{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2024/745 <br>KARAR NO: 2024/732<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>ESAS NO: 2023/457 <br>ARA KARAR TARİHİ: 29/02/2024<br>TALEP: İhtiyati Tedbir Kararına İtiraz<br>KARAR TARİHİ: 22/05/2024<br>6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacılar vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde; davacıların, davalı kooperatifin üyesi olduğu, davalı kooperatifin 07.04.2019 tarihli genel kurul kararı ile tasfiye kararı aldığı ancak henüz tasfiye işlemi tamamlanmadığı, davalı tarafından satın alınan arsa üzerinde yapılacak konutların standart olarak 100 m2 olacağı, bununla birlikte talep edilmesi halinde iş bu standart konutlardan farklı olarak 110 m2, 120 m2, 130 m2 olmak üzere konutların inşa edileceği ve standart konutlardan farklı büyüklükte daire talep eden üyelerin yaptığı ödemeler oranında %10, %20, %30 daha fazla ödeme ile fazla metrekareli daire teslim edileceğini belirlendiği, 1100 üyeden 235 üyenin standart konutlardan daha büyük konut talep ettiği ve bu doğrultuda ödemelerin kooperatife yapıldığı, davalı kooperatifin sahip olduğu arsaya ilişkin dava dışı ... A.Ş. ile arsa karşılığı inşaat sözleşmesi imzaladığı, yüklenici tarafından inşaat devam etmekte iken kooperatifin üyelerine gönderdiği 11.07.2009 tarihli duyuruda ilave metrekareli daireler yönünden ödeme yapan üyelerin kazanılmış haklarını ortadan kaldıracak şekilde davacılar ile aynı durumda olan üyelerin tamamına verilmek üzere 25-27 ilave dairenin kooperatife teslim edileceğinin belirtildiği, davalı kooperatif ile davalı dış yüklenici firma arasında tadilat sözleşmesi düzenlendiği ve inşaatın 2012 yılında sona ermesi ile standart m2'li dairelerin 2013 yılı Ocak ayında üyelere teslim edildiği, 2009 yılında Genel Kurul Toplantısı'nın 7 nolu gündem maddesi ile kooperatif uhdesinde kalacak olan fazla konutların tasarrufuna ilişkin yönetim kuruluna yetki verilmesi yönünde karar alındığı, iş bu kararın iptali amacıyla davacılar tarafından açılan davada mahkemece ''davanın reddine'' dair karar verilmiş ise de, kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 2012/6444 E. 2013/932 K. sayılı ilam ile ''... Dava, genel kurul kararının iptali istemine ilişkindir. Davalı kooperatifin 20.06.2010 tarihli genel kurulun 7. maddesinde \"kesinleşmiş inşaat projesinin onaylanması ve muhtelif yıllarda arsamızın borç taksitlerini ödemek amacıyla diğer üyelere göre fazla ödeme yapan üyelerimiz lehine kullanılmak kaydıyla kooperatifimizin yaptığı kat karşılığı inşaat sözleşmesine göre üye sayısı dışında kooperatif uhdesinde kalacak 25 adet fazla konuta yeni ortak kaydı veya diğer usul, sistem ve esasların belirlenerek bir sonraki genel kurul toplantısında genel kurulumuzun onayına sunmak üzere yönetim kuruluna tam yetki verilmesi\" kararlaştırılmıştır. Dosyaya sunulan, davalı kooperatifin 1986-1988 yıllarında üyelere gönderdiği bildirimlerde, yönetim kurulu kararlarında 100 m² üzerinde daireler için bazı ortaklardan daha fazla aidat alınması kararlaştırıldığı belirtilmektedir. Davacılar ise kooperatifçe belirlenen ödemeleri yaparak standart dairelere oranla daha büyük daire için kazanılmış hak elde ettiklerini, fazla ödemelerin 7. maddede belirtilen şekilde borç ödeme amacıyla değil, daha büyük arsa ve daire sahibi olmak için yapıldığını iddia etmektedirler. Kooperatifin en yetkili organı genel kuruldur. Genel kurulda hakkaniyetin gerektirdiği ölçüde gerekli kararlar alınabileceği gibi daha önce alınan ve uygulanan kararların, benimsenen ilkelerin değişen koşullar ve eşitlik ilkesi gerektirdiğinde, tüm