{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br> İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/2415 Esas<br>KARAR NO: 2024/743 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br> B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2019/239 Esas - 2021/612 Karar<br>TARİHİ: 03/09/2021<br>DAVA: İtirazın İptali (Komisyonculuk Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 02/05/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ile; davacı müvekkili ile davalı arasında yapılan sözleşme gereğince yapılan aracılık sonucu, kirası ile mal sahibi arasında 14.01.2018 tarihinde özel etüt merkezi olarak kullanma amacı ile kiralama sözleşmesi kurulduğunu, bu şekilde müvekkilinin komisyon alacağına hak kazandığını, davalının borcunu ödememesi üzerine Beşiktaş .... Noterliğinden 16.04.2019 tarih ve ... yevmiye no.lu ihtarnamenin gönderildiğini, ödeme yapmaması nedeniyle bu kere İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında takip yaptıklarını, davalının yetkiye ve borca itiraz ettiğini ileri sürerek davalının yetkiye ve borca itirazının iptaline, takibin devamına, asıl alacağın %20 sinden az olmayacak şekilde icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesi ile; taraflar arasında geçerli bir sözleşme olmadığını, Mahkemenin yetkisiz olduğunu, sözleşmeye kiralanan adresinin sonradan yazıldığını, davacıların evrakta sahtekarlık yaptıklarını, kiraladıkları yeri sahibinden kiralık ilanı üzerine kiraladıklarını, davacının bu yeri kendisine göstermediğini, doğrudan mal sahibi ile görüşerek kiraladıklarını beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 03/09/2021 tarih ve 2019/239 Esas - 2021/612 Karar  sayılı kararında; \"Dava; itirazın iptali istemine ilişkin olup, dava yasal süresinde açılmıştır.Davacı ile davalı arasında 14.01.2018 tarihli simsarlık sözleşmesi imzalandığı, davalının sözleşme altındaki imzasını kabul ettiği ancak sözleşmede gösterilen yer bölümünün sonradan davacı tarafından doldurularak tahrifat yapıldığını belirttiği, anılan sözleşmede görülen yer kısmında belirtilen adresteki taşınmazın davalı tarafından kiralandığı, bu hususun dosyaya sunulan kira sözleşmesi ve tanık beyanları ile sabit olduğu, taraflar arasında  yapılan simsarlık sözleşmesine göre davacı emlakçının edimini yerine getirdiği, taşınmazın kiralanması üzerine komisyonuna hak kazandığı, davalının sözleşmede tahrifat iddiasını yazılı delille ispatlayamadığı, alınan bilirkişi raporuna göre davalının davacıya 15.292.80-TL borcu bulunmakta olduğu anlaşıldığından, davanın aşağıdaki şekilde kabulüne karar vermek gerekmiştir.Anılan sözleşmedeki yetki kaydına ve genel hükümlere göre takip başlatılan icra dairesi yetkili olduğundan, icra dairesinin yetkisine itirazın reddine karar verilmiştir.\" gerekçesi ile \"Davanın Kabulüne\" karar verilmiş ve verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesi ile; müvekkilinin adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, Yerel mahkeme nezdinde ikame edilen davanın 25.04.2019 tarihinde ikame edilmiş olmakla birlikte kararın verilmiş olduğu 03.09.2021 tarihine kadar yaklaşık olarak iki buçuk yıl boyunca yargılamanın devam ettiğini, yargılama sürecinde 11 tane duruşma gerçekleştirildiğini, iki buçuk yıl boyunca süren yargılama sonucunda Yerel mahkeme tarafından davanın kabulüne ilişkin karar verildiğini, söz konusu karar birçok açıdan hukuka aykırılıklar ve eksiklikler barındırmakta olup herhangi bir gerekçeye yer verilmeksizin Yerel Mahkemece karar