{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2024/545 Esas <br>KARAR NO: 2024/713 Karar <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2023/800 Esas (Derdest Dava Dosyası)<br>TARİHİ :19/02/2024<br>DAVA: Ticari Şirket (Yöneticilerin Azline İlişkin)<br>KARAR TARİHİ: 25/04/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davalının davacı şirket yönetim kurulunun önceki üyelerinden biri olduğunu; davalının, davacı şirketin 26 Ekim 2018 tarihinde gerçekleştirdiği olağan genel kurul toplantısında yönetim kurulunda üç yıl süreyle görev yapmak üzere seçilen üç yönetim kurulu üyesinden biri olup aynı zamanda üç yıl süreyle görev yapmak üzere yönetim kurulu başkanı olarak seçildiğini,  davalının üç yıllık görev süresinin 26 Ekim 2021 tarihi itibarıyla sona erdiğini,  davalının, görev süresi sona erdiği halde, davacı şirketin yönetim kurulu karar defterini davacıya iade etmekten kaçındığını,   bu davranışının hukuka aykırı olduğu konusunda davalının birçok kez uyarıldığını ve kendisinden yk karar defterini şirket merkezine teslim etmesinin talep edildiğini, ancak halen defterin davalı tarafından alıkonulduğunu ileri sürerek yönetim kurulu karar defterinin davacı şirkete iadesine, davacı şirket yönetim kurulu karar defterinin dava sonuçlanıncaya kadar mahkeme kasasına alınarak muhafaza edilmesine karar verilmesi talep edilmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 19/02/2024 tarih 2023/800 Esas (Derdest Dava Dosyası) sayılı kararında; \"İhtiyati tedbirin şartları 6100 Sayılı Hukuk Muhakemesi Kanununun 389/1 maddesinde genel olarak düzenlenmiştir. Bu yasa hükmüne göre mevcut durumda meydana gelebilecek değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından yada tamamen imkansız hale geleceğinden veya geçikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.İhtiyati tedbirde asıl olan, ihtiyati tedbire esas bir hakkın varlığı ve bir ihtiyati tedbir sebebinin bulunmasıdır.HMK'nun 390/3 maddesine göre tedbir talebi eden taraf, öncelikle tedbir istemine ilişkin dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak yasal delillerle ispat etmek zorundadır. Burada sözü edilen ispatın ölçüsü ise, \"yaklaşık ispat\" kuralına göre belirlenir. Yaklaşık ispat kuralının uygulanmasında iddianın ağırlıklı ihtimal olarak doğruluğunun kabul etmekle birlikte, aksinin mümkün olduğu ihtimalini de gözetmelidir. Bu nedenle ihtiyati tedbire karar verilirken haksız olma ihtamali de dikkate alınarak talepte bulunandan kural olarak teminat alınır. Geçici hukuki koruma kararlarından olan ihtiyati tedbir kararı verirken asıl uyuşmazlığı çözecek içerikte bir karar verilmemelidir. Bununla birlikte, ihtiyati tedbire karar verirken tarafların çıkar dengesini ve ihtiyati tedbirin amacını gözetilmesi gerekli ve zorunludur. Kanun koyucu, ihtiyati tedbir hakkında karar verecek olan Hakime geniş bir taktir alanı bırakmış ise de, Hakim her somut olayda, ihtiyati tedbir şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğini dikkatlice incelemeli ve hangi yasal sebebe ve hangi somut duruma göre, ihtiyati tedbir kararı verdiğinin kararında belirtilmelidir, ihtayit tedbir şartları mevcut değilse kanunun ön gördüğü ölçüde ıspat edilememişse, veya yaklaşıkda olsa ıspatı yargılamayı gerekiyorsa ihtiyati tedbir isteminin reddine karar verilmelidir. HMK'nun 389. maddesindeki şartların mevcut olması ve talep halinde ihtiyati tedbire karar verilmelidir.Dava, davacı şirket yönetim kurulu karar defterinin davacı şirkete derhal teslim edilmesine karar verilmesi  istemine ilişkindir. Davacı vekilince, tedbir istemi yönünden ileri sürülen gerekçelere nazaran, hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da tamamen imkansız hale geleceği, gecikme sebebiyle ciddi bir zararın doğabileceği yönünde Mahkememizde yeterli kanaat hasıl olmamakla,  yukarıda ayrıntısı açıklanan HMK'nun 390/3. maddesinde öngörülen yaklaşık ispata ilişkin ve dolayısıyla HMK 389. maddesi koşullarının oluşmadığı değerlendirilmiş, tedbir talebinin reddine dair karar vermek gerekmiştir.