{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/39 Esas <br>KARAR NO: 2024/786 Karar <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2020/6 Esas - 2021/1085 Karar<br>TARİH 19/10/2021<br>DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 09/05/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ile,  müvekkili kooperatifin, Kredi Sözleşmesine dayanan alacağına istinaden, asıl borçlu .. ile birlikte davalı müteselsil kefil ... aleyhine İstanbul Anadolu .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas Sayılı dosyası ile icra takibi başlattığını, fakat davalının 29/02/2016 tarihinde İcra dairesine İtiraz dilekçesi vererek borcun tamamına haksız itirazda bulunarak takibin durdurduğunu, davalının itirazının kötü niyetli olduğunu, davacı Müvekkil Kooperatifin 18/11/2013 tarihli Kredi Sözleşmesi ile ... adlı tacire 15.000,00.-TL tutarında kredi verdiğini, Davalının İş bu Sözleşmenin 7. sayfasında\" ... asaleten kullanacağı Kooperatif Kredisine 15.000,00 TL tutarına kadar Müteselsil kefil olmayı kabul ediyorum.\" Şeklinde beyanda bulunup imzaladığını, davalının iş bu sözleşmenin 8. Sayfasında kendi el yazısı ve imzası ile \"Müteselsil Kefalet Beyanı, yukarıda yer alan Kefalet Sözleşmesi kapsamında ... asaleten kullandığı kredisine (15.000,00 TL.) tutarına kadar Müteselsil Kefil olmayı kabul ediyorum\" şeklinde bizzat kendi el yazısı ile yazdığı beyanı imzaladığını, verilen kredinin Ticari kapsamında olduğunu, Kredi alacaklısının Kooperatif olduğu,borçlusunun ... adlı tacir olduğunu, davalının Kefaletinin TTK. 7. Maddesin göre Müteselsil Kefalet olduğunu, Davalı tarafından yapılan itirazın kötü niyetli ve haksız olduğundan bahsile davalının haksız ve kötü niyetli itirazının iptaline ve takibin devamına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesi ile,  söz konusu Kredi Çerçeve Sözleşmesi'nin taraflarının asıl borçlu ... ile ... Bankasının olduğunu, Kredi Sözleşmesinde borçlunun adı , soyadı, adresi ve tarihinin bulunmaması nedeni ile Sözleşmenin hukuken geçersiz olduğunu, Kefalet Sözleşmesi'nin geçerli olabilmesi için, Borçlar Kanunu madde 582-583ve 584 e göre dizayn edilmesinin gerektiğini fakat adı geçen kanun maddelerine uygun olarak düzenlenmediğini, Sözleşme'nin 7. Sayfasında bulunan tarih ibaresinin kesinlikle davalıya ait olmadığını, söz konusu Kredi Sözleşmesi'nin asıl borçlusunun ... olduğunu, icra dosyasına konu 12.031,69 TL alacak için geçersiz Kefalet Sözleşmesi'ne dayanarak davalıya başvurulmasının hukuka, usule ve yasaya aykırı olduğunu, İcra takibinde takibe esas alınan alacak miktarına yapılan ödemelere ait makbuzların bankadan celbi gerektiğini, yapılan ödemelerin dikkate alınmadan takibin başlatılmasının hukuka usule ve yasaya aykırı olduğunu, Kefalet Sözleşmesi'nin geçersizliği nedeni ile davanın esastan reddi gerektiğini, mesnetsiz iddialar ile dürüstlük kuralına aykın ikmal edilmiş, hukuka , kanuna, usule aykın davanın esastan reddine, haksız ve kötü niyetle davanın açılmasına sebebiyet verildiğinden vekalet ücretinin davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 19/10/2021 tarih 2020/6 Esas 2021/1085 Karar sayılı kararında; \"....Tüm dosya kapsamının birlikte değerlendirilmesi neticesinde; davacı tarafça, kredi alacağının tahsili için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptalini talep edildiği; davalı tarafça, verilen kefaletin geçersiz olduğu savunularak davanın reddinin talep edildiği anlaşılmıştır.Dava dışı banka ile dava dışı ... arasında 15.000,00 TL bedelli kredi sözleşmesi imzalandığı, kredinin davacı kooperatif aracılığıyla kullandırıldığı, davacı kooperatifin davalı ...'ın kredi sözleşmesine müteselsil kefil olduğu, kredi ödemelerinin vadesinde yapılmaması üzerine ödemelerin 02/12/2014, 05/03/2015, 01/06/2015, 02/09/2015 ve 04/12/2015 tarihlerinde davacı kooperatif hesabından tahsilinin sağlandığı, davacı kooperatifin yaptığı ödeme ile dava dışı kredi alacaklısı bankanın haklarına halef olduğu, davalı tarafından verilen kefaletname aslını dava dışı bankadan celp edildiği, kefaletname belgesinde yer alan yazı ve imzaların davalı yana ait olup olmadığı hususunda davalı yana isticvap davetiyesi çıkarıldığı, bu yönüyle anılan kefaletnamenin davalıdan sadır olduğunun kabulünün gerektiği, kefaletnamenin TBK md. 583 ve 584 hükmüne göre geçerli olduğu, davacı yanın ödediği miktara ödeme tarihlerinden itibaren yıllık %18 oranında temerrüt faizi talep edebileceği, alınan bilirkişi raporu ile davacı yanın 11.029,67 TL asıl alacak, 1.315,90 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 11.345,57 TL alacaklı olduğunun tespit edildiği, ancak davacı tarafından icra takibi ile asıl alacak olarak 11.027,69 