{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/2270 Esas<br>KARAR NO: 2024/858 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: TEKİRDAĞ ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2021/1024 Esas - 2022/404 Karar<br>TARİHİ: 20/04/2022<br>DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan Semenin Tenzili)<br>KARAR TARİHİ: 16/05/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkilinin davalı şirketten  alacağının tahsili talebi ile Marmaraereğlisi İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalı borçlu icra takibine itiraz etmiş olduğundan icra takibinin durduğunu, davalı borçlu şirkete usulünce tebligat yapılmış olduğunu, davalı borçlu  tarafından borca itiraz edildiğini, gerekçe olarak da davacı alacaklı şirket ile aralarında herhangi bir hukuki ilişki olmadığını iddia ettiğini, ancak  davalının itirazı yersiz olup sırf zaman kazanmaya yönelik itirazda bulunduğunun açık ve net olduğunu, davalı borçlunun kötü niyetli olduğunu,  icra dosyası incelendiğinde görüleceği üzere borç konusu fatura alacağına ilişkin olup davalı şirkete fatura tebliğ edilmiş olmasına rağmen itiraz yada ödeme yapılmadığını, bundan dolayı fatura alacağına ilişkin olarak icra takibi yapıldığını, borçlu şirketin  kötü niyetli olup alacağı sürüncemede bırakmak için icra takibine itiraz ettiğini beyanla davalının haksız itirazının iptali ile takibin devamına, itiraz haksız ve kötü niyetli olmakla % 20 den az olmamak kayıt ve şartı ile icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesi ile; icra takibi her ne kadar cari hesaba dayalı olarak yapılmış olsa da taraflar arasında cari hesap sözleşmesi bulunmadığını, faturaların müvekkiline tebliğ edildiğini, müvekkilinin bu malları teslim almadığını, faturanın, hukuki sonuçları olan önemli bir belge olduğunu, Yargıtay kararlarında da belirtildiği gibi salt faturanın bildirilmesinin alacak hakkı doğurmayacağını, faturayı düzenleyen tacirin aradaki ilişkiyi ve malın teslimini de ispat etmesi gerektiğini, fatura düzenlenen muhatabının faturayı  tebliğ alarak 8 günlük süre içerisinde itiraz etmemiş olması halinde, faturanın mutad münderacatını yani satılan malın cinsi ve yapılan işin adeti, türü, bedeli gibi hususları kabul etmiş sayıldığını, sözleşmesel ilişkinin inkarı halinde faturayı düzenleyen kimsenin bu ilişkinin varlığını ve malın teslimini veya hizmetin tamamlandığını kanıtlaması gerektiğini,  davacı yanın kötü niyetli olduğunu beyanla davanın reddine, davacı aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 20/04/2022 tarih ve 2021/1024 Esas - 2022/404 Karar sayılı kararında; \"Dava; açık hesap ilişkisinden kaynaklanan alacak için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Yukarıda anılı Yüksek Mahkeme kararı gereğince, tarafların 2015 yılına ait ticari defterleri dosya arasına alınarak, davacının davalıdan takip tarihi itibariyle alacaklı olup olmadığı, alacaklı ise alacağın miktarı hususlarının belirlenebilmesi amacıyla dosya bilirkişiye verilmiştir. Bilirkişi ... 10/09/2021 tarihli raporunda özetle; \"davacı şirketin incelenen defterlerinin kendi lehine delil olduğunu, davalının 2016 yılına ait defterlerinin kendi lehine delil olduğunu, davalının 2015 ve 2017 yılına ait defterlerini ibraz etmediğini, tarafların defterlerinde yapılan inceleme itibariyle davacının davalıdan 343.092,29 TL alacaklı olduğunu, davalının temerrüde düşürüldüğüne dair bilgi ve belge olmadığından işlemiş faiz talebinin reddi gerektiğini\" mütalaa etmiştir. Bilirkişi tarafından sunulan raporun tetkik edildiğinde, istinaf bozmasına uygun olarak 2015 yılı defterlerinin değerlendirildiği görülerek rapor hüküm kurmaya elverişli görülmüştür. Yukarıda yapılan açıklamalar ile birlikte, tarafların iddia ve savunmalarına, benimsenen bilirkişi raporuna ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalıdan 343.092,29 TL alacaklı olduğu anlaşılmış, davanın kısmen kabulü ile davalı aleyhine başlatılan icra takibine vaki itirazın kısmen iptaline dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulması uygun görülmüştür. \" gerekçesi ile, Davanın kısmen kabulü ile,1-)Marmara Ereğlisi İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı takip dosyasına yapılan itirazın kısmen iptaline, takibin 343.092,29 TL üzerinden devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, 2-)Alacak likit ve muayyen olduğundan asıl alacağın %20'sine denk gelen 68.618,45 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiş ve verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesi ile; davacının Marmaraereğlisi İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyadan başlattığı haksız takibe itiraz üzerine görülen davanın müvekkili şirket aleyhine kısmen kabul edildiğini, davada kanıt olarak ticari defter ve bunlar üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemeleri ile tanık beyanlarının esas alındığını, Yerel mahkemece, birinci istinaf kararından sonra alınan 10.09.2021 tarihli bilirkişi raporunun usul ve yasaya uygun kabul edilerek hüküm kurulduğunu, aşamalardaki tüm Yerel mahkeme kararlarının hukuki açıdan garabet, usul hükümlerine açıkça aykırılık ve Yargıtay'ın yerleşik kararlarına açıkça itaatsizlik teşkil ettiğini; Kararı veren Tekirdağ ASTM'nin yetkili ve görevli olmadığını, HSK'nın 07.07.2021 tarih ve 608 sayılı kararı ile bazı illerde Ticaret Mahkemeleri kurulmasına ve yetki çevrelerinin yeniden belirlenmesine karar verildiğini, somut