\"gerekçesi ile, davacı vekilinin ihtiyati tedbir isteminin koşulları bulunmadığından REDDİNE, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, davalının davacı şirket yönetim kurulunun önceki üyelerinden biri olduğunu; davalının, davacı şirketin 26 Ekim 2018 tarihinde gerçekleştirdiği olağan genel kurul toplantısında yönetim kurulunda üç yıl süreyle görev yapmak üzere seçilen üç yönetim kurulu üyesinden biri olup aynı zamanda üç yıl süreyle görev yapmak üzere yönetim kurulu başkanı olarak seçildiğini,  davalının üç yıllık görev süresinin 26 Ekim 2021 tarihi itibarıyla sona erdiğini,  davalının, görev süresi sona erdiği halde, davacı şirketin yönetim kurulu karar defterini davacıya iade etmekten kaçındığını,   bu davranışının hukuka aykırı olduğu konusunda davalının birçok kez uyarıldığını ve kendisinden yk karar defterini şirket merkezine teslim etmesinin talep edildiğini, ancak halen defterin davalı tarafından alıkonulduğunu, bunun üzerine iş bu davanın açıldığını ve  dava dilekçesi ile yargılama süresince davalının yk karar defterine zarar vermesini engellemek amacıyla defterin İlk Derece Mahkemesi’ne ait kasada muhafaza edilmesine yönelik ihtiyati tedbir kararı verilmesinin talep edildiğini, mahkemenin tedbir istemini haksız olarak reddettiğini, HMK'nun 389 maddesinde aranan ihtiyati tedbir koşullarının oluştuğunu, İhtiyati tedbirin şartlarının oluştuğunu, ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için (i) ihtiyati tedbire esas bir hakkın mevcudiyeti ve (ii) ihtiyati tedbir sebebinin bulunması olmak üzere iki temel şartın yerine gelmesi gerektiğini, somut olayda iki temel şartın da gerçekleştiğini,  ihtiyati tedbire esas bir hak olduğunu; davacı şirketin YK Karar Defteri üzerinde tek hak sahibi olduğunu; davalının ise hiçbir hakkı olmadığı halde YK Karar Defteri’ni Müvekkil Şirket’e iade etmekten kasten kaçınmakta olduğunu, HMK m. 390/3’e göre tedbir talep edenin, yaklaşık ispat kuralı çerçevesinde davanın esası yönünden haklılığını ortaya koyması gerektiğini; bu kapsamda hakimin değerlendirmesi neticesinde talep edenin haklı çıkma ihtimali davanın reddedilme ihtimalinden yüksek görülmekte ise davanın esası yönünden haklılığın yaklaşık olarak ispat edildiğinin kabul edilmesi gerektiğini; somut olayda, YK Karar Defteri’nin davalıdan alınıp İlk Derece Mahkemesi’nin kasasında muhafaza edilmesini talep eden davacı şirketin YK Karar Defteri üzerinde tek hak sahibi olduğunu, ihtiyati tedbir kararı verilebilmesinin ilk şartının, İlk Derece Mahkemesi’nin görülen davada değil yaklaşık ispat, tam ispat ölçüsünde yerine getirildiğini, Davalının  yönetim kurulu üyesi ve yönetim kurulu başkanı olarak görev süresinin 26 Ekim 2021 tarihinde dolduğunu, bu tarihten beri davacı şirket bünyesinde görev sahibi olmadığının tartışmasız olduğunu; İlk Derece Mahkemesi’nin görülen davada davacı şirketin haklı olduğu sonucuna ulaşmak için davalının taşıdığı sıfatların hiçbir önemi bulunmadığını; halihazırda görevde bulunan yönetim kurulu üyelerinin dahi şirket defterlerini alıkoyma haklarının olmadığını,  Şirket defterlerini tutmanın, Türk