TL'nin talep edildiği, davanın itirazın iptali davası olması nedeniyle icra  takibi ile sıkı sıkıya bağlı olduğu, bu nedenle taleple bağlılık ilkesi gereği davacı alacağının 10.027,69 TL asıl alacak, 1.315,57 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 11.343,26 TL olduğu, işbu tutar üzerinden itirazı iptaline karar verilmesi gerektiği, tespit edilen asıl alacak miktarına takip tarihinden itibaren yıllık %18 oranında temerrüt faizi talep edilebileceği, alacağın likit ve belirlenebilir olduğu kanaatine varılmıştır. Dosya kapsamından tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda açıklandığı üzere Yasa ve Yargıtay İçtihatları gereğince ayrıntılı, detaylı inceleme yapılmış olup, yukarıda gerekçesi de yazılı olduğu üzere davanın bu gerekçe ile kısmen kabulüne karar vermek gerekmiştir...\"gerekçesi ile, 1.Davanın KISMEN KABULÜ İLE, Sabit olan, 10.027,69.-TL asıl alacak, 1.315,57.-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 11.343,26‬.-TL nin asıl alacağa takip tarihinden itibaren işleyecek yıllık %18 oranında temerrüt  faizi ile ve isabet eden takip giderleri ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmek üzere borçlu davalının İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyasına yapılan itirazın kısmen iptaline, takibin belirtilen şekilde devamına, Aşan istemin reddine, Asıl alacağın %20 si oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesi ile, davacı kooperatif, Kredi Sözleşmesine dayanarak müteselsil kefil olduğu gerekçesiyle davalı müvekkili ... aleyhine İstanbul Anadolu .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas Sayılı dosyası ile icra takibi başlattığını ancak davalının 29/02/2016 tarihinde icra dairesine İtiraz dilekçesi vererek borcun tamamına itiraz ederek takibin durmasını sağladığını, bunun üzerine davacı tarafça işbu itirazın iptali davası açıldığını, yerel mahkemece hukuka aykırı karar verildiğini,Kredi Çerçeve Sözleşmesi'nin tarafları asıl borçlu ...  ile ... olduğunu, davacı dava dilekçesinde belirttiği gibi kredi alacaklısı konumunda olmadığını, ..., ...'tan Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifi'nin kefaleti olmaksızın Hazine desteğiyle kredi aldığını, Kredi Çerçeve Sözleşmesi'nde borçlu ... adı, soyadı, adresi, sözleşme tarihi bulunmamakla beraber sözleşmeye ekli \"Kefalet Sözleşmesi\" başlıklı bölümde davacı kooperatifin imzası bulunmadığını, davalının dava dilekçesinde kendisini kredi alacaklısı olarak belirtmesinin yerinde olmadığını, sözleşmenin taraflarının ... ile ... olduğunu, ...  imzalamış olduğu Kredi Çerçeve Sözleşmesinde \"Kefalet Sözleşmesi\" başlıklı bölüm incelendiğinde davalı ... ile yapılan kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğu açıkça görüleceğini, Kredi Çerçeve Sözleşmesi zorunlu unsurlarının eksikliği nedeniyle geçersiz olduğunu, kefalet sözleşmesi mevcut ve geçerli bir borç için yapılabileceğini, söz konusu sözleşmenin geçersizliği kefalet sözleşmesini de geçersiz kılacağını, Kefalet sözleşmesine ilişkin hükümler 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 581 ile 603 maddeleri arasında düzenlendiğini, kefalet sözleşmesi TBK madde 581; \"kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcuna ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği bir sözleşme türüdür.\" şeklinde tanımlandığını, güvence sağlama amacına yönelik sözleşmeler arasında yer alan kefalet sözleşmesinin tarafları alacaklı ve kefil olduğunu, borçlu kefalet sözleşmesine taraf olmadığını, kefalet sözleşmesinin geçerliliği birtakım koşulların mevcudiyetine bağlı olduğunu, mevcut ve geçerli bir asıl borcun bulunması gerektiğini, Borçlar Kanunu madde 583'te belirtilen şekil şartlarına uygun Kefalet Sözleşmesi yapılmış olması gerektiğini, Emredici olan bu hükmün amacı kefilin sorumlu olacağı şartları bilmesini sağlayarak, altından kalkamayacağı yükü taahhüt etmesini engellemeye çalıştığını, madde hükmünden de anlaşılacağı üzere Kefalet Sözleşmesinde Nitelikli Yazım Şartı arandığını, Buna göre kefilin; sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesinin şart olduğunu, Mevcut şartlar Kefalet Sözleşmesi'nin Geçerlilik şartları olup emredici nitelikte olduğunu, şekil şartlarına uygun şekilde yapılmayan Kefalet Sözleşmesi bu hüküm kapsamında kesin hükümsüz olduğunu, 6098 sayılı Yeni Borçlar Kanunu’nda kefalet tarihinin gösterilmesi geçerlilik koşulu olarak kabul edildiğini, kefalet tarihi kefilin kendi el yazısı ile yazılmadığı takdirde geçersiz kabul edileceğini, bu düzenlemenin amacı; kefalet sözleşmesinin bankalara tarafından kötüye kullanılmasını engellemek olduğunu, kefalet sözleşmesinde tarih olmasına rağmen bu tarih kefilin el yazısı ile yazılmamışsa