{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/1416 <br>KARAR NO: 2024/292<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 13/04/2023<br>NUMARASI: 2022/565 Esas -  2023/361 Karar<br>DAVA: Ticari Şirket (Pay Defteri Kaydına İlişkin)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 28/02/2024<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalılardan ... Ticaret AŞ'nin 06.07.2015 tarihinde İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne tescil edilerek, diğer davalı ... tarafından kurulmuş bir anonim şirket olduğunu, şirketin kuruluş sermayesinin 500.000-TL olduğunu,  bu sermaye beherinin 1.000,00-TL değerinde 500 paya ayrıldığını, hisselerinin tamamının nama yazılı senede bağlandığını, 14.12.2015 tarihli olağan genel kurul kararı ile davalı ... AŞ'nin sermayesinin, beheri 1.000-TL değerinde 2.500 adet paydan oluşan 2.500.000-TL'na çıkarıldığını, Müvekkili ...'nın, davalı ... AŞ'nin tamamı nama yazılı pay senetlerine bağlı olan beheri 1.000-TL değerinde 2.500 adet paydan oluşan 2.500.000-TL değerindeki hisselerinin tamamını, ...'den 04.10.2017 tarihinde devir ve temlik aldığını, bu devir ve temlik işlemiyle birlikte müvekkili ..., davalı şirket ... AŞ’nin yüzde 100 oranında pay sahibi yani tek pay sahibi olduğunu, bu devir ve temlik işleminde davalı ..., davalı sole gayrimenkul aşpaylarının tamamına karşılık gelen nama yazılı pay senetlerini müvekkili lehine ciro edip, nama yazılı pay senetlerinin tamamının zilyetliğini müvekkiline devrettiğini, Müvekkilinin, davalı ...'den devraldığı payların, davalı ... AŞ'ye ait pay defterinde davalı ... adına kayıt ve tescil edildiğini, müvekkiline devredilen payların davalı şirketin pay defterine işlenmediğini, 13.11.2017 tarihli olağan genel kurul toplantısında davalı şirketin yönetim kuruluna üye olarak diğer davalı ...'nın atandığını, 25.11.2017 tarihli olağanüstü genel kurulda ise diğer davalı ...'nin şirketin beheri 1.000-TL değerinde 2.500 adet paydan oluşan 2.500.000-TL değerindeki tüm paylarını diğer davalı ...'ya devrettiğinin davalı şirket tarafından Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edildiğini, Davalı şirketin beheri 1.000-TL itibari değerde 2.500 adet paydan oluşan 2.500.000-TL itibari değerdeki tüm payların nama yazılı pay senetlerini ciro ile devralan ve nama yazılı payların haklı zilyedi olan müvekkili olduğunu, 04.10.2017 tarihinde müvekkili ile davalı ... arasında imzalanarak düzenlenen temlik beyannamesi doğrultusunda o devir tarihi itibariyle payların mâliki olan dava dışı ... tarafından müvekkili lehine 04.10.2017 tarihinde cirolanan ve zilyetliği de müvekkiline devredilen beheri 1.000-TL değerinde 2.500 adet paydan oluşan 2.500.000-TL değerindeki nama yazılı pay senetlerin mâlikinin müvekkili ... olduğunu, bu sebeple, TTK m.499 uyarınca sözü edilen payların müvekkili lehine devredildiğinin pay defterine davalı şirket tarafından işlenmesi gerekirken pay defterine herhangi bir işlemenin yapılmamış olması usul ve yasaya açıkça aykırı olduğu gibi, üstüne üstlük müvekkiline ait payların müvekkile devredildiği tarihten sonra davalı ... tarafından diğer davalı ...'ya devredildiğine dair genel kurul kararı alınması ve bu kararın İTO'ya bildirilip payların ...'ya ait olduğunun Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edilmesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu beyanla; Müvekkilinin %100 oranına karşılık gelen hisselere dair pay senetlerini sunması ve şirketin %100 sahibi olduğunu ispatlaması sebebiyle, davalı ...’nın hiçbir dayanağı olmayan ve yolsuz tescil niteliğinde olan %100 ortak sıfatına dayanan temsil ve ilzam yetkilerini dava süresince kötüye kullanmaması için ihtiyati tedbir olarak davalı şirkete kayyım atanmasına, Davalı .. San. ve Tic. AŞ'nin tamamı nama yazılı pay senetlerine bağlı olan beheri 1.000-TL değerinde 2.500 adet paydan oluşan 2.500.000-TL değerindeki hisselerinin tamamının müvekkiline aidiyetinin tespitine ve davalı şirketin pay defterine hükmen tescil edilmesine, Kararın İTO kayıtlarında tescili için İstanbul Ticaret Odası’na müzekkere yazılmasına,kararın Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde yayınlanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; TTK 493 vd. hükümler gereği, devir onayı için şirkete başvuru ön şartı yerine getirilmediğinden, özel dava şartı ve hukuki yarar dava şartı yokluğundan davanın usulden reddinin gerektiğini, Müvekkili şirketin pay devrinden, ancak pay defterine kayıt için kendisine başvuru yapılması ile haberdar olacağını, davacının, 2019 yılında müvekkili şirket aleyhine İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... E. ve ... E. Sayılı iki ayrı dosyasından icra takibi başlattığını, ... E. Sayılı dosyadan, müvekkili şirketin tüm menkul, gayrimenkul malları ile 3. Şahıslardaki hak ve alacaklarına haciz uygulattığını, taşınmazlardan birini ihaleden sattırmış bir alacaklı olarak, bugüne kadar, müvekkili şirkette pay sahibi olduğu, payları devir aldığı bilgisini şirkete iletmediği gibi, devre onay ve pay defterine kayıt için ne yazılı, ne sözlü hiçbir şekilde başvuruda bulunmadığını, davacının sunduğu hisse temlik beyannamesinin altında, devrin müvekkili şirkete ibraz edildiğine dair şirket kaşe ve imzasının da olmadığını, Davacının da iddia ettiği devir tarihinden sonraki 5 yıllık süreçte, devri şirkete bildirdiği ve paydaş olarak kayıt için devre onay verilmesi istemiyle şirkete başvurduğu iddiasında bulunmadığını ve bu hususu ispatlar herhangi bir delil de sunmadığını, bu itibarla, şirkete başvurulmadan, şirketin devre onay verip vermediğinin belirlenmediği aşamada huzurdaki davanın açılmasında, hukuki yarar olmadığını beyanla; HMK 114/1-h gereğince davacının korunmaya değer bir hukuki yararı bulunmadığından, davanın özel dava şartı ve hukuki yarar dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"...Davacı vekili 08/02/2023 tarihli dilekçesi ile davalı şirkete ve dava dışı ... ya sözlü başvuruda bulunduklarını açıklamıştır. TTK'nın md 490 ;(1) Kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe, nama yazılı paylar, herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebilirler. (2) Hukuki işlemle devir, ciro edilmiş nama yazılı pay senedinin zilyetliğinin devralana geçirilmesiyle yapılabilir. Şirket hisselerinin davacı elinde olduğu ibraz edilen hisse senet örneklerinden anlaşılmıştır. TTK nun md 491 ;- (1) Bedeli tamamen ödenmemiş nama yazılı paylar, ancak şirketin onayı ile devrolunabilir; TTK nun md 499/4 ; \"(4) Şirketle ilişkilerde, sadece pay defterinde kayıtlı bulunan kimse pay sahibi ve intifa hakkı sahibi olarak kabul edilir.