{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/63 Esas<br>KARAR NO: 2024/856 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2019/618 Esas - 2021/726 Karar<br>TARİHİ: 15/10/2021<br>DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 16/05/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkili ile davalı arasında satış faturalarından anlaşılacağı üzere ticari ilişki olduğunu, müvekkilince çeşitli bilgisayar, donanım ve sarf malzemelerinin davalı borçluya USD üzerinden satışının yapıldığını, fatura tarihi itibariyle kur ve birim fiyat olarak faturalandırıldığını, davalı borçlunun fiili ödeme günündeki kur üzerinden borcu ödemekle yükümlü olduğunu, davalı borçlunun faturaya konu borçlarını hem vadesi geçtikten sonra hem de fiili ödeme tarihindeki kur yerine eski tarihli kur üzerinden ödediğini, Yargıtay içtihatlarına göre alacaklının kur farkını talep edebilmesi için taraflar arasında sözleşmede açık bir hüküm bulunması yada asıl faturada açıkça döviz karşılığının yazılması gerektiğini, müvekkili tarafından davalıya kesilen faturalarda alacak kalemlerinin döviz karşılığının mevcut olduğunu, ancak davalı borçlunun kur farkından kaynaklı borcu kabul etmeyerek icra takibine itiraz ettiğini, arabulucu nezdinde yapılan görüşmelerde de davalı/borçlunun kur farkından kaynaklı borcu ödemeyeceğini beyan ettiğini, bu nedenle işbu davanın ikame edilmesi gerektiğini beyanla davalı borçlunun haksız yere yaptığı itirazın iptaline, takibin devamına, haksız itiraz nedeniyle % 15'den aşağı olmamak üzere borçlu aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesi dava  ve talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesi ile; davacı şirketin beyan ve iddiaları hukuki ve fiili dayanaktan yoksun olup reddi gerektiğini, müvekkilinin 1977 yılından beri faaliyet gösteren ... markası ile yurt içi ve yurt dışında 65 mağaza ve bayi ile müşterisine ulaştığını,  müvekkili şirket ile davacı şirket arasında uzun yıllardan beri ticari ilişki mevcut olduğunu, taraflar arasında yazılı bir sözleşme olmadığını, yıllardır süre gelen uygulamada ise davacı şirket tarafından kesilen faturalarda vade farkı belirtildiğini ve müvekkili şirket tarafından da faturada yer alan bedeller üzerinden ödeme yapıldığını, taraflar arasında hiç bir zaman faturada belirtilen kurdan farklı olarak ödeme günündeki kur üzerinden ödeme yapılacağına ilişkin bir anlaşma olmadığını, davacı tarafından sunulan faturalar incelendiğinde de daha önce hiç bir zaman kur farkı faturası düzenlenmediğinin anlaşılacağını, sırf bu hususun dahi davacı şirket tarafından düzenlenen kur farkı faturasının haksız ve hukuka aykırı olduğunu açıkça gösterdiğini, müvekkili tarafından bu güne kadar yapılan ödemeler fatura bazlı ödemeler olmayıp, belirli aralıklarla süresi içinde toplu ödemeler yapıldığını, bu hususun dilekçe ekinde sunulan ve davacı şirket tarafından düzenlenen faturalar ile müvekkili şirket tarafından yapılan ödemeleri gösterir mizan kayıtları ile de görüleceğini, taraflar arasında bu hususta yazılı bir anlaşma olmadığı gibi satış sözleşmesinin de sözlü olarak döviz olarak kararlaştırılmamış olduğunu, müvekkili şirket tarafından tüm ödemelerin bu güne kadar Türk Lirası olarak yapıldığını, bu nedenle davacı tarafından düzenlenen 29.04.2019 tarih ... nolu 20.529.75 TL bedelli kur farkı faturasının Beşiktaş ... Noterliğinin 02.05.2019 tarih ... yevmiyeli ihtarnamesi ile davacı ya iade edildiğini, davacıya faturanın iade edilmesi üzerine İstanbul ... İcra Md. ... E Sayılı dosyası üzerinden başlatılan icra takibine müvekkilinin böyle bir borcu bulunmadığından bahisle itiraz edildiğini beyanla huzurdaki haksız ve hukuka aykırı davanın reddine, harç, masraf ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesi talep ve beyan etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 15/10/2021 tarih ve 2019/618 Esas - 2021/726 Karar sayılı kararında; \"Davanın; İ.