{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/497 <br>KARAR NO: 2024/595<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>ESAS NO: 2016/1093<br>KARAR NO: 2020/578<br>DAVA TARİHİ: 14/10/2016<br>KARAR TARİHİ: 27/10/2020<br>DAVA: Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 30/04/2024<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ile müvekkili arasında 30/06/2012 tarihinde Özel Güvenlik Sözleşmesi imzalandığını, sözleşmeye göre 02/07/2012 tarihi ile 02/07/2013 tarihleri arasında davalının iş yerinin güvenlik hizmetleri müvekkili tarafından karşılandığını, davalının hizmet karşılığında müvekkile silahlı 9 güvenlik görevlisi için toplam aylık 14.850,00 TL+KDV ücret ödeyeceğini, yasal düzenlemelerden kaynaklanan ve tarafların insiyatifi dışında sözleşme süresinde gerçekleşen vergi, işsizlik sigortası, SSK taban ve prim artışlarının davalı tarafından takiben otomatik olarak ücretlere yansıtılacağını, müvekkilin sözlemeye uygun şekilde kendi edimi olan güvenlik hizmetini eksiksiz olarak yerine getirdiğini, davalının 30/11/2012 tarihinde hiçbir sebep göstermeksizin sözleşmeyi haksız olarak feshettiğini, müvekkilinin personelinin güvenliğin sağlanacağı iş yerine girişine izin vermediğini, davalının 9 güvenlik elemanını kötü niyetli ve sözleşmeye aykırı telkinlerle müvekkilden ayrılmalarını sağladığını, anlaştıkları yeni güvenlik şirketine sigortalı olarak çalıştırmaya başladığını, müvekkilin hak etmiş olduğu 30/09/2012 tarih, ... numaralı fatura bedelinin 3.813,28 TL'nı ödediğini, 11.340,02 TL'nı ödemediğini, 31/10/2012 tarihli 15.117,30 TL bedelli faturayı ise hiç ödemediğini, 26.421,32 TL fatura bedelinin ödenmesinin ihtarname ile talep edildiğini, davalının Kartal ... Noterliğinin ... yevmiye numaralı ve 02/01/2013 tarihli ihtarnamesinde güvenlik hizmeti borçlarını reddettiğini, müvekkilin 9 güvenlik elemanının hizmet aldıkları yeni güvenlik şirketinde çalışmaya başladıklarını beyan ettiğini, sözleşmenin 6/9'a göre müvekkil bünyesindeki elemanların iş yerlerinde çalışmasına 1 yıl izin veremeyeceğini, sözleşmenin davalı tarafından 30/11/2012 tarihinde kazanacağını ileri sürerek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla haksız  fesih ve sözleşmeye aykırılık nedeniyle ortaya çıkan müspet zararın tespiti ile 103.950,00 TL maddi zarardan şimdilik 30.000,00 TL'sinin ihtarname tarihi olan 25/12/2012 tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte, müvekkilinin uğradığı manevi zarar ve ticari itibar kaybı nedeniyle 5.000,00 TL  manevi zararın sözleşmenin fesih tarihi olan 30/11/2012 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 03/02/2020 tarihli ıslah dilekçesinde; davayı bilirkişi raporu doğrultusunda 30.000,00 TL' den 31.959,27 TL'ye ıslah ettiklerini beyan etmiştir.<br>CEVAP Davalı vekili dava dilekçesinde özetle; araflar arasında akdedilen 30/12/2015 tarihli sözleşmenin davacının sözleşmeye aykırı davranması, işçi ücretlerini ödememesi, gerekli elbise ve teçhizatı tam olarak sağlamaması nedeni ile haklı olarak feshedildiğini, davacının alacağı olduğundan bahisle açtığı icra takibine itiraz edildiğini, itirazın iptali davasının halen İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/887 Esas sayılı dosyasının derdest olduğun, davacının taleplerinin asılsız ve tutarsız