{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    20. HUKUK DAİRESİ     <br>Esas-Karar No: 2022/362 - 2024/773<br>                     T.C.<br>                 ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>         20. HUKUK DAİRESİ <br><br>ESAS NO       : 2022/362 <br>KARAR NO\t: 2024/773<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>                                                                                            K A R A R <br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 4. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK <br>                                                  MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 20/12/2021<br>NUMARASI\t\t: 2021/25 E.  -  2021/450 K.<br><br>DAVACI\t: <br>VEKİLLERİ\t:<br><br>DAVALI\t:<br>DAVANIN KONUSU\t: YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü<br><br>\tTaraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 20/12/2021 tarih ve 2021/25 Esas - 2021/450 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: <br><br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ\t:Davacı vekili, müvekkilinin ev tekstili sektörünün lider kuruluşlarından biri olduğunu, faaliyetlerini \"...\" çatı markası altında sürdürdüğünü, müvekkiline ait \"...\" markalarının tanınmış marka olduğunu, davalı Şirketin 2018/59442 sayılı \"...+şekil\" ibareli marka başvurusunu yaptığını, müvekkilince bu başvuruya yapılan itirazın Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından kısmen yerinde görüldüğünü ve bir kısım malların başvuru kapsamından çıkarıldığını, başvurunun tümden reddi için müvekkilinin bu karara yaptığı itirazın ise YİDK tarafından reddedildiğini, oysa başvuru kapsamında kalan mal ve hizmetler yönünden de başvurunun reddinin gerektiğini, markaların benzer olduğunun davalı Kurumun da kabulünde bulunduğunu, her ne kadar davalı şirket adına 97/020675, 98/019473, 2000/28662 sayılı tescilli markalar mevcut ise de davalının, bu markaların kapsamına giren emtiayı genişletmeye çalıştığını, bu nedenle müktesep hak kurumundan yararlanamayacağını, ayrıca davalının, önceki tarihlerde tescilli markalarının görselini de değiştirdiğini, müvekkili markalarındaki \"...\" ibaresinin yazım stiline ve dalgalı şekline çok yakın bir kullanım seçtiğini, davalının bu markalardan sonra tescil ettirdiği markalarının aleyhine müvekkili tarafından açılan hükümsüzlük davalarının da müvekkili lehine sonuçlandığını, her ne kadar taraf markaları farklı sınıflara giren malları kapsıyor ise de bu malların aynı tüketici kesimine hitap ettiğini ve satış kanallarının da aynı olduğunu, müvekkili markalarının tanınmışlığı nedeniyle de dava konusu başvurunun tümden reddinin gerektiğini, müvekkili markalarının tanınmışlığı nedeniyle farklı emtia sınıflarına giren mal ve hizmetler açısından da korunacağını, davalının, müvekkilinin tanınmış markalarının ününden haksız şekilde faydalanma amacıyla ve önceki tarihlerde tescilli markalarının tescil kapsamı dışına çıkarak, dava konusu markayı tescil ettirmek istemesinin davalının kötü niyetini gösterdiğini, nitekim davalının markalarındaki renk kombinasyonunun ve harflerin tertip tarzının, müvekkili markalarına yakınlaşma amacı ile zaman içinde değiştirildiğine dair verilen Yargıtay kararlarının mevcut olduğunu ileri sürerek, YİDK’in 23.12.2020 tarih ve 2020-M-8909 sayılı kararının iptaline, dava konusu markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava  etmiştir.  <br>        \t\t\t\t\t\tDavalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, başvuru kapsamında kalan mal ve hizmetler yönünden taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, davacının diğer iddialarının da yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.<br>\tDavalı Şirket vekili, müvekkilinin uzun yıllardır züccaciye sektöründe \"...\" markası altında faaliyet gösterdiğini, bu sektörde \"...