geçerli olmayacağını, kefalet tarihinin yazılı olması sadece süreli kefalet açısından değil, aynı zamanda kefalet tarihinde kefilin kefalet ehliyeti olup olmadığının tespiti, borcun kefalet sözleşmesinden önce doğup doğmadığının tespiti için de önem arz ettiğini,  Kefalet tarihinin belirtilmesi evli eşin rızanın aldığı tarihte eşi ile ayrı yaşayıp yaşamadığının tespiti içinde önemli olduğunu, TBK madde 589/3 gereğince kefalet tarihinin sözleşmede belirtilmesinin maddi gerekçesi ise; kefilin, aksi sözleşmede kararlaştırılmadıkça borçlunun sadece kefalet sözleşmesi kurulduktan sonraki borçlarından sorumlu olacağını, bunun uygulanabilmesi için kefalet tarihinin sözleşmede belirtilmesi gerektiğini, kefalet tarihinin sözleşmede belirtilmemesi halinde tarih alacaklı tarafından doldurularak kefil kefalet sözleşmesi kurulmadan önceki borçlarından sorumlu tutulabileceğini, bu nedenle kefalet tarihinin kefalet sözleşmesinde belirtilmesi, kefalet sözleşmesi kurulduktan sonraki borçlardan ya da kefalet sözleşmesi kurulmadan önceki borçlardan sorumlu olunup olunmayacağının bir göstergesi olduğunu, Kefalet tarihi, TBK madde 598/3’te düzenlenen kefalet sözleşmesinin kurulmasından itibaren on yıl sonra sona ereceğine dair on yılın başlangıcını belirlemek 840 ve TBK madde 585/2’de düzenlenen kefilden önce rehne müracaat edilmesi def’inin kullanılması acısından kefaletin rehinden önce verilip verilmediğinin tespiti açısından da önem arz edeceğini,  TMK madde 449’da düzenlenen sınırlı ehliyetsizler için kefil olmanın yasaklı işlem olması nedeniyle, kefalet sözleşmesi yapıldığı sırada kefilin ehliyet durumunun tespiti açısından da kefalet tarihinin kefalet senedinde bulunması gerektiğini,Somut olayımızda; davalı ...'ın el yazısıyla kefalet tarihine ilişkin herhangi bir ibare olmadığını, davacı vekilinin sunmuş olduğu Kredi Çerçeve Sözleşmesinde de herhangi bir tarih olmadığını ancak daha sonra dava dışı banka tarafından sunulan sözleşmede tarih yazılı olduğunun görüldüğünü, bu hususta mahkemenin 27/05/2021 tarihli celsesinde hakim tarafından şu tespitte bulunulduğunu: \" Davacı vekilince dava dilekçesi ekinde sunulan sözleşme örneğinin 8. sayfası ile dava dışı banka tarafından gönderilen sözleşme aslının 8. sayfasının karşılaştırılmasında, yazı içeriklerinin aynı olmakla beraber yazı fontunun ve kelimelerin bulunduğu konumların farklı olduğu, gönderilen sözleşme aslının davalı ... adına atılı imzanın üst kısmında 18/11/2013 tarihinin yazılı olduğu davacı vekilince sunulan sözleşmede ise anılan tarihin bulunmadığı görüldü.\" Buna göre banka tarafından gönderilen sözleşme aslına tarih kısmının sonradan eklendiğinin anlaşıldığını, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda kefalet tarihinin sonradan eklenmiş olması kefaleti kesin olarak hükümsüz kıldığından kefaletin geçersizliğine ve davanın reddine karar verilmesi gerekirken mahkemece hatalı değerlendirme yapılarak davanın kabulüne karar verildiğini, mahkeme kabul gerekçesinde ise davalı asilin isticvap dilekçesi ile davet edildiği ve fakat davalı asilin duruşmaya katılmadığı buna göre kefalet sözleşmesindeki imzanın davalıya ait olduğunun kabulü ile davanın kabulüne karar verildiğini ancak belirtmek gerekir ki, imzanın davalıya ait olduğunun tespiti kefaleten geçerli olup olmadığı hususunu etkilemediğini, zira burada tartışma konusu olan husus imzanın davalıya ait olup olmadığı hususu olmadığını, tartışma konusu husus kefalet sözleşmesinde kefalet tarihinin yazılı olup olmadığı hususu olduğunu, mahkemenin 27/05/2021 tarihli celsesinde hakim tarafından yapılan tespitte kefalet sözleşmesi üzerindeki çelişki değerlendirildiğinde kefalet sözleşmesinde kefalet tarihinin olmadığı ve kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğu kabul edilmeli ve davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, yerel mahkemenin kararı öncelikle bu yönden kaldırılması gerektiğini, Yargılama sırasında 21/06/2017 tarihinde alının bilirkişi raporunun hükme esas alındığını, bu raporun eksik ve hatalı düzenlenmiş olup bu rapora yönelik itirazlar hakkında ek rapor alınmadan dosyada görevsizlik kararı verildiğini ve son olarak dosya yeniden aynı mahkemeye geldiğinde ek rapor alınmadığını ve rapora yönelik itirazların değerlendirilmediğini bu husus yargılamanın eksik yapılmasına ve kararın hatalı verilmesine sebebiyet verdiğini, Bilirkişiler tarafından tanzim edilen Bilirkişi Raporunun 4. Sayfasında yer alan 4. Bölümde, \"Kredi Çerçeve Sözleşmesi'nin 8. Sayfasında, \" Yukarıda yer alan Kefalet Sözleşmesi kapsamında ...'un asaleten, kefaleten kullandığı, kullanacağı tüm kredilere (15.000 TL) tutarına kadar müteselsil kefil olmayı kabul ediyorum.