kurulmuş olmasının müvekkilinin gerek İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 6. maddesi ile gerekse de Anayasanın 36. maddesi ve devamındaki düzenlemeler ile koruma altına alınan adil yargılanma hakkını açık bir şekilde ihlal eder nitelikte olduğunu, gerekçeli karar hakkının hem İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi kararları ile hem de Anayasa Mahkemesi kararları ile sabit olduğu üzere adil yargılanma hakkının içinde yer alan bir hak olarak karşımıza çıktığını, taraflarınca istinaf başvuru hakkının kullanılması sürecinde bu durumun hak kayıplarına neden olabildiğini, taraflarınca istinaf aşamasına gelen bu davada hangi sebeplerle davanın kabulüne karar verildiğinin anlaşılamamakta olup tespit edilemediğini;Yargı kararlarının gerekçelendirilmesinin adil yargılanma hakkının temelini oluşturduğunu, yargı kararlarının gerekçelendirilmiş olmasının davanın doğru şekilde görülmüş olduğunun bir karinesi niteliğinde olduğunu, Yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin gerekçe sunulmamasının yargılamanın doğru şekilde gerçekleştirilmemiş olduğunu ortaya koyduğunu, Yerel Mahkeme tarafından \"gerekçeli karar\"da yer verilen, \"taraflar arasında yapılan simsarlık sözleşmesine göre davacı emlakçının edimini yetine getirdiği, taşınmazın kiralanması üzerine komisyonuna hak kazandığı,... anlaşıldığından davanın aşağıdaki şekilde kabulüne karar vermek gerekmiştir.\" şeklindeki ifadelerin gerekçe oluşturmadığını, Yerel mahkeme tarafından davacının edimini yerine getirmiş olduğu kanaatine hangi nedenlerle varıldığı gerekçeli karardan anlaşılmamakta olup müvekkilinin adil yargılanma hakkının ihlal edilmiş olduğunun her türlü açık olduğunu, bu kapsamda tesis edilen Yerel Mahkeme kararının salt bu sebeple dahi kaldırılması gerektiğini;Davanın yetkisiz mahkemede görüldüğünü, dosyada mübrez cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile de görülebileceği üzere, daha önce de Yerel mahkemenin yetkisizliğine ilişkin beyanları dava dosyasına sunulmuş olup Yerel mahkeme tarafından yetkiye ilişkin itirazlarının incelenmediğini ve davanın yetkisiz mahkemede görüldüğünü, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 5. maddesinde yer alan yetki kuralı uyarınca yetkili mahkemenin davalının yerleşim yeri mahkemesi olduğunu, müvekkili davalı \"... Mahallesi ... Caddesi No:... ... Sitesi ... Blok D:... Bağcılar İstanbul\" adresinde ikamet etmekte olup yetkili mahkemenin Bakırköy Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu, hal böyleyken açık yetki kuralına ve itirazlarına rağmen Yerel mahkeme tarafından davanın esasına girilerek karara bağlanmış olması hatalı olup yetkisiz mahkemede görülen bu davanın öncelikle usulden reddine karar verilmesi gerektiğini; Davanın usul aykırılıklardan dolayı reddine karar verilmesi gerekmekte ise de Dairemizce aksi kanaatte olunması halinde hak kaybına uğramamak adına davanın esasına ilişkin de beyanlarının sunulması gereğinin hasıl olduğunu, davacı tarafından müvekkiline sözleşmeye konu hizmeti sağladığının ispat edilemediğini, Yerel mahkemece her ne kadar davacı tarafça müvekkiline hizmet sağlanmış olduğuna kanaat getirilmiş ve bu nedenle davanın kabulüne karar verilmişse de, müvekkilinin herhangi bir şekilde davacıdan hizmet almadığını ve bu durumun aksinin davacı tarafça ispat edilemediğini, taraflar arasında imzalanan sözleşmede müvekkili tarafından kiralanan taşınmazın adresi bulunmaktaysa da dosyada mübrez dilekçelerle detaylı bir şekilde anlatıldığı