Ticaret Kanunu (“TTK”) m. 375 uyarınca yönetim kurulunun devredilemez görev ve yetkileri arasında olduğunu; şüphesiz ki şirket defterleri üzerindeki tek hak sahibinin şirket olduğunu; şirket defterlerinin mülkiyetinin şirkete ait olduğunu ve şirket defterlerinin şirket merkezinde muhafaza edilmesinin zorunlu olduğunu; aşağıdaki bu üç olgunun yargı kararlarıyla sabit olduğunu, Yargıtay’ın 11. Hukuk Dairesi'nin, 15 Ocak 2019 tarihli kararında bu üç olguyu açıkça ortaya koyduğunu ve şirket defterlerinin bir kişinin tekelinde olamayacağını vurgulayarak şirkete ait pay defteri ve yönetim kurulu karar defterinin davacı şirkete iadesine hükmettiğini, “(…) defterlerin şirkete ait olup, bir kişinin tekelinde olamayacağı, bu defterlerin şirket merkezinde bulunması ve böylece tüm ilgililerin ve yetkililerin kolayca ulaşabileceği yerde olması gerektiği, şirketin mutat işlemesinin engellenmemesi gerektiği, davacı şirketin dava açmakta hukuki yararının bulunduğu ve haklı olduğu kabul edilerek, davanın kabulüne, …’in yedinde bulunan davacı şirkete ait pay defteri ve yönetim kurulu karar defterinin davacı şirkete iadesine (…) karar verilmiştir.Bölge Adliye Mahkemesince (…) ticari defterlerden sayılan pay defteri ve yönetim kurulu karar defterinin tutulması anılan yasanın 375. Maddesine göre yönetim kurulunun devredilemez görev ve yetkilerinden olduğu, bu nedenle sadece bir üyenin yönetim kurulunun bu görev ve yetkisine müdahalesinin kanuna aykırı olduğu, davalının, şirkete ait defterleri muhafaza ediyorum gerekçesiyle odasında kilitli tutamayacağı, ilk derece mahkemesinin gerekçesinde de belirtildiği gibi şirkete ait defterlerin yönetimdeki bir kişinin tekelinde bulunamayacağı, bu defterlerin, şirketin mutat işlemlerinin engellenmemesi için şirket merkezinde bulunması ve tüm ilgililerin/yetkililerin kolayca ulaşabileceği bir yerde olması gerektiği, hal böyle olunca, ilk derece mahkemesince ’…’in yedinde bulunan davacı şirkete ait pay defteri ile yönetim kurulu karar defterinin şirkete iadesine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçeleriyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.(…) Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun ’MK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından (…) ONANMASINA (…)” (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2017/3487, K. 2019/355, T. 15.1.2019 sayılı kararı)Bunun gibi, bölge adliye mahkemelerinin ve ilk derece mahkemelerinin sayısız, kesinleşmiş kararlarıın da şirket defterlerinin şirketin merkezinde bulundurulması gerektiği, hatta değil şirketin bir yöneticisi tarafından alıkoyulmak, şirket merkezi dışına şirketin şubesinde dahi muhafaza edilemeyeceği yönünde olduğunu, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, E. 2020/700, K. 2022/57, T. 20.1.2022 sayılı kararı, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, 08.09.2022 tarihli ve 2022/1118 E., 2022/908 K. sayılı kararı, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, 20.05.2021 tarihli ve 2021/361 E., 2021/621 K. sayılı kararı, Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2018/118, K. 2018/532, T. 27.4.2018 sayılı kararı, Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2021/249, K. 2021/579, T. 1.6.2021 sayılı kararı, İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2018/1436, K. 2019/452, T. 16.4.2019 sayılı kararı)Somut olayda ihtiyati tedbir kararı tesis edilmemesi durumunda Davalının YK Karar Defteri’ni haksızca alıkoymaya devam etmesi ve bu nedenle YK Karar Defteri’nin zayi olması ve davacı şirketin operasyonlarının sekteye