{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2024/658 Esas<br>KARAR NO: 2024/748 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2023/193 Esas (Derdest Dava Dosyası)<br>TARİHİ: 18/01/2024  (Ara Karar)<br>TALEP: İHTİYATİ TEDBİR <br>KARAR TARİHİ: 02/05/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: İhtiyati tedbir talep eden davacı vekili 20/12/2023 tarihli talep dilekçesi ile; dava dilekçesinde izah edildiği üzere Yönetim Kurulu üyesi davalı ...'in şirketin en geniş imza yetkilisi olup birçok işlemi münferiden yapmaya yetkili olduğunu ancak bu yetkisini kötüye kullanıp şirketi zarara uğrattığını, bu zararın daha fazla büyümemesi ve tüm davalar sonucunda şirket ortağı olarak şirketi madden tamamen boşaltılmış, itibarsızlaştırılmış, taleba şirketine dönüştürülmüş bir halde bulmamaları için şirkete denetim kayyımı atanmasını talep etmekten başka yol kalmadığını, davalı tarafından şirkete verilen zararın boyutunun kabul edilemez bir noktaya vardığını, bu raporun tamamen şirket tarafından bilgi alma ve inceleme davası sonucunda taraflarına verilmiş olup resmi fatura ve kayıtlara dayandığını, ... adlı ve davalının kardeşine ait bir işyerinden ...’a her ay 5000 dolarlık bir “bakım gideri” faturası kesildiğini, ayrıca davalının kendisine ait konusu araç kiralama ile herhangi bir ibare dahi içermeyen diğer şirketlerden aylık 1.000 dolarlık bir araç kiralama sözleşmesi yaptığının görüldüğünü, ayrıca pırlanta sertifikasyonu ve tüm mücevher piyasasında ülkenin adının davalının neden olduğu hasar nedeniyle kötü anılmasının da ülke menfaatlerini olumsuz etkilediğini, bu hususların şirket hakkında bilinen usulsüzlüklerden sadece bir kısmı olduğunu, müvekkili şirketin yönetiminde söz sahibi olmadığı ve müvekkilinin yaklaşık 2-3 yıldır genel kurul toplantısı dışında şirketin içini dahi görmediği göz önüne alınırsa tüm bu şaibeli işlere engel olmasının mümkün olmadığını, şirketin karar tarihindeki aktif değerini kaybetmesinin önüne geçilebilmesi için şirketin faaliyetlerinin denetim kayyımının onayına tutulmasının HMK'nın 389 v.d maddelerine uygun olduğunun, mevcut delil durumunun da HMK'nın 390/3. maddesi kapsamında yaklaşık ispat kuralını karşıladığının açık olduğunu beyanla ... A.Ş’ye dava kesinleşinceye kadar HMK m.389 uyarınca ihtiyati tedbir olarak denetim kayyımı atanmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 18/01/2024 tarih ve 2023/193 Esas sayılı ara kararında; \"Talep; şirketin kötü yöneldiğinin yaklaşık olarak ispat edildiği iddiasına dayalı olarak şirkete denetim kayyımı tayin edilmesi istemine ilişkindir.HMK'nın 389. maddesi uyarınca, \"Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme sebebiyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyat tedbir kararı verilebilir.\" şeklindedir.İhtiyati tedbir yoluyla kayyım atanması ile ilgili olarak; TTK’da kayyım atanmasına ilişkin düzenleme mevcut olmayıp TMK'nın 403/2 maddesinde, kayyımın belirli işleri görmek veya mal varlığını yönetmek için atanacağı, 427. maddesinde ise bir tüzel kişi gerekli organlarından yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamış ise yönetim kayyımı atanacağı düzenlenmiştir.  Anonim Şirketler TTK'nun 365.maddesi uyarınca Yönetim Kurulu tarafından yönetilir ve temsil olunurlar. Yönetim Kurulunun görevden alınması, seçilmesi TTK'nın 408(2)-b gereği şirketin genel kuruluna tanınmış bir yetkidir. Yönetim Kayyımı atanması istemi aynı zamanda yönetim yetkisinin kaldırılması anlamına gelmektedir. Şirketin uyuşmazlık halinde şirketi organsız bırakmamak amacıyla şirket yöneticilerinin görevine devam edemeyeceği anlaşılırsa, şirkete temsil veya yönetim kayyımı atanması TTK hükümleri uyarınca mümkün olup, yönetim veya denetim kayyımı atanması da geçici bir hukuki koruma tedbiridir. Mahkemece böyle bir geçici hukuki korumaya karar  verilebilmesi için, HMK'nın 389. maddesi gereğince somut bir tehlikenin varlığı zorunludur. Böyle bir tehlike olmadıkça  ihtiyati tedbir kararı verilemez. Diğer taraftan, şirket yönetiminin genel kurulca seçilmiş yöneticilerle yapılması, zorunluluk olmadıkça şirket yönetimine müdahale edilmemesi esastır.  