\" Bu hükümler gereğince   pay sahipliği sıfatının şirkete karşı ileri sürülebilmesi için, pay devrinin şirkete bildirilmesi ve pay defterine kaydın gerçekleştirilmesi şartı aranacaktır. Davacı hisselerin devri için davalı şirkete onay başvurusunu sözlü olarak yaptığını açıklamıştır. TTK nun md 499  1 ve 2. Fıkralar \"… (1) Şirket, senede bağlanmamış pay ve nama yazılı pay senedi sahipleriyle, intifa hakkı sahiplerini, ad, soyad, unvan ve adresleriyle, pay defterine kaydeder. (2) Payın usulüne uygun olarak devredildiği veya üzerinde intifa hakkı kurulduğu ispat edilmediği sürece, devralan ve intifa hakkı sahibi pay defterine yazılamaz\" TTK nun md.498 gerekçesinde; \"…Talep (başvuru) bir şekle bağlanmamıştır. Ancak, talebin yazılı olarak yapılması ispat yönünden 498 inci madde dolayısıyla adeta gerekli hâle gelmektedir. Bu maddenin devralan yönünden önemi dikkate alınınca, uygulamada noter aracılığı ile başvuruda bulunmak yoluna sıkça gidilebileceği düşünülebilir. Çünkü şirketin talebi aldığı tarihin ispatı ancak bu şekilde ihtilafsız duruma gelebilir…\" TTK 498 ve 499 md gereğince pay defterine kayıt yapabilmek için, payı devir alanın adı, soyadı, unvanı ve adresinin şirket tarafından bilinmesi gerekliliği açıklanarak, bu başvurunun yazılı olması gerektiği  belirtilmiştir. TTK m.493 gerekçesinde; \"Birinci fıkra: Anonim şirketin onayı, payların (pay senetlerinin) mülkiyeti üzerinde belirleyici ve tanımlayıcı bir hukukî işleve sahiptir…Onay ile birlikte payların/pay senetlerinin mülkiyeti de devralana geçer…\" açıklamasıyla, şirketin pay devrinin onayı talebi üzerine, onay kararı vermesinin, devre konu hisselerin mülkiyeti üzerinde belirleyici etkisi olduğu, şirketin devre onay vermesinin devralan yönünden taşıdığı önem nedeniyle, payların devralınması sonrası kayıt ve tescil için, şirkete devre onay başvurusu yapılmasının yasal zorunluluk olduğu açıktır. Devre onay talebi ile birlikte TTK 499/2 gereğince ciro içeren pay senedinin, pay devrine ilişkin sözleşmenin de şirkete ibrazı zorunludur. Davacı tarafça yazılı olarak başvuru ve ibraz ön koşulları yerine getirilmediğinden davacının dava açmakta hukuki yararı bulunmadığı anlaşılmış, davanın HMK 114/1-h md. gereğince  dava şartı yokluğundan usulen reddine\" karar verilmiştir.Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı şirketin hisselerinin tamamını oluşturan ve şirketin tapusu niteliğindeki nama yazılı pay senetlerinin müvekkili lehine ciro edildiğini, söz konusu pay senetlerinin tamamının zilyetliğinin müvekkilinde olduğunu, bu nedenlerle müvekkilinin davalı şirketin tüm hisselerinin sahibi olduğunu, yerel mahkemenin devrin kayıt ve tescil edilmesi için şirkete başvuru yapılması gerektiği yönündeki gerekçesinin somut olay ile bağdaşmadığını, nitekim yerel mahkemece gerekli araştırmanın yapılmadığını, bilirkişi raporunun alınmadığını, hiçbir kabul anlamına gelmemek kaydı ile müvekkili tarafından tescil için davalı şirkete başvurulduğunu, davalı ... ve ... A.