{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/403 <br>KARAR NO: 2024/479<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 28/10/2020<br>ESAS NO: 2014/1436 <br>KARAR NO: 2020/537<br>DAVA: Kayıt Kabul<br>DAVA TARİHİ: 10/12/2014<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının müflis şirketten alacaklı olması nedeniyle süresi içerisinde iflas masasına kaydının yapıldığını, iflas müdürlüğünce düzenlenen sıra cetveli ilanının 25/11/2014 tarihinde tebliğ edildiğini, söz konusu bu ilandan borçlu müflis şirketten davacının alacaklı olduğu 242.000,00-TL'nin tamamının reddine karar verildiğini, gerekçe olarak da alacağın 16/04/2012 tarihli protokole dayandığını, protokolün taraflara arasında yapıldığını, noterde yapılmadığını, resmi merci tarafından onaylanmadığını, iflas tarihinden sonra da düzenlenebilecek evraklar olduğunun belirtildiğini, davacı ile müflis şirket arasında kesin borç ikrarına havi çeklerin mevcut olduğunu, protokolün de çeklere ilişkin yapıldığını, yani davacının alacağının müflis şirketçe düzenlenen çeklere dayandığın belirterek, ... İflas müdürlüğü tarafından verilen alacağın reddine ilişkin kararın iptali ile davacının, müflis şirketten alacaklı olduğunun tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP Davalı vekili dava dilekçesinde özetle; buna göre dava sıra cetvelinin gazetede ilanından itibaren 15 gün içerisinde açılması gerektiğini, sıra cetveli ilanı, 06/11/2014 tarihli tarafa gazetesinde yayımlandığını, davacı vekili dava dilekçesinde,  ret kararının kendilerine 25/11/2014 tarihinde tebliğ edildiğini beyan ettiğini, ancak talep edilen alacak ile alakalı kabul/ret kararının kendilerine tebliği için iflas müdürlüğüne masraf bırakıldığında dair ve ayrıca 25/11/2014 olarak iddia edilen tebliğ tarihini kanıtlayacak bir evrakın sunulmadığını, bu nedenle davanın hak düşürücü sürede açılmadığından reddini talep ettiğini, kayıt yaptırırken sadece 16/04/2012 tarihli protokolün sunulduğunu, ispat yükünün davacıda olduğunu, bu nedenle dava dilekçesinde belirttiği çeklerin gerçek bir mal alım satımı sonucu oluştuğuna dair fatura, irsaliye, cari hesap, ticari defter ve kayıtları sunmakla yükümlü olduğunu belirttiğini, açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece \"Dava; alacağın iflas masasına kayıt kabul istemine ilişkindir.........Bu noktada tespit edildiği üzere kayıt kabul istemine konu edilen 4 adet 5.000-TL'lik toplam 20.000-TL tutarlı çekler yönünden fatura ödemesi olarak defterlerde kayıtlı olduğu saptanmış, bakiye istem yönünden fatura/yazılı belge ile defter kayıtlarında örtüşen bir tespite varılamadığı anlaşılmakla bakiye istem yönünden talebin ispata muhtaç kaldığı sonuç ve kanaatine varılmış olup, davanın kısmen kabulü ile 20.000,00-TL alacağın İstanbul ... İflas Dairesi'nin ... E. sayılı iflas masasına kayıt ve kabulüne\" karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; ret edilen kısım dava dilekçesindeki beyanlarını tekrarla kararın kaldırılmasını talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE HMK'nin 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; Dava, İİK 235. maddesi gereğince açılmış olan sıra cetveline itiraz (kayıt kabul) davasıdır. İstanbul ... İflas idaresi tarafından ... sayılı iflas Dosyası yönünden mahkemeye gönderilen 18/09/2015 tarihli yazıda,  ''müflis şirket 18/07/2012 günü saat 11:07 den itibaren iflasına dair karar verilmiştir. Alacaklı ... Tic. Ltd. Şti. vekili  tarafından K.No:...'de 242.000,00 TL miktarlı alacak kayıt talebinde bulunulmuş olup,alacağının tamamı reddedilmiştir.Alacaklı tarafından tebliğ için masraf