Somut olayda kayyım atanması istenilen  ... Anonim Şirketi'nin yasal organlarının mevcut olduğu, organ boşluğunun söz konusu olmadığı, davalı ...'in ... Anonim Şirketi'ni zararı uğrattığı ileri sürülmüş ise de şirketin kötü yönetildiği hususunda henüz  yaklaşık ispat ölçüsü kriterinin gerçekleşmediği kanaati ile talebin reddi yönünde aşağıdaki  karar verilmiştir.\" gerekçesi ile, \"Davalı ... A.Ş'ye denetim kayyımı atanması yönündeki tedbir isteminin  REDDİNE,\" karar verilmiş ve verilen ara karara karşı ihtiyati tedbir talep eden davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:  İhtiyati tedbir talep eden davacı vekili istinaf dilekçesi ile; taraflarınca ... Anonim Şirketi'nin en geniş imza yetkisine sahip ve halihazırda görevde bulunan şirket yönetim kurulu üyesi ...'e karşı sorumluluk davası açıldığını, bu dava açıldığı günden bu yana davalı şirketi zarara uğratan eylemlerine devam etmekte olup Mahkemeye sunduğu evrak ve beyanlarla da bu hususu adeta itiraf ettiğini ancak buna rağmen Yerel mahkemenin bu hususta talep ettikleri ihtiyati tedbir taleplerini reddettiğini, sorumluluk davası taraflarınca yaklaşık 1 yıl önce açılmış olup, davalının yaptığı usulsüzlüklerle ilgili birçok bilgi, belge ve beyanın dosyaya girdiğini, bu bilgi, belge ve beyanlardan anlaşılacağı üzere şirkete bir denetim kayyımı atanmaması durumunda şirketin dava sonunda bir tabela şirketine dönüşeceğini; Taraflarınca 20/12/2023 tarihinde şirkete HMK m.389 uyarınca ihtiyati tedbiren denetim kayyımı atanmasının talep edildiğini ancak bu talebin 18/01/2024 tarihinde reddedildiğini, taraflarınca davalı tarafça yapıldığı iddia edilen aşağıdaki olayların tamamının davalı tarafından da kabul edildiğini ancak, somut gerçekliğin kabulüne rağmen davalının, bu olayların meydana gelişini kendince haklı sebeplere bağladığını, meydana geldiği hususunda bir çekişme bulunmayan bu vakıaların varlığının dahi şirkete denetim kayyımı atanması için HMK m. 389 uyarınca yeterli olduğunu, Yönetim Kurulu üyesi davalı ... şirketin en geniş imza yetkilisi olup birçok işlemi münferiden yapmaya yetkili olduğunu ancak bu yetkisini kötüye kullanıp şirketi zarara uğrattığını, bu zararın daha fazla büyümemesi ve tüm davalar sonucunda şirket ortağı olarak şirketi madden tamamen boşaltılmış, itibarsızlaştırılmış, taleba şirketine dönüştürülmüş bir halde bulmamaları için şirkete denetim kayyımı atanmasını talep etmekten başka yol kalmadığını; Taraflarınca ortaya konan ve karşı tarafça meydana geldiği kabul edilen olayların özetle; davalı ...’in hâkimiyeti ve yönetimi altında olan ... A.Ş adına ... ile bir danışmanlık sözleşmesi imzalanmış olması ve bu danışmanlık sözleşmesine göre ... , ...’a her ay 4500 Euro + KDV tutarında ödeme yapacağı hususunun kabulü, davalı ... ve ailesine ait ... ile imzalanan ve ...’un aylık 5000 € (beş bin Euro) ödeme yaptığı  Garantörlük Sözleşmesi'nin varlığının kabulü, davalı ... ve ailesine ait ... Tarafından ... ’un Tescilli Markasına (bu tescil de hukuka aykırı olup başka bir dava konusudur) haciz konması hususunun kabulü,  ...’a ait teknolojik ve değerli ekipmanların  ...'ne devredilmesi ve bunların fahiş fiyatla yeniden aylık 5000 € bedelle HRD İstanbul adına kiralanması hususunun kabulü, davalı ...’in tek pay sahibi ve yönetim kurulu başkanı olduğu ...Anonim Şirketi’nin ...’un işyerini kullanması hususunun kabulü, şirket kurulduğundan beri en geniş imza yetkisine sahip olan ve fiilen şirketi yöneten davalı ... olmasına rağmen  ...’un 2021 yılının son çeyreğinden bu yana her faaliyet döneminde zarar etmesi hususunun kabulü olduğunu; Ayrıca dava dosyasına sundukları Yeminli Mali Müşavir raporunda da görüleceği üzere davalı tarafından şirkete