uyuşmazlıkta Marmara Ereğlisi ASHM'nin bahsedilen karar uyarınca dosyayı kararı veren Tekirdağ ASTM'ne gönderdiğini, Tekirdağ ASTM'nin, 26.02.2022 tarihli dilekçe ile bildirdikleri emsal karara rağmen, kendisinin yetkili ve görevli olduğunu kabul ettiğini ve başka hiçbir inceleme yapmaksızın hüküm verdiğini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21.06.2023 T. E:  495, K: 69843 sayılı kararının somut duruma örnek olarak verilebileceğini, bu ve benzer kararları çoğaltmanın mümkün olduğunu, Marmara Ereğlisi ASHM'nin, HSK'nın mezkur düzenlemesi ile birlikte yetkisizlik/görevsizlik kararı vermesinin Tekirdağ ASTM'nin ise bunu koşulsuz kabul ederek kendisini yetkili ve görevli addetmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ve kararın öncelikle bu nedenle kaldırılması gerektiğini; Dairemizin Önceki Kararına İlişkin Eleştirileri; Yerel mahkemece verilen ilk kararın Dairemizin kararı ile kaldırıldığını, kararda dava konusu 2016 yılında düzenlenen faturaların ödendiği kabul edildiği halde, davacının ticari defterlerine göre 2015 yılında oluşan alacağının 2016 yılına aktarıldığı, bu nedenle 2015 yılına ait ticari kayıtların da incelenmesinin ve ispata dair sair kurallar nazara alınarak yeniden değerlendirme yapılmasının istendiğini, bu haliyle Dairemiz kararının; \"Davacının, icra dosyasına sunduğu belgelerden başka kanıtlarına göre inceleme yapılıp yapılamayacağı, iddiaya dayanak faturaların icra dosyasına sunuldukları ve ödeme emri ekinde müvekkiline tebliğ edilip edilmediği, böyle bir iddianın külliyen gerçekdışı olduğu, bunun kabul edilmesinin ise en hafifinden görevi ihmal oluşturacağı, ticari defterlerinin süresinde ve usulüne uygun olarak sunulup sunulmadığı, dolayısıyla ticari defterlerin kanıt olarak halen nazara alınıp alınmayacağı, dava dilekçesinde, tanık deliline dayanmayan davacı tanıkların anlatımlarına göre karar verilip verilemeyeceği, Uyapta taranmamış olan, icra dosyasında da taranmamış olan taraflar arasında yazılı sözleşme bulunmamasının sonuçları, sözleşme bulunmamasına rağmen faturalar kayıtlı olsa bile mal tesliminin ispatının gerekip gerekmeyeceği, hiçbir delil bildirmeyen davacının usulsüzce dinlenen tanık beyanlarına itibar edilip edilmeyeceği, davacının ikrar ettiği maddi olgular, davacının yegane delili olan ticari defterlerinde tespit edilen çelişkili, mükerrer ve eksik kayıtlar nedeniyle defterlerin usulüne uygun tutultup tutulmadığının ve bu nedenle de sahibi lehine delili oluşturup oluşturmadığının\" üzerinde durulmadan sonuca gidilmiş olmasının ve bu uyuşmazlığın salt tarafların fatura kayıtları olup olmadığına indirgenmesinin en basitinden Yargıtay'ın yerleşik kararlarına, usul hükümlerine, savunma nedenlerine karşı durmak anlamına geldiğini; Hükme esas alınan 10.09.2021 tarihli bilirkişi raporunun taraflarına tebliğ edilmediğini, Tekirdağ ASTM'nin, görevli ve yetkili olmadığı halde dosyayı apar topar karara bağladığını, kararına dayanak yaptığı 3. kök raporun taraflarına tebliğ edilmediğini, bu konuda talepte bulunulduğu halde rapor tebliğ edilmeden karar verilmesinin usuli dinlenilme hakkını ihlal ettiğini ve adil yargılanma prensiplerini rafa kaldırıldığını, bilirkişi raporuna itirazları beklenmeden rapora itibarla karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının ne dava dilekçesinde ne de başka bir yerde tanık bildirmediğini, aşağıda itirazın iptali davalarında icra dosyası kapsamından farklı delillere dayanılamayacağına dair itiraz ve beyanlarının yer aldığını, bu hususlar bir yana dava dilekçesi veya başka bir dilekçede tanık deliline dayanmamış olan davacı tanıklarının dinlendiğini ve böylece mal teslimi hususunda kanaat oluşturulmuş olmasının bile mevcut hukuk düzeninde kabul edilemeyeceğini, kanunsuz ve usulsüz kanıtın, mahkemeler üzerinde müvekkilinin kazanılmış haklarına aykırı olarak bir kanaat oluşturturduğunu, dolayısıyla adil bir yargılamadan bahsedilmesine de olanak bulunmadığının açık olduğunu, icra dosyasına fatura sunulmadığını, sadece 2016 yılına ait tek sayfadan ibaret bir listeye dayanıldığını, Dairemizin ilk kararında, 2015 yılına ait faturaların icra dosyasında olduğundan bahsedildiğini, ancak bu kabulün dosya kapsamına, Uyap kayıtlarına açıkça aykırı olduğunu, takip talebine ekli yegane evrağın 2016 yılına ait bir liste olduğunu, Dairemizin bu açık olguyu atlamasının kabul edilemeyeceğini, icra dosyasına fiziken sonradan eklenen faturaların, en başta icra dosyasında varmışçasına kabulünün mümkün olmadığını; İcra Dosyası ve Davacı Defterlerinin Değerlendirilmesine İlişkin Beyanları; Yerel mahkemenin 3. asıl (Kök) rapora itibarla hüküm verdiğini ve başka bir denetlemeye ihtiyaç hissetmediğini, hatta raporun taraflarına tebliğ ve itirazları beklenmeksizin hüküm kurulduğunu, usul ve yasaya Yargıtay'ın konuya ilişkin yerleşik kararlarına açıkça aykırı bu kabul ve yöntemin fahiş bir hata olduğunu;Hükme esas alınan ancak taraflarına itiraz hakkı tanınmayan bilirkişi raporunda müvekkiline ait 2015 yılı defterlerinin incelenmediğinin, davacının aşamalarda süresinde sunmadığının ve bu nedenle dayanmadığı kabul edilecek olan defterlerine ise iddiayı genişletmek pahasına dayanıldığının açık olduğunu, Dairemizin ilk kararında 2015 yılında düzenlenen faturaların tarafların ticari defterlerinde karşılıklı olarak kayıtlı olup olmadıklarının denetlenmesini istediğini, davacı tarafından hiç dayanılmayan 2015 yılı faturalarına, üstelik