{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    20. HUKUK DAİRESİ     <br>Esas-Karar No: 2022/455 - 2024/780<br>                     T.C.<br>                 ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>         20.HUKUK DAİRESİ <br><br>ESAS NO       : 2022/455 <br>KARAR NO\t: 2024/780<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>                                                                                          K A R A R <br><br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK <br>                                                  MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 03/03/2021<br>NUMARASI\t\t: 2020/149 E.  -  2021/101 K.<br><br>DAVACI\t:<br>VEKİLİ\t:<br>DAVALI\t: <br><br>DAVANIN KONUSU\t: YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü<br><br>\tTaraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 03/03/2021 tarih ve 2020/149 Esas - 2021/101 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili  tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: <br><br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ\t:Davacı vekili, davalı Şirketin 2019/59927 sayılı \"...+şekil\" ibareli marka başvurusunu yaptığını, müvekkilince adına tescilli \"...\" ibareli markalara dayalı olarak bu başvuruya yapılan itirazın davalı Kurum tarafından reddedildiğini, oysa başvuru konusu \"...\" ibaresinin, müvekkilinin \"...\" ibareli markaları ile benzer olduğunu, dava konusu başvuruda bu ibareden başka ayırt edici bir unsur bulunmadığını, tüketicinin, başvuru konusu markanın, müvekkilinin markaları ile ilişkili olduğunu zannetmesinin ve taraflar arasında ekonomik bir bağ olduğunu düşünmesinin çok muhtemel olduğunu, ayrıca taraf markalarının aynı emtia üzerinde kullanılacağını ileri sürerek, YİDK’in 2020-M-2527 sayılı kararının iptaline ve 2019/59927 sayılı davalıya ait markanın tescil edilmesi halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br><br>\tDavalı... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markalar arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. <br>\tDiğer davalı, davaya cevap vermemiştir. <br> <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, taraf markalarının  iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzer olmadıkları, davacıya ait 2013/12026 sayılı markanın Arapça bir ifade olduğu, davaya konu emtianın hitap ettiği ortalama tüketici kesiminin Arapça dilini yaygın olarak bilmediği dikkate alındığında, bu ibareyi gören ortalama tüketicinin bu ibareyi \"...\" olarak okumayacağı, Arapça ve anlamı bilinmeyen bir ibare olarak algılayacağı, dolayısıyla davacıya ait bu marka ile dava konusu \"Şekil+...\" markası arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunmadığı, davacıya ait \"...\" esas unsurlu diğer markalar bakımından ise \"...\" ibaresinin Kürtçe’de “sarı, altın sarısı” anlamlarına geldiği, aslen Kürtçe olan bu kelimenin, hitap ettiği tüketici kitlesinin (Kürtçe bilmeyen) büyük kısmı tarafından anlamının bilinmesinin yüksek bir olasılık olmadığı, dolayısıyla \"...\" ibaresinin hitap ettiği ortalama tüketici kesiminin bu ibareyi anlamsız bir kelime olarak algılayacağı, davaya konu \"...\" ibaresinin de Türkçe'de bilinen bir anlamsal karşılığının bulunmadığı, bu markanın hitap ettiği ortalama tüketici kesiminin de bu markayı anlamsız bir kelime olarak algılayacağı, markalar arasında kavramsal benzerlik bulunmadığı, aynı ya da benzer nesnelere çağrışım oluşturmadıkları, her ne kadar davacıya ait \"...\" kelimesini oluşturan harfler dava konusu marka içinde yer alsa da, makul derecede bilgili, dikkatli ve ihtiyatlı ortalama tüketici kesiminin markaları oluşturan ayırt edici unsurları bir bütün halinde algıladıkları, markaları bölüp parçalayarak analiz etmedikleri, bu nedenle dava konusu markayı bir bütün halinde \"Şekil+...\" olarak algılayacakları, \"...\" ibaresi içinde ayrıca ve açıkça \"...\" ibaresinin otonom bir özelliğinin bulunmadığı, bir bütün halinde \"...\" ibaresi ile \"...\" ibaresinin iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzer olmadıkları, çünkü Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 12.05.2014 tarih 2014/985 E 2014/8947 K sayılı kararında belirtildiği üzere; esasen soldan sağa doğru okunup algılanan kelimelerde ilk hece ve harfin vurguyu üzerinde taşımasının ortalama tüketici bakımından önem arz ettiği, somut olayda da dava konusu markanın \"D\" harfi ile başladığı, ancak davacıya ait markaların \"Z\" harfi ile başladığı, dava konusu markanın \"...