üzere müvekkilinin söz konusu taşınmazı davacının herhangi bir yardımı yahut hizmeti olmaksızın bulup kiraladığını, müvekkili tarafından taşınmazın kiralanmasının akabinde davacı tarafça cebren taşınmazın adresinin öğrenildiğini ve sözleşmeye yazıldığını, bu durum Yargıtay denetimine elverişli bir rapor ile de tespit edilebilecekken Yerel mahkemece bu iddiaları araştırılmaksızın karar tesis edildiğini, dava dosyası kapsamında Mahkemece tanık dinlenilmesine karar verilmiş olup taraflarınca dinletilen, aynı zamanda uyuşmazlık konusu kiralanan taşınmazın sahibi olan ...'nın;\" Söylenen adresteki yere sahibinden kiralıktır afişleri astım ve bu şekilde kiraladım, 20 seneden beri bu şekilde kiralamaktayım, davalı ... beni yazlıktayken aradı söz konusu adresi görüp beğenmişler ilgili adreste tadilat yapılmaktayken kapısı açıktı, içeride inşaat işleri için çalışanlar vardı o sırada gelip görmüşler daireyi numaramı ise benim astığım afişten almışlar, ben davacı ... Ozmanı tanımam....... ile kira sözleşmesi imzalamakta iken bir kişi içeri geldi, ... Beyi sordu, kira kontratının resmini çekti, ben de neden kontratın fotoğrafını çekiyorsun dedim, kendisinin dışarı çıkmasını istedim, sonrasında dışarıda 2 kişi daha vardı bunlar kaçarak uzaklaştılar.\" beyanları ile davacının müvekkiline herhangi bir hizmet vermediğine ilişkin iddiaları ispatladıklarını, davacının huzurdaki davada ileri sürdüğü temel iddia olan dava konusu taşınmazın bulunması ve kiralanması sürecinde aracılık yaptığı iddiasının doğru olabilmesi için, davacının sadece müvekkili ile değil, taşınmaz sahibi/eşiyle de anlaşmış olması ve bu taşınmazı müvekkiline göstermiş olması gerektiğini, nitekim taşınmaz sahibinin onayı olmaksızın herhangi bir taşınmazın üçüncü kişilere gösterilmesi hukuka aykırı olduğu gibi genel mantıkla da çeliştiğini, uygulama açısından mümkün olmayan bir durum olduğunu ancak yukarıda sunulan tanık beyanları uyarınca davacının herhangi bir şekilde taşınmaz sahibi/eşiyle iletişime geçmediğinin ortada olduğunu; Hal böyle iken, müvekkili tarafından direkt olarak taşınmaz sahibinin tanık anlatımları ile davacıdan hizmet alınmadığı somut ve kanunen kabul edilebilir delillerle ispat edilmişken ve davacı tarafça bu durumun aksinin ispat edilemediği de dosya içeriğinden açık bir şekilde görülebilmekteyken Yerel mahkemece davanın hangi gerekçelerle kabul edildiğinin taraflarınca anlaşılamadığını, dosya kapsamında dinlenen bir diğer tanık ...'ın da 20.01.2021 tarihli duruşmada kendisinin müvekkili ile birlikte çalıştığını, birlikte açtıkları dershane için müvekkili ile birlikte kiralık bir yer aradıklarını, davacı yanında çalışan ... isimli biriyle tanıştıklarını ve bu kişinin ... Mahallesinde kendilerine birkaç yer gösterdiğini, bununla birlikte dava konusu taşınmazın bu kişi tarafından gösterilmediğini ve ... ile direkt olarak temasa geçtiklerini, bu taşınmaz ile ilgili davacıdan veya çalışanından bir hizmet almadıklarını beyan ettiğini, davacının müvekkiline söz konusu taşınmazın kiralanması için herhangi bir hizmet sunmadığını, tanık beyanları ile dava dosyasına sunulan beyanların uyuşması ve davacının müvekkile herhangi bir hizmet vermediği ispatlanmış olmasına rağmen, Mahkemece hangi hususlara dayanılarak davanın kabulüne karar verildiğini anlayamadıklarını, davacının icra takibine konu ettiği bedele hak kazanabilmesi için TBK md 521. uyarınca taraflar arasında sözleşme kurulması gerektiğini; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2018/13-1110 