ortaklar ya da aynı koşuldaki ortaklar için değiştirilmesi mümkün ve geçerli olup, bu durumda kazanılmış hakların ihlâlinden sözedilemez. Aksi halde, bu ilkelere uyulmadan alınan sonraki genel kurul kararı, kazanılmış hakları ihlâl edeceğinden yok hükmündedir. Yok hükmünde olan kararlar baştan beri hükümsüz olan, sonradan geçerlik olanağı bulunmayan kararlardır. Bu nitelikteki kararların yokluğunun tespiti davası açabilmek için kararlara muhalif olmak gerekmediği gibi açılacak dava da herhangi bir süreye tabi değildir. Kazanılmış haklara ilişkin ihlâlin varlığının belirlenmesi halinde yokluğun tespitine karar verilmesi gerekir. Bu durumda, mahkemece, kooperatif defter kayıt ve belgeleri üzerinde kooperatifçilik konusunda uzman bilirkişiler aracılığıyla inceleme yapılarak yönetim kurulu kararları ile gerçekleştirildiği iddia edilen uygulamanın, genel kurul kararı olmasa dahi başlatıldığı iddia edilen tarihten bu yana fiilen uygulanıp uygulanmadığının, davalı kooperatifçe uygulanarak zımnen benimsenip benimsenmediğinin belirlenmesi, 17.02.2008 tarihli genel kurulda, anılan yönetim kurulu kararındaki gibi bir karar alınmak ve uygulanmak suretiyle kazanılmış hak oluşup oluşmadığı üzerinde de durularak yukarıda açıklanan ilkeler ışığında dava konusu genel kurulun davacıların kazanılmış haklarını etkileyip etkilemediğinin açıklığa kavuşturulması için ek rapor alınması, 7. maddede icrai bir karar alınıp alınmadığının tartışılması, yönetime verilen yetkinin kapsam ve çerçevesinin kazanılmış hakları bertaraf edip etmediğinin davacıların, kazanılmış haklarının ihlâl edildiğini iddia etmiş olmalarına göre, önceki ve sonraki genel kurullarda aynı konuda alınan kararların iptalini istememiş olmalarının, dava konusu genel kurulun yoklukla malûl olduğunu ileri sürmelerine engel teşkil etmeyeceği gözetilerek, oluşacak sonuç çerçevesinde karar verilmesi gerekirken, kooperatifçe kayıt ve belgeler sunulduğu halde böyle bir iptal kararının tüm üyelerin zararına olacağı ve uygulama imkânının bulunmadığı belirtilerek eksik inceleme, yetersiz ve yanılgılı gerekçeyle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.'' dair karar verildiği dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgelerden anlaşılmıştır. Yukarıda belirtilen yargıtay bozma ilamı üzerine yargılamayı yapan İstanbul 4. ATM tarafından 2014 /582 E sayılı dosyada yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulü ile 21.07.2010 tarihli olağan genel kurulunda alınan 7 no lu kararı yok hükmünde olduğunun tespitine dair karar verilmiş ve iş bu kararın davalı kooperatif tarafından temyiz edilmesi üzerine yargıtay 23. Hukuk Dairesi tarafından 2017/937 E 2019/3810 K sayılı ilam ile ''....Mahkemece davacı ve davacı gibi fazla ödeme yapan üyelerden, fazla aidat alınması nedeni ile kazanılmış hak oluştuğu hususu doğru ise de bu kazanılmış hak davacılarında iddia ettiği gibi fazla m²ye ilişkindir. Kooperatifçe imal edilen daireler arasında fazla m²li daire olmadığı tarafların kabulündedir. Bu durumda fazla m²li daire alması gereken davacı aradaki nefaset farkını talep edebilir. Dava edilen genel kurulda alınan kararda bu amaca yöneliktir. Davacıların kazanılmış hakkını ortadan kaldıracak şekilde alınan bir karar değildir. Bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesi hatalı olmuş, bozmayı gerektirmiştir.'' dair karar verilmiştir.  