\" markasını maruf hale getirdiğini, davacının ise ev tekstili sektöründe faaliyet gösterdiğini, tarafların uzun yıllar farklı sektörlerde yan yana faaliyet göstermelerinden sonra davacının zaman içinde züccaciye sektöründe de faaliyet göstermek istemesi üzerine müvekkili markaları aleyhine davalar açmaya başladığını, davacı tarafından her ne kadar bu davaların çoğunda lehine karar verilmiş gibi gösterilmeye çalışılsa da, davacının lehine sonuçlanan az sayıdaki davanın, müvekkilinin sadece kırmızı logolu markaları ile ilgili olduğunu, taraf markaları arasında iltibas yaratacak derecede benzerlik bulunmadığını, ayrıca davacının markalarının 20, 22, 23, 24, 25, 26 ve 27. sınıflara giren tekstil ile ilgili ürünler için tescilli olduğunu, müvekkili başvurusunun ise 08 ve 21. sınıf giren mallarda tescil edilmek istendiğini, her iki taraf markasının da ev hanımlarına hitap etmesinin emtia benzerliği için yeterli bir kriter olamayacağını, zira ev hanımlarına hitap eden pek çok ürün olduğunu ve bunların hepsinin benzer olarak nitelendirilmesinin marka hukuku açısından mümkün olmadığını, taraflar arasında yargıya intikal etmiş uyuşmazlıkların hiçbirinde taraf markalarının kapsamına giren bu emtianın benzer bulunmadığını, aksine tüm kararlarda tarafların uzun zamandır yan yana faaliyet göstermeleri nedeniyle tüketici nezdinde farklı markalar oldukları imajının yerleştiğinin tespit edildiğini, davacının markalarının sadece sektörel anlamda tanınmış olduğunu, bu tanınmışlığın, uyuşmazlık konusu olan mallarda müvekkilinin önceki tarihlerde tescilli \"...\" ibareli markalarından doğan müktesep hakkının önüne geçemeyeceğini, kaldı ki müvekkili markalarının da züccaciye ve mutfak eşyaları sektöründe tanınmış bulunduğunu, 07, 08, 11 ve 21. sınıflara giren mallar yönünden müvekkilinin \"...\" markası üzerinde müktesep hakkının olduğunu, davacının davasına dayanak yaptığı 2006/23061, 2006/03814, 2001/02637, 159110, 149293, 115619, 85779, 2005/32261, 2007/23015, 96858, 121867 ve 2009/66400 sayılı markaların kullanılmadığını, dolayısıyla bu markaların SMK'nın 6/1 maddesi uyarınca yapılacak incelemeye dahil edilmemesi gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.<br> <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davalının \"...+şekil\" ibareli marka başvurusu ile davacıya ait \"...\"  ibareli tescilli markaları arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel ve sesçil olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu, YİDK kararında geçen davacının \"...\" ibareli bazı markalarının kullanım ispatına konu olup davacı tarafça SMK'nın 19/2 maddesi kapsamında davaya konu edilen mallar/hizmetlerde bu markaların kullanıldığının ispat edilemediği, bu markalar yönünden SMK'nın 6/1 maddesindeki koşulların oluşmadığı, kullanım ispatına tabi olmayan \"...\" ibareli markalar açısından ise dava konusu başvurunun kapsamındaki mallar ile bu markaların kapsamlarındaki mal ve hizmetler arasında benzerlik bulunmadığı, dolayısıyla bu markalar yönünden de SMK'nın 6/1 maddesi anlamında bir tescil engelinin olmadığı, davalı tarafın daha önceden 8. ve 2l. sınıftaki bazı mallar için 1990 yılından itibaren \"...\" ibareli tescilli markalarının bulunduğu, bu husus gözetildiğinde, davacının tanınmış olduğu iddia edilen mesnet  markalarından haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hususlarının kanıtlanamadığı, SMK'nın 6/5 maddesi koşullarının somut olayda bulunmadığı, başvurunun kötü niyetli yapıldığı iddiasının da kanıtlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. <br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, dosyaya sundukları emsal kararların dikkate alınmadığını, bu durumun yargı kararlarında istikrar olması gerektiği ilkesine aykırılık teşkil ettiğini, yine hükme esas alınan bilirkişi raporuna yaptıkları itirazların da değerlendirilmediğini, mahkemece davalı tarafın önceki markalarından kaynaklı müktesep hakkının olmadığı, taraf markaları arasında görsel, fonetik ve kavramsal açıdan yüksek derecede bir benzerlik bulunduğu kabul edilmesine ve davalıya ait başka markaların hükümsüzlüğü konusunda verilmiş emsal kararlar olmasına rağmen taraf markalarının kapsamlarının benzer olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığını, mahkeme kabulünün aksine taraf markalarının kapsamlarındaki mal ve hizmetlerin de benzer olduğunu, mahkeme kararının, mal ve hizmetlerin düşük düzeydeki benzerliğinin, markaların yüksek düzeydeki benzerliği ile bertaraf edilebileceği şeklinde var olan yargı kararlarına açıkça aykırılık teşkil ettiğini, davalı Şirketin ısrarla müvekkili markalarının kaligrafi şekline ve tertip tarzına yakın kullanımlar seçmesinin iyi niyet kuralları ile bağdaşmadığını, başvurunun kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.   <br><br>GEREKÇE\t:1- Dava, YİDK kararının iptali ve hükümsüzlük istemine ilişkindir.