\" 18.11.2013 el yazısı ile yazılan belgeyi Davalı ... tarafından Müteselsil Kefil Olarak imzalandığı tespit edilmiştir.\" denildiğini, bilirkişilerce belirtilen bahse konu sayfada davalı ...'ın el yazısıyla kefalet tarihine ilişkin herhangi bir ibare olmadığını, müvekkilinin el yazısıyla yazılması gereken ancak yer almayan kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğunu, bu bakımdan, bilirkişi raporunda belirtilenin aksine, geçerli bir kefalet sözleşmesi bulunmadığını, Bilirkişi Raporunun 8. Sayfasında, Kredi Çerçeve Sözleşmesinin; \"8. Sayfasında \"Yukarıda yer alan Kefalet Sözleşmesi kapsamında ...'un asaleten, kefaleten kullandığı, kullanacağı tüm kredilere (15.000 TL) tutarına kadar müteselsil kefil olmayı kabul ediyorum.\" 18.11.2013  el yazısı ile yazılan belgenin Davalı ... tarafından müteselsil kefil olarak imzalandığı tespit edilmiştir.\" denilerek eksik inceleme ile ve maddi gerçeklerle örtüşmeyen bir değerlendirme yapıldığını,Kefalet sözleşmesinin ardından davacı kooperatif tarafından verilen müteselsil kefalet beyanında kefalet tarihi el yazısı ile belirtildiğini ancak davalı müvekkiline ait müteselsil kefalet beyanında hiçbir surette kefalet tarihi belirtilmemiş, müvekkili kendi el yazısı ile kefalet tarihini yazmadığını, müvekkili bakımından geçerli bir kefalet sözleşmesinin bulunmadığını, nitekim 27/05/2021 tarihli duruşmada da mahkeme hakimi tarafından bu hususun tespit edildiğini,  Bilirkişiler tarafından tanzim edilen Bilirkişi Raporunun \"Sonuca Varma ve Değerlendirme\" başlıklı 5. Bölüm 6. Sayfasında Kefalet Sözleşmesinin geçerlilik şartlarının kanunda açıkça belirtildiğinin ifade edildiğini, kefalet Sözleşmesinin geçerlilik şartlarından birisi de \"EŞ RIZASI\" olup, \"eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir. Bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmesi şarttır.\"  Bu kapsamda, Bilirkişilerce \"Ancak ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletler, mesleki faaliyetleri ile ilgili olarak esnaf ve sanatkarlar siciline kayıtlı esnaf veya sanatkarlar tarafından verilecek kefaletler, 27.12.2006 tarihli 5570 sayılı Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi Kullandırılmasına Dair Kanun kapsamında kullanılacak kredilerde verilecek kefaletler ile tarım kredi, tarım satış ve Esnaf ve sanatkarlar kredi kefalet kooperatifleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca kooperatif ortaklarına kullandırılacak kredilerde verilecek kefaletler için eşin rızası aranmaz.\" gerekçesiyle davalı müvekkilinin eşinin rızasının aranmayacağı ve bu nedenle de bahse konu kefalet sözleşmesinin geçerli olduğu ileri sürüldüğünü, Bilirkişilerce yapılan bu değerlendirme eksik incelemenin ürünü olup, usul ve yasaya aykırı olduğunu, Dava konusu kefalet sözleşmesinde eşin rızasının aranmaması için, kefaletin yukarıda bahsedilen kefaletlerin kapsamına girmesi gerektiğini, somut olayda yer alan sözleşme, bu maddede yer alan yasal koşulları taşımadığını,  Davacı kooperatif mevcut kredi sözleşmesinde kredi kullandıran kurum yani asıl alacaklı değil müteselsil kefil olup Türkiye Halk Bankası da bir kamu kurum ve kuruluşu olmadığını, bu nedenle davalı müvekkilinin yer aldığı kefalet sözleşmesinde eşinin rızasının bulunmayışı kefalet sözleşmesini geçersiz kılacağını, Buna ek olarak da, banka ile asıl borçlu ... arasında yapılan sözleşmenin niteliği \"Kredi Çerçeve Sözleşmesi\"dir ve sözleşme içeriğinde de söz konusu kredinin kooperatif üyesine kooperatif kredisi kapsamında verildiğine ilişkin hiçbir ibare bulunmadığını, yalnızca diğer müteselsil kefil olan davacı kooperatifin müteselsil kefalet beyanında böyle bir husus bildirildiğini, bunun dışında ne kredi sözleşmesinde ne de müvekkilinni müteselsil kefalet beyanında böyle bir husus belirtildiğini aksine, davalı müvekkilinin beyanı, \"Asaleten kullandığı tüm kredilere 15.000 TL tutarına kadar müteselsil kefil olmayı kabul ediyorum.\" şeklinde olduğunu,Bilirkişilerce yapılan inceleme ve değerlendirmenin eksik inceleme ile yapıldığı, tespitlerin usul ve yasaya açıkça aykırı olduğunu, Müvekkilinin el yazısıyla yazılmış bir kefalet tarihinin yer almadığı, TBK madde 584 uyarınca eşinin rızası gerekmesine rağmen eşinin rızası yer almayan  işbudava konusu kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğu aşikar olup, bilirkişilerce yapıln aksi görüş ve kanaatler hukuka açıkça aykırı olduğunu, geçersiz kefalet sözleşmesi kapsamında davalı müvekkilinin dava konusu borçtan herhangi bir sorumluluğu bulunmadığını,  Bilirkişi Raporunun \"İşlemiş Faiz Bakımından Değerlendirme\" başlıklı bölümünde; \"Buna göre kredi taksitlerinin ödenmesi için vadeler belirlenmiş olduğundan, ayrıca bir ihtar aramaya gerek olmaksızın ifada gecikilen vade tarihi itibariyle temerrüt gerçekleşmiş kabul edilecektir.