bu faturaların içerikleri denetlenmeden oluşturulan bilirkişi incelemesi ile sonuca gidilmesinin yasaya açıkça aykırı olduğunu, HMK'nın 222. maddesine göre mahkemenin, ticari defterler üzerinde resen araştırma ve inceleme yapabileceğini, aşamalarda müvekkiline ait ticari defterlerin bulundukları yerlerin bildirildiğini;Takip dosyasında olmayan belgelere dayalı hüküm kurulamayacağını, yargılamanın davacı tarafın ticari defter ve belgeleri esas alınarak bitirildiğini, bu kapsamda davacının 2016 yılında düzenlediği 6 adet faturanın incelemenin odağında olduğunu, bu altı adet faturanın icra takip dosyasına sunulmadığını, takip dosyasında bu faturalara dayanılarak takip açıldığına dair herhangi bir ifade bile bulunmadığını, aksine davacının icra takibinde sadece cari hesap ilişkisine dayandığını, itirazın iptali davalarının icra dosyası ile sıkı sıkıya bağlı davalardan olduğunu, yargılamanın davacı tarafından icra dosyasına sunulan belgeler üzerinde ve bu belgeler incelenmek suretiyle yürütülmesi gerektiğini;Davacının yargılama sırasında ikinci cevap dilekçesinden sonra ortaya çıkardığı faturaların nazara alındığını, sonradan ibraz edilen/ortaya çıkan faturaların değerlendirilmesinde ise hataya düşüldüğünü, davacı vekilinin 1.oturumda takibin tek dayanağı olarak gösterdiği \"cari hesap\" ifadesini sehven yazdığını beyan ettiğini, müvekkili ile davacı arasında bir cari hesap ilişkisi olmadığını, başkaca yazılı bir sözleşme de bulunmadığını, bu hususun mahkemenin kabulünde olduğunu, davacının alacağını açıkça 6 adet faturaya dayandırdığını ve Marmara Ereğlisi ASHM sürecinde alınan tüm raporlarda 2016 yılına ait faturaların nazara alındığını;Davacının alacağının dayanağı olarak açıkça ifade ettiği bu 6 adet faturalarının bile icra dosyasına sunulmadığını, Dairemizin incelenmesini istediği 2015 yılına ait faturalardan bahsetmeye bile gerek bulunmadığını, hiçbir fatura takip dosyasına sunulmadığı gibi davada bile delil ibraz sürelerinin sona ermesinden sonra sunulabildiğini, takipte yer almayan, takip dosyasına sunulmayan/açıklanmayan belgelere dayanarak hüküm tesisinin isabetsiz olduğunu, iddianın mahkeme eliyle genişletildiğini ve davacıya yeni delil sunma imkanı verildiğini, bunun kabul edilemez nitelikte olduğunu, yargılamanın davacı tarafın ticari defter ve belgeleri esas alınarak bitirildiğini, davacının aşamalarda kanıt olarak sadece; dava dilekçesine eklediği ancak icra dosyasında bulunmayan 27 nüsha fatura fotokopisine, bir adet ödeme çizelgesine, alacağı tevsik eden belgeler, bilirkişi incelemesine dayandığının görüldüğünü, davacının delil olarak kendi ticari defter ve kayıtlarına, bu arada tanık deliline dayanmadığını, biran için davacının ticari defter ve kayıtlarının kanıt olduğu kabul edilse bile varılan sonucun yanlış olduğunu, alacağın açıkça 2016 yılında düzenlenen 6 adet faturaya dayandırıldığını, ancak bilirkişi raporlarından ve Dairemiz kararından da görüleceği üzere 2016 yılına ait açık hesap hareketlerine göre müvekkilinin borcu değil alacağının olduğunu, sadece 2016 yılı kayıtlarının değerlendirilmesi gerektiğini;Ticari defterler üzerinde resen bilirkişi incelemesi yaptırılabilmesi imkanı bir tarafa, ticari defterlerin bir tarafa bırakılarak faturaların nazara alınmasına imkan olmadığını, ticari defterler ile faturaların ayrı birer belge olduğunu, 09.01.2018 tarihli birinci kök raporda davacıya ait; 2016 yılı envanter defterinin, 2016 yılının kebir defterinin, 2016 yılı yevmiye defterinin, bu konuda verilen usulüne uygun kesin süreye rağmen sunulmadıklarının yazılı olduğunu, aynı raporda 2015 yılına ait Envanter ve Kebir defterlerinin ise tamamen boş olduklarının açıklandığını, dolayısıyla davacı defterlerinin delil niteliklerinin olmadığının, birbirlerini teyid edip etmediğinin belirlenemediğinin raporda açıkça vurgulandığını, bu tespit ek raporlarda veya alınan kök raporlarda değiştirilmiş ise de, gerekçesinin ortaya konulamadığını, davacının aslında üzerinde bilirkişi incelemesi bile yapılmasına olanak bulunmayan ticari defterlerinin yerini, ancak birinci bilirkişi raporundan sonra ve mahkemenin zorlaması ile bildirdiğinin sabit olduğunu, hatta mahkemenin bilirkişiyi davacı defterlerini yerinde inceleme yetkisi ile teçhiz ettiğini ve İstanbul'a yolladığını, dava dosyasına hiç sunulmamış defterler bilirkişi tarafından yerinde incelenmiş olacak ki ek raporunda 2016 yılına ait defterlerin açılış/kapanış tasdiklerinin süresinde yapıldığını belirttiğini, ancak 2015 yılının defterlerindeki “boşlukların” hiç değerlendirilmediğini, buna göre, 2015 yılının “boş” defterlerinin, sunulmayan ve/veya eksik sunulan kanıt olarak ise hiç dayanılmamış defterlere itibar ile hazırlanmış raporların kabulünün mümkün olmadığını; Eldeki istinaf talebine konu bilirkişi raporunun ise nasıl hazırlandığının tam bir muamma olduğunu, davacıya ait olup da, bir türlü sunulmayan ve kaçırılan defterlerin nasıl olup da incelendiğinin raporlarda gösterilmediğini, katılmamakla birlikte sahibi lehine delil kabul edilen ticari defterlerinde davacının müvekkilinden alacağını sıfırladığının atlandığını, Dairemizin ilk kararında bu hususa neden yer verilmediğini merak ettiklerini, birinci ek raporda davacı tarafından sunulan 2016 defterlerinde borcun sıfırlandığının görüldüğünün vurgulanması üzerine bu kez davacı tarafın adeta paniklediğini, davacı vekilinin 24.05.2018 havale tarihli dilekçesinde borcun kalmadığına