<br>\tİnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>\tDosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda açıklandığı üzere dava konusu başvuru kapsamında bırakılan mallarla, davacının itirazına mesnet olan ve tescil tarihleri ile başvuru tarihi arasında beş yıllık süre geçmediği için kullanmama define tabi olmayan markaların kapsamlarında yer alan mal ve hizmetler arasında benzerlik olmadığı, emtia benzerliği koşulu gerçekleşmediğinden, SMK'nın 6/1 maddesi koşullarının, başvuru kapsamında bırakılan mallar yönünden oluşmadığı, davacı markalarının ev tekstili sektöründe tanınmış olduğu, ancak başvuru kapsamında kalan mallar yönünden SMK'nın 6/5 maddesindeki hallerin ortaya çıkacağının ispat edilemediği, bu itibarla SMK'nın 6/5 maddesi anlamında bir tescil engelinden de söz edilemeyeceği anlaşılmakla, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair istinaf itirazlarının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.<br>\t2-Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının \"...\" ibareli marka tescilleri karşısında, davalının \"...+ şekil\" ibare ve biçimli marka tescil başvurusunun tescil edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.<br>\tYargıtay HGK.'nun 16.07.2008 gün ve 2008/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi Marka Hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötü niyetli olarak kabul edilmektedir. Yine Yargıtay HGK.'nun 21.09.2005 gün ve 2005/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca iyiniyetin asıl, kötüniyetin istisna olması sebebiyle davalının kötüniyetli olduğunun delil ve gerekçelerinin gösterilmesi gerektiğinden davacı, davalının kötüniyetinin bulunduğunu kanıtlamalı ve mahkemece de bunun delil ve gerekçesi gösterilmelidir.<br>\tSomut uyuşmazlıkta tarafların markalarında kullanmak istedikleri ibarelerin 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi anlamında benzer bulunduğu hem davalı Kurumun, hem de mahkemenin kabulünde olup, bu hususta bir tereddüt yoktur. Ayrıca davalı şirketin \"...\" ibareli 1997/023675, 1998/19473 ve 2000/28662 sayılı markaları varken yeni marka tescillerine yöneldiği, bu sırada özellikle 1998/19473 sayılı \"...\" ibaresiyle birlikte \"Dünya Küresi şeklini\" de içeren markasını yenileyerek, davacının gri, kırmızı ve beyaz renklerle oluşturulmuş ve tanınmışlık kazanan markalarına yanaştıracak biçimde düzenlemeye başladığı, özellikle \"...\" ibaresinin yazılı bulunduğu kırmızı kuşağın dalgalı biçimini de aynen işaretine yerleştirdiği, işbu davanın konusu bulunan davalının 2018/59442 sayılı marka tescil başvurusunun konusu işaretin de aynı mahiyette olduğu, yani davacının gri, kırmızı ve beyaz renklerle oluşturulmuş ve tanınmışlık kazanan markalarına yanaştıracak biçimde düzenlendiği, \"...\" ibaresinin yazılı bulunduğu kırmızı kuşağın dalgalı biçiminin de, yalnızca kırmızı renk yerine altın rengi kullanılarak yerleştirildiği anlaşılmaktadır. <br> \tDavalı şirketin öteden beri adına tescilli olan markalarını yenilemek istemesi, ticari yaşamın doğal gereği ve sonucu ise de, yeni marka tescillerine yönelirken, davacı ile birlikte farklı ürünler için eşzamanlı kullandığı tanıtım işaretlerini, kullanımla gerçekleşmiş bağımsızlığını muhafaza edecek biçimde düzenlemesi de bir başka zorunluluktur. Buna rağmen davalı şirket, biçim ve düzenleme tarzı bakımından, tamamen davacının tanınmışlık vasfı bulunan markasıyla ilişkilendirilmeye müsait olacak biçimde dava konusu başvurusunu düzenlemiş, böylece başvurusunun, davacının iş ürünleri, faaliyetleri ve işleriyle ilişkilendirilmesinin yolunu açmıştır. Bu durumda tüketici/hizmetten yararlanıcılar, bildiği güvendiği \"...+ŞEKİL\" ibareli markayı üreten davacı işletmenin, farklı alanlarda da üretim ve pazarlama yaptığını yahut hizmet sunduğunu düşünmeye başlayacak, sonradan tescil olunan markanın sahibinin, öncekiyle aynı kalite ve güveni tesis eden mal ve hizmet sunamaması durumunda ise hayal kırıklığına uğrayacak, kurulan bu zihinsel bağlantı, tanınmış davacı markasına odaklanan ilgiyi dağıtarak, zaman içinde onun markasının çekim gücünün azalmasına, itibarının erozyonuna ve giderek kaybolmasına yol açacaktır. Davalının bu eyleminin, başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan marka oluşturma, tescil ettirme ve kullanmaya yönelik eylemleri bilinçli biçimde gerçekleştirme sayılması gerektiği de açıktır. Bunun ise iyiniyetli bir girişim olmadığı, tescil yetkisi ve hakkının davacının tescilli markasının sahip olduğu imajın transferi amaçlı bulunduğu, dolayısıyla davalının bu eylemiyle marka tescil ettirme hakkını, haksız rekabetinin bir aracı olarak kullandığı, sonuçta ise davalının eyleminin Türk Medenî Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenen “Herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.” şeklindeki ilkeye aykırılık oluşturduğu kabul edilmelidir. Hakkın açıkça kötüye kullanılmasını ise hukuk düzeni korumaz. Dolayısıyla davalı başvurusunun tüm emtia yönünden reddedilmesi, tescil edilmiş ise hükümsüz kılınması gerekir. Esasen tüm bu gerekçeler, taraflar arasında görülüp sonuçlanan Dairemizin 29.11.2017 tarih ve 2017/1068 E.