Yukarıda belirtilen yargıtay bozma kararı üzerine İstanbul 4. ATM mahkemesi tarafından yargılamaya devam edilmiş ve 2020/249 E. 2020/315 K. sayılı ilamı ile davanın reddine karar verilmiştir. İşbu karara yönelik temyiz yasa yoluna başvurulması üzerine, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi tarafından yapılan inceleme sonucunda 2021/1915 E. 2022/351 K. sayılı ilam ile ''... Dosyadaki yazılara ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir. 2-Mahkemece, birleşen dava yönünden hesaplanan yargılama giderlerinin asıl dava yönünden hesaplanması doğru olmamıştır. Kararın bu nedenlerle bozulması gerekirse de, yapılan bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden kararın 6100 sayılı HMK’nın geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’nın 438/VII. maddesi gereği düzeltilerek onanması uygun bulunmuştur. 'gerekçesiyle ilk dece mahkemesince verilen ilamın düzeltilerek onanmasına dair karar verildiği Uyap sisteminde yapılan inceleme ile tespit edilmiştir. Davacı vekili tarafından sunulan ve istinafa konu bu dava dilekçesinde, davacılara tahsis ve teslimi edilen dairelerinin güncel rayiç değerinin %10'u, %20'si de %30'u oranında ek hisse ile teslimi yapıldığı ve davacının tazminat talep hakkının söz konusu olduğu, mahkemece davacılara teslim edilen dairelerin güncel değerinin bilirkişi marifetiyle tespiti ile öncelikle davacıların fazla ödeme oranında eksik teslim edilen m2 nispetinde davalı adına kayıtlı olan dairelerden tahsis yapılmasına, aksi halde bilirkişi marifetiyle teslim edilen dairelerin dava tarihindeki güncel değeri belirlenmek suretiyle bu bedelin her bir davacının yapmış oldukları fazla ödeme oranında tazminatı doğuracağı nazara alınarak şimdilik 10.000,00 TL sinin 2013 yılından itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, BK m. 76 uyarınca en az 1.000.000,00 TL geçici ödeme kararı verilmesine ve davalı kooperatifin tasfiye halinde olması nedeniyle alacağın temini için banka hesapları üzerine, taşınmazları ile motorlu araçların üzerine ,devir ,temlik ,teminat ,ipotek ve diğer bir şekilde borçlandırıcı işlemler yapılmasının önlenmesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesine (ihtiyati tedbir kararı verilene kadar sicillerine '' davalı olduğuna'' ilişkin şerh verilmesine) karar verilmesi talep edilmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacılardan ...'nun kooperatif üyesi olmadığından dolayı bu davada davacı olamayacağı bildirilmiş ancak bu şahsın kooperatif ortağı olan ... isimli üyenin mirasçısı olduğu, onun vefat etmesi sebebiyle mirasçı sıfatıyla davacı gösterildiği belirlenmiş, davacıların aynı şekilde birlikte açtıkları ve reddedilen davada nazara alınmak suretiyle kooperatifin tasfiye aşamasında olduğu, iş bu davada ileriye sürülen talebin Genel Kurulda ileriye sürülüp Genel Kurul'ca ret edilmesi halinde açılabileceğini, böyle bir başvurunun olmadığı sebebiyle dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesini, davacıların kötü niyetli olduğunu, fazlaca bir ödemede de bulunmadıklarını ileri sürülmüştür.  Mahkemece 23/06/2023 Tarihli tensip zaptının 10 Nolu maddesi ile; ''Davacılar, davalı kooperatifin tasfiye halinde olduğunu, bu nedenle taşınmazlarına ve motorlu araçları üzerine devir, temlik, teminat, ipotek ve diğer bir şekilde borçlandırıcı işlemler yapılmasının önlenmesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep ettiklerinden; Taleplerinin incelenmesinde: Dava dilekçesinden kooperatifin ferdileşmeye gittiği, tapuları devrettiği anlaşıldığından, kooperatif adına kayıtlı olan ve ferdileşmeye girmemiş olan taşınmazlar varsa bu taşınmazlar üzerine ve motorlu araçlar varsa bu motorlu araçlar üzerine ihtiyati tedbir konulmasına, İhtiyati tedbir yoluyla üçüncü şahıslara iradi satışlarının ve devirlerinin önlenmesine, İhtiyati tedbirin taktiren 100.000,00 TL teminat