olduğunu, 103.950,00 TL' nin davacının karı olmadığını, güvenlik hizmet bedeli olduğunu, bunun içinde işçi ücreti, kıdem ve ihbar tazminatı vb hakların, SGK primlerinin mevcut olduğunu, fesihten sonra işçilerden 7 kişinin diğer şirkette çalışmaya devam ettiğini, diğer 2 kişisinin yeni şirkette çalışmadığını, davacı da çalışmayarak istifa ettiğini ileri sürerek davanın zamanaşımı ve esas açısından reddine karar verilmesini  talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; \"...tüm dosya mündericatı incelenip hep birlikte değerlendirildiğinde; davacı ile davalı arasında 30/06/2012 tarihinde güvenlik hizmetinin sağlanmasına ilişkin sözleşme akdedildiği, sözleşme hükümlerine göre davacının güvenlik hizmetini sağlama, davalının da bedel ödeme edimini yüklendiği, taraflar arasında akdedilen sözleşmenin 9/2. Maddesine göre davalının 7 gün öncesinden davacının ise bir ay öncesinden bildirimde bulunması koşuluyla sözleşmeyi feshedebileceğinin düzenlendiği, davalı tarafça sözleşmenin 30/11/2012 tarihinde feshedildiği, sözleşmenin 9/2. Maddesi gereği 7 günlük bildirim süresine uyularak feshedildiğine ilişkin dosya kapsamında bir delil bulunmadığı ve davalı tarafça sözleşmenin feshinin haklı nedenle olduğunu ispata yarar delil sunulamadığı bu sebeple davacının müspet zararının tazminini talep edebileceği, müspet zarar kapsamında kalan kar kaybı tazminatının, sözleşme ifa ile bitseydi zarar görenin elde etmesi muhtemel bütün gelirlerden yapılması gereken zorunlu harcamalar ile sözleşmenin süresinden önce feshi nedeniyle elde edilen haklar ile yine bu süre içinde başka işten sağlanacak veya varsa kasten sağlamaktan kaçınılan kazanç miktarlarının toplamının indirilerek hesaplanması gerektiği, bu kapsamda alınan ve dosya kapsamına uygun olması nedeniyle hükme esas alınan bilirkişi raporuna göre davacının sözleşmenin feshi nedeniyle net kar kaybının 31.959,27 TL olduğu, davacı tarafça başkaca bir zararının ispatlanamadığı, davacı tarafından çekilen 25/12/2012 tarihli ihtarnamenin fatura bedelinin ödenmesine ilişkin olması nedeniyle müspet zarar bakımından temerrüt oluşturmayacağı, davacı tarafça davalının davadan önce temerrüte düşürüldüğüne ilişkin başkaca belge bulunmadığından temerrütün dava tarihiyle oluştuğu ve dava açılış değeri olan 30.000,00 TL'ye dava tarihinden ıslah ile arttırılan 1.959,27 TL'ye ıslah tarihi olan 03/02/2020 tarihinden itibaren tarafların tacir olması ve sözleşmenin ticari faaliyetleri ile ilgili olması nedeniyle ticari faiz işletilmesi gerektiği, davacı tarafça manevi tazminat talep edilmiş ise de, herhangi bir manevi zarara veya ticari itibar kaybına uğradığını ispata yarar delil sunamadığı bu nedenle manevi tazminat isteminin şartlarının oluşmadığı...\" gerekçesiyle davanın maddi tazminat istemi yönünden kabulüne manevi tazminat istemi yönünden reddine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili yasal süre içerisinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; Davacı tarafça müspet zararın tespitine yarar vergi beyannamesi fotokopileri, 9 adet çalışana ait ücret bordroları ve sair bilgi, belgenin sunulmamış olması sebebiyle kök raporda müspet zarar tespit edilemediğini, söz konusu belgelerin sunulmasına muvafakat etmedikleri için ek inceleme talebinin reddine karar verilmesi gerekirken ek incelemesi yapılması sebebiyle usule dair itirazları olduğunu, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 9.maddesi uyarınca tek taraflı feshi yetkilerinin bulunduğunu, ilgili madde uyarınca sözleşme feshedildiği için müspet zarar taleplerinin hukuki dayanağı bulunmadığı gibi zarar hesabının ise hatalı olduğunu, zira olağandışı giderler ve zararın olağan kardan düşülerek hesaplanması gerektiğini beyanla kararın kaldırılmasını talep etmiştir. