{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/334 <br>KARAR NO: 2024/392<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>ESAS NO: 2017/402 Esas<br>KARAR NO: 2020/658<br>KARAR TARİHİ: 27/10/2020<br>DAVA: Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 20/03/2024<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin sırayla, davalı firmalarla 2008 – 2012 yıllarında çalıştığını, mezkur tesisin kuruluşlarına devrinden önce ve sonrasında temizlik ve salon hizmetleri davalı firmalardan hizmet satın alınmak suretiyle temin edildiğini, hizmet alımı yapılan firmalarla akdedilen sözleşme ve eki teknik şartname uyarınca çalıştırılan işçilerin SGK Başkanlığı mevzuatı ile her türlü işçi ve işveren hakkındaki mevzuata göre işçi alınmasını, işçi haklarının ödenmesini, işçi çıkartılması ve sair konularda tüm sorumluluk yüklenici firmalara yüklendiğini, kuruluşlarının sorumluluğu bulunmadığını, karar hakkında süresince istinaf yoluyla başvurulan İstanbul Bölge Adliye 24 Hukuk Dairesi 31.12.2016 tarih ve 2016/209 E 2016/185 K sayılı ilamı ile yerel mahkeme kararının kesin olarak kısmen kabulüne karar verildiğini, anılan karar davacı vekili tarafından İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü’nün ... E. Sayılı dosyasından icraya konulduğunu, icra emri gereğince stopaj kesintisi yapıldığını, daha sonra icra dosyasına ödeme yapıldığını, zikredilen nedenler ve yukarıda belirtilen sözleşme hükümleri kapsamında Anadoluhisarı Sosyal Tesislerinde yüklenici firmaların işçisi olarak çalıştığını, ...'ya sorumlu oldukları dönemler itibariyle davalı yüklenici şirketler tarafından ödenmesi gereken 21.986,66 TL tazminat (Stopaj dahil) yargı kararı gereğince kuruluşlarına icra dosyasına ödendiğinden rücuan tahsili zammında işbu davayı açma zarureti hasıl olduğunu, arz edilen nedenlerle, Kuruluşca davalı yüklenicilerin işçisi ...’nın açtığı davada yargı kararı gereğince ödenen 21.986,66 TL’nin icra dosyasına ödeme tarihinden itibaren ticari temerrüt faizi ile birlikte sorumlu oldukları dönemler itibariyle rücuan davalıdan alınmasına karar verilmesini talep etmişlerdir. <br>CEVAP Davalı ... San. Ve Tic. Ltd. Şti.  vekili  cevap dilekçesi ile;  davalı firmadan talep olunan alacak kalemlerinin tamamı zamanaşımına uğradığını, zamanaşımına uğrayan alacak kalemleri için dava açılamayacağını, bu sebeple bu davanın reddi gerektiğini, dava haksız ve mesnetsiz olduğundan reddi gerektiğini, dava konusu sözleşmeye yapılan işler ihaleye çıkıldığında davacı tarafından şartname yayınlandığını ve davalı firma bu şartnameye göre ihaleye dahil olduğunu, şartnamelerde sözleşmenin ayrılmaz bir parçası ve eki olduğunu, teklif fiyata dahil hususların içinde nelerin yer aldığı tek tek sayıldığını, şartname, davacı asıl işverenin kanun karşısındaki sorumluluğunu asla devre dışı bırakmayacağını, dava dışı işçi mahkeme ilamını icra takibine konu ettiğini, takip başlattığını ve davacı tarafından ödeme yapıldığını, taraflarına herhangi bir belgeyle vesikalandırılamadıklarını, olsa da iddia olunduğunu, davacı tarafından icra takibi hükme aykırı olduğunu, itiraz edilmediğini ve takip miktarı dava dışı işçiye ödendiğini, davacının hukuken üzerine düşen savunma hakkını kullanmadığını, kendi ihmalinden dolayı uğradığı zarardan davalı şirket sorumlu olmadığını, anılan ve sayın mahkemece resen belirlenecek sebeplerle binaen, öncelikle işbu davanın görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine, zamanaşımına uğrayan borç sebebi ile davanın usul yönünden reddini, usulden reddi mümkün değil ise davanın esastan reddini talep etmiştir. Davalılar ... Tur. Şirketi ile – ... Sosyal Hizmetler şirketi vekili cevap dilekçesi ile;  davalı firma ihale davacı idareden ihale yolu ile yüklendiği iş yapmaya devam ettiğini, işten ayrılan dava dışı işçi kıdem tazminatından kendisini sorumlu gördüğünü ve işçiye kıdem tazminatı ödemesi yaptığını, davacı davalı ile aralarında imzalanan hizmet