uğraması riski olduğunu; davalının YK Karar Defteri’ni iade etmekten kötü niyetle kaçınmakta olduğunu, ihtiyati tedbir kararı verilmesinin ikinci şartının, ihtiyati tedbir sebebi bulunması olduğunu; daha açık bir ifadeyle, HMK m. 389/1 bu iki tedbir sebebini (i) mevcut durumun değişmesi halinde hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması ya da imkansızlaşması ve (ii) gecikme sebebiyle ciddi bir sakıncanın veya ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi olarak saydığını; somut olayda, davalının, davacı şirketi olağan işleyişine zarar getirecek şekilde şirket defterlerinden birini hapsetmekte, üstelik bu defterin zayi olması riskini yaratmakta olduğunu, davalının görev süresi sona erdiğinden beri sergilediği kötü niyetli tavır ile İlk Derece Mahkemesi’nin yargılama süresince ileri sürdüğü yanıltıcı beyanların, davacı şirkette, davalının YK Karar Defteri’ni kasten ve şahsi menfaatleri uğruna ziyan edebileceğine dair güçlü ve haklı bir endişe uyandırdığını; davalının, YK Karar Defteri’ni hukuka aykırı bir şekilde alıkoyarak hem defterin zayi olma riskini yaratmakta olduğunu hem de  davacı şirketin gündelik olağan operasyonlarını sekteye uğratmakta olduğunu,  Hal böyleyken, HMK m. 389’da öngörülmüş tüm ihtiyati tedbir şartlarının gerçekleştiğini; sonuç olarak, davacı şirkete ait defterin güvenliğinin güvence altına alınması için daireden ilk derece mahkemesinin ara kararını kaldırarak ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep ettiklerini, İleri sürerek, yukarıda açıklanan ve Daire’nin yargılaması sırasında ortaya çıkabilecek diğer sebeplerle; yerel mahkemenin 19/02/2024 tarihli ara kararının kaldırılmasına, ihtiyati tedbir taleplerinin kabulüne, bu kapsamda davacı şirketin yönetim kurulu karar defterinin, dava sonuçlanıncaya kadar davalıdan alınarak mahkemenin kasasında muhafaza edilmesine ve  yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Talep; davalı şirket yönetim kurulu karar defterinin iadesi istemli davada, dava konusu yönetim kurulu karar defterinin tedbiren davalıdan alınarak mahkeme kasasında muhafaza edilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece talebin reddine karar verilmiş karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davacı yan; davalının davacı şirketin 26/10/2018 tarihli genel kurul toplantısında üç yıl süreliğine yönetim kurulu üyeliğine ve yönetim kurulu başkanlığına seçildiğini,  görev süresinin 26/10/2021 tarihinde sona erdiğini, davalının aynı zamanda şirketin B grubu pay sahibi olduğunu, şirketin pay sahipleri arasındaki anlaşmazlıklar nedeniyle iki yıl boyunca genel kurul toplantısı yapamadığını, nihayet 11/08/2023 tarihinde yapılan 2020 yılına ilişkin olağan genel kurul toplantısında, ... üç yıllığına yönetim kurulu üyesi olarak seçildiklerini, davalının, görev süresi uzunca bir süre önce sona erdiği halde, davacı şirketin yönetim kurulu karar defterini haksız olarak elinde tuttuğunu, bu konudaki ihtarlara olumsuz yanıt verdiğini, her ne kadar 11/08/2023 tarihli genel kurul kararları sicile tescil ve gazetede ilan edilmemiş ise de, yönetim kurulunun göreve başlaması için tescil ve ilanın zorunlu olmadığını, davalının bu yöndeki savunmasının yerinde olmadığını, yönetim kurulu karar defteri Davalı’nın uhdesinde olduğundan temsil ve ilzam kararının tescil edilemediğini, TTK'nun 375 maddesi uyarınca,  Pay, yönetim kurulu karar ve genel kurul toplantı ve müzakere defterlerinin tutulmasının yönetim kurulunu devredilemez yetkileri arasında olduğunu ileri sürerek, defterin yargılama süresince mahkeme kasasında