Esas, 2020/1006 Karar, 08.12.2020 tarihli güncel kararında da simsarlık ilişkisinde ücrete/komisyona hak kazanmak için sözleşmenin imzalanmasının yeterli olmadığının, aksi kararlaştırılmadıkça simsarın faaliyeti ile sözleşme arasında nedensellik bağı bulunması gerektiğinin belirtildiğini, huzurdaki uyuşmazlıkta da dosyaya ibraz edilen \"Emlak Komisyoncusu ile Müşteri Arasındaki Akit\" başlıklı sözleşmenin en başında, \"... Emlak ... tarafından bana gösterilen taşınmazlardan (…)\" ibaresinin yer aldığını, sadece sözleşmenin imzalanması komisyon ücreti için yeterli olmayıp aynı zamanda bu hizmetin de davacı tarafça fiilen müvekkiline verilmiş olması gerektiğini, yargılamanın hiçbir aşamasında davacı tarafça bu hususun ispat edilemediğini, davacı taraf müvekkiline herhangi bir şekilde hizmet sunmamış olup, dosyada mübrez dilekçeler ve tanık anlatımları ile de açıklandığı üzere müvekkilinin kiralamış olduğu taşınmazı kendisinin bulduğunu ve mal sahibi ile kendisinin görüştüğünü, daha sonrasında davacı tarafça cebren müvekkilinin kiralamış olduğu taşınmazın adresi öğrenilerek taraflar arasında önceden imzalanmış sözleşmeye taşınmaz adresinin eklendiğini;Davacı tarafça dosyaya sunulan sözleşmede el yazısı ile yazılmış bölüm sonradan doldurulmuş olup bu el yazısının müvekkiline ait olmadığını, tüm metin bilgisayar ortamında hazırlanmış olup sadece ilgili bölümün el yazısı ile doldurulduğunu, hal böyleyken bu bölüme yapılan eklemenin hukuken geçerliliği, ancak her iki tarafın da ilgili bölümü ayrıca imzalamaları/paraflamaları halinde tarafları bağlayacağını, sözleşmede taşınmaz bilgisine ilişkin bölümün müvekkili tarafından doldurulmadığının bir diğer göstergesinin de kullanılan kalemlerin dahi farklı kalemler olması olduğunu, tüm bu hususların hem dosyada mübrez cevap dilekçesi hem de bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi ile belirtilmişse de Yerel mahkeme tarafından bu konuya ilişkin inceleme yapılması için dosyanın bilirkişiye tevdi edilmediğini ve eksik inceleme sonucunda hatalı ve hukuka aykırı hüküm tesis edildiğini, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2004/4010 Esas, 2005/1051 Karar ve 10.02.2005 tarihli kararının da bu doğrultuda olduğunu; Bilirkişinin kendini adeta dosyanın hakimi yerine koyduğunu ve bu doğrultuda bir bilirkişi raporu düzenlediğini, bilirkişi tarafından Yerel mahkemenin görev ve yetkisinde olan hukuki görüş ve tespitlerde bulunulmasının yanı sıra Yerel mahkemenin yargılama sürecindeki kararlarını ve işlemlerini inceleyen bir üst merci gibi Yerel mahkemece yapılan işlemlerin de yok sayıldığını, tanık beyanlarının dikkate alınmadığını, sadece tanık beyanlarının kopyala/yapıştır şeklinde rapora eklendiğini, konuya ilişkin tanık dinletilemeyeceğine ilişkin dayanıksız ve hukuka aykırı tespitlerde bulunulduğunu, bilirkişi tarafından yapılması gerekenin dosyadaki deliller doğrultusunda değerlendirme yapmak ve nihai kararı Yerel Mahkemeye bırakmak olduğunu, bilirkişi tarafından HMK hükümlerine açık bir şekilde aykırı olacak surette hukuki görüş ve yorumlar yapıldığını, bu görüş ve yorumların da yasal mevzuata ve uygulamaya açık bir şekilde aykırı olduğunu; Davacı tarafından dosyaya sunulan dava dilekçesinde müvekkili ile davacı arasında bir sözleşme akdedildiği belirtilmiş olup bu konuda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmadığını, bilirkişi tarafından hazırlanan raporda taraflar arasında sözleşme kurulduğundan bahsedilmekle birlikte bilirkişinin dosyaya sunduğu