dair kayıt ile ilgili olarak;“…31.12.2016 tarihinde yapmış olduğu kapama, davacı şirket muhasebecisi tarafından sehven yapılmış ve davacı şirket kesinlikle alacağından vazgeçmemiş ve davalı şirket tarafından da herhangi bir ödeme yapılmamıştır…” ifadesine yer verildiğini, davacının takibinde “sehven” cari hesaba dayandığını, borcun “sehven” sıfırlandığını ve bilirkişi raporlarının “sehven” hazırlanarak davanın da adeta “sehven” bitirildiğini, takip dosyasında, “…cari hesabı sehven…” vurguladık diyen davacı tarafın “…borcun kapatıldığına dair kaydı sehven muhasebeci yapmış…” ifadelerinin inandırıcılıktan/ciddiyetten uzak olduğunu;Davacının, aynı panikle 2017 yılı defterlerini de sunduğunu ve mahkemece yeni delil, iddianın genişletilmesi vb. kurumlar hiçe sayılarak ve hatta davacının 31.05.2018 havale tarihli dilekçesi ekinde sunduğu “mizan” bile kanıt kabul edilerek ikinci ek rapor alındığını, davacı defterlerinin esasında tesadüfen tutulduğunun da ortaya çıktığını, işin garip yanının ikinci kök raporda bilirkişinin 2015 yılı defterlerinin boş olduğunu nazara almaması olduğunu, birinci kök raporda 2015 yılı envanter ve kebir defterlerinin boş olduğu yazılı iken ikinci kök raporda bu hususa değinilmemiş olmasının raporun sadece faturalar üzerinden hesaplandığını açıkça ortaya koyduğunu, netice itibariyle, davacı defterleri usulsüz tutulmuş olup kanıt olma niteliği bile bulunmadığını, davacı tarafından sunulan faturaların tamamının irsaliyeli fatura olarak düzenlendiğini, faturaların bir kısmında teslim alan kısmında davacı şirketin unvan ve adresini içeren kaşe basılmak suretiyle, diğerlerinde ise isim yazılmaksızın sadece imza atıldığını, bir faturanın ise hiç yevmiye defterine işlenmediğini, alınan 09.07.2018 tarihli 2. ek raporda ise; davacı tarafın defterlerini sonradan düzenleyerek/ doldurarak/ değiştirerek mahkemeye sunması ve bu defterler üzerinden yapılan incelemede ise; davacı tarafın sunmuş olduğu, 2017 yılı envanter, yevmiye ve kebir defterlerinin incelenmesinde, \"2016 yılında sehven kapatıldığı\" belirtilen müvekkiline ait hesabın, 01.01.2017 tarihinde 22 yevmiye numaralı kayıt ile 331 ortaklar borçlar hesabına alacak, 128 şüpheli ticari alacaklar hesabına \"hsp mütabakatları\" açıklaması ile borç kaydı yapılarak, 128.01.001 kodlu \"...\" muhasebe hesabına 372.843,09 TL borç bakiyesi oluşturulduğunu, müvekkili aleyhine oluşturulan borçların rakamları çelişkili olduğu gibi müvekkili aleyhine borç doğuracak evraklardan olmadıklarının açık olduğunu, aynı şekilde 31.12.2017 tarihli bilanço kayıtlarında ise Kuzeykimden 128 hesapta  372.843,09 TL alacaklı olduğu, yani 2016 yılında sıfırlanan borcun sonradan yeniden oluşturulduğuna dair tespitte bulunduğunu;Konusunda uzman olan bir bilirkişinin ilk yaptığı tespitin üzerine, bir alacak kaydının eklenilmiş olmasının zaten söz konusu defter ve hesaplar üzerinde oynandığının bariz göstergesi olduğunu  bileceğini, mahkemenin verilen bu rapor ile yetinmeyerek dosyayı yeni bir bilirkişiye yolladığını, ikinci kök raporun ise, usulsüz, baştan savma, eksik, hatalı ve ek raporlarla çelişkili bir rapor olduğunu, ancak ne yazık ki hükme esas alındığını,  30.11.2018 tarihli ikinci bilirkişi raporunun sadece \"….faturalara süresi içerisinde itiraz edilmediği….\" şeklindeki kabule dayandırıldığını, haddini aşan bilirkişinin bu savını güçlendirmek adına; görmediği defterleri görmüşcesine, sunulmayan kayıtları varmışçasına, 2015 yılı kayıtları teslim edilmişçesine,1995 tarihli bir Yargıtay kararını bile ekleme cesareti göstererek borcun 2015 yılından geldiğinin kabulü ile rapor düzenlediğini, bilirkişi raporunda mal teslimine ilişkin tek kelam edilmediğini, ilk bilirkişinin raporlarında çelişki olduğu iddiası ile yeniden rapor aldırılmışsa da ikinci raporun ilk ve ikinci ek raporlarla çelişki doğurduğu halde yeni bir heyetten rapor aldırılması talebinin mahkemece nazara alınmadığını; Bilirkişi Raporları ve Temel Mantık Hatalarına İlişkin Beyanları; davacının 2016 yılı yevmiye defterinin önce sadece müvekkili ile ilgili kısmını ibraz ile yetindiğini, yani gizlediği kayıtlar olduğunu, davacının daha sonra defterlerinin İstanbul'da vergi incelemesinde olduğunu bildirdiğini, mahkemenin ise bilirkişiye defterleri vergi dairesinde inceleme emri verdiğini, ikinci bilirkişinin ise defterleri nerede ve nasıl incelediğinin halen meçhul olduğunu, bu kadar zorlamaya rağmen bile davacıya ait 2016 yevmiye defterinde müvekkili ile ilgili 04.01.2016, 23.01.2016, 26.01.2016, 27.01.2016, 29.01.2016, 30.01.2016 tarihlerinde herbirisi 57.032,94 TL olmak üzere toplam 342.197,64 TL borç kaydının ve buna karşılık 6 kalemde toplam 383.750,00 TL'nin ise bankadan tahsilat görüldüğünün yer aldığını, yasal defter denebilecek yevmiye defterine göre müvekkilinin 2016 yılı hesap hareketlerinde davacıya borcunun değil aksine fazla ödemesinin olduğunu; Ancak, davacıyı alacaklı çıkarmak konusunda ısrarcı olan bilirkişilerin 2016 tasdikli defteri ile yetinmeyerek bu kez de cari hesap ekstresine sığındıklarını, Ticaret Kanununda yeri olmayan, yasal defterler deyimine girmeyen ve hiçbir resmiyeti olmayan üstelik de herhangi bir sözleşmeye dayanmayan “cari hesap ekstresi”ne göre;\"-2016 yılı, 2015 yılından devir 414.394,69 TL. borç ile açılmış (!)-2016 yılında bahse konu altı adet fatura nedeniyle 342.197,64 TL. borçlanmış(!)-2016 yılında 383.750 TL. bankadan ödeme sağlanmıştır.