{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/326 <br>KARAR NO: 2024/441<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 13/07/2020<br>NUMARASI: 2017/1231 Esas - 2020/360 Karar<br>DAVA: Alacak<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 26/03/2024<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA: Davacı vekili, karşı dava dilekçesinde özetle; Davalının 25/06/2010 tarihli ek protokol uyarınca, protokol ekindeki senetleri müflis şirkete ödemeyi taahhüt ettiğini, davalının kefil olduğu ve ödemeyi taahhüt ettiği 13 adet senet tutarının, davalının hak edişinden mahsup edildiğini; davalı ...'un, ödenmesi gereken KDV hariç cironun %30'luk kısmını talep etmiş ise de, ek protokolde belirtilen kalemlerin işbu %30'luk kısımdan mahsup edilmesi gerektiğini; taraflar arasında akdedilen bayilik sözleşmesi ek protokol ve alt kira sözleşmesi uyarınca müflis şirketin davalıdan, mezkur bayi ...'ın müflis şirkete ait borçlarına kefil olması, nakit tahsilatları eksik olarak müflis şirkete yatırması ve genel kalemlerin mahsup edilmesi sonucu 108.976,32 TL alacağı bulunduğu belirterek, cari hesap ilişkisinden doğan 108.976,32 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekilinin cevap dilekçesinde özetle;  Davacının uhdesinde bulunan senetlerin aslının dosyaya ibraz edilmesi gerektiğini; kendilerinin açtığı dava bakımından taleplerinin davacının, ticari ilişki çerçevesinde ödemesi gereken KDV hariç cironun %30'umın tahsilinden ibaret olduğunu; davacının, asıl rakamdan şunu da düşün demekle, talep ettikleri miktarı kabul ettiğini ileri sürmüş olmakla davanın reddini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"...davacı tarafça davalı bayisine ilişkin ticari kayıtların Alıcılar/ ... -... Tek.Ür.Tic/ ... hesaplarında takip edildiği, davacı tarafça, davalı taraf bakiyesinin 03/04/2012 tarihi itibariyle sıfırlandığının mahkememizce alınan bilirkişi raporuyla tespit edildiği, dosya kapsamına, delil durumuna uygun, denetime elverişli bulunması itibariyle mahkememizce de hükme esas alınan bu heyet raporu ile dava tarihi olan 21/11/2012 tarihi itibariyle davacı şirketin kendi kayıtlarına göre dahi davalı taraftan alacağının görünmediği, 03/04/2012 tarihi itibariyle davacı tarafça bakiyenin sıfırlandığı, davacı tarafça alacak iddiasının, cari hesaptan kaynaklı bakiye alacağının bulunduğu iddiasının  ispat olunamadığı değerlendirilmekle sübut bulmayan davanın reddine\" karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davalı yan ile imzalanmış olan ek protokol ve bu protokole konu olan senetlere davalı yanın kefil olduğunu, davalı yan ile müflis şirket arasında bulunan bayilik ilişkisi gereği müflis şirket tarafından yapılan hesaplama ve mahsuplaşma sonucu alacaklı olduğunu, müflis şirketin mahsuplaşma yapmaması halinde dahi davalı yanın 13 adet ödenmemiş senet sebebiyle borçlu olduğunu, hukuk sisteminde senedin bağımsız borç ikrarı içermekte olduğu, ispat yükü kaydın aksini savunan tarafa ait olduğunu, davalı tarafın söz konusu senet bedellerinin ödemiş olduğu hususunu kesin delil ile ispatlaması gerektiğini, davalı taraf senet bedellerinin ödendiğini hiçbir belge ile ispat edememiş olduğunu, defter incelemesine ticari defterlerini ibraz etmemiş olduğu hususlarını, müflis şirket defterlerinde davalı yanın kefil olduğu senetlerin yer almamasının olağan olduğunu, bilirkişi raporlarında da davalı yanın defterlerinin incelenmesi sonucu davacının alacağının ispatlanabileceği ihtimalini, kaldı ki hiç inceleme yapılmasa dahi sırf ödenmemiş 13 adet senet sebebiyle davalı yanın müflise borçlu olduğu hususları dikkate alınarak davanın reddine dair verilen kararının istinaf incelemesi sonunda kaldırılmasına karar verilmesini, İstinaf başvurusunun kabulü ile İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret  Mahkemesinin 2017/1231 Esas, 2020/360 Karar sayılı kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını ve yeniden yargılama yapılarak talep doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. <br>GEREKÇE: Dava, bayilik sözleşmesi ve eklerine dayalı cari (açık) hesap alacağının tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince dosyaya toplanan deliller esas alınarak davanın reddine karar verilmiştir.  