- 1082 K. sayılı kararı ile istinaf isteminin reddine karar verilen Ankara 2. FSHHM.'nin 14.06.2017 tarih ve 2016/364 E.- 2017/253 K. sayılı kararı ve aksi yöndeki Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 21.12.2017 tarih ve 2016/418 E. - 2017/610 K. sayılı kararını kaldıran Dairemizin 12.04.2019 tarih ve 2018/1000 E.- 2019/438 K. sayılı kararı ve son olarak Dairemizin 31.03.2022 tarih, 2022/380 Esas, 2022/464 Karar sayılı kararı ile de benimsenmiştir. Anılan kararlar, Yargıtay 11. HD.'nin 01.04.2019 tarih ve 2018/728 E.- 2019/2468 K., 21.01.2020 tarih ve 2019/2638 E.- 2020/620 K. ve 15.01.2014 tarih, 2022/3866 Esas, 2024/264 Karar sayılı kararları ile de onanmıştır. Somut olayda, dava konusu başvurunun, anılan kararlara konu markalardan farklı olarak, \"...\" ibaresinin yazılı bulunduğu kırmızı kuşağın dalgalı biçiminin, kırmızı renkli düzenlenmeyip, altın renginde düzenlenmesi de, yukarıda açıklanan nedenlerle davalının kötü niyetini ortadan kaldırmayacaktır. <br>\tBu durum karşısında mahkemece, davacının marka başvurusuna itiraz aşamasında da açıkça başvurunun haksız rekabete yol açacağını ve davalının tesadüfen söz konusu markayı seçmesinin imkansız olduğunu belirterek kötü niyet gerekçesine dayandığı gözetilerek, davalının markasının tesciliyle ilgili temelindeki bu sakatlık nedeniyle, istem konusu tüm mal ve hizmetler yönünden, başvurusunun tesciliyle ilgili itirazın reddine dair YİDK kararının iptaline ve markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, HMK.'nın 353/1-b.2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse \"düzelterek yeniden esas hakkında\" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK.'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. <br><br><br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;<br>\t1-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının, HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, <br>\t2-Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 20/12/2021 gün ve 2021/25 Esas - 2021/450 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,<br>\t3-Davanın KABULÜ ile ... YİDK'nin 23/12/2020 tarih, 2020-M-8909 sayılı kararının İPTALİNE,<br>\t4-Davalı Şirket adına tescilli 2018/59442 sayılı \"...+Şekil\" ibareli markanın HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE ve SİCİLDEN TERKİNİNE,<br>\t5-Alınması gerekli 427,60 TL maktu karar ve ilam harcından peşin alınan 59,30 TL harcın mahsubu ile kalan 368,3‬0 TL'nin davalı şirket ile davalı ... alınarak Hazineye irat kaydına,<br>\t6-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre belirlenen 25.500,00 TL maktu vekalet ücretinin davalı şirket ile davalı ... alınarak davacıya verilmesine, <br><br>\t7-Davacı tarafından ilk derece yargılaması sırasında yapılan 2.100,00 TL bilirkişi ücreti, 123,00 TL tebligat ve posta masrafı, istinaf aşamasında yapılan 101,30 TL posta gideri, 220,70 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı olmak üzere toplam 2.545‬,00 TL yargılama giderine, 59,30 TL peşin harç, 59,30 TL başvurma harcı eklenerek oluşan toplam 2.663,60 TL'nin, davalı şirket ile davalı ... alınarak davacıya verilmesine, <br>\t8-Davalı şirket ile davalı ... tarafından ilk derece yargılaması sırasında herhangi bir yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, <br>\t9-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333),<br>\t10-Davacıdan peşin olarak alınan 80,70 TL istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,<br>\t11-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br><br>\tDair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 19/04/2024 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde TEMYİZ yolu açık olmak üzere karar verildi. <br><br>GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 19/04/2024<br> \t\t\t\t<br><br>Başkan<br><br><br>Üye<br><br><br>Üye<br><br>Katip<br><br> <br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br>Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"a308c5b2ba99e39f","SID":"803a839d83070735"}}