{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2024/306 <br>KARAR NO: 2024/618<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 5. ASLİYE TİCARET  MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 13/02/2020<br>NUMARASI: 2018/593 Esas -  2020/123 Karar<br>DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 25/04/2024<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ <br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin davalı şirkete 2016 yılından başlayarak sipariş üzerine tekstil ürünleri sattığını, siparişi verilen ve üretilen mal bedelleri sebebiyle müvekkilinin davalı şirketten 769.280,05 TL'lik alacağının bulunduğunu, söz konusu bedelin taraflarına ödenmemesi dolayısıyla alacaklarının tahsili için İstanbul Anadolu ... İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, fakat davalının haksız itirazı sonucu takibin durdurulduğunu, davalının siparişlerine dayalı olarak taraflar arasında bir alım-satım ilişkisi kurulduğunu, müvekkili şirketin davalı tarafından verilen siparişlere istinaden özel olarak üretilen ürünleri teslim etmekte ve bu teslimatlar karşılığı ödemeler almakta iken uzun süredir ödemelerin yapılmamaya başlanıldığını, icra takibine yapılan itiraz hakkında dava yoluna başvurmadan tarafların uzun ve masraflı bir süreçle yıpratılmasına gerek olmadığı inancıyla uzlaşma sağlanması için Avukatlık Kanunun madde 35-A uyarınca borçlu şirket vekillerine 25.04.2018 tarihinde teklifte bulunulduğunu ve iki haftalık süre içerisinde cevaplarını bildirmelerinin istendiğini, müvekkillerinin de iyi niyetini gösterir iş bu teklifin davalı şirket tarafından 09.05.2018 tarihinde reddedildiğini, davalı tarafın müvekkili şirketin iyi niyetli olarak sürdürdüğü tüm bu sürece rağmen itiraz dilekçelerinde belirttikleri kendilerine gönderilen ödeme emrine istinaden borcunun olmadığı yönündeki itirazlarının kabulünün mümkün olmadığını belirterek davalarının kabulüne, borçlunun icra takibine yaptığı haksız itirazının iptali ile takibin devamına, %20 icra inkar tazminatına ve yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin davalı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin davacı ile aralarındaki alım satım ilişkisinden doğan, sözleşmeye dayalı tüm ödeme yükümlülüklerini eksiksiz olarak yerine getirdiğini, taraflar arasında mevcut satım sözleşmelerine istinaden, davacının dava dilekçesinde iddia ettiği gibi bir alacağının mevcut olmadığını, davacı tarafın dava dilekçesinde, fiili ve akdi durumun aksine birtakım iddialarda bulunarak ürün bedellerinin ödenmediği iddiası ile haksız taleplerde bulunduğunu, davacının tamamen kötü niyetle ve haksız menfaat temini amacıyla başlatılmış olduğu icra takibine istinaden açılan huzurdaki davanın hukuken kabul edilebilir bir tarafının bulunmamakla birlikte reddinin gerektiğini, müvekkili şirket ile davacı şirket arasında 04.10.2016 tarihli ve ... numaralı, 20.07.2017 tarihli ... ve ... numaralı olmak üzere 3 ayrı satım sözleşmesi imzalandığını, taraflar arasındaki ticari ilişkinin esasları belirtilen bu sözleşmelerle belirlendiğini, ancak hal böyle olmasına rağmen davacı tarafın sözleşme gereği kendisine iade edilen ürünlere ilişkin bedel talebinde bulunarak, sözleşmeye aykırı haksız taleplerle işbu huzurdaki davayı ikame ettiğini, zira tarafların arasında imzalanmış olan tüm satım sözleşmelerinde istinasız olarak yer alan \"Sipariş ve Teslim\" başlıklı 3. Maddesi davacının tüm iddialarının ve huzurdaki davanın ne denli haktan ve mesnetten uzak olduğunu ortaya koyduğunu, sözleşme hükmüne istinaden müvekkili şirketin ekinde liste halinde iade edilen ürün listesi mevcut olacak şekilde, Beyoğlu .... Noterliğinin 05.04.2018 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile davacıya bildirimde bulunduğunu, ancak davacının ürünlerini almaktan imtina ettiği gibi huzurdaki davayı açarak bu ürünlere ilişkin bedel talebinde bulunduğunu, müvekkili şirket tarafından söz konusu ürünler bakımından imha etme yolunun tercih edildiğini, bu hususa dair yine sözleşme uyarınca iade faturaları kesildiğini, hali hazırda fiilen imha edilmeyen ürünlerin uygun yer ve zamanda imha edilmek üzere müvekkil şirket depolarında muhafaza edildiğini, müvekkili şirket tarafından, ticari ilişkinin devam ettiği önceki dönemlerde olduğu ve sözleşme hükmü gereğince davacı tarafından da kabul edildiği üzere, sezon içerisinde satışı yapılamayan ürünlerin davacıya iadesine karar verildiğini, ancak malların iadesini öncesinde kabul eden davacının, son dönemde malların iadesini ve iadesi yapılan ürün bedellerinin müvekkil şirkete geri ödenmesini kabul etmeyerek sözleşmeyi ihlal ettiğini bildirmiş, fazlaya ilişkin tüm talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla öncelikle huzurdaki haksız ve mesnetsiz davanın reddine, davacı aleyhine alacağın %20'sinden aşağı olmamak kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretinin davasında haksız olan davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"...Taraflar arasında 2016 ve 2017 yıllarına ilişkin olarak üç ayrı satım sözleşmesinin olduğu, davacının satıcı, davalının da alıcı olduğu, bu sözleşmelerin 3. Maddesinde alıcının, satıcı tarafından kendisine teslim edilen tüm malları şartsız ve koşulsuz olarak her zaman satıcıya fatura ve iade edebileceği hükmü mevcut olup, taraflar arasındaki sözleşmedeki bu hükmün iradi bozucu koşul olduğu, davalı tarafın bu hükme dayalı olarak sözleşme konusu malların iade edilmesini talep edebileceği, bu hakkın daha önce kullanılmamış olmasının sözleşmede değişiklik anlamına gelmeyeceği, davacı tarafın sözleşmedeki bu hükmün genel işlem şartı niteliğine sahip olduğunu iddia etmiş ise de; sözleşme hükmünün müzakere edildiğine ilişkin davalı taraf iddiasının, taraflar arasındaki yazışmalar dikkate alındığında hükmün müzakere edilmiş olduğunun anlaşıldığı, her ne kadar davacı defterlerinde takibe konu tutarda alacağı görülmekte ise de;  davalı tarafça alacak konusu bu malların davacıya iade faturası ile iade edildiği konusunda uyuşmazlığın bulunmadığı, uyuşmazlık sözleşmede koşulsuz iade imkanı sağlayan hükmün genel işlem koşulu olup olmadığı konusunda olup, bu koşulun sözleşmenin kurulması esnasında müzakere edildiği yapılan yazışmalara ilişkin delillerden anlaşılmakla davacının davalıdan tahsili gerekir alacağı bulunmadığından davanın reddine, davacının takipte kötü niyetli olduğuna dair delil bulunmadığından kötü niyet tazminatı talebinin reddine\" karar verilmiştir.Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel mahkeme kararının gerekçesi olarak verildiğini, Salt Bilirkişi raporuna yapılan atfın kararın gerekçeli olduğu anlamına gelmediğini, gerekçeli karara dayanak bilirkişi raporunda atıf yapılan Prf. Dr. ... dosyaya sunmuş olduğu  uzman görüşüne kararda değinilmediğini, neden uzman görüşünden farklı karar verildiğinin de açıklanmadığı, müzakere edilmiş bir sözleşme hükmünün söz konusu olmadığını, mahkemenin gerekçe yaptığı E-posta yazışmalarının sözleşmelerinin imzalandığı tarihten çok sonra yapıldığını, bunun müzakere edilmiş sayılamayacağını, zaten şaşırtıcı şart taşıyan maddenin varlığı halinde müzakere edilip edilmemesinin bir önemi bulunmadığının, davalı yanca da sözleşme hükmünün müzakere edildiğine dair iddiada bulunulmadığını, sözleşme hükmü iradi bozucu