\" denildiğini;İkinci bilirkişi raporunun 5. Sayfasında ise; “…2016 yılından borç yok ancak 2015 yılından gelen 414.394,69 TL. 2015 devir bakiyesi ile 2016 yılı alacak / borç kayıtları birlikte değerlendirildiğinde 372.843,09 TL. borç vardır…”  denildiğini, yani 2016 yılında borç olmadığının kabul edildiğini, birinci bilirkişi tarafından verilen birinci ek raporda;\"-2016 yılı yevmiye defterinde 31.12.2016 tarihli ... yevmiye nolu ... Cari 335.085,48 TL. gösterilerek bunun ... nolu şüpheli alacaklara atıldığına dair fişin olduğu -2016 yılı yevmiye defterinde 31.12.2016 tarihli ... yevmiye nolu fiş ile .alacak kaydının kapatıldığının” belirtildiğini, ikinci kök raporda ise, sırf davacı aleyhine olabileceği için bunlara hiç değinilmediğini düşündüklerini, bu kayıtlarla ilgili ikinci bilirkişi raporunda hiçbir açıklama bulunmadığını, 2015 yılı defterlerinin boş olduğunu raporunda kasten gizleyen, yine 2016 yılına ait hemen yukarıda yer verilen tespitleri kasten yazmayan ikinci bilirkişi raporunu düzenleyen bilirkişinin en hafifinden görevini ihmal ettiğini, yani temelde, her iki bilirkişi raporunda da borcun 2015 yılından devir ile geldiğinin ittifakla kabul edildiğini, eğer sadece 2016 yılı defterleri esas alınacaksa müvekkilinin borcunun bulunmadığının açık olduğunu ve her iki rapor ile de kabul edildiğini, eğer 2015 yılından devir gelen de nazara alınacaksa 2015 yılının defterleri sunulmadığından/boş olduğundan bahisle kanıt olma imkan ve ihtimallerinin de olmadığını; Davacı lehine kabul edilen defterlerde, 2016 yılında nereden veya hangi yıldan geldiğine bakılmaksızın müvekkilinin borcunun sıfırlandığının anlaşıldığını, bunun müvekkili lehine olduğu hususunun nedense atlandığını, kaygılarının bu kayda sığınmak olmadığını, müvekkili aleyhine uygulanan çifte standarda karşı durmak olduğunu, davacı lehine olanların kabul edilip, aleyhine olanların dışlanmasının ve bunun adına adil yargılama denilmesinin imkanının bulunmadığını, icra dosyasına dayanak yapılmayan kayıtların, davacının delilleri arasında yer almayan defterleri değerlendirip değerlendirmeyeceklerini merak ettiklerini, davacının hesap dökümlerinden alacağın doğrulanmaya çalışıldığını, icra takibindeki asıl alacak tutarı olan 372.843,09 TL’nin fazla olarak kaydedildiğinin vurgulandığını, dosyadaki tüm raporların, salt açılış kapanış tasdiklerine bakarak davacı defterlerinin sahibi lehine kanıt olduğundan bahsettiğini, davacının ticari defter ve belgelerinde en basitinden bir faturanın mükerreren kaydedildiğini, alacağın dayanağı kabul edilen bir adet faturanın ise hiç kaydedilmediğini, muhasebecinin yanlışlıkla oynadığının davacı tarafça açıkça ikrar edildiği defterlerin sahibi lehine nasıl olup da delil oluşturduğuna bir türlü akıl sır erdirilemediğini, belli şartlarda, birisinin hakkını diğerine verme kudretine sahip olduğu kabul edilen bu defterlerin yapboz tahtası olmasının ve bunun da usule uygun defter olarak kabul edilmesinin yasanın getiriliş amacına aykırı olduğunu, bir kimsenin kendi düzenlemiş olduğu belgelerin kendi lehine delil sayılmasının kural olarak mümkün olmadığını, sahibi lehine delil olabilmesi için bir takım şartların bir arada gerçekleşmesi gerektiğini, bu şartların;\"a)İki tarafın tacir olması,  b)Uyuşmazlık konusu, iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili bir hukuki işlem olması, c)Sahibi lehine delil sayılacak defterler ticari defter olmalı, d)Ticari defterler kanuna uygun olarak tutulmuş olmalı,  e)Bir Tacirin tuttuğu bütün defterler birbirini doğrulamalı, f)Karşı tarafın ticari defterleri bu defterlere aykırı olmamalı veya bu defter kayıtlarının aksini ispat edememiş olması,  g)Defterleri lehine delil olan tarafa tamamlayıcı yemin verilmesi\" şeklinde sıralandığını, bunların tespiti yapılmadan ticari defterlerin sahibi lehine sırf açılış/kapanış tasdiklerinin süresinde yapıldığından bahisle delil kabul edilmesinin büyük bir hata olduğunu, mal teslimlerinin ispat edilemediğini, Hukuk Genel Kurulu'nun 19.09.2018 tarih ve 2017/19-915 E. ve 2018/1338 K. sayılı kararında faturaya itiraz edilmemesi hususunun bir öneminin bulunmadığının temelde mal tesliminin ispatlanması gerektiğinin vurgulandığını, bu durumda faturaya itiraz edilmemiş olması hiçbir hukuki anlam ifade etmemekte olup temelde malların teslimi hususunun ispatı gerektiğini, aslında teslim edilmiş bir mal olmadığını gayet iyi bilen davacının son bir gayret tanık deliline dayandığını, dava dilekçesinde ve davaya cevap dilekçesinde tanık deliline dayanılmadığını; Davacının iddiasına göre irsaliyeli faturalardaki teslim alan imzalarının müvekkili çalışanlarına ait olması gerektiğini, yani ortada imza olgusu olduğunu, imzanın olduğu yerde tanığın dinlenemeyeceğini, tüm bunlara karşın davacının, delil listesinde dayanmadığı halde süresinden sonra tanık deliline dayandığını, mahkemece nedeni henüz bilinmemekle birlikte tanığın dinlendiğini, 07.09.2017 tarihli ön inceleme duruşmasında daha önce tanık deliline dayanılmadığı halde davacıya tanıklarını bildirmek üzere süre verilmesinin HMK madde 140/5'in açık ihlali olduğunu, usul hatasına dayalı bir kanıtın, hükme esas alınmasına yasal olanak bulunmadığını, bunun yanında tanıkların hangi yıla ilişkin dinlendikleri, soyut anlatımlarının kendiliğinden geçersiz olması bir yana usulsüz ve kanunsuz delil hükmünde olup da mahkeme nezdinde bir kanaat oluşturduğunun yadsınamayacağını, mahkemece usulsüz, süresinden sonra sunulan tanık delilinin takdirinde bile hataya düşüldüğünü, davacı tanıklarından ...'un, 3 adet yakıt tankı teslim ettik dediğini, halbuki, 2016 faturalarında 8 adet tankın faturalandırıldığının yazılı olduğunu, ...'