işleri genel şartnamesi'ne dayanarak işçilere ödediği işçilik alacaklarını tazmin amacıyla rücu davacı açtığını, ancak davacı yanın dayanak olarak gösterdiği sözleşmelerle, gerek idare tarafından matbu olarak hazırlanan bir sözleşme hükmü olmasını, gerek mezkur madde üzerinde davalı müzakere olanağı sağlanmadığını, davalı aleyhine ağır bir şart olması dolayısıyla genel işlem koşulu niteliğinde olduğunu, dava dışı işçinin ihale kapsamında alınan işte çalışan diğer işçilerin doğrudan hastaneden emir ve talimat alarak çalıştırıldığını, gerekse hastane işçi alma ve işten çıkarma yetkisini kendisinde bulundurduğunu, hususlar birlikte değerlendirildiğinde dava konusu olayda alt işveren asıl işveren ilişkisinin gerçek anlamıyla var olmadığının kabulü gerekçe olacağını, tüm hususlar dahilinde davalı firmanın sorumlu sayılamayacağını, sorumluluğun davalı idarenin üzerinde olduğu kabul edilerek davanın davacı firma yönünden husumet yokluğu sebebiyle reddini, bunun kabul edilmemesi halinde işçinin davalı bünyesinde çalıştırıldığı süre zarfıyla orantılı ve çıkan rakamın da müşterek müteselsilen sorumluluk nedeniyle yarısından sorumlu olması şeklinde olması gerektiğini, izah etmeye çalışılan nedenlerden dolayı davalı firma yönünden davanın husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesini, davanın esastan girilmesi halinde yukarıda yer verilen HGK kararından da açıkça görüleceği üzere tarafların %50 kusurlu sayılması sebebiyle dava dışı işçinin alacaklarından davalı firmanın kendi dönemiyle sınırlı olarak sorumlu olduğu miktarın müşterek müteselsil sorumlu sıfatıyla asıl işveren olan davacı kurum ile birlikte sorumluluğuna karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... Gıda San. Paz. Şirketi'ne usulüne uygun dava dilekçesi tebliğ edilmesine rağmen cevap dilekçesi sunmamıştır.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece ''...Dosyaya getirtilen yanlara ait tüm deliller, getirtilen icra dosyası, davacı şirketin ticari defter ve belgeleri üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen rapor , ek rapor ve tüm dosya kapsamından anlaşıldığı üzere; Huzurdaki davada davacı tarafın, İstanbul Anadolu ...İcra Müdürlüğüne işçi tazminatı olarak ödediği 21.986,66 TL’nin Rucüen Davalılardan tahsil edilmesi isteminde bulunmuştur. Dosya incelemelerimizde İstanbul 13. İş mahkemesinin 2015/267 E. sayılı dosyasında 20.10.2016 tarihinde Davacı ... lehine kısmen kabulu ile karar verildiği görülmüştür. Davacı tarafça yapıldığı iddia edilen ödeme makbuzu dosya içeriğinde görülmemekle birlikte, İstanbul 13. İş mahkemesinin 2015/267 E. sayılı dosyasında Alacaklı vekili tarafından 17.02.2017 tarihinde İstanbul Anadolu ... İcra  müdürlüğü ... E. dosyasından 18.411,18 TL tahsil edildiği, yine İstanbul Anadolu ... İcra  müdürlüğü ... E. dosyasından borçlu olarak Kıyı Emniyet müdürlüğüne hitaben düzenlenen ve açıklaması “…İcra Takip dosyamıza 21.986,66 TL borcunuz bulunmaktadır. Bakiye borcunuzu iş bu muhtıranın tebliğ tarihinden itibaren (7) gün içinde icra dosyamıza ödemeniz aksi halde cebri icraya devam olunacağı tarafınıza tebliğ olunur…” şeklinde olan yazı ile ödemenin 16.02.2017 tarihinde yapıldığı kanaatine varılmaktadır. Davacı yanın davalı yanlardan 21.986,66 TL alacaklı olacağı, sonuç ve kanaatine varılmaktadır. Taraflar tacir olduklarından ilişkilerinde faiz esas olup, önceden kararlaştırılmasa bile faiz istenebilir. Bir alacağa faiz istenebilmesi için, ödeneceği tarihin net olarak belli olması veya belli değilse alacaklı tarafından çekilecek bir ihtar veya ihbar ile borçlunun temerrüde düşürülmesi veya icra takibine başvurulması gerekir. Dosyamızda davalının Kıyı Emniyet müdürlüğüne hitaben düzenlenen ve açıklaması “…İcra Takip dosyamıza 21.986,66 TL borcunuz bulunmaktadır. Bakiye borcunuzu iş bu muhtıranın tebliğ tarihinden itibaren (7) gün içinde icra dosyamıza ödemeniz aksi halde cebri icraya devam olunacağı tarafınıza tebliğ olunur…” şeklinde olan yazı ile ödemenin 16.02.2017 tarihinde yapıldığı kanaatine varılmaktadır. Davacı taraf 25.04.2017 harçlandırma formlu Dava dilekçesinde 21.986,66 TL’nin icra dosyasına ödenme tarihinden itibaren faiz talep etmiştir. Tüm bu nedenlerle davanın kabulü ile 21.986,66.