görüşünde, adeta müvekkili tarafından davacıya bir kambiyo senedi verilmiş ve kambiyo senedine karşı müvekkilinin borcunun bulunmadığını ispat etmeye çalıştığı intibaı uyandırıldığını, davacı tarafın dahi böylesi bir iddiası yokken, dosyada bu yönde hiçbir beyan ve delil bulunmuyorken bilirkişinin bu tespit ve görüşünü hangi gerekçeye, delile dayandırdığının taraflarınca anlaşılamadığını, taraflar arasında bir sözleşme akdedilmiş olup tarafların iddiasının, davacı tarafından verilmeyen bir hizmetten ötürü talep edilen hizmet bedelinin tahsil edilmeye çalışıldığı ve sözleşmede imza aşamasında boş bırakılan yerlerin daha sonradan davacı tarafından gerçekle ve müvekkilinin iradesiyle bağdaşmayacak şekilde tek taraflı olarak doldurulduğu olduğunu, bilirkişi tarafından bu hususların hiçbirinin incelenmediğini, adeta müvekkilinin davacı tarafa sebepten mücerret bir senet verdiği düşünülerek davacıya karşı borçlu olduğu görüşünün haksız ve objektiflikten uzak bir şekilde beyan edildiğini;  Bilirkişi tarafından hukuki görüşün dayanağı olarak 1986 tarihli, 35 yıl öncesinin kararının emsal olarak gösterildiğini, söz konusu emsal niteliğindeki karar ile huzurdaki uyuşmazlığın hiçbir alakası, bağlantısının bulunmadığını, söz konusu kararın tam metni bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinin ekinde Yerel mahkemeye sunulmuş olup karar içeriğinden açık bir şekilde görülebileceği üzere ilgili karara konu uyuşmazlıkta taraflardan birinin boşa imza attığı belgenin sonradan senede dönüştürüldüğü iddiasının bulunduğunu, huzurdaki uyuşmazlıkta ise bir senet bulunmadığı gibi hiçbir tarafın da bu yönde bir iddiasının olmadığını, bilirkişinin hukuki görüşüne esas aldığı emsal Yargıtay kararı ile huzurdaki uyuşmazlık arasında hiçbir hukuki bağlantının bulunmadığını, bu raporun Yargıtay denetimine elverişli olmadığının tartışmasız olduğunu; Bilirkişi tarafından Yerel mahkemece takdir edilen ve bu suretle dinlenen tanıklara ilişkin olarak huzurdaki uyuşmazlıkta tanık dinlenemeyeceği görüşü beyan edilerek Yerel mahkemenin yaptığı yargılama ve Yerel mahkemenin tesis ettiği kararların usulen doğruluğunun tartışmaya açıldığını ve nihai olarak bu tür bir davada \"tanık dinlenemeyeceği\" kanaatinin paylaşıldığını, bilirkişi tarafından bilirkişilik görevinin ifası yerine, adeta bir İstinaf Mahkemesi, Yargıtay Dairesi gibi Yerel mahkemenin tesis ettiği kararların hukuken doğruluğunun incelendiğini ve bunların hatalı olduğunun beyan edildiğini, dava sırasında dinlenen tanıklarca bir alacağın varlığı veya yokluğuna ilişkin tanıklık yapılmadığını, uyuşmazlık konusuna ilişkin maddi vakıalara dair beyanda bulunulduğunu, Yerel mahkeme tarafından ise Yargıtay denetimine elverişsiz olan bilirkişi raporunun hükme esas alındığını ve bilirkişi raporuna karşı itirazlarının adeta yok sayıldığını, Yargıtay'ın yerleşik içtihadı uyarınca davanın esasına etki eden hallerde bilirkişi raporunun yeterli olmaması durumunda taraflarınca yapılan itirazların dikkate alınması gerekmekte olup dosya kapsamında ek rapor alınması gerektiğini;Yargılamaya muhtaç bir uyuşmazlıkta müvekkili aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, Yerel mahkeme tarafından yapılan yargılama sonucunda tesis edilen karar ile müvekkili aleyhine asıl alacağın %20 si oranında icra inkar tazminatına hükmedilmiş olup icra inkar tazminatının kabul edilebilmesinin mümkün olmadığını, davacı tarafından başlatılan icra takibine konu alacağın varlığı ve miktarı yargılamaya muhtaç olup yargılamaya