İ.K. 67 madde uyarınca açılan itirazın iptali davası olduğu anlaşılmıştır. Davacı vekili delil ve belgelerini ibraz etmişler, davada; İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... Sayılı dosyasına  bilirkişi incelemesi, tanık, ticari defter ve her türlü kayıtlar, belgeler, taraflar arasında yapılmış olan her türlü yazışma, içtihat, doktrin, yemin, kanuni ve takdiri her türlü delile dayanmışlardır. Davaya dayanak İstanbul ...İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı takip dosyasında; alacaklı ... SAN.VE TİC.A.Ş. tarafından borçlu ... SAN. VE TİC.A.Ş. aleyhine 3.477,67 USD alacağın tahsili için 03/05/2019 tarihinde ilamsız genel haciz yoluyla takibe girişildiği, borçlu ... SAN. VE TİC.A.Ş. 'ne ödeme emrinin 08/05/2019 tarihinde  tebliğ edildiği, 09/05/2019 süresinde takibe, borca, yetkiye ve tüm ferilerine itiraz edildiği anlaşılmaktadır.“Kur farkı” alacağının talep edilebilmesi için taraflar arasında akdedilen sözleşmede hüküm bulunması ya da faturaya konu malların döviz karşılığı satımının yapılmış olması gerekir. Kur farkında vade farkı istemleri gibi teamülün olup olmadığı önemli değildir. Taraflar arasında kur farkı alacağını öngören sözleşme bulunmamakla birlikte dosyada bulunan satış faturalarının incelenmesinde malların döviz karşılığı satıldığı ve TL karşılığınında gösterildiği görülmektedir. Bu durumda davalı kur farkı alacağından dolayı sorumlu olacağından, davacının kur farkı alacağının ödeme tarihindeki kurun dikkate alınarak hesaplanması gerekir. Davacı tarafından davalı şirkete yapıan bir kısım malzeme satışlarına ilişkin düzenlenen faturaların USD para birimi üzerinden düzenlendiği, düzenlenen USD satış faturalarında , fatura düzenleme tarihi itibariyle ayrıca, USD Kuru üzerinden Türk Lirası karşılıklarının da faturada yer aldığı, USD üzerinden düzenlenen faturaların ödeme şekli olarak 30 gün içinde yapılacağı hususuna yer verildiği anlaşılmıştır. Yargıtay içtihatlarında da benimsendiği üzere, taraflar arasında yazılı veya teamülen  kur farkına ilişkin uygulama olmasa dahi, davacı tarafından davalı adına Döviz (USD) üzerinden düzenlenen ve USD olarak ödenmesi talep edilen fatura bedellerinin ödeme tarihinde kur üzerimnden ödenmesi gerektiği, fatura tarihindeki döviz (USD) kuru ile ödeme tarihindeki Döviz (USD) kuru arasında doğan Kur farkından davalının sorumlu olacağı, taraf beyanları, dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, İcra Dosyası, dosya kapsamı faturalar, Kur farkı faturası, tarafların ticari defter kayıt ve belgeleri ve tüm dosya kapsamı üzerinde yapılan ve detayları yukarıda ilgili bölümlerde verilen inceleme ve tespitler birlikte değerlendirildiğinde; davacı şirket tarafından davalı şirket aleyhine İstanbul ...