şart değil, şaşırtıcı şart hükmünde olduğunu, dosyaya sundukları 24/07/2019 tarihli dilekçe ekindeki sözleşmenin de sözleşmeye ilişkin iddiaların çürütülmesi yönünden bir kanıtı olduğunu, ticari defterler çerçevesinde alacaklı olduklarının sabit olduğunu, iade faturalarının uzun süre sonra kesilmesinin yerleşik içtihatlar gereği alacağının varlığını ortadan kaldıran bir sonuç doğurmadığını, davalı ticari defterlerinin usule uygun tutulmadığını, bu sebeple HMK ve TTK anlamında delil niteliğinin bulunmadığını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi kararının yerinde bulunduğunu, müvekkilin davacıya her hangi bir borcunun bulunmadığını, taraflar arasındaki sözleşmenin 3. Maddesinin açık düzenlemesi karşısında bir kısım mallara ilişkin iade faturasının düzenlendiğini, sözleşmenin bahsi geçen maddesinin genel işlem koşulu içerdiğine yönelik iddianın dayanaksız olduğunu, sözleşmenin taraflar arasında imzalanmadan önce müzakere edildiğini, ilk derece mahkemesi dosyasına sunulan başka tedarikçilere ait sözleşme örneklerinde sipariş ve teslime ilişkin maddenin müzakere sonucu değiştirildiğini, davacıyla yapılan 3 adet sözleşmede aynı düzenlemenin bulunmuş olmasının bütün sözleşmelerde aynı maddenin kullanıldığına ilişkin ithamların gerçeği yansıtmadığını, itiraz konusu hükmün hiçbir durumda haksız rekabete yol açmadığını, yine hükmün şaşırtıcı hüküm olduğu iddialarının da kabul edilebilir bir tarafının bulunmadığını, müvekkilin tuttuğu defterlerinin usulüne uygun tutulduğunu, uzman raporunu düzenleyen akademisyenin medeni hukuk uzmanlık alanı olduğunu, ticaret hukuku alanında uzmanmış gibi görüş bildirmesinin hatalı olduğunu, mali müşavir bilirkişinin ticari defterleri açıkça hukuka ve teamüllere uygun bulunduğunu, davacı aleyhine kötü niyet tazminatına karar verilmemesinin hukuka uygun olmadığını belirterek istinaf başvurusunun reddine, davacı aleyhine %20 oranında kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekilinin bu dilekçesi istinaf dilekçesi olarak değerlendirilerek eksik harcı tamamlanmak üzere dosya mahalline geri çevrilmiş, davalı vekiline çıkarılan ihtara rağmen istinaf harcı yatırılmadığından ilk derece mahkemesince davalının kötü niyet tazminatına ilişkin istinaf talebinin reddine karar verilerek dosya dairemize davacı istinafları yönünden inceleme yapılmak üzere gönderilmiştir. <br>GEREKÇE: Dava; ticari satım sözleşmesinden kaynaklanan  açık hesap alacağının tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince dosyaya toplanan deliller ile davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından yukarıda yazılı sebepler ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; taraflar arasındaki satım sözleşmesinin 3 madde 5 ve 6 fıkralarının genel işlem koşulu niteliğinde bulunup bulunmadığı   noktasındadır.Davacı alacaklı  tarafından davalı hakkında, İstanbul Anadolu .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyası ile \" 28.02.2018 faiz başlangıç tarihli 769.280,05 TL tutarındaki alacak\" borcun sebebi gösterilerek Genel haciz yolu ile ilamız icra takibi başlatıldığı, borçlunun borca itirazı üzerine takibin durduğu ve süresinde  itirazın iptaline ilişkin iş bu davanın açıldığı görülmektedir. Bir sözleşmenin 6098 sayılı TBK’nın m. 20 vd. uyarınca genel işlem koşulları denetimine tabi tutulması için kanunda belirtilen ölçütlerin uygulanması gerekir. 818 sayılı BK’da olduğu gibi 6098 sayılı TBK’da da sözleşme serbestisi ana kural olmakla birlikte, sözleşmelerin geçerliliği için 6098 sayılı TBK’na, sözleşmenin hukuka aykırı genel işlem koşulları içermemesi unsuru getirilmiştir. Hem tüketiciler hem de tacirler için geçerli olan genel işlem koşulları denetimi, sözleşmelerin imzalanması aşamasında daha olumsuz durumda bulunan sözleşmenin tarafını dürüstlük kuralları kapsamında korumaktadır.   