-Tl nin ödeme tarihi olan 16.02.2017 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine \" karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı ... San. Ve Tic. Ltd. Şti. vekili yasal süre içerisinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; yapılan işin niteliği gereği tarafların tacir sıfatını haiz olmamaları sebebiyle dosyaya bakmakla görevli mahkemeler genel mahkemeler olan Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğunu, Bu nedenle dosyanın asliye hukuk mahkemelerine gönderilmek üzere  görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini, 7166 Sayılı Kanun ile 4857 Sayılı Kanun'un 112. Maddesinde değişiklik yapılarak sözleşmesinde kıdem tazminatı ödemesine ilişkin açık hüküm bulunmaması halde rücu edilemeyeceği ve eklenen geçici 9. Madde ile devam etmekte olan davalarda karar verilmesine yer olmadığı kararı tesis edileceği düzenlenmiş olduğunu bu nedenle 7166 Sayılı Kanun hükümleri uyarınca; sözleşmede kıdem tazminatı sorumluluğuna ilişkin açık bir hüküm mevcut olmamasından ötürü müvekkilinin sorumluluğuna gidilemeyeceğini, işçilik alacaklarına ilişkin olarak 6552 Sayılı Yasa ile getirilen düzenlemelere ilişkin olarak gerekçeli kararda herhangi bir değerlendirme yapılmamış, rücu hakkına ilişkin ayrıntılı bir değerlendirme de yapılmamış sadece bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm tesis edildiğini, hükmün gerekçe içermemesi hususu kamu düzenine aykırılık hallerinden olup, HMK'da kamu düzenine aykırılık halleri kararın kaldırılması nedeni sayıldığını, dava dışı işçinin alacaklarına ilişkin hesaplamanın aynı zamanda müvekkilde çalışma döneminde aldığı ücret ve diğer hakları ile sınırlandırılarak müvekkilin sorumlu olduğu miktarın tespit edilmesi ile hüküm tesis edilmesi gerektiğini, oysa gerekçeli kararda davalılar yönünden sorumluluk ayrıştırması yapılmamış, tespit edilen toplam miktarın davalıdan tahsili şeklinde hüküm tesis edildiğini, ancak hangi miktarın hangi davalıdan tahsil edilmesi gerektiğinin kararda gösterilmemiş olması da isabetsiz olduğunu belirterek mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Davacı vekili yasal süre içerisinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle;  Yerel Mahkeme ilamı ile hüküm altına alınan alacakların yasal faiz ile tahsili şeklinde karar verilmesi hatalı olduğunu, müvekkilinin, kuruluş ana statüsünde de belirtildiği üzere  kamu iktisadi teşekkülü olduğunu, davalı şirketler ile müvekkili kuruluş arasındaki ilişkinin de ticari ilişki hükmünde olacağı açık olduğundan  ticari ilişkiden doğan davaya konu alacakların davalılardan  ticari faizi ile tahsili gerektiğini belirterek yerel mahkeme ilamında yer alan alacakların yasal faizi ile tahsili ibaresinin ticari faizi ile tahsili şeklinde değiştirilerek hüküm kurulmasını talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; Dava, taraflar arasındaki hizmet alım sözleşmesi ve iş mahkemesi ilamı gereğince, dava dışı işçiye ödenen işçilik alacaklarının yargılama ve takip masrafları ile birlikte rücuen tahsili istemine ilişkindir.Davalı tarafça görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu ileri sürülmüş ise de, davalının tacir sıfatının bulunduğu açıktır. Davacı ise 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararmame çerçevesinde faaliyette bulunmak üzere Bakanlar Kurulu kararı ile kurulmuş, tüzel kişiliğe sahip faaliyetlerinde özerk, sorumluluğu sermayesi ile sınırlı, özel hukuk hükümlerine tabi bir kamu iktisadi kuruluşu olup TTK 16.maddesi kapsamında tacir sıfatı bulunmaktadır. Dava konusu uyuşmazlık ise her iki tarafın ticari işletmesinden kaynaklandığı için görevli mahkeme TTK'nın 4/1. maddesi gereğince Asliye Ticaret Mahkemesidir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacı tarafından ödenen işçilik alacağından ve yargılama ve takip giderlerinden kimin ne oranda sorumlu olduğu  hususundadır. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2/6. maddesinde; \"Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.\" hükmü bulunmaktadır.Dava konusu olayda davacı ile davalılar arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi mevcut olup, davalı asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeriyle ilgili olarak İş Kanunundan kaynaklanan yükümlülükler nedeniyle, alt işverenle birlikte müteselsilen sorumludur. Burada Kanundan kaynaklanan bir teselsül hali söz konusudur ve işçi alacağının güvence altına alınması amacıyla getirilmiş olan sadece işçilere karşı bir sorumluluktur. Asıl ve alt işveren arasındaki ilişkide ise iş hukuku değil, Borçlar Kanunu ve sözleşme hukuku esas alınacağından, uyuşmazlığın taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre çözümlenmesi gereklidir. Alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olan borçlular, kendi aralarındaki iç ilişkide, bu husustaki nihai sorumluluğun hangi tarafa ait olduğu konusunda bir anlaşma yapabilirler. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 167. maddesi \"Aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludurlar. Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır.\" şeklinde düzenleme mevcut olup, taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ifadan birbirlerine karşı genel olarak eşit paylarla sorumlu oldukları belirtilmiştir. Somut olayda, uyuşmazlığın çözümü için taraflar arasında imzalanan hizmet alım sözleşmesi, hizmet alım tip sözleşmesi, teknik şartname ve hizmet işleri genel şartnamelerinin sorumluluğa yönelik hükümlerinin tatbiki gerekir. Bu nedenle tarafların serbest iradeleri ile düzenlemiş oldukları sözleşme ve şartname hükümlerinde işçi alacaklarından kimin ne kadar sorumlu olduğuna ilişkin hüküm varsa  bu hükümler  tarafları bağlar. Hizmet sözleşmelerinde, ihale evraklarında teknik ve idari şartnamelerde ve diğer taraflar arasında karşılıklı düzenlenen belgelerde yüklenici şirketin sorumluluğuna ilişkin açık hüküm olan hallerde, asıl işveren  ödemiş olduğu miktarın tamamını, ilgili alt işverenden  rücuen tahsilini talep edebilirken alt işverenin, asıl işverenden rücu imkanı yoktur.  Sözleşme değerlendirilirken işçinin çalıştığı dönemlere ilişkin sözleşme hükümleri dikkate alınmalıdır. Buna göre, son alt işverenin alacağın tamamından sorumlu tutulamayacağı, tamamından sorumlu olmasının İş Kanunu gereği yalnız işçiye karşı olduğu, işçiyi çalıştırmış olan alt işverenlerin her birinin dava dışı işçiyi çalıştırdığı dönemi kapsayan kısmından sınırlı sorumlu olacağı,  ayrıca işçilik alacakları davası neticesinde davacının ödediği yargılama giderleri, faiz ve vekalet ücreti yönünden de alt işverenlere rücu edilecek işçilik alacağı miktarına göre bir oranlama yapılarak davacının alt işverenlerden bu alacak kalemi ile ilgili talep edebileceği miktar da açıkça belirlenmelidir.  (Y.13. HD. 24/05/2018 T,  2015/38873 E.-2018/6205 K. ve yine aynı Dairenin  31.5.2018 T, 2016/2779 E.- 2018/6452 K. ve 11/05/2017 tarih, 2016/7790 E. 2017/5936 K. sayılı ilamları)  Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 23/03/2021 tarihli 2021/616 E. 2021/1083 K. Sayılı ilamında; \"...Hizmet alım ihaleleri aynı yüklenici tarafından alındığı gibi, değişik yükleniciler tarafından da alınabilmektedir. Bu halde işyeri devri suretiyle işçiler yeni yükleniciye  devredildiği için hizmet akitleri kesintiye uğramadan devam etmekte ve işçilik alacakları da bu doğrultuda hesaplanmaktadır. İşçiye ödenen kıdem tazminatı iş sözleşmesinin feshedildiği tarihteki giydirilmiş ücret üzerinden hesaplanmakta olup bu kıdem tazminatının tamamından işçiyi çalıştırdıkları dönemle orantılı olarak yükleniciler işverene karşı sorumludurlar. Yıllık izinler kullanılmadığı taktirde iş sözleşmesinin feshi ile ücrete dönüşmektedir. Sözleşmeyi feshedenin son yüklenici olduğu ve yıllık izinlerinde bu fesih ile ücrete dönüştüğü gözönüne alındığında yıllık izin ücretinden son yüklenici  sorumlu olacaktır. İhbar tazminatından son işveren sorumludur. Bunların dışında hafta tatil ücreti, ücret alacağı, fazla mesai ücreti gibi işçiye ödenen tazminatlardan yükleniciler işverene karşı işçiyi çalıştırdıkları dönemle sınırlı olarak sorumlu olacaklardır.