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilmiş ayrıca HMK'nın 357. maddesindeki \"İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz\" kuralı nazara alınmıştır. Dava; taraflar arasında imzalanan sözleşmenin davalı tarafça haksız olarak süresinden önce feshedildiği iddiasıyla olşuan müspet zararlarının tazmini ve manevi tazminat ödenmesi istemine ilişkindir. Taraflar arasında 30/06/2012 tarihinde Özel Güvenlik Hizmeti Müteahhit Sözleşmesi imzalanmıştır. Sözleşmede davacı \"...\", davalı \"... AŞ\" olarak anılmaktadır. Sözleşmenin konusu, davacı tarafından, davalıya ait işyerinde güvenlik hizmeti verilmesine ilişkindir. Sözleşmenin Hizmetin Kapsamı ve Yöntemi başlıklı 4.maddesinin B.Hizmetin Veriliş Şekli alt başlığında 5.ve 6.bentlerinde; \"Hizmetin 9 kişi silahlı özel güvenlik görevlisiyle 12/24 vardiya sistemine göre verileceği, zaruri hallerde mevcut personel sayısı belirlenen sayının altına düştüğünde, ...'ın mevcut eksikliği, takviye personel ile göreve ara vermeksizin (... A.Ş.'nin onayladığı) (İst. Valiliğinden alınan Silahlı Kimlik Sahibi) veya mevcut personellere fazla mesai yaptırmak yöntemi ile kapatacağı, fazla mesai ücretinin ... tarafından ödeneceği\", Ücret ve Ödeme Şekli başlıklı 7.maddesinde; \"... A.Ş. tarafından, ... Hizmetleri Ltd Şti'ne; 14.850,00 TL + KDV hizmet bedelinin fatura karşılığı ödeneceği, faturalarının tamamının ... tarafından, ... A.Ş'nin muhasebe departmanındaki yetkiliye imza karşılığında teslim edeceği, hizmet bedelinin tamamının fatura ibrazından itibaren 1 (bir) hafta içinde banka şubesi hesabına yatırılacağı\", Süre ve Fesih başlıklı 9.maddesinde; \"sözleşmenin süresinin imza tarihi olan 02/07/2012 tarihinden 02/07/2013 tarihine kadar olup, anılan sürenin bitiminden 1 (bir) ay öncesine kadar taraflarca yazılı ihbar ile feshedilmediği takdirde anılan sürenin sonunda kendiliğinden yenileneceği ve ...'nin yeni dönem fiyatlarının karşılıklı anlaşmaya göre belirleneceği, ... AŞ'nin 7 gün öncesinden, ...'nin ise 1 ay öncesinden karşı tarafa noter kanalı ile bildirimde bulunmak koşulu bulunmadan fax veya mail yolu ile sözleşmeyi her zaman tek tarafla olarak feshedebileceği, taraflardan birinin iflas, konkordato ilan etmesi, aciz haline veya ödeme güçlüğüne düşmesi halinde, diğer tarafın sözleşmeyi derhal ve tek taraflı olarak feshedebileceği, taraflardan biri ile ilgili olarak diğer tarafa ortalama 1 (bir) aylık süre içinde en az 4 (dört) haciz ihbarnamesi gelmesi halinde diğer tarafın ödeme güçlüğüne düştüğü anlamına geleceği, sözleşmede 2 ay deneme süresi mevcut olup deneme süresi içinde yukarıdaki koşul beklenmeden ... AŞ'nin tek taraflı fax veya mail yoluyla fesih yapabileceği\", Son Hükümler başlıklı 12.maddesinde; \"...Organizasyonda görev yapan güvenlik görevlilerinin kıdem/ihbar tazminatları, resmi tatil ve bayram günleri mesaileri, fazla mesaileri, senelik izin ücretleri ve aylık ücretlerinin ... tarafından ödeneceği, ... AŞ'den bu gibi ödemelerin talep edilmeyeceği, mevcut anlaşma ücretinin/her ay ödenen rakamın içinde bu ücretlerin mevcut olduğu, çalışan güvenlik personelinin haklarının kıstel yevmiye şeklinde her ay ...'ya ödenmekte olduğu, ...'