saklanmasını talep etmiştir. Davalı yan; davacı şirketin B grubu pay sahibi ve yönetim kurulu başkanı olduğunu, her ne kadar 26/10/2021 tarihinde görev süresi sona ermiş ise de, genel kurul toplanamadığından görevinin devam ettiğini, 11/08/2023 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında alınan kararların esas sözleşmenin “yönetim kurulu ve süresi” başlıklı 8. maddesinin “(a) Yönetim kurulunun oluşumu” başlıklı alt bendine aykırı ve yok hükmünde olduğunu, zira B grubu pay sahiplerinin yönetim kuruluna gösterdikleri adayın oybirliği ile seçilmemesi üzerine, esas sözleşemeye göre B grubu pay sahiplerinin yeni bir aday göstermeleri engellenerek, A grubu pay sahiplerinin kendi gösterdikleri adayı seçtikleri, bu aykırılığa bakanlık temsilcisinin de işaret ettiğini, karara muhalif kalındığını, nitekim alınan kararın sicil müdürlüğü tarafından tescil edilmediğine, sicil işlemine itiraz amacıyla İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü’ne karşı açılmış olan 2023/733 Esas sayılı davanın halen derdest olduğunu, sonucunun beklenilmesi gerektiğini,  yönetim kurulu seçimine ilişkin karar henüz tescil ve ilan edilmediğinden,  davalının yönetim kurulu üyeliği başkanlığı görevinin devam ettini, davacı şirket merkezinde  Ticari Defterlerin muhafaza edilebileceği uygun bir alan sağlanamadığı için yönetim kurulu karar defterinin  yönetim kurulu başkanı davalı tarafından muhafaza edilmek zorunda kalındığını, bu hususun mail yazışmaları ve karşılıklı ihtar içerikleri ile sabit olduğunu,  davalının yerine seçilmiş ve defteri teslim alabilecek sıfatta hiçbir yönetim kurulu üyesi  olmadığını, zira davacı şirketin hukuken geçerli bir yönetim kurulu seçimi yapılamadığını, bu nedenle tedbire konu bir hakkın varlığından da bahsedilemeyeceğini,  dava dilekçesinde karar defterinin mahkeme kasasında saklanması talep edilmiş olmakla birlikte, buna gerek olmadığı gibi bu yönde bir kararın defterin kullanılma imkânını da ortadan kaldıracağını savunmuştur. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 389/1. maddesi \"Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir,\" hükmünü içermektedir. Aynı kanunun 390/3. maddesi hükmü uyarınca da, ihtiyati tedbir talep edenin davanın esası yönünden haklılığını yaklaşık olarak ispat etmesi gerekir.Somut olayda; davalının, davacı şirket yönetim kurulu üyeliği ve başkanlığı görevinin sona erdiği, yeni bir yönetim kurulu seçildiği, yönetim kurulu seçimine ilişkin kararların hüküm doğurması için tescil ve ilanına gerek bulunmadığı, davalının davacı şirket yönetim kurulu karar defterini haksız olarak elinde tuttuğuna yönelik iddiasının esası bakımından mevcut delil durumu ve davanın bulunduğu aşamaya göre bu aşamada yaklaşık ispat koşulunun oluşmadığı, öte yandan uyuşmazlık konusu yönetim kurulu karar defterinin tedbiren mahkeme kasasında saklanmaması ve ileride davacı şirketin haklı çıkması ihtimalinde, hakkın elde edilmesinin imkansızlaşacağına veya zorlaşacağına yönelik yaklaşık düzeyde ispat koşulunun da sağlanmadığı, delil durumuna göre mahkemeden her zaman ve yeniden tedbir talep etmenin mümkün olduğu, mahkemece tedbir isteminin reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, kamu düzenine aykırılık da mevcut olmadığı anlaşılmış olup, davacı yanın istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;  1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcı istinaf eden tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 25/04/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"3353242cabf85696","SID":"503b4c69cac85d42"}}