karşılanıp, süresi içinde uygulanması bildirilirse tedbir kararının infazı için İstanbul Anadolu Nöbetçi İcra Müdürlüğünün görevlendirilmesine, Nöbetçi İcra Müdürlüğü tarafından tedbir kararının derhal davalı kooperatifin tasfiye memurlarına bildirilip kararın yasaya uygun olarak infazının sağlanmasına, Ayrıca mahkememizce davacı tarafın kooperatifin tasfiyesi esnasında temlik, teminat, ipotek ve diğer bir şekilde borçlandırıcı işlem yapılmasına yönelik tedbir talebi sebebiyle de; ihtiyati tedbir kapsamı içinde kooperatifin tasfiye memurlarına kooperatif aleyhine dava açıldığı için tasfiyeyi tamamlamamaları, mahkememizin nihai kararının beklenmesinin ve tasfiye sonunda kalacak mal varlığının dağıtılmamasının bildirilmesine, (teminat karşılanır ve süresi içinde tedbir kararının uygulanması talep edildiği taktirde) '' dair karar verilmiş ve iş bu karara yönelik yapılan itirazın mahkemece duruşmalı olarak değerlendirilmesi sonucunda 29/02/2024 tarihli ara karar ile ''...''şirketin tasfiye halinde olduğu, tasfiyenin tamamlanıp artan bir mal varlığı olursa satılması ya da tüm ortaklara paylaştırılması halinde davacının iddiası kabul edilse dahi davacının hakkını elde edemeyeceği, zaten davaya devam edilebilmesi için tasfiyenin tamamlanmaması gerektiği, davacıların talepleri doğru bulunur ve açık kapı ilkesi gereğince kooperatifin elinde davacıların talep ettiği gibi tescili mümkün daire kalmazsa bir kısım şerefiye bedelinin çıkabileceği ancak şirketin tasfiye hali nazara alındığından bunun da imkansız hale gelebileceği dikkate alınarak kooperatifin mevcut tasfiye hali değerlendirilmek suretiyle ihtiyati tedbire teminat karşılığı hükmolunmuş olduğu, aynı sebeplerle de devam etmesi gerektiği nazara alınarak itirazın reddine\" gerekçesiyle itirazın reddine dair hüküm tesis edilmiştir. Davalı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece Davalı/Kooperatifin tüm taşınmazları üzerine konulan 23.06.2023 tarihli ihtiyati tedbir kararının kaldırılması talebinin reddine dair 29.02.2024 tarihli ara kararın ve ihtiyati tedbir kararının tamamen ortadan kaldırılmasını veya ihtiyati tedbir kararının, davacılar tarafından yatırılan teminat tutarının davalı tarafından mahkemeye depo edilmesi karşılığında tamamen kaldırılmasını, ihtiyati tedbir kararının, rayiç değeri dikkate alınarak sadece tapuda davalı adına kayıtlı “... Mah. ... ada, .... parsel sayılı,... paylı arsa” üzerinde kalacak şekilde devamına iş bu taleplerin kabul görmemesi halinde ise, ortakların uğrayacağı zarar dikkate alınarak teminat bedelinin en azından arsa değerinin %10'una karşılık gelecek şekilde yükseltilmesine dair karar verilmesi talep etmiştir. Delillerin Değerlendirmesi ve Gerekçe: 6100 sayılı HMK'nin 389/1 maddesinde \"Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.'', HMK 390/1 maddesinde \"İhtiyati tedbir, dava açılmadan önce, esas hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden; dava açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden talep edilir.\", HMK 390/3 maddesinde \"Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır'', HMK 391/1 maddesinde \"Mahkeme, tedbire konu olan mal veya hakkın muhafaza altına alınması veya bir yediemine tevdii ya da bir şeyin yapılması veya yapılmaması gibi, sakıncayı ortadan kaldıracak veya zararı engelleyecek her türlü tedbire karar verebilir\" düzenlemelerine yer verilmiştir.Somut olayda, yukarıda da belirtilmiş olduğu üzere davalı kooperatif üyesi olan davacıların, diğer üyelerden daha fazla olarak kooperatife yapmış olduğu ödeme karşılığı %10, %20 1000 %30 daha fazla m2'ye sahip daireyi hak kazandığı