{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>12. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO 2020/68 <br>KARAR NO: 2024/604<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 24/10/2019<br>NUMARASI: 2016/139 Esas 2019/998 Karar <br>DAVA İtirazın İptali <br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 25/04/2024 <br>Davanın kısmen kabul kısmen reddine ilişkin kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>DAVA: Davacı vekili; davalının,  ... Ltd. Şti'nin %30 paylı ortağı olduğunu, davalı ile müvekkili arasında yapılan 05/12/2011 tarihli protokol ile müvekkilinin, davalının ... sahip olduğu %30 hissenin %15'ini 1.000.000-USD nakit ödemek suretiyle satın aldığını, davalının hisse bedelini müvekkilinden nakit olarak tahsil ettiğini, protokolün 3. maddesi uyarınca davalının 15 gün içerisinde protokolü noterde tasdik ettirerek ortaklar kurulundan karar alıp pay defterine işlenmesini ve ticaret siciline tescilini taahhüt ettiğini, ancak davalının bu yükümlülüklerini yerine getirmediğini, bunun üzerine protokolün 4. maddesi gereği hisse bedelini iade etmesi gerekirken iade etmediğini, bu nedenle davalı aleyhine Büyükçekmece .... İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatılmış ise de davalının takibe haksız olarak itiraz ettiğini belirterek, davalının itirazının iptali ile davalı aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. <br>CEVAP: Davalı vekili; müvekkilinin böyle bir sözleşmeyi imzalamadığını ve davacıdan iddia edildiği gibi bir para tahsil etmediğini, sahte olduğu kanaatinde oldukları sözleşme aslının davacı tarafça dosyaya sunulması gerektiğini, söz konusu sözleşmenin imzalandığı ve paranın verildiği tarihte davacı ve şirketler borca batık olduğundan davacının bu miktarda bir para ödeme gücünün bulunmadığını, müvekkili ile davacının oğlu ... şirket hisselerini 24.01.2012 tarihinde ... ve  ... devrettiklerini, davacı ile böyle bir devir sözleşmesi bulunsaydı davacının oğlunun 24.01.2012 tarihli devir işlemine onay vermesinin beklenemeyeceğini belirterek, davanın reddi ile davacı aleyhine %20'den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.  <br>İLK DERECE MAHKEME KARARI: Mahkemece; taraflar arasındaki 05.12.2011 tarihli hisse devir sözleşmesinde davacının, ... şirketindeki %15 hissesini davalıdan 1.000.000-USD karşılığında almayı, davalının da bu bedel karşılığında anılan hisseyi devretmeyi kabul ve taahhüt ettiği, sözleşmenin 4. maddesine göre sözleşmenin imza tarihinden 15 gün içinde devir işlemi yapılmazsa anılan meblağın geri istenebileceği, sözleşmedeki ...’e ait imzanın davalının eli mahsulü olduğunun ATK  Fizik İhtisas Dairesi raporuyla tespit edildiği, sözleşmede imza davalı tarafından iddia edildiği gibi boş kağıda atılmış olsa dahi, Yargıtay 14. HD’nin 2006/14101 esas 2007/914 karar sayılı ilamında belirtildiği üzere geçerli olup, aksini yazılı delille menfi tespit davasında belirlemek mümkün ise de, bu doğrultuda dosyada bir belge bulunmadığı, açığa imza atılması halinde sözleşmenin anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğunu ispat külfeti bunu ileri sürene ait olup, bunun yazılı delille ispat edilmesi gerektiği, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 2015/350 esas, 2015/17409  karar sayılı ilamında, Adli Tıp Kurumunun yaş tespitinin yapılmasında bilimsel bir yöntem olmadığına ilişkin raporların olduğu, Yargıtay HGK nın 2017/13-665 esas 2018/1465 karar sayılı ilamında, ülkemiz koşullarında mürekkep yaşı tespitinin mevcut durumda mümkün olmadığı, yargı camiasında bilinmesi ve kabul edilmesi gerektiği şeklinde olduğudur..