ın ifadesinde, malların  ... isimli kişi tarafından teslim alındığını ifade etmiş ise de faturalardaki teslim alma imzalarının birbirine benzemedikleri, müvekkilinin ... diye bir çalışanının hiç olmadığı üzerinde durulmadığını, hatta ...  ifadesine bile başvurulmadığını; ... neden dinlenmediğini merak ettiklerini, tanıklar ...’in müvekkili şirketin ortaklarının başka bir işinde ortağı olduğunu belirtmişse de söz konusu malları ne teslim almaya ne de müvekkili şirketi borçlandırmaya yetkisi bulunmadığının ortada olduğunu, hayali olarak üretilen malların hayali olarak fatura edildiğini, müvekkili şirketin çalışanı olmayan bir kişiye de teslim edildiğinin iddia olunduğunu, davacı tanığı ...'un 30.12.2015 tarihinde davacı şirkette işe başladığını, sadece 5 ay çalıştığı dönemde 3 adet tankın tesliminin yapıldığını belirttiğini, yani rapor ekindeki hesap dökümünün incelenmesinde sadece Ocak ayı içerisinde 6 adet hayali faturanın üretildiğinin görüldüğünü, o halde mal tesliminin gerçekleşmediği/ispat edilemediği halde davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu beyanla; istinaf talebinin kabulüne, Yerel mahkemece verilen karar kesinleşinceye kadar icranın geri bırakılmasına, akabinde kararın kaldırılması ile davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, bakiye açık hesap alacağının tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ve takibin devamı taleplerine ilişkindir. Davacı taraf, davalıdan bakiye alacağının bulunduğunu ve alacağın ödenmemesi nedeniyle davalı hakkında icra takibi başlatıldığını, davalının takibe haksız olarak itiraz ettiğini beyan ederek itirazın iptaline karar verilmesini talep etmiş, davalı taraf icra takibinde cari hesap alacağına dayanıldığını, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadığını, yalnızca faturanın tebliğ edilmiş olmasının alacağı ispat etmeyeceğini, fatura konusu malın teslim edildiğinin ispat edilmesi gerektiğini beyan ederek davanın reddini savunmuş, Mahkemece ilk olarak 10.01.2019 Tarihli, 2017/85 Esas ve 2019/13 Karar sayılı karar ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, verilen kararın davalı tarafın vaki istinafı üzerine Dairemizin 04.03.2021 Tarihli, 2019/840 Esas ve 2021/302 Karar sayılı kararı ile; davacının takip konusu alacağını 2015 ve 2016 yılında davalı adına düzenlendiği mal satış faturalarına dayandırdığı, Mahkemece hükme esas alınan son bilirkişi raporunda davacının 2016 yılı ticari defter ve belgelerinin incelendiği, 2015 yılı ticari defterleri ve bu yıla ait faturalar ile ilgili herhangi bir inceleme yapılmadığı, bu faturaların defterlerde kayıtlı olup olmadığı tespit edilmeden cari hesap ekstresine dayanılarak davacının alacaklı olduğunun tespit edildiği, kararın eksik inceleme neticesinde verildiği, buna göre taraflara 2015 yılına ait ticari defterlerini ibraz etmeleri için usulüne uygun süre verilerek dosyanın bilirkişiye tevdi edilmesi ve davacı tarafından dayanılan 2015 yılı faturalarının da tarafların ticari defterlerinde kayıtlı olup olmadıklarının tespit edilmesi, 2015 yılı faturalarının defterlerde kayıtlı olmaması halinde davalının faturalara konu malların teslim edilmediği savunmasının ispat hukuku çerçevesinde değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğinden bahisle HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca kaldırılmasına ve dosyanın yargılamanın yeniden görülmesi için Mahkemesine iadesine karar verilmiş, Marmara Ereğlisi Asliye Hukuk Mahkemesi'nce (Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) devam edilen yargılamada Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun 07/07/2021 tarih ve 608 sayılı kararı ile Tekirdağ Asliye Ticaret Mahkemesi yargı çevresinin Tekirdağ ilinin mülki sınırları olarak belirlenmiş olması sebebiyle dosyanın görevli ve yetkili Tekirdağ Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine kesin olarak karar verilmiş, Tekirdağ Asliye Ticaret Mahkemesi'nce yargılamaya devam edilerek yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. 6102 sayılı TTK 5/3. maddesi; \"Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır.\" hükmünü, 5/4 maddesi ise; \"Asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yargı çevresindeki bir ticari davada görev kuralına dayanılmamış olması, görevsizlik kararı verilmesini gerektirmez; asliye hukuk mahkemesi, davaya devam eder.\" hükmünü haizdir.Somut davada; davanın 16/03/2017 tarihinde Marmara Ereğlisi Asliye Hukuk Mahkemesinde açıldığı, iş bu davanın açılmasından sonra, Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun 07/07/2021 tarih ve 608 sayılı kararı ile, Tekirdağ Asliye Ticaret Mahkemesi yargı çevresinin Tekirdağ ilinin mülki sınırları olarak belirlenmesine, işbu kararın 01/09/2021 tarihinden itibaren uygulanmasına karar verilmiş, eldeki derdest davaların devri ile ilgili bir düzenleme yapılmamış olduğuna göre Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2022/1574 Esas - 2022/2411 Karar sayılı ve Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin 2022/13108 Esas ve 2022/15376 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, davanın açıldığı tarih itibariyle görevli olan asliye hukuk mahkemelerinin, derdest dava dosyalarını yeni kurulan