\" şeklindedir.Öte yandan, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. ve 14. Hukuk Daireleri arasında çıkan uyuşmazlıkta Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 05/05/2023 tarihli 2023/1118 E. 2023/1683 K sayılı kararı ile; \"...Somut olaya gelince; Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7'nci Hukuk Dairesi ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 14'ncü Hukuk Dairesi arasındaki uyuşmazlık, az yukarıda yer verilen emsal Yargıtay ilâmı doğrultusunda giderilmelidir. Dairemiz'in istikrar kazanan uygulamalarında da belirtildiği gibi, hizmet alımına ilişkin sözleşmelerde, hizmetin yüklenicinin (alt işveren) işçileri tarafından yerine getirilmesi kabul edildiğinden, asıl işverenin yüklenicinin (alt işveren) işçileri ile herhangi bir organik bağı bulunmamaktadır. Hizmet alımına ilişkin tip sözleşmelerde, işçilik ücretleri arasında işçilere ait özlük haklarının tümü belirlenmekte ve bu şartlarla sözleşme imzalanmaktadır. İş Kanunu'nda, işçiyi korumak amacıyla düzenlenmiş olan asıl işveren ve alt işverenin (yüklenici) müteselsil sorumluluğuna ilişkin düzenlemenin taraflar arasındaki hizmet sözleşmelerinde iç ilişki bakımından uygulanması mümkün değildir. Hizmet alım sözleşmelerinde, işçilerin özlük hakları ile ilgili olarak yüklenici (alt işveren) lehine herhangi bir hüküm bulunmaması durumunda, yüklenicinin (alt işveren) işçisi ile organik bir bağı olmayan asıl işveren,  işçilerin özlük haklarından sorumlu tutulmamalıdır. Bu itibarla, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7'nci Hukuk Dairesi ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 14'üncü Hukuk Dairesi arasındaki uyuşmazlığın, asıl işverence yüklenicinin (alt işveren) işçilerine ödenen ücretlerden yükleniciyi (alt işveren) tamamen sorumlu tutan Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nin uygulaması doğrultusunda giderilmesi gerekmiştir...\" şeklindeki uyuşmazlığın giderilmesine karar verildiği görülmüş olmakla emsal Yargıtay kararı dairemizce de benimsenerek sözleşmede aksi kararlaştırılmadıkça asıl işverinin sorumluluğuna gidilemeyeceğine karar verilmiştir. Emsal karar, TBK'nın 167. maddesinde yer alan \"...borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça...\" hükmü çerçevesinde değerlendirildiğinde, kararda da ifade edildiği gibi hizmet alımına ilişkin tip sözleşmelerde, işçilik ücretleri arasında işçilere ait özlük haklarının tümü belirlendiği ve bu şartlarla sözleşme imzalandığı için sözleşmede aksi kararlaştırılmadıkça asıl işverenin sorumluluğuna gidilemeyecektir. Öte yandan, 6100 sayılı HMK 297. Maddesinde; “mahkeme kararında tarafların iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepler, hüküm sonucu,  varsa kanun yolları ve süresi, hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzaları ve gerekçeli kararın yazıldığı tarihin yer alması; ayrıca hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi” gerektiği hükme bağlanmıştır.Buna göre bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir.Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 141. Maddesinde; bütün mahkemelerin her türlü kararının gerekçeli olarak yazılması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve hukuka uygunluk denetiminin yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.Mahkemece, davacı yanın, davalı yanlardan 21.986,66 TL alacaklı olacağı sonuç ve kanaatine varıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de  davanın neden kabul edildiği hususunda bir açıklamanın yer almadığı, delillerin tartışılarak değerlendirmesinin yapılmadığı, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin yer almadığı ve kararın denetlenebilirliğinin olmadığı görülmektedir. Yani, kararın gerekçe içermediği açık ve tartışmasız olduğu gibi husumet yöneltilen dörk davalının müştereken ve müteselsilen sorumluluğuna dayalı açılan rücuen tazminat davasının tek bir davalı varmış gibi karar verilmesi de hatalı olmuştur.O halde mahkemece yapılacak iş, yukarıda belirtilen  yasal düzenlemeler, emsal yargıtay kararları ve açıklamalar doğrultusunda, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri incelenerek tarafların sorumluluğu belirlendikten sonra son alt işverenin alacağın tamamından  sorumlu olmasının İş Kanunu gereği yalnız işçiye karşı olup Yargıtay emsal kararlarında belirtildiği şekilde, işçiyi çalıştırmış olan alt işverenlerin her birinin dava dışı işçiyi çalıştırdığı dönemi kapsayan kısmından sınırlı sorumlu olacağından, her bir davalının sorumlu olduğu miktar yönünden denetime açık hüküm kurmaya elverişli alınacak rapor sonucuna göre iddia, savunma ve deliller birlikte değerlendirilerek, özellikle Anayasanın 141/3. maddesi ve 6100 sayılı HMK’nın 27. ve 297. maddeleri kapsamında gerekçe oluşturularak, vardığı yargıyı içerir ve denetlenebilir  hüküm kurmak olmalıdır. Buna göre; asıl işverinin, dava dışı işçiye ödediği tazminattan dolayı rücu şartları oluşması durumunda; kıdem tazminatının tamamından işçiyi çalıştırdıkları dönemle orantılı olarak yükleniciler işverene karşı sorumludur.  Yıllık izinler kullanılmadığı taktirde iş sözleşmesinin feshi ile ücrete dönüşeceği ve  sözleşmeyi feshedenin son yüklenici olduğu ve yıllık izinlerinde bu fesih ile ücrete dönüştüğü gözönüne alındığında yıllık izin ücretinden son yüklenici  sorumlu olacaktır. İhbar tazminatından son işveren sorumludur.  Bunların dışında hafta tatil ücreti, ücret alacağı, fazla mesai ücreti gibi işçiye ödenen tazminatlardan yükleniciler işverene karşı işçiyi çalıştırdıkları dönemle sınırlı olarak sorumlu olacaklardır. İşveren tarafından bu ödemelerin feri mahiyetinde yapılan ödemeler de aynı esasla yüklenicilerden tahsil edilebilecektir. Bu nedenle  yükleniciler aleyhine açılan rücu davalarında ayrı sözleşmelerle hizmet ifa eden yükleniciler mecburi dava arkadaşı olmadığı gibi borçtan müteselsilen sorumlu olacaklarına ilişkin kanun hükmü veya sözleşme bulunmamaktadır. Bu nedenle alacak davalarında  her davalı aleyhine ayrı tahsil hükmü kurulmalıdır.Kabule göre de; taraflar tacir olup her iki tarafın ticari işletmesinden kaynaklanan ticari işlerde ticari temerrüt faizin uygulanması gerekirken  yasal faize hükmedilmesi  hatalı olmuştur. Açıklanan nedenlerle,  davacı vekili ile davalı ... Şirketi vekilinin istinaf başvurularının kabulü ile, kararın açıklanan gerekçeler doğrultusunda  kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için 6100 sayılı HMK'nın  353-(1)-a.6 maddesi gereğince dosyanın mahkemesine iadesine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davacı vekilinin vekili ile davalı ... Şirketi vekilinin istinaf başvuruların KABULÜNE, 2-İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin, 2017/402 Esas, 2020/658 Karar ve 27/10/2020 tarihli kararının HMK'nun 353/1a.6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılmak ve yeniden bir karar verilmek üzere mahal Mahkemesine İADESİNE, 4-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden taraflarca yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının ayrı ayrı hazineye gelir kaydına, istinaf karar harçlarının talep halinde istinafa başvuranlara iadesine, 5-İstinafa başvuranların yapmış olduğu istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1-g bendi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.20/03/2024 </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"2539987691e868b0","SID":"b931ddf03fa02fe3"}}