\" denildiği, ayrıca taraflar arasındaki sözleşmenin noterce tasdik ettirilmesi, ilanı, pay defterine işletilmesi ve ticaret sicile ilanı hususunda anlaştıkları ve bu sözleşmenin 3. ve 4. madde şartlarına uymasının davalının yükümlülüğüne bırakıldığı, hisse devir sözleşmesinde şirket kaşesi de mevcut olup protokolün 5. maddesinde işbu sözleşmenin aynı zamanda makbuz hükmünde olduğunun kararlaştırıldığı, ayrıca ...'tan gönderilen bir çok yazışmada, imza yaşı adli tıbbın yazı ve imza belirlenmesinin bu tür ölçümleri analitik yöntemlerle yapan teknolojinin dünyada mevcut olmadığı yönünde görüş bildirdiği, bu nedenle davalı vekilinin bu taleplerinin HMK nın 266. madde kapsamında değerlendirmeye alınmadığı, sözleşmenin 5. maddesinde anılan belgenin 1.000.000-USD’nin ödendiğine ilişkin makbuz niteliği taşıdığının belirtildiği, makbuzun geçerli olduğu, sözleşmede, karşı tarafın ediminin yerine getirilmesi tarafların ortak iradeleri doğrultusunda belirli bir tarihe bağlandığından (20.12.2011) ihtarname çekmeye gerek bulunmadığı, BK 61. maddeye göre, davalının zenginleşmesi gerçekleşmemiş bir sebebe dayandığından, sebepsiz zenginleşme hükümleri uygulama alanına girecek olup, davacının verdiği miktarı talep edebileceği, davalının 20/12/2011 tarihinde temerrüde düştüğü, 24/07/2014 takip tarihi itibarı ile davacının davalıdan 1.000.000-USD asıl alacak ve 114.171,23-USD işlemiş faiz olmak üzere toplam 1.114.171,23-USD alacaklı olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. <br>İSTİNAF NEDENLERİ: Davalı vekili; davacının sunduğu hisse devir sözleşmesinin sahte olduğu ve sonradan oluşturulduğu yönündeki iddialarının mahkeme tarafından değerlendirilmediğini, müvekkilinin kesinlikle böyle bir sözleşme imzalamadığını, müvekkilimin şirket ortağı olduğu bulunduğu dönemde bazı işlemler için şirket kasasında açığa imzalı boş kağıtların bulunduğunu, bu kağıtların hukuka aykırı şekilde ele geçirilmesi ve üzerinin borçlandırıcı işlem ile doldurulmuş olduğunu, ancak mahkemece bu yönde bir inceleme yapılmadığını, sözleşme üzerindeki yazı ile imza yaşının tespitini talep ettiklerini, davacının, kardeşi ...'in imzalı boş senetlerini doldurması ve doldurduğu bu senetleri icraya koyması nedeniyle İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/260 esas sayılı dosyasında resmi belgede sahtecilik, açığa imzanın kötüye kullanılması suçlarından yargılandığını, mahkemece hükme dayanak alınan bilirkişi raporunda faiz hesaplamasının hatalı yapıldığını, bilirkişi raporunda TCMB tarafından ilan edilen kamu bankalarınca mevduatlara fiilen uygulanan azami faiz oranlarına göre hesaplama yapıldığını, ancak bankaların TCMB'ye bildirdikleri azami faiz oranları ile fiilen uyguladıkları faiz oranlarının farklılık gösterdiğini, bu nedenle kamu bankalarının ilgili tarihler arasında fiilen uyguladıkları faiz oranları tespit edilmeden, TCMB listeleri üzerinden yapılan hesaplamanın hatalı olduğunu, sözleşmenin imzalandığı ve müvekkiline para verildiği iddia edilen tarihte davacı ve şirketler borca batık olmakla, davacının müvekkiline böyle büyük bir miktar para vermesinin mümkün olmadığını, şirkete ortak olan davacının oğlu ... ile müvekkilinin şirket hisselerini 24.01.2012 tarihinde ... ve ... devrettiklerini, davacı ile böyle bir devir sözleşmesi bulunsaydı davacının oğlunun 24.01.2012 tarihli devir işlemine onay vermesinin beklenemeyeceğini, varlığı iddia edilen