veya yetki çevresi genişletilen ticaret mahkemelerine devir ya da görevsizlik kararı vererek göndermeden yargılamasını yapması gerekmekte olup, 01/09/2021 tarihinden önce açılan iş bu davada görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla Marmara Ereğlisi Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu anlaşılmakla; İlk Derece Mahkemesince HMK'nın 114 ve 115. maddeleri uyarınca görevsizlik nedeniyle usulden red kararı verilmesi gerekirken işin esasına girilmesi hatalı olmuştur. Görev kamu düzenine ilişkin olup HMK'nın 355. maddesi uyarınca Dairemizce re'sen incelenmiştir. Kabule göre de dosya kapsamından; davacı tarafından davalı aleyhine Marmaraereğlisi İcra Dairesi'nin 2017/36 Esas sayılı dosyası ile 372.843,09 TL cari hesap alacağı ve 5.699 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 378.542,99 TL alacağın tahsili talebi ile ilamsız icra takibi başlatıldığı, alacağın türünün \"cari hesaptan kaynaklanan alacak\" olarak belirtildiği, icra takip talebine 01.01.2016 tarihinden başlayan 2016 yılına ait hesap ekstresinin eklendiği, dava dilekçesi ekinde ise davalı adına düzenlenmiş 2015 ve 2016 yılına ait irsaliyeli faturalar ile 2015 ve 2016 yıllarına ait hesap ekstresinin sunulduğu, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadığından davacının icra takibinde talep ettiği alacağının, Dairemizin önceki kararında da belirtildiği üzere 2015 ve 2016 yılında davalı adına düzenlenen mal satış faturalarından kaynaklanan bakiye hesap alacağı olduğu anlaşılmıştır.Mahkemece alınan birinci bilirkişi raporunda davacının 2015 yılına ait ticari defterlerinin incelendiği ve raporda; defterlerin tamamen boş olduğunun, 2016 yılı defterlerinden ise sadece yevmiye defterinin bazı kısımlarının sunulduğunun, bu nedenle açılış-kapanış tasdiklerinin tespit edilemediğinin, davalı tarafın ise 2016 yılı yevmiye ve envanter defterlerinin incelendiğinin belirtildiği, defterlerin usulüne uygun şekilde tutulduklarının, davacı tarafından 2016 yılında düzenlenen satış faturalarının tamamının tarafların defterlerinde kayıtlı olduklarının, öte yandan defterlerde davalı tarafından 2016 yılında yapılmış ödemelerin de kayıtlı olduğunun, davalının defterlerinde 2015 yılından devir gelen bir kaydın bulunmadığının ve 31.12.20216 tarihi itibariyle davacıya 11.448,41 TL borçlu olduğunun, davacının defterlerinde ise 2015 yılından gelen kayıt da nazara alınarak 31.12.2016 tarihi itibariyle davalıdan 335.085,48 TL alacaklı olduğunun tespit edildiği, bu rapora itiraz üzerine aynı bilirkişiden alınan 15.05.2018 tarihli birinci ek raporda; davacının 2016 yılına ait ticari defterlerinin Vergi Denetim Kurulu İstanbul Grup Başkanlığı'nda incelendiğinin ve defterlerinin açılış-kapanış tasdikleri süresinde yapılmakla usulüne uygun şekilde tutulduklarının, davacının defterlerinde 2016 yılı davalıya ait 335.085,48 TL borç tutarının 31.12.2016 tarihinde \"128\" şüpheli alacaklar hesabına virman yapıldığının, 31.12.2016 tarihinde ise alacak kaydı ile hesabın kapatıldığının ancak bu kapatma işleminin ne sebeple yapıldığının anlaşılamadığının, davacının 2016 yılı defterlerinin kapanış kayıtlarında davalıdan herhangi bir alacağının bulunmadığının tespit edildiği, alınan rapora davacı tarafın 2016 yılındaki kapanış kaydının muhasebecisi tarafından sehven yapıldığı ve 2017 yılı kayıtlarında hatanın düzeltiğinden bahisle itiraz edildiği ve 2017 yılı ticari defterlerinin de incelenmesinin talep edildiği, Mahkemece aynı bilirkişiden alınan 09.07.2018 tarihli ikinci ek raporda; davacının 2017 yılı yevmiye ve envanter defterlerinin usulüne uygun şekilde tutulduklarının, davacı tarafça 2016 yılında sehven kapatıldığı belirtilen kaydın 01.01.2017 tarihinde ortaklara borçlar hesabına alacak olarak kaydedildiğinin, 2017 yılı ticari defterlerinin kapanış kayıtlarında davacının davalıdan 372.843,09 TL alacaklı göründüğünün tespit edildiği, Mahkemece bu rapordan sonra dosyanın yeni bir bilirkişiye tevdi edilerek rapor alındığı, 30.11.2018 tarihli ikinci kök bilirkişi raporunda; davacının 2015 yılı ticari defterleri ile 2016 yılı yevmiye defterinin açılış ve kapanış tasdiklerinin yapıldığının, davacı tarafından 2016 yılında davalı adına 6 adet toplam 342.198,39 TL bedelli fatura düzenlendiğinin, davalı tarafından toplam 383.750,00 TL ödeme yapıldığının, davacının kendi kayıtlarında 2015 yılından gelen devir nazara alınarak 07.12.2016 tarihi itibariyle davalıdan 372.843,09 TL alacaklı olduğunun, davalının incelenen 2016 yılı yevmiye ve envanter defterlerinin açılış ve kapanış tasdiklerinin süresi içerisinde yapıldığının, davacı tarafından 2016 yılında düzenlenen 6 adet faturanın defterlerde kayıtlı olduğunun, 2016 yılında davacıya 383.750,00 TL ödeme yapıldığının tespit edildiği, 2015 yılından devreden alacak olup olmadığı konusunda bir açıklama yapılmadığı, Mahkemece verilen ilk kararda bu raporun hükme esas alındığı, Dairemiz kaldırma kararından sonra alınan 10.09.2021 tarihli bilirkişi kök raporunda ise davacının 2015 yılı, davalının ise 2016 yılı ticari defterlerinin incelendiği ve raporda; defterlerin usulüne uygun şekilde tutulduğunun, davacının 2015 yılı ticari defterlerinde davalı adına düzenlenen faturalar ile davalı tarafından yapılan ödemelerin gösterildiği, buna göre 31.12.2015 tarihinde yapılan mükerrer kayıtların tenzili ile davacının kendi defterinde davalıdan 343.092,29 TL alacaklı olduğunun tespit edildiği, Mahkemece