilmiş bir raporun hükme esas alınması, genel hukuk ilkelerine tamamen aykırı olduğunu, söz konusu davada hukuken kabul edilemeyen bir çok olay işlem bir arada gerçekleştiğini, her olay hükmün geçersiz kalması için yeterli sebep oluşturulacak nitelikte olduğunu, davalının sahte belge düzenlemekten sabıkalı olan bir şahıs olduğunu, mahkemece bunun üzerinde durulmadığını, hükme esas alınan TBK'nun 15.maddesinin  yanlış yorumlandığını, ilgisi olmayan bir hüküm yerine asıl esas alınması gereken TTK'nun 671. maddesinin hiç dikkate alınmadığından istinaf isteminin kabulü ile mahkeme kararının kaldırılmasını, davanın kabulünü talep etmiştir. İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Davanın konusu,  İİK 72 maddeye dayalı menfi tespit davasıdır.İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında alacaklı ... tarafından borçlu ... aleyhine bonoya istinaden kambiyo senedine dayalı icra takibi başlatılmıştır. Takibe dayalı bonoda  ...'nın keşidece lehtarın ... düzenleme tarihinin 14/04/2011 vade tarihinin ( 14/04/2011- 31/08/2012 ) tarihi olduğu, 2 ödeme tarihi var ise de ödeme tarihlerinden birisi düzenleme tarihi aynı olması sebebiyle 2 ödeme tarihi olarak kabul edilemeyeceği takibe konu bononun 6102 sayılı TTK nın 776.mad. göre yasal unsurları taşıdığı kambiyo senedi vasfına haiz olduğu anlaşılmıştır. Davacı dava dilekçesinde müvekkilim hiç bir şekilde böyle bir senet tanzim etmediği, böyle bir senet vermediği, Söz konusu senet müvekkilin bilgileri kullanılmak ve imza atılmak suretiyle düzenlendiği, imzaların sahte olduğu belirtilmek suretiyle menfi tespit davasının kabulü talep ve dava edilmiştir. İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemenin 2016/76 E. sayılı dosyasında dava konusu senetteki imzanın incelenmesi neticesinde özel bilirkişiye ait  04/04/2016 tarihli raporda \"tetkik konusu borçlusu ... , alacaklısı ... olan 14/04/2011 tanzim, 31/08/2012 vade tarihli 590.000,00 TL bedelli senet fotokopisindeki borçlu imzalarının ... eli usulü olduğu, ... ' ın farklı amaçlarla, farklı zamanlarda, farklı tersimde imzalar atmış olduğu, yalnızca istikdab zaptındaki mukayese imzalarının incelenerek rapor düzenlenmesi nedeniyle bu durumun gözden kaçırılırak yanlış sonuca varıldığı belirtilmiştir. İstanbul  7. Ağır Ceza Mahkemenin 2016/76 E dosyasında aldırtılan  Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinden alınan 12/12/2017 tarihli raporda \" İnceleme konusu senette borçlu imzası bölümünde yer alan sınırlı harf içeren \"...\" isim yazısı ile ...'ın mukayese yazıları arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından uygunluk ve benzerlikler saptandığından söz konusu isim yazısının kuvvetle muhtemel ...'ın eli ürünü olduğu, inceleme konusu senetteki borçlu imzalarının, hat ve geçişlerin net seçilememesi ve madde kayıpları bulunması nedeniyle aidiyetinin ve bu meyanda sorulduğu üzere ... ve ...'ın eli ürünü olup olmadığının tespit edilemediği '' belirtilmiştir. İstanbul 7 Ağır Ceza Mahkemesi 2016/76 E. 2018/83 K.sayılı kararında sanık ...'in beraatine karar verildiği, kararın istinaf kanun yoluna başvurulması neticesinde esastan reddine karar verildiği ve işbu kararın  06/07/2018 tarihinde kesinleştiği görülmüştür. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2015/73523 E.sayılı dosyasında yapılan  soruşturma kapsamında, Adli Tıp Uzmanı grafolog bilirkişi  tarafından düzenlenen 21/09/2015 tarihli raporda; mukayese imza örnekleri getirtilmeden inceleme yapıldığı,  \"dava konusu senet aslındaki borçlu imzalarının ...'ın eli ürünü olmadığı\" belirtilmiştir.Mahkemece 04/04/2016 tarihli raporda imzanın davacının eli ürünü olduğunun rapor edildiği, 12/12/2017 tarihli ATK ya ait raporda imzanın bonoda madde kayıpları bulunması sebebiyle davacının eli ürünü olup olmadığının tespit edilemediği, davacının bononun tümden inkarına yönelik savunmalarının dayanaksız kaldığı TBK 15.maddesinden el yazısı ile atılacak olan imzanın ne şekilde olacağı hususunda şekil şartı bulunmadığı imza yeri kısmında maddi kayıp sebebiyle imza aidiyeti tespit edilememesine rağmen bononun imza yeri hemen üzerindeki kısmında davacının isim ve soy isminin yazıldığı, bononun davacının elinden çıktığı anlaşılmakla davanın reddine karar verilmiştir. Somut olayda takibe konu bonodaki imzanın davacıya ait olup olmadığı konusunda mahkemece rapor aldırılmadığı daha önceki İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ve İstanbul  Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada rapor aldırıldığı, Adli Tıp Kurumuna ait  12/12/2017 tarihli raporda madde kayıpları bulunması sebebiyle imzanın ...'ın eli ürünü olup olmadığının tespit edilemediği, ... isim yazısının kuvvetle muhtemel ...'ın eli ürünü olduğu, davacının  dava dilekçesindeki  iddialarını çürüttüğü gözetildiğinde mahkemece anılan gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi hukuken yerindedir. Saptanan ve hukuksal durum bu olunca; tarafların dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla yapılan inceleme neticesinde davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine  karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Usûl ve yasaya uygun İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 13/12/2018 tarih ve 2016/438 E., 2018/1158 K. sayılı kararına karşı davacı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 368,30 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,5-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 13/05/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"40ede02d3444916e","SID":"ee30e44849c6a650"}}