İcra Müdürlüğü'nün 03.05.2019 tarih ... E Sayılı İlamsız icra takibinde davacı tarafından davalı adına düzenlenen ve ödenmesini talep ettiği kur farkı faturasını  Türk Lirası  üzerinden düzenleyip ödenmesi talep etmiş olmasına ragmen, akabinde TL üzerinden düzenlenen Kur Farkı faturasına dayanılarak İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün 03.05.2019 tarih ... E sayılı İlamsız Icra takibinde tekrar 3.477.67 USD üzerinden takip talebinin yerinde olmadığı, davacı takip dayanağı olarak Kur Farkı olarak hesaplanan ve davalı şirkete ödenmesi talep edilen 29.04.2019 tarih ... Seri Nolu KDV dahil 20.529.75 TL bedelli kur farkı faturasına dayandığı gözetildiğinde,  işbu 29.04.2019 tarihli Kur farkı açıklamalı 20.529.75 TL bedeli fatura üzerinden yapılabileceğinin kabulü gerektiği tarafların tacir olduğu, takip tarihinden itibaren Kur farkı açıklamalı 20.529.75 TL asıl alacak için takip tarihinden tahsiline kadar 3095 sayılı yasanın 2/2 maddesi gereğince %18.25 ve değişen oranlarda ticari avans faizi  talep edebileceği hususu tespit ve rapor edildiği denetlemeye ve hükme dayanak etmeye elverişli bilirkişi raporuna göre davanın kısmen  kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.\" gerekçesi ile, \"1-Davacının davasının KISMEN   KABULÜ İLE; -Davalının İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı takip dosyasına yaptığı itirazın 20.529,75-TL asıl alacak üzerinden İPTALİNE, takibin 20.529,75- TL tutarındaki  asıl alacak için 3095 sayılı yasanın 2/2 maddesi gereğince yıllık % 18.25 değişen oranlarda ticari avans  faizi uygulanmak suretiyle devamanı, 2-Alacak üzerinden %20 icra inkar tazminatı 4.105,95 TL' nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, -Fazlaya ilişkin talebin reddine,\" karar verilmiş ve verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesi ile; hükme esas alınan bilirkişi raporu ile yetkisiz tespitlerde bulunulduğundan bahisle Mahkeme tarafından aksi kanaat ile verilen hükmün kaldırılması gerektiğini, Yerel mahkemenin kararına dayanak aldığı bilirkişi raporunda yapılan tespitler ile mali uzman ekonomist bilirkişisinin kendisine verilen yetkiyi aşarak hukuki değerlendirmelerde bulunduğunu, taraflar arasındaki ticari ilişkiyi değerlendirme yetkisinin Mahkemeye ait olduğu göz önüne alındığında anılan raporun yetki sınırını aşarak düzenlendiğinin açığa çıkacağını; 6100 Sayılı HMK'nın \"Bilirkişi açıklamalarının tespiti ve rapor\" başlıklı 279/4. maddesi; \"Bilirkişi, raporunda ve sözlü açıklamaları sırasında çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hâkim tarafından yapılması gereken hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz.\" hükmünü içerip, mevcut dosya kapsamında alınan raporun işbu maddeye aykırı olarak düzenlendiğinin açık olduğunu, bu haliyle raporda ispat vasıtası üzerinde yapılan değerlendirmeler Mahkemenin takdirinde olan hususlar olmakla birlikte, hukuka aykırı bir şekilde tanzim edilmiş bilirkişi raporunun hükme esas alınmış olmasının hatalı olduğunu, Yerleşik Yargıtay içtihatlarının da bu yönde olduğunu; Davacının ispatlanamayan davasının reddine karar verilmesi gerekirken Yerel mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen kararın hukuka aykırılık teşkil ettiğini, ispat yükünün, belli bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda vakıa iddiasında bulunan tarafa düşen usuli bir yük olduğunu, ispat yükünün kural olarak davacıya düşeceğini, davacının davasını dayandırdığı olguları ispat etmesi gerektiğini, davacının beyan ettiği iddia gerçekten yoksun olup davacı ile müvekkili şirket arasındaki ticari ilişkinin yabancı para birimi üzerinden yürütüldüğü veyahut taraflar arasında kur farkının talep edilebileceğine dair bir anlaşmanın olduğunu