anılan rapor hükme esas alınmak suretiyle davanın 343.092,29 TL yönünden kısmen kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır. Tek başına fatura düzenlenmesi alacağın ispatı için yeterli değildir. Fatura içeriğinin düzenleyen tarafça ispat edilmesi gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 222. maddesi uyarınca ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması ile diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması, diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi (Ek cümle: 22/7/2020-7251/23 md.) veya defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Somut dosyada; Mahkemece alınan son bilirkişi raporuna davalı tarafın itiraz süresinin beklenmediği ve bu şekilde savunma hakkının kısıtlandığı, kaldırma kararından sonraki 17.06.2021 tarihli duruşmada taraf vekillerine ticari defterlerinin ibrazı hususunda usulüne uygun ihtarat içerir kesin süre verilmediği, Dairemizin ilk kararında, davacının takipte talep ettiği alacağın 2015 ve 2016 yıllarında düzenlenen faturalara dayandığı ve bu nedenle tarafların 2015 yılı ticari defterlerinin de incelenmesi gerektiğine işaret edilmiş olmasına rağmen, yalnızca davacının 2015 yılı ticari defterlerindeki kayıtlara göre hazırlanan, davacının 2016 yılı ticari defterleri ile davalının 2015 yılı ticari defterlerinin ve tarafların 2016 yılındaki karşılıklı kayıtlarının incelenmediği, önceki bilirkişi raporları ile bütünlük arz etmeyen, takip tarihi itibariyle bakiye hesap alacağının tespit edilmediği bilirkişi raporu esas alınarak, davacı tarafından 2015 yılı bakiye hesap alacağı talep edilmiş gibi karar verildiği ve verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğu görülmüştür.Az yukarıda açıklandığı üzere davacı taraf takipte bakiye açık hesap alacağını talep etmekte olup takip tarihi 07.02.2017'dir. Takip tarihine göre bakiye hesap alacağının belirlenmesi için mali bilirkişi tarafından; öncelikle davacının 2015 ve 2016 yılı ticari defterlerinin usulüne uygun şekilde tutulup tutulmadıkları, 2015 yılı defterlerinin Mahkemece alınan ilk bilirkişi raporunda tespit edildiği üzere boş olup olmadıkları, tüm defterlerin açılış ve kapanış tasdiklerinin hangi tarihlerde ve nerede yapıldıkları, defterlerdeki kayıtların birbirini teyit edip etmediği, davacı lehine delil olma vasfını taşıyıp taşımadıkları, aynı şekilde davalının 2015 ve 2016 yılına ait ticari defterlerinin açılış ve kapanış tasdiklerinin nerede ve hangi tarihte yapıldığı, usulüne uygun şekilde tutulup tutulmadıkları, birbirlerini teyit edip etmedikleri, davalı lehine delil vasfı taşıyıp taşımadıkları, davacının alacağını dayandırdığı 2015 ve 2016 yıllarına ait tüm faturaların tarafların ilgili yıllara ait ticari defterlerinde kayıtlı olup olmadıkları, davalı tarafından faturalara karşılık ödeme yapılıp yapılmadığı, yapılan ödeme miktarları, davacının defterlerindeki 2016 yılına devreden 2015 yılı alacağının dayanağının bulunup bulunmadığı, bu alacağın 2016 yılında ödenip ödenmediği, davalının 2015 yılı defterlerinde davacı ile ticari ilişkisinin bulunup bulunmadığı, 2016 yılına 2015 yılından devreden davacı alacağının bulunup bulunmadığı, davacı tarafından 2016 yılında yapılan hesap kapama kayıtlarının sehven yapılmış olup olmadığının tespit edilmesi gerekmektedir.  Bu minvalde Mahkemece öncelikle taraf vekillerine 2015 ve 2016 yılı ticari defterlerini ibraz etmek üzere usulüne uygun ihtarat içerir kesin süre verilmesi, açıklanan hususları içerir şekilde yeni bir bilirkişiden rapor alınması, alınacak raporda davacının alacağını dayandırdığı 2016 yılı yönünden tarafların kayıtları arasında bir fark olmaması ve fakat 2015 yılı yönünden bir fark olması veya ticari defterlerin HMK'nın 222. maddesi kapsamında delil vasfını taşımadıklarının tespiti halinde faturaların irsaliyeli fatura oldukları nazara alınarak teslim alan kısımlarında davalıya ait isim, kaşe ve yetkili imzasının bulunup bulunmadığı, alacağın miktarı itibariyle tanıkla ispatının mümkün olmadığı, (kaldı ki davacının delilleri arasında tanık deliline dahi dayanmadığı), hususları ile davacı hakkında devam eden soruşturma dosyası ve vergi incelemesi sonucunun birlikte değerlendirilmesi ile gerekçelendirmek suretiyle bir karar verilmesi gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a3 ve 353/1-a6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın esasının kapatılarak Marmara Ereğlisi Asliye Hukuk Mahkemesi'ne (Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) gönderilmek ve gönderilecek Mahkemece yukarıda açıklandığı şekilde işlem yapılmak üzere İlk Derece Mahkemesine iadesine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ ile;  Tekirdağ Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 20/04/2022 tarih ve 2021/1024 Esas - 2022/404 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a3 ve 353/1-a6 maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın dosyanın esasının kapatılarak Marmara Ereğlisi Asliye Hukuk Mahkemesi'ne (Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) gönderilmek üzere mahkemesine İADESİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine, 3-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 4-Artan gider avansı olması halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, 5-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 16/05/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"cdb3b7b7187da450","SID":"b79d2387fbb0fb13"}}