\" denilerek, ödenmemiş 5 aylık taksitlerin kooperatifin hesaplarından karşılandığı ileri sürülerek, \"azami faiz oranları akdi %13,50, temerrüt faizi ise %18 olarak dikkate alınmış, talep edilen %28,12 faiz oranının hukuka aykırı olduğu belirtildiğini,İcra takibi kapsamında talep edilen %28,12 faiz oranının usul ve yasaya açıkça aykırı olduğunu, bilirkişilerce yasal faiz yerine temerrüt faizi oranlarının dikkate alınmış olması denetime elverişli olmayıp hukuka aykırı olduğunu,Söz konusu icra takibi asıl alacaklı tarafından başlatılmış bir takip olmayıp, icra takibi müteselsil kefillerden davacı kooperatifin davalı müvekkiline karşı rücu talebine ilişkin olup, söz konusu faizin yasal faiz yerine temerrüt faizi olarak hesaplanması hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, rücuya ilişkin alacakta temerrüt koşullarının hangi şekilde ve hangi koşullarda oluştuğu hususu Bilirkişi Raporunda somut dayanaktan yoksun olduğunu ve temerrüt faizinin dikkate alınmasının kabul edilemeyeceğini,  Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2004/3-761 E. 2004/708 K. ve 15.12.2004 tarihli kararında, \"Yukarıda değinildiği üzere, kefil durumundaki davacı, alacaklı Bankanın sadece sıfatından kaynaklanan haklar bakımından onun halefi sayılamaz. Somut olay bakımından, alacaklının tacir sıfatından kaynaklanabilecek tek hak, alacağa yasal faizin üzerindeki bir oranda faiz istemektir; ki, somut olayda davacı yasal faiz istemiş olmakla, bu istisnanın da uygulama yeri yoktur. Hal böyle olunca, davacı kefilin, her bir ödeme tutarı için ödeme tarihinden itibaren yasal faiz istemesi haklı; Yerel Mahkemenin aynı gerekçeye dayalı direnme kararı da yerindedir.\" Yargıtay bir başka kararında da yasal faize hükmeden yerel mahkemenin kararını bu yönden haklı görerek bozma nedeni yapmadığını: \" Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; dava dışı İbrahim ...'nın ... davacı ...'nin ve ..., ..., ..., ..., davalı ...'ı müteselsil kefil göstererek kredi sözleşmesi imzaladığı, ... tarafından dava dışı ...'ya 35.000,00 TL kredi kullandırıldığı, borçlunun 10.04.2010-10.10.2010 ve 10.04.2011 (birleşen davada 10.11.2011 tarihli taksit) tarihli taksitleri vadesinde ödememesi sebebiyle dosyada mevcut bulunan makbuz ve hesap dökümlerinden anlaşıldığı üzere davacının bankada bulunan hesabından taksit tutarını faizi ile birlikte tahsil ettiği, davacı kooperatifin müşterek ve müteselsil kefil olduğu bir borcu ödediği, davacının takip tarihi itibariyle ödemiş olduğu tüm miktardan davalıyı sorumlu tuttuğu, davacı kooperatifin kefil olarak ödediği miktarın tamamını açılan kredinin kredi borçlusundan isteyebilmesinin mümkün olduğu, ancak, kredi borçlusu dışında kalan diğer kefil davalı ...'a karşı açtığı dava ise niteliği itibarı ile kefilin kefile rücu davası niteliğinde olduğundan, TBK'nın 587. maddesinin (BK 488. maddesi) ikinci cümlesi uyarınca diğer kefillerin sorumluluğu her bir kefile düşen pay ile sınırlı olduğu, ayrıca davacının davalıdan ödemiş olduğu miktar için rücu ilişkisinde uygulanacak faiz oranı sözleşme ile kararlaştırılmadığından ve taraflar arasında ticari bir ilişki bulunmadığından TBK'nın 88 ve 120. maddeleri gereği 3095 sayılı Kanun'un 2/1. maddesi uyarınca yasal faiz isteyebilmesinin mümkün olduğu, dava dışı banka tarafından kredi sözleşmesi kapsamında uygulanan bir faiz oranını sözleşmenin tarafı olurcasına ve krediyi kendisi kullandırmış gibi talep etmesi mümkün bulunmadığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine, davalının Gördes İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı takip dosyasında yapmış olduğu itirazın kısmen iptaline, takibin, tahsilde tekerrüre meydan vermeksizin, 2.494,42 TL asıl alacak, 182,06 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 2.676,48 TL üzerinden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına, asıl alacağın %40'ı oranında belirlenen 1.070,59 TL icra inkâr tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, birleşen 2012/223 E. sayılı dosyada davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine, davalının ...İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı takip dosyasında yapmış olduğu itirazın kısmen iptaline, takibin, tahsilde tekerrüre meydan vermeksizin, 777,04 TL asıl alacak, 5,05 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 782,09 TL üzerinden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına, asıl alacağın %20'ı oranında belirlenen 155,40 TL icra inkâr tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.