\" olarak, davacıya ait markaların ise \"...\" olarak telaffuz edileceği, bu hale göre bütüncül olarak dava konusu markanın iki ya da üç heceli olarak, dava konusu markanın ise tek heceli olarak okunacağı, bu nedenle markalar arasında iltibas tehlikesi oluşturacak derecede işitsel benzerlik bulunduğundan söz edilemeyeceği, yine gerek markaları oluşturan kelime unsurlarının bütüncül olarak farklılığı ve markalarda yer alan şekil unsurlarının birbirine benzememesi nedeniyle görsel olarak da markalar arasında iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzerlik bulunmadığı, bu hale göre daha önce davacıya ait itiraza mesnet markaları gören, işiten, bu markalı mal ve hizmetlerden yararlanan makul derecede bilgili, dikkatli ve ihtiyatlı ortalama tüketici kesiminin daha sonra davaya konu  \"Şekil+...\" ibaresini davaya konu emtialar üzerinde gördüğünde veya işittiğinde, davaya konu emtialardan faydalanmak için ayıracağı süre içerisinde bu markayı davacıya ait itiraz markalarından farklı bir marka olarak algılayabileceği gibi marka sahipleri arasında idari ya da ekonomik bir bağlantı da kurmayacağı, dolayısıyla karşılaştırılan markalar arasında SMK m.6/1 hükmü uyarınca ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. <br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda da açıklandığı üzere müvekkili markaları ile davalı markasının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olduğunu, markalarda geçen \"...\" ve \"...\" ibarelerinin makul derecede bilgili, dikkatli ve ihtiyatlı ortalama tüketici nezdinde Türkçe’de herhangi bir anlamsal karşılığının bulunmadığını, davalının markasının kapsamındaki tüm emtia açısından benzerlik şartının gerçekleştiğini, davalının markasını tescil ettirmek istediği yiyecek/içecek maddelerinin tamamının hitap ettiği tüketici kitlesinin, dikkat/algı/özen seviyesinin, en azından bu emtiayı satın alırken düşük olduğunu, bütün bu sebeplerden dolayı, karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.  <br><br>GEREKÇE\t: Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir.<br>\tİnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>\tDosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, tescilli bir marka ile başvuru konusu işaret arasında iltibasa sebebiyet verebilecek derecede benzerlik olup olmadığının, her ikisinin ayırt edici ve baskın unsurları gözetilerek münferit unsurlardan ziyade bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin dikkate alınarak belirleneceği, buna göre \"...+şekil\" ibareli başvuru ile davacının itirazına mesnet \"...\" asıl unsurlu markalar arasında 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde karıştırılma tehlikesinin bulunmadığı, başvuruya yeterli ayırt ediciliğin sağlandığı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.06.2016 gün ve 2014/11 E., 2016/778 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi iltibas değerlendirmesi, hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümleneceğinden, mahkemece bu yönden bilirkişi raporuna itibar edilmemesinde de bir isabetsizlik olmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.<br><br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;\t<br>\t1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,<br>\t2-Alınması gereken 427,60 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacı tarafça istinaf başvurusunda yatırılan 80,70 TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile kalan 346,90 TL bakiye harcın davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, <br>\t3-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi uhdesinde bırakılmasına,<br>\t4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>\tDair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 19/04/2024 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde TEMYİZ yolu açık olmak üzere karar verildi.  <br><br>GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 19/04/2024 <br>\t\t\t\t<br> Başkan<br><br> Üye<br><br> Üye<br><br> Katip<br> <br><br><br>Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"667928aab056b124","SID":"406b365b0c98b3e6"}}