Karara karşı davacı vekili tarafından yukarıda yazılı sebepler ile  istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davacının cari hesap alacağının bulunup bulunmadığı, davacının alacaklı olduğunu ispat edip etmediği  noktasındadır. Davacı müflis şirket ile davalı arasında 25/06/2010 tarihli bayilik sözleşmesi, alt kira sözleşmesi ve ek protokol düzenlenmiştir. Ek protokol 3. Hükümüne göre davalı bu işyerini davacı müflisin önceki bayisi olan ...'dan borçları ile devralmış, ...'ın ...nin diğer kuruluşu olan ... ye olan borçları için vermiş olduğu 123.000 TL'lik bonolara kefil olmuş, dosya araysına alınan bono örneklerinde ise davalının 2. Kefil olarak imzası bulunduğu görülmüştür. İlk derece mahkemesince davacıya talebini somutlaştırması için yapılan ihtar üzerine 31/05/2019 tarihli dilekçe ile davacı; davalının satışlardan %30 hakedişi bulunduğunu, davalının ...l'ın borcuna kefil olması nedeniyle 123.000 TL'lik bonodan borcu bulunduğunu, bu borcun davalının  hak edişlerinden kesildiğini, mağazanın giderlerinin cirodan kesileceğine dair ek protokolün 3.2 düzenlemesi ile kararlaştırıldığını, mağazanın 295.259,07 TL giderinin mevcut olduğunu, davalı bayi ...'un nakit yaptığı satış bedellerinden  şirket hesabına aktarmadığı 230.454,71 TL'nin bulunduğunu, toplam 648.713,78 TL'lik bu meblağın. 123.000 TL'lik kısım kesilmeden önceki hakediş tutarından mahsup edildiğinde davalıdan 108.97632 TL alacağı kaldığı şeklinde talebini somutlaştırmıştır. Hukuk Genel Kurulunun  2021/208 E., 2023/822 K sayılı ilamında belirtildiği gibi;  6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “Delil sözleşmesi” başlıklı 193 üncü maddesinde; “Taraflar yazılı olarak veya mahkeme önünde tutanağa geçirilecek imzalı beyanlarıyla kanunda belirli delillerle ispatı öngörülen vakıaların başka delil veya delillerle ispatını kararlaştırabilecekleri gibi; belirli delillerle ispatı öngörülmeyen vakıaların da sadece belirli delil veya delillerle ispatını kabul edebilirler.(2) Taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmeleri geçersizdir” hükmüne yer verilmiştir. Anılan hükümde düzenlenen delil sözleşmesi, ispat yükünün kimde olduğuna ilişkin değil, ispatın nasıl yapılacağı hakkındadır. Maddede belirtilen şekil koşuluna uyulmak suretiyle ispat konusunda tarafların anlaşması ile delil sözleşmesi kurulmuş olur. Delil sözleşmesinin geçerli olması için yazılı olarak yapılması veya mahkeme önünde tutanağa geçirilecek imzalı beyanlarla olması gerekmektedir. Taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin 20a maddesinde \"taraflar arasındaki uyuşmazlık hallerinde ... A.Ş.'nin defter kayıt ve belgeleri yegane delil teşkil edecektir\" düzenlemesi bulunduğu görülmektedir. Mahkemece tarafların delilleri toplamış, davacı defterleri üzeride yapılan inceleme sonucu dosya kazandırılan 04/01/2019 tarihli bilirkişi raporunda; davacını kendi kayıtlarına göre 03/04/2012 tarihi itibarıyla alacak borç bakiyelerinin sıfırlandığı, yani davacının kendi ticari defterlerine göre dava tarihi olan 21/11/2012 itibarıyla davalıdan herhangi bir alacağının bulunmadığı belirlenmiştir.  Davalı taraf kendisine yapılan ihtara rağmen ticari defterlerini ibraz etmemiş bu nedenle davalı ticari defterleri üzerinde inceleme yapılamamıştır. Davacı tarafça 6100 sayılı HMK 222/5 maddesi gereği delil olarak münhasıran davalı ticari defterlerine dayanılmamıştır. Davacı tarafın usulüne uygun olarak tuttuğu ticari defterlerinin kendi lehine delil olma şartını düzenleyen HMK  222 maddesindeki \"diğer tarafın ticari defterlerini sunmaması\" davacının ticari defterlerinin sahibi lehine delil olma niteliği sağlamaktadır. Davacının usul kurallarınca kendi lehine delil olma vasfını taşıyan ticari defterleri ve sunduğu diğer belgeler ile iddia ettiği cari hesap alacağını ispatlayamadığı sonucuna ulaşılmıştır. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 26/03/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"aca9f48a11629c13","SID":"b35ac0218810efbf"}}