ve davacılara standart daire teslim edilmesi nedeniyle öncelikle fazla ödeme oranında davalı adına kayıtlı olan dairelerden tahsis yapılmasına karar verilmesi talep ettiği anlaşılmaktadır. Mahkemece, tedbir kararı uygulanan bağımsız bölümler ,tedbire ilişkin ara kararda belirtilmemiş ise de, sunulan istinaf yolu başvuru dilekçesinde davalı kooperatif adına kayıtlı 6 adet bağımsız bölüm ile İstanbul Ataşehir, ... mahallesi, ... caddesi adresinde kain arsa vasıflı taşınmaz üzerine ihtiyati tedbir kararının şerh edilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmaktadır. Yine dosya kapsamındaki sunulan dilekçelerden, davacılardan miras yoluyla kendisine kooperatif üyeliği kalan kişilerin bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu haliyle davacıların, her birine ayrı ayrı bağımsız bölüm tekabül edecek şekilde dava açılıp/açılmadığı, hangi oranda fazla ödeme yapıldığı anlaşılamamaktadır. Yukarıda yer alan yargıtay ilamlarından ve beyan dilekçelerinden anlaşılacağı üzere, davacılara davalı kooperatif tarafından standart dairelerin tahsis ve teslim edildiği anlaşılmaktadır. Nitekim iş bu davada, davacılar tarafından yapılan fazla ödeme ve kendilerine standart daire teslim edilmesi nedeniyle eksik teslim edilen m2 nispetinde davalı adına kayıtlı olan dairelerden tahsis yapılmasına karar verilmesi ve tedbir uygulanması talep edilmiş ise de ; davacıların her birine teslim ve tahsis edilen daire ile davacıların yaptığı iddia olunan fazla ödeme miktarları ayrı ayrı belirlenmesi gerekmektedir. Nitekim standart daire dışında tek bir oran olmayıp, her bir oran farklı olup %10 ,%20 ve %30 m2 daha fazla oranında daireler bulunduğu ve davacıların bu miktarlar uyarınca fazla ödeme yaptığı ileri sürülmüştür. İş bu nedenle, davacılara teslim edilen daireye ile hangi oranda ödeme yaptıklarının, davacıların ayrı ayrı kooperatif üyesi olup olmadığı, aralarında birlikte miras yoluyla üyeliği devralmış kişilerin bulunup /bulunmadığı konularının açıklığa kavuşturulması için taraf vekillerine HMK'nin 31. maddesi uyarınca açıklayıcı yazılı beyanda bulunması için süre verilmesi gerekmektedir. Zira, 29.02.2024 tarihli celsede, davacı vekilinin celse arasında beyan dilekçesi sunduğu, dilekçesinde dava dışı ... isimli kooperatif ortağının vefat ettiğini, ...'nun bunun mirasçısı olduğunu, bu nedenle davacı olarak gösterdiklerini açıklar beyan dilekçesi sunulduğu belirtilmiştir. İstinaf yolu başvuru dilekçesinde, mahkemece uygulanan tedbirin 100.000,00 TL bedel karşılığını verildiği ve edimler arasında aşırı oransızlığa yol açtığı ileri sürülmüştür. İhtiyati tedbir kararlarında “Ölçülülük” ilkesi; Anayasa ile güvence altına alınan bir ilke olup içinde “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık” olmak üzere üç farklı alt ilkeyi de barındırmaktadır. Başvurulan tedbir, ulaşılmak istenen amaç bakımından elverişli ve gerekli olmakla birlikte; başvurulan tedbir ile ulaşılmak istenen amaç arasında orantı olmalıdır. Söz konusu ilke, hayatın her alanında uygulama bulmakta olan genel bir ilkedir. İhtiyati tedbir kararı ile ulaşılmak istenen amaç arasında da ölçülülük ilkesi gereğince makul bir dengenin bulunması zorunludur.  