Bir sözleşme hükmünün genel işlem koşulları nedeniyle yazılmamış sayılabilmesi için öncelikle, o hükmün genel işlem koşulu niteliğinde olup olmadığı tespit edilmelidir. Bu anlamda sözleşmenin tipi, türü ve niteliği önem taşımaz. Sözleşme eşya hukukuna, usul hukukuna veya ticari bir alım satıma, sigorta hukukuna, bankacılık hukukuna vs. ilişkin olabilir. Bir sözleşme hükmünün genel işlem koşulu niteliğinde olabilmesi için ise, anılan hükmün genel işlem koşulunu kullanan tarafça, sözleşmenin kurulmasından önce, tek taraflı olarak, sadece o sözleşme için değil, çok sayıdaki benzer sözleşmelerde kullanmak amacıyla hazırlanmış ve karşı tarafın getirilen bu hükmü müzakere etmesine imkan tanımadan sözleşmenin imzalanmış olması gereklidir. Bir sözleşmedeki genel işlem koşulunun niteliğinin, objektif unsurlara göre belirlenmesi gerekmekte olup, bu hususta tarafların icra ettikleri meslekleri ve sıfatları, tacir veya tüketici olup olmadıkları önem taşımaz.  Bir sözleşmenin önceden ve çok sayıda kullanım amacıyla oluşturulup oluşturulmadığını tespitte değişik ölçütler kullanılabilir. Söz gelimi ortada matbu bir metin var ve kullanılan ifadeler soyut ve genel ise, birden fazla sözleşmede kullanma niyetiyle önceden oluşturulduğu kabul edilebilecektir. Diğer sözleşme metinleriyle özdeş ifadeler içermemesi tek başına, o sözleşmenin genel işlem koşulu denetimine tabi tutulmasını engellemez. Bu noktada aranılacak en temel unsurlardan birisi de, genel işlem koşulunu kullanan tarafın, karşı tarafa bu hükmü, değiştirilmesini engelleyecek tarzda ve o niyetle sunmuş olmasıdır. Mamafih, tek seferlik bir anlaşma için hazırlanan sözleşme metni için genel işlem koşulundan söz etmek mümkün değildir. Genel işlem koşulu niteliğindeki bir hüküm, sözleşmenin taraflar arasında müzakere ve pazarlık sonucu imzalanmış ise, artık ortada hukuka aykırı bir sözleşme hükmünden değil, sözleşme özgürlüğü çerçevesinde, sözleşmede yer alan bireysel bir anlaşma hükmünden söz etmek gerekir. Ancak, bir sözleşmede, bütün hükümlerin tartışılarak sözleşmeye konulduğuna ilişkin kayıt konulması, TBK’nın  m. 20/3 uyarınca, onları tek başına genel işlem koşulu olmaktan çıkartmayacaktır. Bir sözleşme hükmünün genel işlem koşulu niteliğinde olup olmadığını hangi tarafın ispat etmesi gerektiğine ilişkin TBK’da açık bir düzenleme olmamakla birlikte, 6502 sayılı TK’nın 5/3. maddesinden yola çıkılarak, önceden ve çok sayıda kullanmak amacıyla hazırlanmış belirli bölümleri boş olan ve sonradan doldurulan sözleşme hükümlerinin kural olarak müzakere edilmemiş olduğu, aksinin sözleşmeyi hazırlayan tarafça ispat edilmesi gerektiği kabul edilmeli, gerektiğinde bu konuda ticari ve e- posta yazışmaları, fakslar, sözleşme taslaklı vs. ispat vasıtalarından yararlanılmalıdır.   Bir sözleşme hükmünün genel işlem koşulu niteliğinde olduğunun anlaşılması halinde, genel işlem koşullarının üç aşamalı denetime tabi tutulması gerekir. Söz konusu denetim aşamaları; yürürlük (kapsam) denetimi, yorum denetimi ve içerik denetimidir.  