{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    <br>                   T.C.<br>                SAKARYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  7. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t\t: 2023/280 <br>KARAR NO\t\t: 2024/755<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t\t: ...            (...)<br>ÜYE\t\t: ...            (...)<br>ÜYE\t\t:...             (...)<br>KATİP\t\t:...             (...)<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t:\tGEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t:\t13/10/2022<br>NUMARASI\t:\t2022/184 Esas - 2022/743 Karar<br><br>DAVACI\t: ...  (T.C. NO: ...) - ...<br>VEKİLİ\t: Av. ... - ...<br>DAVALI \t: TEKMOD OTOMOTİV METAL SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ - ...<br>VEKİLİ\t: Av. ... - ...<br><br>DAVA\t: Ticari Şirket <br>DAVA TARİHİ\t: 10/03/2022<br>KARAR TARİHİ\t: 06/05/2024<br>KR. YAZIM TARİHİ\t: 06/05/2024<br>İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla  HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; TEKMOD Otomotiv Metal Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'nin müvekkili ve ... tarafından 50 Türk Lirası değerinde 1000 paya ayrılmış toplam 50.000 Türk Lirası sermaye ile kurulduğunu ve kuruluşunun 16 Nisan 2018 tarihli ve ... sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilan edildiğini, Şirket’in kuruluş aşamasında müvekkilinin 50 Türk Lirası değerinde 350 adet (%35), ...'nin ise 50 Türk Lirası değerinde 650 adet (%65) paya sahip olduğunu, müvekkili ve ... arasında anlaşma gereği, Şirket’in faaliyete başlaması sonrasında taraflar arası anlaşmada belirlenen borçların şirket tarafından ödenmesi ile ...’ye ait % 15 oranında (150 adet) payın bedelsiz olarak Müvekkiline devredilmesi ve pay sahipliğinin her iki hissedar açısından %50 oranına ulaştırılmasının kararlaştırıldığını, süreç içerisinde borçların kısmen ödeniğini ve %7 oranında (70 adet) payın müvekkiline devredildiğini ve pay sahipliği oranının %42’ye yükseltildiğini, son olarak taraflar arasında imzalanan 21.01.2021 tarihli ve “Ortaklık ve Mutabakat Protokolü” başlıklı sözleşme ile ...’ye bakiye borçların ödenmesi ile %8 (80 adet) daha pay devri yapılması ve müvekkilinin pay oranının %50’ye yükseltilmesine tekrar karar verildiğini, müvekkilinin kuruluşundan itibaren Şirket’te fiilen Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Genel Müdür sıfatıyla çalıştığını, şirket ana faaliyeti konusunda uzun yıllara sâri tecrübesi olduğunu,  müvekkilinin Şirketi gerçekten başarıya ulaştırdığını ve bu nedenle sözleşme gereği kendisine bedelsiz olarak bir kısım hisse devri gerçekleştirildiğini, ancak 2021 yılı sonlarına gelindiğinde şirketin tüm borçlarını derhal ödeyecek kadar başarılı olması karşısında ...İ'nin şirketten alacaklarını tahsil etmediğini ve banka borçlarının vadesinden önce kapatılmasını reddettiğini, sonuçta 14.12.2021 tarihinde müvekkilinin iradesini fesada uğratmak ve tuzağa düşürmek suretiyle bir genel kurul toplantısı düzenlendiğini, kanuna ve dürüstlük ilkesine aykırı olarak, önceden planlanmış bir senaryo dâhilinde müvekkilinin yönetimden ve şirketten uzaklaştırılmasına yönelik kararlar alınması süreci ve Şirket içi fiili uygulamalar başlatıldığını, bu süreçte, ...’nin genel kurulda sahip olduğu