{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>DOSYA NO: 2021/748 <br>KARAR NO: 2024/714<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: Bakırköy 1. Fikri Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi<br>TARİHİ: 04/03/2021<br>NUMARASI: 2020/158 E. - 2021/54 K.<br>DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 18/04/2024<br>Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan  inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA DİLEKÇESİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  müvekkili şirketin “...”, “... ” ve “...” markaları ile gıda ve hizmet sektöründe faaliyet gösteren köklü bir firma olduğunu, müvekkilinin tescil ettirmiş olduğu söz konusu markaları 29, 30, 31, 39, 42, 43 ve 44. sınıflarda kullandığını, müvekkili şirketin ayrıca içerisinde \"...\" ibaresi geçen birçok markanın TPMK nezdinde tescilli müvekkiline ait “ ...” markasının, TPMK nezdinde tanınmış marka olarak tescil edildiğini, müvekkili şirketin 1935 yılından bu yana aynı unvan altında faaliyet göstermekte olup, 1999 yılında dahi söz konusu logonun müvekkili tarafından tescilli olarak kullanıldığını, ortalama bir tüketicinin “...” kelimesini duyduğunda aklına gelecek ilk ve tek şirket olduğunu, müvekkili şirketin marka ve logo kullanımının da işbu logo ve markanın tescilinin de davalının kullanımından daha eskiye dayandığını, ancak hal böyle iken davalının, müvekkiline ait markalar ile iltibasa yol açacak derecede benzer olan bir markayı hukuka aykırı olarak kullandığının soruşturma ve kovuşturma işlemleri ile ortaya konduğunu, İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi’nin 25.04.2019 tarih ve 35/257 sayılı kararı ile davalı şirket yetkilisi aleyhine cezai hüküm kurulduğunu ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildiğini, söz konusu kararın kesinleştiğini, davalı şirketin üretim merkezinde, servis araçlarında ve http://www...com.tr/ adresinde TPMK nezdinde herhangi bir tescili veya tescil başvurusu olmaksızın müvekkiline ait seri markaların kök ibaresi olan “...” ibaresini ön plana çıkararak iltibas yaratacak şekilde kullandığını, söz konusu tecavüzün tespit edilmesi üzerine, taraflarınca müvekkil şirketin marka hakkına tecavüz ve aynı zamanda haksız rekabet teşkil eden işbu eylemlerine son vermesinin davalı tarafa ihtar olunduğunu, ancak davalının, işbu ihtarname, cumhuriyet savcılığına yapılan şikayet ve mahkemece verilen kesinleşen cezai hükme rağmen kullanımına halen devam ettiğini ve davalının bu söz konusu eylemlerinin müvekkilinin marka hakkına tecavüz ve aynı zamanda haksız rekabet teşkil ettiğini iddia ederek, marka hakkına vaki tecavüzün durdurulmasını ve men’ini, müvekkiline ait markalarla iltibasa yol açan ürünlerde, tabelalarda, ambalajlarda vs. satışının, kullanımının veya pazarlanmasının durdurulmasınaı markayı ihlal eden ürünlere, ambalajlara vs. el konulmasına ve imhasına, uğranılan zararın tazmini için şimdilik 50.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 100.000 TL tazminatın, davalıdan reeskont avans faizi ile birlikte tahsilini ve verilecek hüküm özetinin ilanını talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP DİLEKÇESİ: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  müvekkilinin 1984 yılında kurulmuş olduğunu ve o tarihten bu yana kesintisiz olarak faaliyette bulunduğunu, davacının değindiği ceza kararının usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle kanun yararına bozulması talebiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuru yapıldığını,  müvekkilinin “... + Şekil” ibaresinden oluşan markasını 02.12.2002 tarihinde aktif olarak kullanmaya başladığını, bu kullanımının 24.04.2003 tarihinden itibaren de internet sitesinde kullanılarak aleniyet kazandığını, müvekkiline ait şirket marka ve logosunun dava tarihinden 17 yıl önce (2002 yılından itibaren) kullanılarak tescilsiz bir sınai hak elde edildiğini, davacı taraftan daha önceki bir tarihte sınai hak kazanan müvekkili şirketin bu markasını kullanmasının önünde herhangi bir engel bulunmadığını, müvekkilinin “...” ibaresini kullanmakta önceye dayalı üstün hakkı bulunduğunu, kullanım tarihleri dikkate alındığında, müvekkilinin davacıdan esinlenmesi mümkün olmadığı gibi, halihazırda var olmayan bir markanın taklit edilmesinin de mümkün olmadığını ve davacının taleplerinin yersiz olduğundan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk Derece Mahkemesince; Davanın açıldığı tarih ve öncesinden tanınmış marka haline gelmiş olan davacıya ait \" ...