Yürürlük denetiminde, genel işlem koşulunun karşı tarafın bilgisi dahilinde sözleşmeye konulup konulmadığına bakılmalı, müşterinin sözleşmeye genel işlem koşulu konulduğunu açıkça biliyor olması halinde diğer denetim aşamalarına geçilmelidir. Aksi halde diğer aşamalara geçilmeksizin genel işlem koşulu niteliğindeki hükmün sözleşmeden çıkarılması gerekmektedir. TBK m. 21 uyarınca, bir müşterinin önceden sözleşmedeki genel işlem koşulundan açıkça haberdar edilmesi, tek başına o hükmün geçerli hale geldiğini göstermez. Önceden müşteriye bildirilmemiş olan hükümler, genel işlem koşulu denetimine gerek kalmaksızın, sözleşmenin bir hükmü dahi sayılmamalıdır. Şayet sözleşme, o sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı bir genel işlem koşulu taşıyorsa, yani şaşırtıcı hüküm içeriyorsa, bu nitelikteki hükümler yönünden, müşterinin önceden ve açıkça bilgilendirilmiş olup olmadığı, bu hükmün müzakere edilip edilmediği önem taşımaksızın, o sözleşme hükmü TBK m. 21/2 uyarınca sözleşmeye yazılmamış sayılmalıdır.  Yürürlük denetimi kapsamında, genel işlem koşulu niteliğindeki hükümlerden müşterinin önceden ve açıkça bilgilendirilmemiş ve onun tarafından kabul edilmemiş olması halinde veya şaşırtıcı hüküm içermesi halinde o hükümler sözleşmeye yazılmamış sayılır. Böyle bir durumda, sözleşmeyi düzenleyen taraf, sözleşmede yer alan genel işlem koşulu niteliğindeki hükümler olmasaydı, o sözleşmeyi yapmayacak olduğunu söyleyerek, sözleşmenin geçersiz olduğu ileri süremez. Yürürlük denetiminin aşılması halinde yapılması gerekli denetim aşaması “yorum” denetimidir. Belirsizlik ilkesi de denilen bu denetim modelinde, sözleşmede yer alan genel işlem koşulu niteliğindeki hüküm içeriğinin ne olduğu konusunda bir anlaşmazlık bulunuyorsa, bu hükmün düzenleyen taraf aleyhine yorumlanması gerekir.Sözleşmede, yürürlük denetiminin aşılması ve yorumu gerektirecek bir belirsizliğin bulunmaması veya bulunsa bile düzenleyen aleyhine yorum yapılmış olmasından sonra, sözleşmenin bir de “içerik” denetimine tabi tutulması gerekmektedir. İçerik denetimi yapılırken, genel işlem koşulu olduğu ileri sürülen hükmün “dürüstlük kuralı” na aykırı olup olmadığı, karşı tarafın aleyhine ve onun şartlarını ağırlaştırıcı nitelikte olup olmadığına bakılacaktır. Hangi tür sözleşme hükümlerinin dürüstlük kuralına aykırı ve diğer tarafın şartlarını ağırlaştırıcı nitelikte olduğu hususu Kanunda düzenlenmemiş olup, mahkemece her somut olayda bu durumun tartışılması ve değerlendirilmesi gerekir. İçerik denetimi aşamasında, sözleşme hükmünün dürüstlük kuralına aykırı olduğu ve karşı tarafın şartlarını ağırlaştırdığının tespiti halinde, genel işlem koşulu niteliğindeki bu hükmün, yürürlük denetiminden farklı olarak, Kanunun emredici hükmüne açık aykırılık sebebiyle kesin hükümsüz sayılması gerekir. Genel işlem koşulu nedeniyle yazılmamış veya kesin hükümsüz sayılan sözleşme hükmünün, sözleşmenin uygulanmasında boşluk doğurması halinde, ortaya çıkan sözleşme içi boşluğun, hakim tarafından öncelikle yedek hukuk, bu yoksa MK m. 1 uyarınca örf ve adet hukukuyla, bu da yoksa hakimin hukuk yaratması yöntemiyle doldurulması gerekir. Somut olayda, taraflar arasında satım sözleşmelerinin matbu olarak hazırlanan  sözleşmeler olduğu, sözleşmelerin önceden muhtemel muhataplar dikkate alınarak hazırlandığı, içeriklerinin hemen hemen aynı olduğu, sözleşme içeriği koşulların önceden tek yanlı ve birden çok ilişkide kullanılmak üzere hazırlanmış ve genel ve soyut olduğu, çok sayıdaki benzer sözleşmelerde kullanmak amacıyla hazırlandığı anlaşılmaktadır. Genel işlem koşulu olması nedeniyle  müzakere edilmediği ve  şaşırtıcı hüküm olduğu  gerekçesiyle 6098 sayılı TBK 20 vd. Maddeleri gereği yazılmamış sayılması gerektiği iddia edilen düzenleme şöyledir. \"Sipariş ve Teslim\" ana başlıklı 3. Maddesinin \" Eksik veya Geç Teslimat\" yan başlığı altında 5.fıkrasında \"Alıcı, Satıcı tarafından kendisine teslim edilen tüm malları şartsız ve koşulsuz olarak her zaman Satıcı'ya fatura ve iade edebilir. Aynı madde  6.fıkra;   \"Makul süre dahilinde Satıcı'nın ilgili