\" (Yargıtay 23. Hukuk Dairesi Esas Numarası: 2015/6126 Karar Numarası: 2016/716 Karar Tarihi: 11.02.2016) Buna göre taraflar arasında bir ticrai ilişki bulunmadığından yasal faizin üzerinde bir faiz talebi usul ve yasaya aykırı olup bu yönde yerel mahkemece verilen kararın kaldırılması gerektiğini,  Geçersiz bir kefalet sözleşmesinin bulunduğuna yönelik beyan ve itirazların saklı kalmak kaydıyla,Bilirkişi Raporunda yer alan \"Ek Hukuki Değerlendirme\" başlıklı bölümde, \" Bu ödemeleri yapan davacı/kooperatif(kefil) kanaatimizce TBK m. 596 f.1 uyarınca davadışı Banka'nın kredi alacaklısının haklarına halef olmuştur. Halefiyete dayanarak asıl borçluya rücu edebilir. Davacı Kooperatif Bankaya ödemiş olduğu kredi taksitlerinin tahsilini ...'dan (asıl borçlu) talebe hak kazanmıştır.\" değerlendirmesi yapılmıştır. Bu hususa herhangi bir itirazımız olmamakla beraber, Bilirkişi \"asıl alacağa bağlı feri hakların da halefiyet kapsamında kefile geçtiği\" kanaatinde bulunduğunu, bu husus usule, yasaya, hakkaniyete ve hukuk mantığına açıkça aykırı olup ödeme yapılan miktar tutarında borç sona ermesine rağmen, akabinde ödeme yapan müteselsil kefilin diğer kefile payı oranında rücu etmek yerine ödeme yaptığı tüm tutar ölçüsünde rücu etmesi kabul edilemez. Davacının ödeme yaptığı tüm tutarı asıl borçludan talep etme hakkı bulunmakla beraber, davalı müvekkiline yapılacak rücu talebi payları oranında olabileceğini,  Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 2016/8487 E. 2017/2638 K. Ve 30.3.2017 tarihli kararında, \"Mahkemece, tarafların dava dışı borçlu için bankadan kullanılan kredinin müşterek borçlu müteselsil kefili oldukları, buna göre davacının kefile rücuen alacak talep etmesi için payından fazla ödeme yapması gerektiği, davacının 700 TL'lik ödeme iddiasının ispatlanamadığı, davacının 1.800 TL bedelli ödemesinin sadece kendi payını oluşturduğu, kendi payından fazla ödemesinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir. Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 6098 Sayılı TBK'nın 587. maddesi uyarınca, borcu ödeyen kefil, kendi paylarını daha önce ödememiş olması ölçüsünde, diğer kefillere karşı rücu hakkına sahiptir. Somut olayda, sözleşmede 4 kefil bulunmaktadır. Davacı asıl borçlunun borcunu kefaleten ödediği 1800 TL'yi davalı kefilden 1/4 oranında isteyebilir. Mahkemece, anılan hüküm doğrultusunda karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, mahkeme kararının bozulması gerekmiştir.\" denildiğini, Kefaletin geçersizliğine ilişkin itirazların baki kalmak kaydıyla bir an için kefaletin geçerli olduğu kabul edilse dahi yukarıdaki yargıtay kararı ve benzeri kararlar doğrultusunda kefilin kefile rücu hakkı doğrultusunda payları oranında rücu edebileceğinin kabulü ile talep edilen tutarın yarısına hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup kararın bu yönden de kaldırılması gerektiğini,   İleri sürerek istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi sonucunda kaldırılmasına, davanın esastan reddine, kefaletin geçersizliğine ilişkin itirazların kabul edilmemesi halinde, kefilin kefile rücu hakkı doğrultusunda payları oranında rücu edebileceğinin kabulü ile talep edilen tutarın yarısına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, kredi sözleşmesinden kaynaklanan borcun kefil sıfatıyla davacı kooperatif tarafından dava dışı alacaklı bankaya ödenmesi üzerine asıl borçlu ile kefilden tahsili için başlatılan icra takibine davalı kefilin itirazı üzerine açılan itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Somut olayda; Dava dışı asıl borçlu ... davacı kooperatifin üyesi olduğu, dava dışı ...  ile dava dışı Halkbank arasında 18/11/2013 tarihli 15.000,00 TL limitli, kredi çerçeve sözleşmesinin imzalandığı, davacı kooperatif ve davalı ...'ın kredi sözleşmesini aynı limitle müteselsil kefil sıfatı ile imzaladıkları, ... Bankası tarafından dava dışı ...'a 15.000,00 TL miktarlı aylık 1.875,00 TL. miktarlı 8 ay vadeli kredi kullandırıldığı, işbu kredinin ilk 3 taksitinin asıl borçlu tarafından ödendiği, sonraki 5 taksitin ödenmediği, banka tarafından ödenmeyen taksitlerin müteselsil kefil davacı kooperatiften tahsil edildiği, davacı kooperatif tarafından alacaklı bankaya bu borcun ödenmesi üzerine  dava dışı asıl borçlu ...  ile davalı kefil ... aleyhine İstanbul Anadolu .... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı icra dosyası ile 10.027,69 TL. Asıl alacak, 2.004,00 TL. İşlemiş faiz olmak üzere toplam 12.031,69 TL. Alacağın tahsili talebiyle icra takibi başlatıldığı, davalı kefilin icra takibine itiraz etmesi üzerine itirazın iptali davasının açıldığı anlaşılmıştır.  