\" markasının tescilli kullanımının davalıdan önceye dayanmakta olup çok sayıda \"...\" ibaresini taşıyan markaların davacı adına tescilli olup bu markalardan en eskisinin ... tescil nolu olup 29 ve 30. Gıda emtiası sınıfında tescilli olduğu, davacının 43. Hizmet sınıfında tescilli en eski markalarının ise ... ve ... nolu \"... +şekil\" ve \"... +şekil\" markaları olup bu markaların 43. Sınıfta yiyecek ve içecek hizmetleri, yiyecek ve içeceklerin hazırlanması vs. Hizmetlerinde tescilli olduğu, davalı şirketin ise dosya kapsamı delillere göre \"... \" ibaresini 2002 yılından itibaren marka olarak kullanmaya başladığı, yoğun olarak tanıtımının yapılıp medya aracılığıyla da herkese duyurulduğu, eldeki davanın ise 2020 yılında açıldığı anlaşılmıştır. Buna göre,  davacının marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet iddiasını 17 yıl gibi çok uzun bir süre sessiz kaldıktan sonra ileri sürdüğü, bu sürenin marka kullanımına karşı çıkılmayacağına dair davalıda haklı bir güven oluşturacak uzunlukta olduğu, davalının markaya uzun yıllar boyunca bu haklı güvenle yatırım yaptığı ve marka kullanımında kötü niyetli olduğunu gösteren sarih bir emarenin-verinin tespit edilemediği görülmüştür. Aynı olaya ilişkin İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi’nin 25.04.2019 tarih ve 35/257 karar sayılı kararı ile  hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olup, bu karar teknik manada kesin mahkumiyet kararı olmayıp TBK'nın 74. Maddesi uyarınca mahkememizi bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Kaldı ki, ceza mahkemesince de maddi olgu mahkememizin kabulünde olduğu şekliyle tespit edilmiş olup, ceza dosyasında görevlendirilen bilirkişi de mahkememiz kabulünde olduğu şekliyle sessiz kalma yoluyla hak kaybından bahsetmiştir.Bu itibarla  davacının huzurdaki davayı uzun süre sessiz kalma suretiyle hak kaybına uğradıktan sonra açması,  yerleşik Yargıtay İçtihatları gereği hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde olup, SMK'nın 25/6 maddesi gerekçeleriyle,\" davacının davasının REDDİNE, karar verilmiştir. <br>İSTİNAF: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili markasının tanınmış marka statüsünde olduğunu, müvekkili markasını 1935 yılından itibaren aktif şekilde kullandığını, 1983 de tescil ettirdiğini, müvekkili markasının marka hukuku kapsamında asli korunmaya sahip olduğunu, müvekkilin markasıyla iltibas oluşturan ve marka hakkına tecavüz eden hiçbir kullanımın korunmamasının hukuka aykırı olduğunu, davalının kullanımının kötü niyetli ve  hukuka aykırı olduğunu,  sessiz kalma yoluyla hak kaybı hukuki bir zemine oturtulamayacağını, davalının markasının TPMK nezdinde  tescilli olmadığını, davalının müvekkili marka haklarını tecavüze ve haksız rekabete sebep olan işaretleri kullanmasının ve bu durumun hukuk düzenince korunmasının mümkün olmadığını, davalının müvekkiline ait markayı haksız ve lisanssız şekilde kullandığının müvekkili tarafından fark edilir edilmez  davalıya ihtarname gönderildiğini, markanın haksız ve hukuka aykırı kullanımını sona erdirmesi ihtar edildiğini, davalı haksız kullanıma devam ettiği için müvekkili tarafından  İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na şikayette bulunulduğunu, davalının bilinen ve herkese açık marka sicilinin mevcudiyeti karşısında daha önceden tescili bulunan benzer markaları araştırma yükümlülüğü olduğunu, davalı şirket müvekkili şirketin tanınmışlık düzeyinden yararlanmaya çalıştığını, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda da müvekkili markasının TPMK nezdinde ... numarası ile tanınmış marka olarak kayıtlı olduğunun belirtildiğini, davalının müvekkili şirkete ait markayı bildiğini, arama motorlarına salt \"...