gösterir hiçbir delil yokken sanki taraflar arasında sözlü bir şekilde yabancı para birimi cinsinden bir ticari ilişkinin kurulduğu kabul edilerek hüküm tesis edilmiş olmasının hatalı olduğunu, sözlü anlaşmanın varlığını ispatlama külfetinin iddia edene, yani davacıya ait olduğunu, taraflar arasında oluşan ödeme teamülünden farklı olarak kur farkı üzerinden ödeme yapılacağına yönelik anlaşmanın varolduğu iddiasının tarafların olağan ilişkisine aykırı bir durum olduğunu, davacının bu iddiasını ispatlaması gerektiğini ancak davacı kötü niyetli olup gerçek dışı olan iddialarını hiçbir delil olmadan beyan ettiğini, bu sebeple davacının işbu dayanaksız iddiaları sebebiyle müvekkili şirkete karşı açmış olduğu davanın reddi gerekirken aksi yönde hüküm tesis edilmiş olmasının hatalı olduğunu, müvekkili şirket ile davacı arasında tek seferlik alım satım ilişkisi kurulmadığını, uzunca bir süre devam eden ticari ilişkide taraflar arasında yazılı bir sözleşme ilişkisi bulunmadığını, Yerel Mahkemece gerek müvekkili şirket, gerekse davacı yan defterleri üzerinde yapılan incelemede müvekkili şirket ile davacı yan arasında hiçbir zaman kur faturasının düzenlenmediğinin tespit edildiğini; Müvekkili şirket ile davacı arasında süregelen ticari ilişkide davacı tarafından düzenlenen faturalarda, satıma konu ürünlerin bedelinin TL karşılığı ve bu TL karşılığının ne zaman ödenmesi gerektiğini gösterir vadelerinin de açıkça belirtildiğini, müvekkili şirketin faturalarda TL olarak gösterilen bedelleri yine faturalarda belirtilen vadelerde ödediğini, davacının, müvekkili şirket tarafından yapılan ödemeleri de kayıtsız kabul ettiğini, uzunca bir süre devam eden ticari ilişkide, faturalarda belirtilen kurdan farklı olarak ödeme günündeki kur üzerinden ödemelerin yapılmasına dair ne bir sözleşme ne de taraflar arasında bu yönde bir yazışma ihtar v.s. bilgi ve belge olmadığını, aksine taraflar arasındaki ilişki dikkate alındığında tüm fatura bedellerinin faturada belirtilen vadede ve faturada belirtilen kur üzerinden ödendiği sabit olup taraflar arasında bu yönde bir teamül oluştuğu kabul edilmeliyken Yerel mahkemece davacının ispatlayamadığı iddiaları doğrultusunda hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu; Kabul anlamına gelmemek kaydıyla; taraflar arasındaki ticari ilişkinin yabancı para cinsi üzerinden kurduğu kabul edilse dahi, dosyada mübrez faturalar incelendiğinde davacının tercih hakkını TL üzerinden kullandığının açık olduğunun görüleceğini, müvekkili şirketin davacı ile olan ticari ilişkisi sona erdiğinde davacının vadesinde TL olarak ödenen faturalara dayanarak kur farkı talebinde bulunmuş olmasının kötü niyetli bir talep olduğunu, davacının kötü niyetli olarak mevcut kur dalgalanmalarından yararlanmak istediğini, aralarındaki ticari ilişkinin varlığına aykırı bir şekilde müvekkili şirketten kur farkı talebinde bulunduğunu, davacının kötü niyetli taleplerinin reddi gerekirken Yerel mahkemece kısmen kabule dair verilen kararın hakkaniyete ve hukuka aykırı olduğunu, her şeyden önce, müvekkili şirketin vadesinde faturaların karşılığını ödediğini, müvekkili şirket temerrüde dahi düşmemişken davacının haksız taleplerinin reddi gerektiğini; Dosyada mübrez faturalardan da müvekkili şirketin satın almış olduğu malzemelerin yabancı bir para cinsindeki bedelinin, vade tarihindeki TL karşılığı üzerinden ödenmesi hususunda davacı ile karşılıklı olarak kararlaştırıldığının ve müvekkili şirketin vade