Davalı vekili, kredi sözleşmesinin eki olan kefalet sözleşmesinde kefalet tarihinin yazılı olmadığını, kefalet sözleşmesinin bu nedenlerle şekil olarak geçerli olmadığını, yine kefalet sözleşmesinde eşin açıkça yazılı rızasının bulunması gerektiğini, ancak müvekkilinin eşinin de rızasının alınmadığını, kefaletin bu nedenle de geçersiz olduğunu ileri sürmüşdür.Davacı tarafça dosyaya ibraz edilen kredi sözleşmesinin eki olan davalının müteselsil kefil olarak imzaladığı kefalet beyanında kefalet tarihinin yazılı olmadığı, mahkemece, dava dışı bankadan kredi sözleşmesi aslının getirtildiği, mahkemece 27/05/2021 tarihli duruşmada;''Davacı vekilince dava dilekçesi ekinde sunulan sözleşme örneğinin 8. Sayfası ile dava dışı banka tarafından gönderilen sözleşme aslının 8. Sayfasının karşılaştırılmasında, yazı içeriklerinin aynı olmakla beraber yazı fontunun ve kelimelerin bulunduğu konumların farklı olduğu, gönderilen sözleşme aslının davalı ...  adına atılı imzanın üst kısmında 18/11/2013 tarihinin yazılı olduğu davacı vekilince sunulan sözleşmede ise anılan tarihin bulunmadığı görüldüğü ,'' belirtilerek aynı tarihli duruşmanın 3 nolu ara kararı ile; Davalı ...  dava dışı banka tarafından gönderilen sözleşme altındaki imza yönünden beyanının alınmak üzere isticvap davetiyesi çıkarıltılmasına, karar verildiği, 19/10/2021 tarihli duruşmada, isticvap davetiyesinin davalı asile tebliğ edildiği ancak yapılan yoklamada hazır olmadığının görüldüğü şeklinde tutanağa geçirildiği anlaşılmıştır.Dava dışı banka tarafından gönderilen kredi sözleşmesinde davalının kefalet beyanın alındığı sayfada kefalet tarihinin yazılı olduğu, davalı tarafın, mahkemece çıkartılan isticvap davetiyesi üzerine duruşmaya katılıp beyanda bulunmadığından kefalet sözleşmesindeki yazı ve imzanın  davalıya ait olduğunun kabulü gerektiği, TBK'nın 584. maddesine 28/03/2013 tarihinde eklenen 3. fıkra ile \"27/12/2006 tarihli ve 5570 sayılı Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi Kullandırılmasına Dair Kanun kapsamında kullanılacak kredilerde verilecek kefaletler ile tarım kredi, tarım satış ve esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca kooperatif ortaklarına kullandırılacak kredilerde verilecek kefaletler için eşin rızası aranmaz\" hükmünün getirildiği, somut olayda da dava dışı borçlunun davacı kooperatifin ortağı olduğu, bu nedenle Esnaf ve Sanatkar Kooperatifi olan davacının ortağına kullandırmış olduğu dava konusu kredi için verilecek kefaletlerde de eşin rızasının aranmayacağı, mahkemenin kefaletin geçerli olduğuna yönelik tespiti usul ve yasaya uygun olup davalı vekilinin kefaletin geçersiz olduğuna ilişkin aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. TBK 596. maddesi kefilin asıl borçluya rücu hakkını, aynı yasanın 587.ci  maddesi ise kefilin kefile rücu hususunu düzenlemektedir. Bu nedenle davacı ile davalının kullanılan kredide konumlarının belirlenmesi uyuşmazlığın çözümünde en önemli husustur. Somut olayda davacı kooperatifin, kefil olarak ödediği miktarın tamamını açılan kredinin kredi borçlusundan isteyebilmesi mümkündür. Ancak, davacı kefilin kredi borçlusu dışında kalan kefil davalı ...'a karşı başlattığı icra takibi ve açtığı dava ise niteliği itibarı ile kefilin kefile rücu davası niteliğinde olduğundan, TBK'nun 587. maddesinin ikinci cümlesi uyarınca diğer kefillerin sorumluluğu her bir kefile düşen pay ile sınırlıdır. Dosyamız davalısı ... ve davacı kooperatif aynı borcun kefili olmaları nedeniyle, hükmün yukarıdaki maddeler nazara alınarak kurulması gerekirken, davalının borcun tamamından sorumlu olacak şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. Öte yandan, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 121. maddesinde : \"Faiz veya irat borcunu ya da bağışladığı bir miktar parayı ödemekte temerrüde düşen borçlu, icra takibine girişildiği veya dava açıldığı günden başlayarak, temerrüt faizi ödemekle yükümlüdür. Buna aykırı olarak yapılan anlaşmalar, ceza koşulu hükümlerine tabi olur. Temerrüt faizine, ayrıca temerrüt faizi yürütülemez.\" düzenlemesine yer verilmiştir. Mahkemece alınan bilirkişi heyet raporunda,dava dışı asıl borçlu ...  ...  Bankası A.