muhtaç bir alacak nedeniyle müvekkili aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmiş olmasının hukuka aykırı olduğunu, davacı tarafından haksız kazanç sağlanmaya çalışıldığı açık olup kötü niyetle başlatılan icra takibi nedeniyle İİK madde 67 uyarınca davacı aleyhine %20den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerekli iken hukuka aykırı şekilde müvekkili aleyhine asıl alacağın %20si oranında icra inkar tazminatına hükmedilmiş olmasının da hakkaniyete aykırı olduğunu beyanla; davanın öncelikle usulden reddine, Dairemiz aksi kanaatte ise kararın kaldırılmasına, davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.  Dava, gayrimenkul simsarlık sözleşmesinden doğan alacağın tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ile takibin devamı ve icra inkar tazminatı taleplerine ilişkindir. Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesinde; tacir olan her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları nispi ticari dava olarak tanımlandıktan sonra, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalar belirlenmiş ve son olarak yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi koşulu ile havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların da ticari dava olduğu kabul edilmiştir. TTK'nın 5. maddesinde \"Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir\" hükmü getirilerek görev hususunun kapsamı düzenlenmiştir. Simsarlık sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklardan kaynaklanan davalar mutlak ticari dava değildir. Nispi ticari dava olarak kabul edilebilmesi için ise her iki tarafın tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesinden kaynaklanması gerekir. Somut dosyada taraflar tacir değildir. Davacı esnaf, davalı ise öğretmendir. Davalının ticari işletme ve vergi kaydı bulunmamakta olup sözleşme konusu taşınmaz ise özel eğitim kurumu olarak kullanılmak üzere kiralanmıştır. Dolayısıyla taraflar arasındaki hukuki işlem de tüketici işlemi niteliğinde olmadığından uyuşmazlığın çözüm görevi Asliye Hukuk Mahkemesi'ne aittir. Mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken davanın esasına girilerek karar verilmesi hatalı olmuştur.Sonuç olarak, davalı vekilinin istinaf başvurusunun usulünen kabulü ile, HMK'nın 353/1-a3 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın esasının kapatılarak İstanbul Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmek üzere İlk Derece Mahkemesine iadesine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun usulen KABULÜ İLE; İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 03/09/2021 Tarih, 2019/239 Esas ve 2021/612 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a-3 maddesi gereğince   KALDIRILMASINA, 2-Kayıtların kapatılarak dosyanın görevli İSTANBUL NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'NE gönderilmek üzere kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının talep halinde iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte  ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Dairemizce verilen kararın mahiyeti gereği İİK'nın 36/5 maddesi uyarınca icranın geri bırakılması için yatırılan teminatın talep halinde yatıran ilgili tarafa iadesine,6-Artan gider avansı varsa talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, 7-Kararın ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 02/05/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-c maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"566d032876da25b6","SID":"4a3d010873eb4000"}}