tarihinde de TL karşılığı olan miktarı ödediğinin anlaşılacağını, müvekkili şirket davaya konu faturaların karşılığını vadesinde ödemiş olup temerrüde düşmesinin söz konusu dahi olmadığını, müvekkili şirketin temerrüde düştüğünün kabulü ile hükmedilen faiz de hatalı olup davacının haksız ve hukuki dayanaktan yoksun talepleri doğrultusunda verilen karara tüm yönüyle itiraz ettiklerini; Yerel mahkemece müvekkili şirket aleyhine %20 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmiş olmasının hukuka ve usule açıkça aykırı olduğunu, icra inkar tazminatına karar verilebilmesi için alacağın belirli ya da belirlenebilir olması gerektiğini, Yargıtay HGK. 14.07.2010 tarhli ve 2010/19-376 E, 2010/397 K. sayılı  kararında likit alacak kavramını açıkladığını, huzurdaki davada, taraflar arasındaki uyuşmazlık konuları dikkate alındığında kur farkına ilişkin taraflar arasında yazılı bir sözleşmenin bulunmadığı da dikkate alındığında davacının iddiasının ispata muhtaç olması karşısında kabul anlamına gelmemek kaydıyla müvekkilinin yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edilmesinin imkansız olduğunun sabit olduğunu, Yerel mahkemece müvekkili şirket aleyhine hükmedilmiş olunan icra inkar tazminatının haksız olduğunu; Yerel mahkemece davacının bir kısım talepleri bakımından davanın reddeolunduğunun sabit olduğunu ancak hüküm kısmında reddolunan kısım için müvekkili lehine vekalet ücretine hükmedilmediğini, kararın bu yönüyle de hukuka aykrılık teşkil ettiğini, yargılama giderlerinden sayılan ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 323., Avukatlık Kanunu’nun 169. ve Avukatlık Ücret Tarifesi'nin 1. maddesinde düzenlenen, ancak müstakil bir varlığı olmayan ve ait olduğu davanın konusunu teşkil eden hak ve alacağa sıkı sıkıya bağlı bulunan avukatlık ücretinin, davada haksız çıkan tarafa yükletilmesi gerektiğini, haksız davranışta bulunan bir kimsenin, bu haksız davranışının bütün sonuçlarından sorumlu tutulmasının hukukun genel kurallarından olduğunu, konuya ilişkin 6100 sayılı Kanunun 329. maddesinin birinci fıkrasının bu ilkeye dayandığını, değinilen Kanunun 330. maddesi uyarınca, vekalet ücretine yönelik hüküm fıkrasının taraf lehine kurulması gerektiğini, kural olarak, davada haklı çıkan tarafın kendisini vekil ile temsil ettirmiş ise, vekâlet ücretinin diğer yargılama giderleri gibi haksız çıkan taraftan alınarak haklı çıkan tarafa verilmesi gerektiğini, her iki tarafın kısmen haklı kısmen haksız çıkması durumunda, her iki tarafların ayrı ayrı vekalet ücretinden sorumlu tutulması, vekalet ücretinin kabul edilen miktara göre davacı yararına, reddedilen miktara göre ise davalı yararına hüküm altına alınması gerekmekteyken müvekkili lehine reddedilen kısım bakımından vekalet ücretine hükmedilmemiş olmasının hakkaniyete ve hukuka aykırı olduğunu beyanla; tehiri icra kararı verilmesini, Yerel mahkemece verilen kararın müvekkili şirket lehine kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, kur farkı alacağının tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ve takibin devamı taleplerine ilişkindir. Davacı taraf, davalı ile aralarında mal alım satımına dayalı ticari ilişki bulunduğunu, davalı tarafından adına USD cinsinden düzenlenen fatura bedellerinin fatura tarihindeki kur nazara alınarak ödendiğini, bu nedenle fatura ve ödeme tarihindeki kur farkı nedeniyle alacağının doğduğunu, bu alacak için düzenlenen faturanın davalı tarafından iade edildiğini ve alacağın