Ş. Ihlamurkuyu Şubesinden 15.000,00 TL. Kredi kullandığı, bu kredi borcunu aylık 1.875,00 TL. Eşit taksitlerle 8 ayda ödeyeceğinin kararlaştırıldığı, ilk 3 taksidi kendisinin ödediği fakat diğer taksitlerin asıl borçlu tarafından ödenmemesi nedeniyle 02/12/2014, 05/03/2015, 01/06/2015, 02/09/2015 ve 04/12/2015 tarihlerinde müteselsil kefil davacı kooperatifin hesaplarından karşılandığı,  dava dışı asıl borçlunun ödenmeyen taksit tutarı (1875X 5 = ) 9.375,00 TL. Olduğu halde davacı kooperatifin ferileriyle beraber ödediği toplam miktarın 10.029,67 TL. Olduğunun belirtildiği, davacı tarafça ödeme tarihlerinden sonra ve takip tarihinden önce davalı kefile TBK'nın 117. maddesine uygun miktar ve süre içeren temerrüt ihtarnamesi gönderildiğinin iddia ve ispat edilemediği, ihtar gönderilmeden davalı kefilin ödemeden haberdar olmasının mümkün bulunmadığı, buna göre davalı kefil takip tarihinden önce temerrüde düşürülmediğinden ödeme tarihinden takip tarihine kadar temerrüt faizi şartlarının oluşmadığı, davalının icra takibi tarihi itibariyle temerrüde düştüğü,  TBK'nun 587. maddesinin ikinci cümlesi uyarınca diğer kefillerin sorumluluğu her bir kefile düşen pay ile sınırlı olup bu durumda  kefil olan davalı, borcun bir kısmını ödeyen kefil davacıya karşı toplam borç miktarından davacı da dahil olmak üzere toplam kefil sayısına bölünmesi suretiyle payına düşen miktar kadar yükümlüdür. Dolayısıyla, davalı kefilin sorumlu olduğu miktar  ( 10.029,67 TL : 2 = ) 5.014,84 TL. olup ayrıca davacının ödemiş olduğu miktar için rücu ilişkisinde uygulanacak faiz oranı sözleşme ile kararlaştırılmadığından ve taraflar arasında ticari bir ilişki bulunmadığından  3095 sayılı Kanunun 2/1. maddesi uyarınca yasal faiz isteyebilmesi mümkün olup,mahkemece bu tespitler doğrultusunda karar verilmesi gerekirken yukarıdaki şekilde karar verilmesi yerinde görülmemiştir.Sonuç itibariyle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun  kısmen kabulü ile ilk derece mahkeme kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca kaldırılarak dairemizce yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda davanın kısmen kabulü yönünde yeniden hüküm kurulmasına karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; A-) Davalının istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜNE, İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin  19/10/2021 tarih ve 2020/6 Esas - 2021/1085 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,  Dairemizce yeniden hüküm kurulmak suretiyle; 1-Davanın kısmen kabulü ile; davalının İstanbul Anadolu .... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı icra dosyasına yapmış olduğu itirazın kısmen iptali ile takibin  5.014,84 TL. asıl alacak üzerinden asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık 3095 sayılı Kanunun 2/1. maddesi uyarınca yasal faiz uygulanmak sureti ile devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine,2- Kabul edilen 5.014,84 TL.  alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan  tahsili ile davacıya verilmesine, 3- Davacının ağır kusurlu ve kötüniyetli olduğu dosya kapsamı itibariyle tesbit edilemediğinden ve şartları oluşmadığından   ret edilen miktar yönünden davalının kötüniyet tazminat talebinin reddine,İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN:4-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60-TL karar harcından davacı tarafından dava açılırken peşin olarak yatırılan 205,48-TL harcın mahsubu ile bakiye 222,12‬-TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,5-Davacı tarafından yatırılan 205,48-TL peşin harç, 29,20 TL başvuru harcı olmak üzere toplam: 234,68‬-TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,6-Davacı tarafından sarf edildiği anlaşılan 340,63‬-TL posta/tebligat gideri 1.200,00-TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 1.540,63‬-TL yargılama giderinin davanın kabul ve red oranına (%42) göre hesaplanan 647,06-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, 7-Davalı tarafından herhangi bir yargılama gideri sarf edilmediği anlaşıldığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 8-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince kabul edilen miktar üzerinden hesap edilen 5.014,84-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,9-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince reddedilen miktar üzerinden hesap edilen 7.016,85-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak  davalıya verilmesine,10-Bakiye gider avansı bulunduğu takdirde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine,İSTİNAF YÖNÜNDEN: 11-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine, 12-Davalı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 162,10-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı, 64,60-TL dosyanın istinafa gidiş dönüş masrafı olmak üzere toplam; 226,7‬0-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,13-Bakiye gider avansı bulunduğu takdirde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine,14-Kararın ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğe gönderilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 09/05/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddeleri gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"0c4c70553037b2cf","SID":"784aa2ee69c48795"}}