yatırılmamıştır.Sıra cetveli kararı alacaklı vekiline 25/11/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.Sıra cetveli 06/11/2014 tarihli ... gazetesinde ilan edilmiştir'' şeklinde bilgi verilmiştir. Dairemizce iflas idaresine yazılan müzekkereye cevapta; ''Müdürlüğümüz ... Esas sayılı iflas dosyasına ait sıra cetveli ilanı 10.11.2014 Tarihli ve 8690 sayılı ticaret sicil gazetesinde ilan edilmiş olup, ticaret sicil gazetesinin bir sureti yazımız ekinde gönderilmiştir. Ayrıca alacaklı ...Tic. Ltd. Şti. vekili Av. ... alacak kayıt talebinde bulunurken iflas başvurma harcını yatırmış olup, ancak herhangi bir masraf avansı yatırmadığı '' belirtilmiştir.Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı vekili, istinaf itirazında bulunmuştur.  İİK 235. maddede, sıra cetveline itiraz edenlerin, cetvelin ilanından itibaren 15 gün içinde iflasa karar verilen yerdeki ticaret mahkemesine dava açmaya mecbur oldukları, 223. maddenin üçüncü fıkrası hükmünün mahfuz olduğu belirtilmiştir. Maddede düzenlendiği üzere, sıra cetveline itiraz davası açma süresi 15 gündür. Süre, sıra cetvelinin ilanından itibaren başlar. İİK 166. maddedeki gazetelerde yapılan ilanlardan en son ilan tarihinden itibaren işlemeye başlar. İflas masasına alacak yazdırırken, tebligatı kabulü elverişli adres gösterilerek, Adalet Bakanlığınca çıkarılan tarifede gösterilen yazı ve tebliğ giderlerini avans olarak vermek suretiyle, iflas idaresince alınacak kararların kendisine tebliğ edilmesini istemiş olan alacaklılara, alacaklarının kabul veya ret edildiği ayrıca tebliğ edilir (İİK 223. M). Bu alacaklılar için sıra cetveline itiraz davası açma süresi, sıra cetvelinin ilanından itibaren değil, bu tebligatın yapıldığı tarihten itibaren işlemeye başlar. Belirlenen bu süre hak düşürücü  süredir.Bilindiği üzere alacaklının tebligata elverişli adresini bildirip ayrıca gerekli masrafı yatırması halinde dava açma süresi tebliğ tarihinden itibaren başlayacaktır . Yani davacının masraf vermediği durumda ise, dava açma süresinin ilan tarihinden başlayacağının kabulü gerekmektedir. İİK nın 223/3. Maddesindeki formaliteyi yerine getirmemiş olan alacaklıya, iflas idaresince ayrıca sıra cetveli gönderilmiş olsa bile , onbeş günlük dava açma süresi sıra  cetvelinin  bu alacaklıya tebliğ tarihinden değil , yine sıra cetvelinin ilan tarihinden itibaren başlar . (bkz. Mahmut COŞKUN, Hacizde ve İflasta Sıra Cetveli, s.1029)- ( 19 HD. 29.11.2011, 6041/7930) Emsal mahiyette  yer alan Yargıtay 23.Hukuk Dairesi'nin 06.03.2017 T. 2016/8334;687 sayılı ilamda ''....İİK'nın 234/1. maddesi, \"iflas idaresi sıra cetvelini iflas dairesine verir ve alacaklıları 166. maddenin 2. fıkrasındaki usule göre ilan yoluyla haberdar eder.\" hükmünü, İİK'nın 235/1. maddesinin ilk iki cümlesi \"Sıra cetveline itiraz edenler, cetvelin ilanından itibaren onbeş gün içinde iflasa karar verilen yerdeki ticaret mahkemesine dava açmaya mecburdurlar. 223. maddenin üçüncü fıkrası hükmü mahfuzdur.\" hükmünü içermektedir.  İİK'nın 234/2. madde hükmü uyarınca yapılan tebligat bilgi verme mahiyetinde olup, dava açma süresi bu tebligat ile başlamaz. Bu madde hükümlerinden de anlaşılacağı üzere, iflas, sıra cetveline itiraz davaları süreye tabi olup, bu süre kural olarak sıra cetvelinin İcra ve İflas Kanunu'nun 166. maddesinde gösterilen usulde ilanından itibaren işlemeye başlar. Eğer davacı aynı Kanun'un 223. maddesine göre tebliğe elverişli adres gösterir ve gerekli masrafı avans olarak yatırırsa, süre kendisine yapılan tebliğden itibaren hesaplanır. Somut olayda sıra cetveli 26.03.2014 tarihinde ulusal bir gazetede, 28.03.2014 