tahsili için başlatılan icra takibine haksız şekilde itiraz edildiğini beyan ederek itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiş, davalı taraf, taraflar arasında kur farkı ödeneceğine dair yazılı bir sözleşme bulunmadığı gibi bu şekilde bir teamülün de olmadığını, yıllardır devam eden ticari ilişkide faturaların üzerinde belirtilen vadelerde ve üzerinde gösterilen TL cinsinden ödendiğini, davacının herhangi bir alacağının olmadığını beyan ederek davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Dosya kapsamından; davacı tarafından davalıya satılan mallar için bir kısım faturaların TL bedelli, bir kısım faturaların ise USD bedelli olarak düzenlendikleri, davacı tarafından düzenlenen mal satış faturalarına davalı tarafından itiraz edilmediği ve tüm faturaların davalının ticari defterlerinde kayıtlı oldukları, davalı tarafından USD cinsinden düzenlenen faturalar üzerinde düzenleme tarihindeki kur üzerinden TL karşılığının gösterildiği, davalı tarafından ödemelerin faturalar üzerinde gösterilen TL bedeller üzerinden yapıldığı, davacı tarafından 3 aylık aralıklarla kur farkı alacağı hesaplanarak davalının cari hesabına kaydedildiği, ödenmeyen toplam 3.477,67 USD kur farkı alacağının 20.529,75 TL olarak faturalandırıldığı ve 3.477,67 USD olarak takibe konulduğu anlaşılmıştır. <br>TBK'nın 99/2 maddesi uyarınca; ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç ödeme günündeki rayiç değer üzerinden ülke parası ile ödenebilir. Vergi mevzuatı gereği faturalarda yabancı para cinsinden bedel yanında, faturanın tanzim tarihindeki TL cinsinden bedelinin de yazılması zorunlu olduğundan, bu yazım biçimi döviz alacağını TL alacağa çevirmez. Yine aynı hüküm çerçevesinde kur farkı alacağının talep edilebilmesi için; satış sözleşmesinde satış bedelinin yabancı para cinsinden kararlaştırılması veya faturaya konu malların yabancı para karşılığı satımının yapılmış olması yeterli olup, kur farkında vade farkından farklı olarak teamül aranmaz. Dolayısıyla yabancı para borçlusu  borcunu vade/fiili ödeme tarihindeki rayiç değer üzerinden TL olarak ödemiş ise ve fiili ödeme/vade tarihindeki kur borcun doğduğu tarihteki tarihindeki kurdan yüksek ise, yabancı para alacaklısı, TBK'nın 99/2 maddesi uyarınca borcun doğumu tarihi ile fiili ödeme/vade tarihi arasındaki kur farkını talep edebilir. Somut olayda; davacı tarafından USD bedelle düzenlenen faturaların davalı tarafından itiraz ve iade edilmeksizin kabul edildiği ve defterlerine kaydedildiği, faturalar üzerinde yasal zorunluluk nedeniyle gösterilen TL karşılığın alacağı TL'ye çevirmeyeceği, davacı tarafından kur farkı alacağı talep edilebilmesi için USD cinsinden fatura düzenlenmiş olması yeterli olduğundan ayrıca taraflar arasında bu konuda bir yazılı sözleşme veya teamül aranmayacağı, davalı tarafından ödemelerin faturadaki kur üzerinden yapıldığı noktasında bir uyuşmazlık da olmadığından davacının fatura tarihindeki kur ile fiili ödeme tarihindeki kurun farklı olması nedeniyle oluşan alacağını davalıdan talep edebileceği, alacağın ispatı için başka bir delil aranmayacağı, ne var ki kur farkı alacağının yabancı para alacağı (döviz) üzerinden düzenlenen faturanın düzenlediği tarihin kuru ile faturanın tahsil edildiği tarihin kuru arasındaki farktan kaynaklanan ve TL olarak doğan bir alacak olduğu, kur farkı düzenlenen temel ilişkide asıl alacak miktarının döviz olarak aynı kaldığı, kur farkı alacağının ise döviz olarak istenmesi mümkün