Ş.'nin savunmalarını tamamen şirkete ön başvuru yapılmadığı hususuna dayandırmakta olduklarını, halbuki davalı şirketin esas sözleşmesinde bağlam bulunmadığını, bu durumun esas sözleşmeyle ve mahkemece celp edilen İTO kayıtlarıyla sabit olduğunu, bu sebeple davalı şirketin yönetim kurulunun devrin reddini ya da kaçış klozunu karar altına alma hakkının da bulunmadığını, TTK 493. maddenin devreye girmesi için pay devrinin ancak esas sözleşmeyle sınırlandırılmış olması gerektiğini, esas sözleşmede devre ilişkin bir sınırlama getirilmemiş olması halinde TTK 492. madde ve devamı hükümlerince uygulanamayacağını, TTK 493. madde kapsamındaki madde 493/F.3'te düzenlenen payı devralanın şirkete başvuru zorunluluğunun da ancak esas sözleşmeyle sınırlama durumunda geçerli olduğunu, esas sözleşmeyle sınırlama olmadığı durumda TTK madde 493/F.3'teki başvuru zorunluluğunun uygulanmasının mümkün olmadığını, belirtilen sebepler neticesinde yerel mahkeme kararının kaldırılmasını, davalı şirketin taşınmazlarının TAKBİS sisteminden sorgulanmasına ve tespit edilen taşınmazların üzerine HMK 389 madde uyarınca ihtiyati tedbir şerhi konulmasını, davalı şirkete kayyım atanmasına karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Davalılar vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; TTSG ilanları ve ticaret sicil kayıtlarıyla sabit olduğu üzere müvekkillerden ...'nın şirketin tek sahibi olduğunu, TTK madde 36 gereği bağlayıcı olan bu kayıtların aksi illegal yolla elde edilen pay senetlerinin zilyetliği ile ispat edilemeyeceğini, kaldı ki TTK 491, 493, 498 ve 499 maddelerinin hükümlerine göre şirkete yazılı olarak pay devrine onay başvurusu yapılmadan ve şirket tarafından reddedilmiş bir başvuru olmadan huzurdaki davanın açılmasında davacının korunmaya değer hukuki yararının bulunmadığını, dava konusu olmayan taşınmazlar hakkında ihtiyati tedbir talebinin hukuka aykırı olduğu, keza şirkete yönetim kayyımı atanması için gerekli şartların oluşmadığının sabit olduğunu, belirtilen sebepler neticesinde davacı tarafın istinaf başvurusunun ve ihtiyati tedbir taleplerinin reddine karar verilmesini ve yargılama giderlerinin davacı taraf üzerinde bırakılmasını talep ve beyan etmiştir. Davalı ... tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmadığı ve istinafa cevap dilekçesi sunulmadığı anlaşılmıştır. <br>GEREKÇE: Dava; hisse devri ve hisselerin aidiyetinin tespiti ile Anonim şirket pay defteri ve ticaret siciline tescili istemidir. İlk derece mahkemesince; pay defterine tescil istemiyle şirkete yazılı olarak başvuru ve ibraz koşulunun getirilmediğinden hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiş karara karşı davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, hukuki yarara ilişkin dava şartının bulunup bulunmadığı noktalarındadır. İlk derece mahkemesince TTK nın 499 maddesi gereği öncelikle şirkete pay devrinin deftere tescili için yazılı  başvuru yapılmasının ve şirketin pay devrine onay kararı vermesinin devre konu hisselerin mülkiyeti üzerinde belirleyici etkisi olduğu, şirketin devre onay vermesinin devralan yönünden taşıdığı önem nedeniyle, payların devralınması sonrası kayıt ve tescil için şirkete devre onay başvurusu yapılmasının zorunluluk olduğu, devre onay talebi ile birlikte TTK 499/2 gereğince ciro içeren pay senedinin ve pay devrine ilişkin sözlemeninde şirkete ibrazı zorunlu olduğu, bu işlemler yapılmadan dava açılmasından hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. 