ın bu nedenle ayrılan çalışanlarının haklarını (ayrılma nedeniyle doğan kıdem tazminatı, ihbar öneli ücreti, senelik izin ücreti ve mesailerini) her ay ödenen toplu ücretin içinde nakit olarak ... AŞ'den alacağı\" düzenlenmiştir. Davacı, sözleşmenin 30/11/2012 tarihinde hiçbir sebep gösterilmeksizin davalı tarafça feshedildiğini iddia etmekte, davalı taraf ise davacının sözleşmeye aykırı davranışları, işçileri ücretlerini ödememesi, elbise ve teçhizatı tam olarak sağlamaması nedeniyle 31/11/2012 tarihinde haklı olarak feshedildiğini savunmaktadır. Taraflar arasındaki sözleşme 02/07/2012-02/07/2013 tarihleri arasında yürürlükte olacak şekilde imzalanmış ancak davalı şirket tarafından 31/11/2012 tarihinde feshedilmiştir.6102 sayılı TTK'nın 18/2 maddesinde \"Her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir.\" hükmü yer almaktadır. 4721 sayılı TMK'nın 2.maddesinde \"Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.\" hükmü ile hak ve borçların kullanımı ve ifasında da dürüstlük kurallarına uyulması gerektiğine işaret edilmiştir. Sözleşme ile davalının 7 gün öncesinden bildirimde bulunmak suretiyle sözleşmeyi her zaman tek tarafla olarak feshedebileceği düzenlenmiş ise de davalı tarafça bu hükümlere uygun bir fesih beyanı olmadığı gibi TMK'nın 2.madde hükmü gereği tek taraflı fesih hakkının olduğu hallerde dahi haklı bir fesih sebebinin bulunması gerektiği aşağıda yer verileceği üzere Yargıtay'ın yerleşik içtihatları ile kabul edilmişken, davalının sözleşmeye aykırı olarak tek taraflı ve haklı bir sebep bildirmeden fesih hakkının olduğunu kabul etmek mümkün değildir.  Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 27/04/2016 tarihli 2015/15206 E. 2016/4748 K.  ilamı \"...kural olarak kişinin sözleşmenin feshi yoluna gitme konusunda irade özerkliği sonucu takdir hakkı bulunmakla birlikte, feshin haksız olması halinde, karşı tarafın bundan doğan zararlarından sorumluluğunun da bulunacağı tabiidir. Dairemizin 22/10/2014 tarih, 2014/7542 E - 2014/16209 K. ilamında da belirtildiği üzere sözleşmede herhangi bir sebep gösterilmeksizin fesih hakkının bulunduğuna dair bir hüküm olması halinde dahi, sözleşmenin feshi için haklı bir sebebin bulunması gerekmektedir...\" Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 04/02/2015 tarihli 2014/16555 E. 2015/1207 K. sayılı ilamı \"...imzalanmış sözleşmenin yürütümü sırasında da hukukun genel ilkelerinden olan Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesi gereğince de, hak ve borçların kullanımı ve ifasında da iyiniyet kurallarına uyulması gerekmektedir. Bir hakkın sırf başkasını zarara sokacak şekilde kötüye kullanılmasını kanun himaye etmez. Uyuşmazlık konusu sözleşme hükmü bu açıdan değerlendirildiğinde bu sözleşme maddesinin davalıya keyfi olarak nitelendirilebilecek mutlak bir hak bahşetmediğinin kabulü gerekir. O halde, mahkemece, davalının sözleşmeyi fesihte haklı olup olmadığı yönünde değerlendirilme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir...\" şeklindedir. Sözleşme hükümleri, yukarıda yer verilen içtihatlar, TMK'nın 2.maddesi ve davalı tarafından sözleşmenin feshine gerekçe olarak hiçbir haklı neden bildirilmediği gibi cevap dilekçesinde ileri sürülen fesih sebeplerinin ise ispatlanmadığı anlaşılmakla, sözleşmenin haksız feshedildiği kanaatine varılmıştır. Müspet zarar (olumlu zarar) sözleşme tam olarak ifa edilmiş olsa idi alacaklının mal varlığının oluşacağı durum ile sözleşmeden ifa edilmemiş olması nedeniyle mevcut durum arasındaki farktır. Menfi zarar ise yerine getirileceğine inanılan bir sözleşmenin hüküm ifade etmemesi ve yerine getirilmemesi yüzünden güvenin boşa çıkması dolayısıyla uğranılan zararlardır. Yani müspet zararın konusunu sözleşme gereği gibi ifa edilmiş olsaydı doğmayacak zararlar oluşturmaktayken, menfi zararın konusunu ise sözleşme hiç yapılmamış olsaydı doğmayacak olan zararlar oluşturmaktadır. Menfi zarar kurulamayan veya geçerli olmayan bir sözleşmeden kaynaklanıyorken, müspet zarar borcun ifa edilmemesinden kaynaklanmaktadır. Fili zarar mal varlığında meydana gelen azalmayı, yoksun kalınan kar ise mal varlığının artma imkanının kaybını ifade etmektedir. Yoksun kalınan kar da müspet zararın bir parçasını oluşturur. Borca aykırı davranış olmasaydı, alacaklının malvarlığının göstereceği artışa yoksun kalınan kar denir. Burada sözleşmenin ihlali malvarlığında meydana gelecek muhtemel bir artışı engellemiş, önlemiştir... Yoksun kalınan kar ya malvarlığının aktif kısmının artmamasından yada pasif kısmının azalmamasından meydana gelir (Prof. Dr. Fikret Eren, Dr. Ünsal Dönmez, Eren Borçlar Hukuku Şerhi, Cilt III, s. 2261, 2261).  6098 sayılı TBK'nın 112.maddesinde; \"Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.\" TBK'nın 114.maddesinde; \"Borçlu, genel olarak her türlü kusurdan sorumludur. Borçlunun sorumluluğunun kapsamı, işin özel niteliğine göre belirlenir. İş özellikle borçlu için bir yarar sağlamıyorsa, sorumluluk daha hafif olarak değerlendirilir. Haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler, kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerine de uygulanır.\" TBK'nın 52.maddesinde; \"Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de gerektirirse hâkim, tazminatı indirebilir.\" TBK'nın 117.maddesinde; \"Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Ancak sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olduğu hâllerde temerrüt için bildirim şarttır.\" TBK 408.maddesinde; \"İşveren, işgörme ediminin yerine getirilmesini kusuruyla engellerse veya edimi kabulde temerrüde düşerse, işçiye ücretini ödemekle yükümlü olup, işçiden bu edimini daha sonra yerine getirmesini isteyemez. Ancak, işçinin bu engelleme sebebiyle yapmaktan kurtulduğu giderler ile başka bir iş yaparak kazandığı veya kazanmaktan bilerek kaçındığı yararlar ücretinden indirilir.\" hükümleri yer almaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 12/05/2010 tarihli 2010/14-244 E. 2010/260 K. sayılı ilamı; \"...