olmayıp, TL olarak talep edilebilecek bir alacak olduğu, Türk Kanunları’na göre döviz alacağının TL olarak istenmesi mümkün ise de, TL olarak doğan alacağın dövize çevrilerek istenmesinin mümkün olmadığı, davacı alacaklının kur farkından kaynaklanan alacağını ancak ödeme tarihindeki döviz kuru dikkate alınarak TL olarak isteyebileceği, (Yargıtay 11 HD'nin 26/05/2022 tarih, 2020/694 Esas ve 2022/4076 Karar sayılı ilamı ), davacı alacaklı tarafından kur farkı faturasının TL olarak düzenlendiği ancak takip talebinde, takip tarihindeki kur üzerinden Euro'ya çevirerek talepte bulunduğu, TL olarak doğan borcun yabancı para olarak istenilmesi mümkün olmadığından davacı tarafından yapılmış usulüne uygun şekilde yapılmış bir icra takibinin bulunmadığı, usulüne uyun şekilde takip yapılmış olmasının, itirazın iptali davası yönünden özel dava şartı olduğu, bu minvalde Mahkemece davanın HMK'nın 114 ve 115. maddeleri uyarınca usulden reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek takipte Euro cinsinden talep edilen alacağın TL'ye çevrilmesi suretiyle karar verilmesinin hatalı olduğu anlaşılmıştır.Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun usulen kabulü ile, mahkemece deliller toplanılmış olup, yeniden yargılama yapılmasını gerektirir bir husus bulunmadığından HMK'nın 353/1-a4 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması ve Dairemizce esas hakkında yeniden karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun USULEN KABULÜ ile; İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 15/10/2021 tarih ve 2019/618 Esas 2021/726 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a4 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, Dairemizce yeniden esas hakkında hüküm kurularak; 2-Davanın HMK'nın 114/1 ve 115/2. maddeleri uyarınca USULDEN REDDİNE, <br>İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN: 3-Karar tarihi itibariyle ve Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL karar harcından davacı tarafından dava açılırken peşin olarak yatırılan 236,73 TL harcın mahsubu ile bakiye 190,87‬ TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,5-Davalı tarafından herhangi bir yargılama gideri sarf edilmediği anlaşıldığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,6-Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden AAÜT 2023/2024 e göre hesap ve takdir olunan 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,7-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-14 maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği'nin 26. maddesine göre; Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,8-Kullanılmayan gider avansı varsa talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine,<br>İSTİNAF YÖNÜNDEN:9-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine, 10-Davalı tarafından sarf edildiğini anlaşılan 162,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile 40,00 TL dosyanın istinafa gidiş dönüş masrafı olmak üzere toplam 202,1‬0 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 11-Dairemizce verilen kararın mahiyeti gereği İİK'nın 36/5 maddesi uyarınca icranın geri bırakılması için yatırılan teminatın talep halinde yatıran ilgili tarafa iadesine,12-Kullanılmayan gider avansı varsa talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine,13-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 16/05/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"c207eb249bd93bf1","SID":"346ed4bf810f491e"}}