sözleşmenin sahte olduğu ve sonradan üretildiğini belirterek, kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>GEREKÇE: Dava, limited şirket hisse devir sözleşmesi kapsamında ödenmiş olan devir bedelinin, hisse devrinin gerçekleşmemiş olması nedeniyle iadesi istemiyle başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.Taraflarca düzenlenmiş olan 05.12.2011 tarihli hisse devir sözleşmesinde; davalının ... firmasında sahibi olduğu %15 payı 1.000.000-USD bedelle davacıya devretmeyi, imza tarihinden itibaren 15 günlük süre içerisinde sözleşmeyi noterde onaylatmayı, ortaklar kurulu kararı alarak şirket pay defterine işletmeyi ve ticaret siciline tescil ettirmeyi taahhüt ettiği, bedelin devredene nakden ödendiğinin belirtildiği, davalının edimlerini belirtilen sürede yerine getirmemesi halinde bedeli ayrıca bir ihtara gerek olmaksızın iade etmeyi kabul ve taahhüt ettiği hususlarının hüküm altına alındığı anlaşılmaktadır. Sözleşme gereği davalının yüklendiği edimleri yerine getirmediği, hisse devrinin gerçekleşmediği sabit olup, davalının imza inkarı nedeniyle yaptırılan imza incelemesinde de sözleşmede davalıya atfen atılan imzaların davalının eli ürünü olduğu Adli Tıp Kurumu raporuyla tespit edilmiştir. Davalı vekili tarafından, müvekkili tarafından şirket işleri için önceden imzalanmış olan boş kağıdın sonradan sahte olarak üretilip doldurularak sözleşme haline getirildiği ileri sürülmüştür. Açığa imza halinde, boş belgenin anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu ya da imzalı bir belgenin düzenlenme amacının farklı olduğunu ileri süren taraf bu iddiasını yazılı delil ile kanıtlamak zorundadır. Ancak somut olayda davalı tarafça, önceden imzalanmış boş kağıdın sonradan hukuka aykırı olarak üzeri doldurulmak suretiyle devir sözleşmesi haline getirildiği, dolayısıyla sahte olarak üretildiği ileri sürülmüştür. Bu durum, yukarıda belirtilen yazılı delil ile ispat kuralının istisnası niteliğinde olduğundan, iddianın tanık dahil her türlü delille ispatlanması mümkündür. Dayanak hisse devir sözleşmesi üzerinde mahkemece yazı yaşı konusunda bilirkişi incelemesi yaptırılmamış olsa da, sözleşmenin incelenmesinde; davacı ve davalının üçer adet imzasının bulunduğu, davacı ve davalının birer imzasının ise şirket kaşesi üzerinde yer aldığı görülmektedir. Gerçek kişiler arasında gerçekleşen hisse devrine ilişkin sözleşmede şirket kaşesinin bulunması ve kaşe üzerine imza atılması, ayrıca tek imza sözleşmenin geçerliliği için yeterli olmasına rağmen tıpkı imza sirkülerinde olduğu gibi üç ayrı imza atılması hususları, davalı tarafın şirket işleri için önceden imzalanmış boş kağıdın sonradan davacının bilgi ve iradesi dışında doldurulduğu iddiasını doğrulamaktadır. Nitekim davalı vekilince istinaf dilekçesi ekinde sunulan şirkete ait 20.07.2010 tarihli imza sirkülerinin incelenmesinde; alt alta gelecek şekilde iki yerde şirkete ait kaşenin bulunduğu, her kaşenin üzerinde ve hizasında davacı ile davalının üçer imzasının bulunduğu, davaya dayanak hisse devir sözleşmesinde de aynı şekilde iki kaşe yer almakta, yine kaşe üzerinde ve yanında tarafların üçer imzasının bulunduğu görülmekte olup, dayanak hisse devir sözleşmesinin çıplak gözle incelenmesinde dahi şirkete ait imza sirkülerinin birebir aynısı olduğu anlaşılmaktadır.   