verilen zararın boyutunun kabul edilemez bir noktaya vardığını, bu rapor tamamen şirket tarafından Bilgi Alma ve İnceleme davası sonucunda taraflarına verilmiş olup resmi fatura ve kayıtlara dayanmakta olduğunu, bu raporda değinilen bazı usulsüzlüklerden bahsetmek gerekirse; ... adlı ve davalının kardeşine ait bir işyerinden ...’a her ay 5000 dolarlık bir “bakım gideri” faturası kesildiğini, ayrıca davalının kendisine ait konusu araç kiralama ile herhangi bir ibare dahi içermeyen diğer şirketlerden aylık 1000 dolarlık bir araç kiralama sözleşmesi yaptığını, pırlanta sertifikasyonu ve tüm mücevher piyasasında ülkemizin adının davalının neden olduğu hasar nedeniyle kötü anılmasının da ülke menfaatlerini olumsuz etkilediğini, müvekkilinin şirketin yönetiminde söz sahibi olmadığı ve yaklaşık 2-3 yıldır genel kurul toplantısı dışında şirketin içini dahi görmediği göz önüne alınırsa tüm bu şaibeli işlere engel olmasının mümkün olmadığını; Şirketin karar tarihindeki aktif değerini kaybetmesinin önüne geçilebilmesi için şirketin faaliyetlerinin denetim kayyımının onayına tutulmasının HMK'nın 389 v.d maddelerine uygun olduğunun, mevcut delil durumunun da HMK'nın 390/3. maddesi kapsamında yaklaşık ispat kuralını karşıladığının açık olduğunu beyanla ... A.Ş’ye dava kesinleşinceye kadar HMK m.389 uyarınca ihtiyati tedbir olarak denetim kayyımı atanmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:  HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Talep, 6102 sayılı TTK'nın 553. maddesi uyarınca davalı yönetim kurulu üyesinin dava dışı şirkete verdiği iddia olunan zararların tespiti ve tazmini talebi ile açılan davada dava dışı şirkete yönetim ve denetim kayyımı atanması hususunda ihtiyati tedbir kararı verilmesine ilişkindir. Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile talebin reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.4721 sayılı TMK'nın 427/1-4. maddesi uyarınca bir şirkete yönetim kayyımı atanabilmesi için, şirketin yasal organlarının mevcut olmaması ve yönetiminin başka yoldan sağlanamamış olması gereklidir. Şirketin seçilmiş yönetim kurulu bulunduğu takdirde organ boşluğundan sözetmek mümkün olmadığı gibi, mevcut yönetim kurulunun, çalışamaz halde olması da TTK'nın sistematiği içinde giderilmesi her zaman mümkün bir durumdur. Şirketin yönetim kurulunun oluşumu, işleyişi, görevden alınması öncelikle kendi iç yapısı içinde genel kurulda halledilmesi gereken konulardır. Yargı organları ancak yasanın öngördüğü hallerle sınırlı olarak şirket yönetimine kayyım atayabilir. Somut olayda; dava dışı şirketin yönetim kurulu mevcut olup herhangi bir organ boşluğu veya yönetimin sağlanamaması gibi bir durum mevcut olmadığından şirkete yönetim kayyımı atanması mümkün değildir. Mahkemece talebin reddine karar verilmesi doğru olmuştur. 6100 Sayılı HMK'nın 389. maddesinde, ihtiyati tedbirin şartları düzenlenmiş olup, 1. fıkrası; \"Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.\" şeklindedir. Mahkemece verilen ara karar tarihi itibariyle anılan maddede yer alan koşullar oluşmadığından davacının, dava dışı şirkete denetim kayyımı atanması talebinin de reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygundur.Sonuç olarak dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İhtiyati tedbir talep eden davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle ve Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenden alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcı istinaf eden tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, -Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, 7-Dava dosyası dairemize UYAP sistemi üzerinden elektronik dosya olarak gönderildiğinden, ilk derece mahkemesine UYAP sistemi üzerinden iade edilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 02/05/2024 tarihinde HMK' nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"06bed50fcece9c06","SID":"650c771a3af999f0"}}