Davacıların terditli olarak açmış olduğu davada öncelikle talebi, davalı adına kayıtlı olan dairelerden (eksik m2 nispetinde) davacılar adına tahsis yapılması istemidir. Ancak, ulaşılmak istenen amaç ile başvurulan tedbir arasında orantılılık bulunması gerektiği açıktır. Davacıların yaptığı fazla ödeme miktarı her bir davacı yönünden henüz açıklığa kavuşmadan, davalı adına kayıtlı 6 adet daire ve davalı adına kayıtlı ancak uyuşmazlık konusu teşkil etmeyen bağımsız bölüm, motorlu araçlar yönünden ihtiyati tedbir kararı verilmiştir. Ayrıca, bilindiği üzere 6100 sayılı HMK'nin 389/1 maddesi uyarınca uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilecektir.Tedbir kararı verilen 6 adet bağımsız bölüm yönünden; yukarıda açıklanan tespitler ışığında HMK'nin 31. maddesi uyarınca taraf vekillerinin yazılı beyanları başvurulduktan sonra, davacının talebi ile ulaşılmak istenen amaç arasında denge kurularak talebin olumlu/olumsuz karşılanması gerekmektedir. Tedbir kararı verilen davalı adına kayıtlı taşınmaz ve motorlu araç/araçlar yönünden; Dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgelerden, mahkemece kooperatif adına kayıtlı olan ve ferdileşmeye girmemiş olan taşınmazlar varsa bu taşınmazlar üzerine ve motorlu araçlar varsa bu motorlu araçlar üzerine ihtiyati tedbir şerhi konulamasına dair karar verilmiş ise de; tedbir uygulanan arsa vasıflı taşınmazın ve motorlu araçların dava konusu kapsamında olmadığı açıktır. Nitekim, davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde ''-Diğer üyelerden fazla olarak kooperatife ödeme yapan ve bu ödeme karşılığında %10- %20- %30 daha fazla m2'li daireye hak kazanan müvekkillere standart daire teslim edilmesi nedeniyle; Öncelikle müvekkillere yaptıkları fazla ödeme oranında (eksik teslim edilen m2 nispetinde) davalı adına kayıtlı olan dairelerden tahsis yapılmasına, Aksi halde; Müvekkillere teslim edilen dairenin dava tarihindeki rayiç (güncel) değerinin bilirkişi marifeti ile belirlenmek suretiyle; bu bedelin her bir müvekkile yapmış oldukları fazla ödeme oranında tazminatın (zararın tam ve kesin olarak belirlenmesinin alınacak bilirkişi raporu ile mümkün olması nedeniyle HMK 107. maddesi gereği belirsiz alacak davası olarak) şimdilik 10.000 TL'sinin 2013 yılından itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline,\" dair karar verilmesi talep edilmekle, üzerine tedbir kararı uygulanan İstanbul Ataşehir, ... Mahallesi, ... Cad.Pafta:..., Ada:..., Parsel:... sayılı , arsa vasıflı taşınmaz ve motorlu araçların uyuşmazlık konusu olmadığı anlaşılmakla; bunlar yönünden verilen tedbir kararının HMK'nin 389/1 maddesi gereğince kaldırılması gerekmektedir. Aynı zamanda, davacılar vekili tarafından talep edilen tedbir istemine yönelik mahkemece gerekçeli ara karar ihdas edilmesi gerekir iken, talebin gerekçeli ara karar oluşturulmaksızın tensip ara kararı ile karşılanması dairemizce eleştiri konusu yapılmıştır. Yukarıda açıklanan nedenlerle dairemizce, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle HMK'nin 353/(1)-a.6. maddesi uyarınca, İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda açıklanan gerekçelerle kaldırılmasına ve dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine dair karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davalı tarafın istinaf başvurusunun KABULÜNE,2-İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin, 2023/457 Esas ve 29/02/2024tarihli ara kararının HMK'nin 353/1a.6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,3-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılmak ve yeniden bir karar verilmek üzere mahal Mahkemesine iadesine,4-Harçlar Kanunu gereğince davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye GELİR KAYDINA, istinaf karar harcının talep halinde davalıya İADESİNE, 5-Davalının yapmış olduğu istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1.f maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 22/05/2024 </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"18f3909c6a5a9503","SID":"55374b76ac9e53f1"}}