6100 sayılı HMK 114.maddesinde hukuki yarar dava şartları arasında sayılmıştır. HMK 115. maddesi hükmü gereği dava şartları yargılamanın her aşamasında mahkemece re'sen gözetilmedir. Bu sayede, iç hukukumuzun bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme)'nin 6.maddesi ve 1982 Anayasası'nın 36. maddesinde düzenlenen “hak arama özgürlüğü” nün dürüstlük kuralına uygun kullanılması sağlanabilecek; bu durum, haksız davalar açmak suretiyle, dava hakkının kötüye kullanılmasına karşı bir güvence oluşturacaktır. Dava açmaktaki hukuki yarar; hukuk düzenince kabul edilmiş meşru bir yarar olmalı, bu yarar dava açan hak sahibi ile ilgili olmalı ve dava açıldığı sırada ve devam eden süreçte halen mevcut bulunmalıdır. Ayrıca açılacak davanın, ortaya çıkacak tehlikeyi bertaraf edecek nitelikte olması gerekir. Bir kimsenin hakkına ulaşmak için mahkeme kararının o an için gerekli olması durumunda hukuki yararın olduğundan söz edilebilir. Bir mahkeme kararına ihtiyaç yoksa hukuki yarardan söz edilemez. (Pekcanıtez, H./Atalay, O./ Özekes, M.: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2011, s.297) ( Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2018/60E- 2020/3257 K sayılı 30.06.2020 tarihli kararı) Davacının dava hakkına sahip olması, dava açabilmesi için tek başına yeterli olmadığı gibi ideal veya ekonomik yarar da yalnız başına yeterli değildir. Davacının, hakkına kavuşmak için mahkeme kararına muhtaç olması gerekir. 6102 sayılı TTK 493. Maddesinin gerekçesinde \" Birinci fıkra: Birinci fıkraya göre bir anonim şirket borsaya kote edilmemiş bulunan payların (pay senetlerinin) devrine onay vermeyi iki halde reddedebilir: (1) Esas sözleşmesinde öngörülmüş bir haklı sebebe dayanarak, (2) devreden kişiye, devre konu payları/pay senetlerini, başvurma anındaki gerçek değeri ile kendi veya diğer paysahipleri ya da üçüncü kişiler hesabına almayı önererek. Anonim şirkete, devre konu olan pay senetlerini gerçek değeri üzerinden devralma önerisinde bulunabilme olanağının tanınması, ona, haklı sebepler yanında, sağlanmış, uygun görmediği devirlerden kurtulabilme olanağıdır. Uluslararası uygulamada ve öğretide escape clause (kaçış, kurtuluş klozu) diye anılan bu hüküm kişisel unsurları öne çıkan anonim şirketlerde, (aile anonim şirketi, tek kişilik anonim şirket, iki gruptan oluşan anonim şirket ve genel olarak kapalı anonim şirket gibi) şirketin yabancılaşmasını veya niteliklerini kaybetmesini önleyen bir etkin araçtır. Bu aracın kullanılabilmesi için esas sözleşmede hüküm bulunması gerekmez.\" şeklinde madde gerekçelendirilmiştir. Bu durumda davacı vekilinin nama yazılı payların devrinin yasaklanması için sözleşmede düzenleme bulunması gerektiği aksi halde şirketin reddetme hakkının bulunmadığı, bu durumda şirkete başvurunun gereksiz olduğuna yönelik istinaf istemleri yerinde değildir. Davacı tarafça davalı şirkete yazılı olarak ve yasada belirtilen belgelerle başvuru yapılmadığı ortadadır. Davacı tarafın sözlü başvuru yapıldığına yönelik beyanları ispata muhtaç olduğu gibi belgeler ile yazılı başvuru şartını sağlamadığı da ortadadır. Dolayasıyla başvuru yapılıp davalı şirketin başvuruyu reddedip etmeyeceği hususunun belirlenmediği aşamada ortada bir çekişme bulunduğundan bahsetme imkanı yoktur. Bu durumda hukuki yararın bulunduğundan bahsedilemeyeceğinden ilk derece mahkemesince verilen ret kararında bir isabetsizlik görülmemiştir. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.<br>KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.28/02/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"19ee4c1ae5c9396f","SID":"0c5f8c605fced10f"}}