tarihinde de Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edilmiş, 08.04.2014  tarihinde  de  davacıya   tebliğ  edilmiştir. İstanbul Anadolu ... İcra Dairesi'nin 17.09.2015 tarih ve ... sayılı yazısında ise, davacının tebliğ masrafı yatırmadığı belirtilmiştir. Bu  durumda mahkemece, en  son  ilan  tarihine  göre, davanın, hak düşürücü süre içinde açılmış olmasına ilişkin özel dava şartı noksanlığı bulunduğu gerekçesiyle,davanın HMK'nın 114/2 ve 115/2. maddeleri uyarınca usulden reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek, yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. '' belirtilmektedir Varılan sonuç itibariyle, davacı alacaklının tebliğ masrafı yatırmadığı, en son ilan tarihinin 10/11/2014 ve dava tarihinin 10/12/2014 olduğu nazara alındığnda, uyuşmazlığa konu davanın 15 günlük hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı anlaşılmaktadır. Hükmü istinaf eden taraf davacı olduğundan aleyhe bozma yasağının incelenmesi gerekmektedir.  Temyiz kanun yolu incelemesine yönelik olmasına karşın emsal olarak istinaf kanun yolu incelemelerinde de dikkate alınması gereken kurallar olarak açıklanmalıdır ki; taraflardan yalnız birinin temyizi halinde, Yargıtay, hükmü temyiz edenin aleyhine bozamaz (Aleyhe bozma yasağı). Bundan başka, taraflardan yalnız birinin hükmü temyiz etmesi halinde, Yargıtayın (temyiz eden tarafın lehine olarak) verdiği bozma kararına uyan yerel mahkeme de artık, temyiz eden tarafın, önceki (bozulan) karara oranla daha aleyhine olan bir hüküm veremez. Buna da \"aleyhe hüküm verme yasağı\" denir. Taraflardan yalnız birinin temyizi üzerine verilen bozma kararına uyan mahkemenin temyiz eden tarafın, önceki (bozulan) karara oranla daha aleyhine olan bir hüküm vermemesi ilkesi, usule ilişkin kazanılmış hak müessesesi ile de yakından ilgilidir.\" (Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, Cilt ;5, 2001, s; 4732 -4737)Görülmekte olan bir davada taraflardan birinin ya da mahkemenin yapmış olduğu bir usul işlemi ile yanlardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakka usule ilişkin kazanılmış hak denilmektedir. Bozmaya uyulmakla bozma lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak doğmuş olur. Hükmün bir kısmının bozma kapsamı dışında bırakılmasının amacı bu kısımların doğru olduğunu belirlemek, bozmanın sınırlarını çizmek ve bu şekilde usulü kazanılmış hakları oluşturup, korumaktır. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK). Ne var ki; kamu düzenine ilişkin hususlar hakkında aleyhe bozma yasağı uygulanamaz. Yargıtay, kamu düzenine aykırı bir husustan dolayı hükmü temyiz edenin aleyhine (temyiz etmemiş olan tarafın lehine) olarak da bozabilir. Çünkü kamu düzenine ilişkin hususları hâkim (ve Yargıtay) kendiliğinden gözetme ile yükümlüdür (Bkz. Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 2001 baskı, Cilt V., s.4727-4736). Nitekim aynı ilke, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun kararlarında da benimsenmiştir (YHGK'nin 21.01.2004 gün ve 2004/46 E - 6 K, 6.10.2004 gün ve 2004/433 E - 483 K). Usulü kazanılmış hak olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir İçtihadı Birleştirme Kararı (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili bir yeni kanun çıkması halinde, Yargıtay bozma kararına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Benzer şekilde uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulü kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir (YHGK’nin 21.01.2004 tarihli ve 2004/44 E - 19 K, 03.02.2010 tarihli ve 2010/40 E - 2010/54 K).Bu sayılanların dışında ayrıca görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda usulü kazanılmış haktan söz edilemez (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü – C. V, 6. b İstanbul 2001, s 4738 vd).Usulü kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.Diğer taraftan değinilmesinde fayda görülmüştür ki, Anayasa Mahkemesi kararlarında hukuki güvenlik ilkesini genellikle şu şekilde tanımlamıştır: “Hukuk güvenliği, temel hak ve güvencelerinde korunan ortak değerdir. Hukuk devleti hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm işlem ve eylemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerektirir.” (E.2013/110, K.2014/8, T.16.01.2014, RG.09.05.2014/28995.)Anayasa Mahkemesi başka bir kararında hukuki güvenlik ilkesini, hukukun genel ilkeleri arasında şu şekilde açıklamıştır: “Evrensel hukuk ilkeleri ya da hukukun genel ilkeleri denildiğinde, hakkın kötüye kullanılması, iyi niyet, sözleşmeye bağlılık, ayrımcılık yapılmaması, ölçülülük, kazanılmış haklara saygı, haklı beklentilerin korunması, yasaların geriye yürümezliği, hukuk güvenliği, adalet, eşitlik, kanunilik, belirlilik ve öngörülebilirlik gibi evrensel düzeyde kabul gören hukukun üstün kuralları anlaşılmaktadır.” (E.2012/33, K.2012/174, T.8.11.2012, RG.21.09.2013/28772.)Açıklanan nedenlerle  hak düşürücü süre, kamu düzeni ile ilgili olduğundan ve  kamu düzeni ile ilgili konularda usulü kazanılmış haktan söz edilemeyeceğinden hüküm davacı tarafından istinaf edilmesine rağmen aleyhe hüküm verme yasağı uygulanmayarak  HMK 353/b-2 madde uyarınca davanın esası hakkında yeniden hüküm kurulmasına karar verilmiş; hak düşürücü süre içerisinde açılmayan davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.  <br>H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere,1-Davacı tarafın istinaf başvurusunun REDDİNE, İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/436 E. 2020/537 K. sayılı 28/10/2020 tarihli kararının HMK'nın 355 ve 353/1.b.2 bendi uyarınca RESEN KALDIRILMASINA ve YENİDEN HÜKÜM TESİS EDİLMESİNE,a-Hak düşürücü süre içerisinde açılmayan DAVANIN REDDİNE,2-İlk derece mahkemesi yargılama giderleri yönünden,a-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL karar ve ilam harcından, peşin alınan 25,20 TL'nin mahsubu ile bakiye 402,40 TL karar ve ilam harcının davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,b-Davacı tarafından sarfedilen yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,c-Davalı tarafından yargılama gideri yapılmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, ç-Davalı taraf vekille temsil olunduğundan karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT uyarınca 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,ç-Taraflarca yatırılan gider avansından artan kısmın karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,4-İstinaf yargılama giderleri yönünden,a-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına,b-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından, davacı tarafça yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 368,30 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, c-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, d-Davacı tarafın yapmış olduğu 373,00 TL (posta masrafı ve istinaf harçları) istinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, e-Yatırılan gider avansından kalan kısmın taraflara karar kesinleştiğinde ilk derece mahkemesince iadesine,f-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1.a bendi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.03/04/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"9b92a864a46fe5e4","SID":"555088bd1ace738b"}}