\" kelimesinin yazılması halinde dahi en başta müvekkil şirkete ait marka ve restoran konumları çıktığını, davalı kullanımının kötüniyetli olduğunu, sessiz kalma yoluyla hak kaybı gerçekleşmeyeceği için sonraki tarihli markanın hükümsüzlüğünün istenebilmesi de herhangi bir süreye bağlı olmayacağını, mahkemesinin sessiz kalma yoluyla hak kaybının gerçekleştiği yönündeki kararı hukuka aykırı olduğunu, SMK 25/6 hükmü yalnızca hükümsüzlük davaları için düzenlendiğini, 5 yıllık süre Yargıtay kararları uyarınca tecavüz davalarında uygulanamadığını, bu davada süre somut olaya göre belirlenmesi gerektiğini, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda belirtildiğinin aksine, davalının markayı uzun yıllar  kullandığı ve bunun davalıda bir güven oluşturduğu iddiasının usulsüz olduğunu, davalı tarafından ne kadar süreyle kullanılırsa kullanılsın, müvekkilin uzun yıllar emekleriyle oluşturduğu markası üzerinden gelir elde etmesi ve bu duruma yatırım yapması hukuken korunmaması gereken bir durum olduğunu,  tüm bu nedenlerle istinaf isteminin kabulü ile mahkeme kararının kaldırılmasını, davanın kabulünü talep etmiştir.  İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Davanın konusu, markaya tecavüzün durdurulması, men'i, maddi-manevi tazminat ve verilecek hüküm özetinin ilanı taleplidir. Türk Patent ve Marka Kurumu'ndan gelen kayıtlardan \"...\" esas unsurlu birçok markanın davacı adına tescilli olduğu ve ... \"...\"  markasının 05/09/2008 tarihinde başvurusunun yapıldığı, 99/* nice sınıflarında tanınmış marka olarak tescilli olduğu görülmüştür. 6769 Sayılı SMK'nın 29/1-b ve c maddeleri ile, marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği halde, tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak, ihraç etmek, ticari amaçla elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunma marka hakkına tecavüz teşkil eder.  11/02/2021 havale tarihli bilirkişi heyet raporunda; davacının marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet iddiasını 17 yıl gibi çok uzun bir süre sessiz kaldıktan sonra ileri sürdüğü, bu sürenin marka kullanımına karşı çıkılmayacağına dair davalıda haklı bir güven oluşturacak uzunlukta olduğu, davalının markaya uzun yıllar boyunca bu haklı güvenle yatırım yaptığının kabul edilebileceği ve marka kullanımında kötü niyetli olduğunu gösteren sarih bir emarenin-verinin tespit edilemediği, İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi’nin 25.04.2019 tarih ve 35/257 karar sayılı hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının bağlayıcılık yönünden hukuki değerlendirmenin TBK'nın 74. Maddesi düzenlemesinin de Mahkemenin takdirinde olduğu, ancak Mahkemece davacının huzurdaki davayı açmakta uzun süre sessiz kalma suretiyle hak kaybına uğramayıp, davalı kullanımının davacının tescilli marka haklarına tecavüz teşkil ettiği kabul edilirse, yapılan mali inceleme ve değerlendirme neticesinde, davacının SMK'nın 151/2-(c) maddesi uyarınca davalıdan talep edebileceği lisans bedelinin 8.938.786,33 TL olarak hesap edildiği, ancak davacının karlılık oranlarının emsal lisans bedeli oranı olan %15’in altında olduğu ve aynı dönemde kazancının 3.244,365,02 TL olarak hesap edildiği göz önüne alındığında lisans bedelinin 8.938.786,33 TL olduğu belirtilmiştir.Mahkemece davalı şirketin  \"...\" ibaresini 2002 yılından itibaren marka olarak kullanmaya başladığı, davanın 2020 yılında açıldığı, davacının uzun süre sessiz kaldığı ve İstanbul 2. FSHCM'nin 2019/35 E. 2019/257 K. sayılı kararı ile aynı olaya ilişkin hükmün açıklanmasına karar verildiği, kesin mahkumiyet kararı olmadığı ve SMK 25/6 mad. gözetilerek  davanın reddine karar verilmiştir. 