Ticaret sicil gazetesinin 24.05.2012 tarihli nüshasında yayımlanan ortaklar kurulu kararına göre, devir konusu şirketin ortaklarından davacının oğlu ...'e ait 2.100.000-TL nominal değerli hissenin 900.000-TL'lik kısmı davalıya, kalan kısmı ise dava dışı ...'e 13.03.2012 hisse devir sözleşmeleriyle devredilmiştir. Bu durumda davacının büyük meblağda para ödeyerek hisse satın almasından kısa bir süre sonra, davacının oğlunun mevcut hisselerini devrederek ortaklıktan ayrılması, hayatın olağan akışına uygun düşmemektedir. Dayanak hisse devir sözleşmesi 05.12.2011 tarihli olup, davalının bu sözleşme tarihinden yaklaşık 3 ay sonra şirket hisselerinin bir kısmını dava dışı kişiye devretmiş olmasına rağmen, oğlunun da aynı tarihlerde şirkette ortak olmasına ve kendi hisselerini devretmesine rağmen, davacının bu devirden haberdar olmaması düşünülemeyeceği gibi, bu duruma rağmen davacının 24.07.2014 icra takip tarihine kadar 3 yıla yakın bir süre hisse devir işleminin gerçekleştirilmesi veya ödediği bedelin iadesi için hiç bir girişimde bulunmaması da hayatın olağan akışına aykırıdır. Bu nedenle dayanak sözleşmenin, davalının daha önceden imzalamış olduğu boş kağıdın sonradan hukuka aykırı olarak doldurularak sözleşme haline getirilmek suretiyle üretildiği sonuç ve kanaatine varılmış olup, mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü hatalıdır. Diğer yandan itirazın iptali davasının reddi halinde alacaklının kötüniyet tazminatına mahkum edilebilmesi, açıkça takibin kötü niyetle yapılmış olmasına bağlıdır. Dolayısıyla takibe girişmekte kötüniyetli bulunduğu borçlu tarafından açıkça kanıtlanmış olan ya da öyle olduğu ayrıca kanıtlanmasına gerek bulunmaksızın dosya kapsamından açıkça anlaşılabilen alacaklı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerekmektedir. Somut olayda da hukuka aykırı olarak sonradan üretilen belgeye dayalı olarak icra takibi başlatan davacının, takip başlatmakta kötü niyetli olduğu sabit olduğundan, davalı lehine takip konusu alacağın takip tarihindeki Türk Lirası karşılığı üzerinden kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle; davanın reddi gerekirken reddine karar verilmesi doğru değil ise de, yapılan hata/eksiklik yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın HMK'nın 353/(1)b-2 maddesi uyarınca kaldırılarak \"davanın reddine, davalı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesine\" karar verilmiştir.\t<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE, Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin  2016/139 Esas 2019/998 Karar sayılı 24/10/2019 tarihli kararının, HMK.'nun 353(1)b-2 gereği KALDIRILMASINA; \"Davanın reddine,Takip konusu alacağın %20'si oranında hesaplanan 536.871,99-TL kötü niyet tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine\"İlk derece yargılamasına ilişkin olarak ;\"Alınması gereken 427,60-TL harcın davacı tarafından peşin yatırılan 32.584,66-TL harçtan mahsubu ile fazla olan 32.157,06-TL'nin  karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, Davacı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına,avalı lehine takdir olunan 272.218-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,Karar kesinleştiğinde ve talep halinde kullanılmayan gider avansının yatıran tarafa iadesine\"Davalı tarafından yatırılan 39.936,32-TL peşin istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde istek halinde kendisine iadesine,Davacı tarafından yapılan istinaf yargı giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,Davalı tarafından yapılan 53-TL istinaf yargı giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 25/04/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f43710f262f9f3e4","SID":"af4869356a9d9849"}}