malları teslim almaması halinde Alıcı'nın iade malları saklama yükümlülüğü olmayıp, bu malları imha veya kargo yoluyla Satıcı'ya gönderme hakkı bulunmaktadır. Malların imha edilmesi durumunda imha edilen Malların bedeli Alıcı tarafından Satıcı'ya faturalandırılır. Kargoya teslim yoluna gidilmesi halinde ise tüm kargo masrafları ve ilgili ürün bedeli Satıcı'ya fatura edilir. Satıcı, Alıcı tarafından ilgili tüm malların kargoya tesliminin kendisine teslimi anlamına geldiğini kabul eder. \" Sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı bir genel işlem koşulu taşıyorsa bu nitelikteki hükümler yönünden, müşterinin önceden ve açıkça bilgilendirilmiş olup olmadığı, bu hükmün müzakere edilip edilmediği önem taşımaksızın, o sözleşme hükmü TBK md. 21/2 uyarıca sözleşmeye yazılmamış sayılmalıdır. Oysa uyuşmazlığa sebep olan hüküm taraflar arasındaki satım sözleşmesine ve tedarik ilişkisine yabancı bir düzenleme olmayıp satıma konu malların kayıtsız şartsız iadesini düzenlemektedir. Bahsi geçen düzenlemenin TBK 21/2 hükmünce şaşırtıcı hüküm olduğu gerekçesiyle yazılmamış sayılma imkanı bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.Bu aşamada bahsi geçen hükmün davacı tarafça müzakere edilip edilmediği hususunun belirlenmesi gerekmektedir. Sözleşme hükmünün müzakere edildiğini ispat yükünün davalı tarafta olduğunun kabulü gerekir. Çünkü  önceden ve çok sayıda kullanmak amacıyla hazırlanmış, belirli bölümleri boş olan ve sonradan doldurulan sözleşme hükümlerinin kural olarak müzakere edilmediği kabul edilmektedir. Aksinin sözleşmeyi hazırlayan tarafça ispat edilmesi gerektiğinden bu hususların davalı tarafça ispatı gerekir. İlk derece mahkemesince taraflar arasındaki e-mail yazışmaları ile bahsi geçen hükümlerin müzakere edildiği kabul edilerek genel işlem koşulu bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Dosyada bulunan e- mail yazışmalarının 08-20 Mart 2017 tarihlerine ait olduğu, davacı tarafça sunulan bu maillerden davacının sözleşme şartlarından ve özellikle uyuşmazlığa neden  olan  3. Madde gereği koşulsuz iade şartından haberdar olduğu, bu konuda bir kısım itirazlarını ileri sürdüğü, taraflar arasındaki erkek reyonuna dair sözleşmenin 04/10/2016 tarihinde,   bayan ve çocuk reyonuna ilişkin 2 adet sözleşmenin ise e mail yazışmalarından sonra  20/07/2017 tarihinde düzenlendiği, koşulsuz iadeyi  düzenleyen sözleşme hükmünün önceden davacı tarafça  bilindiği ve müzakere edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda genel işlem koşulundan bahsetme imkanı bulunmadığından davacının bu yönlere ilişen istinaf istemleri yerinde görülmemiştir. Tarafların ticari defterleri üzerinde yapılan incelememde davacı defterlerine göre davacını takip miktarı kadar alacaklı, davalı ticari defterlerine göre ise bilakis davalının davacıdan alacaklı olduğu rapor edilmiştir. Aradaki mutabakatsızlığa davalının bahsi geçen sözleşme hükmü gereği düzenlediği iade faturalarından kaynaklandığı anlaşılmakla davacının bu yönlere ilişen istinaf istemleri de yerinde değildir. Dosyaya davacı tarafça sunulan uzman görüşü mahkemece alınan bilirkişi raporu olmayıp raporlar arısındaki çelişkiden bahsedilemeyeceği gibi dosyada hüküm kurmaya yeterli delil toplanmış olmakla ilk derece mahkemesince davanın alınan denetime elverişli raporlar ve hukuki değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesinde de bir isabetsizlik bulunmadığından davacının tüm istinaf istemlerinin reddine karar vermek gerekmiştir. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 25/04/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"e4961772e5df4ed3","SID":"92b4cf5a59489b50"}}