İki taraflı sözleşmelerin karşı tarafça haksız feshedildiği hallerde Borçlar Kanununun 106. ve 108. maddeleri hükümleri gereğince kâr kaybı zararına uğrayan tarafın isteyebileceği zararın saptanmasında kıyasen Borçlar Kanununun 325. maddesi hükmünde gösterilen kesinti yönteminin uygulanması gerekir. Bu yönteme göre hesaplanan kâr kaybı; sözleşme ifa ile bitseydi zarar görenin elde etmesi muhtemel bütün gelirlerden, yapması gereken tüm zorunlu harcamalar ile sözleşme süresinden önce feshedildiğinden, sözleşmenin süresinden önce feshi nedeniyle sağladığı yani tasarruf ettiği haklar ve yine bu süre içerisinde başka işten sağlayacağı veya kasten sağlamaktan kaçındığı kazanç miktarlarının toplamı indirilerek bulunur. Bu şekilde elde edilecek fark miktara ise net kâr denilir...\" Davacının sözleşme gereği 02/07/2013 tarihine kadar hizmet vermesi ve kazanç elde etmesi mümkün iken, sözleşmenin erken feshi nedeniyle 31/11/2012 tarihinden itibaren hizmet vermediği ve kazanç kaybına uğradığı sabittir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde, davacı tarafından gerekli belgelerin süresi içerisinde ibraz edilmediğini, bu nedenle ek rapora muvafakat etmediklerini beyan etmiş ise de mahkeme ara kararında bilirkişiye yerinde inceleme yetkisi verilmesine rağmen yerinde inceleme yapılmayarak gerekli belgelerin bilirkişi tarafından mail yoluyla davacı vekilinden istendiği ve maile cevap verilmediği gerekçesiyle hesaplama yapılamadığı rapor içeriğinden anlaşılmakla, davalı vekilinin itirazları bu nedenle yerinde görülmemiştir.   Mahkemece hükme esas alınan ek raporda; sözleşme uyarınca aylık bedelin 14.850,00 TL olduğu, bir personelin aylık maliyeti 1.142,71 TL olup 9 güvenlik görevlisi için toplam maliyetin 1.142,71 TL X 9 = 10.284,39 TL olduğu, bu durumda 14.850,00 TL - 10.284,39 TL = 4.565,61 TL aylık zarar hesaplandığı belirtilerek, 7 aylık zararın 4.565,61 TL X 7 = 31.959,27 TL olduğu hesap edilmiş ise de aylık sözleşme bedeli üzerinden sadece işçilik maliyeti düşülerek aylık zararın hesap edildiği anlaşılmaktadır. Hizmetin verilmesi hususunda davacının katlanmak zorunda olduğu başkaca giderler olup olmadığının incelenmediği, net kar hesabının yapılmadığı ayrıca sözleşmenin feshi karşısında davacının aynı nitelikte başka bir iş bulma olasılığının ve süresinin ne kadar olduğu hususunda bir değerlendirmenin raporda yer almadığı görülmekle, bu durumda bilirkişi raporu hükme elverişli değildir. Yukarıda yer verilen emsal ilam çerçevesinde davacının bir aylık net mahrum kaldığı karın tespit edilmesi ayrıca aynı nitelikte başka bir iş bulma olasılığının ve süresinin ne kadar olduğu hususunda bir değerlendirme yapılarak toplam mahrum kalınan kar miktarının bu çerçevede hesap edilmesi için bilirkişiden ek rapor alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerektiğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca kaldırılmasına karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/1093 E. 2020/578 K. Sayılı 27/10/2020 tarihli kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,2-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere mahal mahkemesine İADESİNE,3-Davalı tarafça yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına,4-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde ilk derece mahkemesince iadesine,5-Davalının yapmış olduğu istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1.g bendi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 30/04/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"a56da20d7eb3eb46","SID":"f4630891eb6692b7"}}