6769 sayılı SMK 25/6 mad.göre marka sahibi sonraki tarihli bir markanın kullanıldığı bildiği veya bilmesi gerektiği halde bu duruma birbirini izleyen 5 yıl boyunca sessiz kalmış ise sonraki tarihli marka tescili kötü niyetli olmadıkça markasının hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez hükmü düzenlenmiştir. Davacı vekilince, sessiz kalma yoluyla hak kaybının, markeye tecavüz davalarında ileri sürülemeyeceği beyan edilmişse de; TMK 2. Madde de düzenlenen \"dürüst davranma ilkesi\" ve tacirler yönünden TTK 18/2. Madde de düzenlenen \"basiretli davranma ilkesi\" kamu düzeniyle ilgili genel hüküm niteliğinde bulunduğundan, markaya tecavüz ve haksız rekabete ilişkin davalarda da, mahkemece resen dikkate alınması gerektiğinden, ileri sürülen istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. İstanbul 2. FSHCM'nin 25/04/2019 gün ve 2019/35 E. 2019/257 K. sayılı dosyasında suç tarihinin 31/03/2017 tarihi olduğu, mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, bilirkişi raporunda internet sitesinde iş yeri araçlarında şirket isminde çalışanların kıyafetlerinde kullanılan ... şeklinde tescilsiz marka kullanımının şikayetçi adına tescilli marka ile benzer olduğu ve iltibas yarattığının belirtildiği, mahkemece suçun oluştuğu gerekçesi ile mahkumiyet kararı verildiği ancak hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı, kural olarak Ceza Mahkemesince verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların hukuk hakimini bağlayıcı olmadığı anlaşılıyorsa da, maddi vakıa yönünden delil olarak değerlendirilmesi mümkündür.Somut olayda davacıya ait markanın tanınmış marka olduğu, markaların en eskisinin ... tescil nolu olup, 29 ve 30. gıda emtiası sınıfında tescilli olduğu, davalı şirketin \"...\" ibaresini 2002 yılından itibaren kullanmaya başladığı anlaşılmaktadır.Davalının kötü niyetli olup olmadığının mahkemece alınan bilirkişi raporunda tartışıldığı, sonuç olarak kötü niyetli olmadığı kanaatine varıldığı görülmüştür. Davalı şirket yetkilisinin, ceza yargılamasındaki ifadesinde 2002 yılında marka başvurusu yapmak için başvurduğu patent şirketlerinin, davalının eski tarihli markaları nedeniyle tescil ettiremeyeceğini söylemelerine rağmen markayı 43.sınıfta catering hizmetleri/tabildot yemek hizmetleri alanında kullanmasının tek başına kötü niyetli olduğunu göstermeyeceği, davalının 2002 yılından beri aynı logo ve marka kullanımını devam ettirdiği, kullanımını değiştirmediği, davacı markasına yanaştırmadığı, davacının tanınmış markasından faydalanma amacı güdüldüğüne dair dosya kapsamında delil bulunmadığı anlaşılmıştır.Davacı vekili müvekkili tarafından davalının müvekkilinin markasının izinsiz kullandığını öğrendiği tarihten itibaren hemen 02/11/2016 tarihinde ihtar çekildiğini, İstanbul cumhuriyet başsavcılığına şikayette bulunduğunu ileri sürdüğü anlaşılıyor ise de aynı şehirde ve aynı sınıfta hizmet veren, 28/10/2013 tarihinde ... Derneğine üye olan ve ... çekirdek unsurlu ticaret unvanını kullanan davalıdan davacının haberdar olmamasının düşünülemeyeceği, sessiz kalmak suretiyle hak kaybı koşulları oluştuğu kanaatiyle mahkemece davanın reddine karar verilmesi yerinde olduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine  karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1- Usûl ve yasaya uygun Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 04/03/2021 tarih ve 2020/158 E., 2021/54 K. sayılı kararına karşı davacı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 368,30 TL harcın davacı tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3- Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4- İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,5- Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 18/04/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"68b65f4fbe00701d","SID":"694db2cc47ea07e8"}}