çoğunluk oyu sayesinde yönetim kurulu yapısında meydana getirdiği değişikliklerle; Kanuna, mevzuata ve dürüstlük ilkesine aykırı olarak alınan kötü niyetli kararlar ve fiili Şirket içi uygulamalarla müvekkiline ağır ekonomik ve mobbing derecesinde psikolojik baskılar yapıldığını, müvekkilinin bu baskılar karşısında 07.02.2022 tarihinde gerekçelerini de bildirmek suretiyle Şirket yönetim kurulu üyeliğinden istifa etmek zorunda kaldığını, Şirket yönetim kurulunun 08.12.2021 tarihinde, gündemi de belirlemek suretiyle olağanüstü genel kurul toplantısı kararı aldığını,  davaya konu genel kurul toplantısının yapılması kapsamında 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun Çağrının Şekli başlıklı 3. Kısmının 414.  Maddesi uyarınca ilan gerekliliklerinin yerine getirilmediğini ve sonradan toplantının çağrısız toplantı hükümlerine göre icra edildiğinin kayda geçirildiğini, 14.12.2021 tarihli çağrısız genel kurul toplantısının yok hükmünde olduğunu, 14.12.2021 tarihli çağrısız genel kurul toplantısında alınan kararların iptal edilmesi  gerektiğini, 14.12.2021 Tarihli Genel Kurul Toplantısında Kanunun Açık Hükmüne Aykırı Olarak Yönetim Kurulu Üyelerinin Seçimine  ve  Şirket Muhasebe Çalışanı Olan ...’un Yönetim Kurulu Üyesi Olarak Seçilmesine Dair 3. Maddesi’nin İptali gerektiğini, ...’un yönetim kurulu üyesi olarak seçilmesinin Müvekkili ile ... arasında imzalanan ve Şirket’in de taraf olduğu 21.01.2021 tarihinde imzalanan “ortaklık ve mutabakat protokolü” başlıklı sözleşmeye de aykırı olduğunu,  14.12.2021 tarihinde yapılan genel kurul toplantısının 4. Maddesi ile Şirket yönetim kurulu üyesi olan müvekkili ve diğer yönetim kurulu üyesi ... tarafından müşterek olarak kullanılan temsil ve ilzam yetkisinin değiştirilerek ...’nin münferiden tek imza ile temsil ve ilzama yetkili olduğuna müvekkilinin itirazlarına rağmen karar verildiğini, bu kararın dürüstlük ve iyi niyet ilkelerine aykırı olarak ...’nin müvekkili şirketten uzaklaştırma çabasının bir ürünü olduğunu, 27.01.2021 tarihli ticaret sicil gazetesinde ilan edilen yönetim yapısına ve temsil ve ilzam yetkilerine bakıldığında da müvekkili ve ...’nin 3 yıl süreyle müşterek imza ile temsil ve ilzam yetkisine sahip olacaklarının ilan edildiğini,  aradan daha bir yıl geçmeden temsil ve ilzam yetkilerinde gerekçesiz bir şekilde bahse konu değişikliğin yapılmış olmasının da iyi niyet ve dürüstlük kurallarıyla izah edilemeyeceğini, 14.12.2021 Tarihli Genel Kurul Kararlarının ...’nin Şirket’i münferiden tek imza ile temsil ve ilzama yetkili olduğuna dair 4. maddesinin iptal edilmesi gerektiğini,  14.12.2021 tarihinde yapılan genel kurul toplantısının 5. Maddesi ile müvekkillinin 35.000 TL olan huzur hakkının itirazlarına rağmen gerekçesiz biçimde 20.000 TL’ye indirildiğini, bu nedenle bu kararın da iptal edilmesi gerektiğini, Şirket Yönetim Kurulu Başkanvekilliğine ...’un atanmasına dair 21.12.2021 tarihli Yönetim Kurulu Kararının 1. maddesinin  İptalini /Hükümsüzlüğünün tespitinin gerektiğini, ...'un hukuka açıkça aykırı olan bir yönetim kurulu toplantısında alınan kararla Yönetim Kurulu Başkan Vekilliği’ne getirilmesinin kötü niyetin çok açık ifadesi olduğunu, ... için belirlenen 1.500 TL huzur hakkının Yönetim Kurulu’nda ...’nin talimatlarına uygun hareket etmesi ve yönetim kurulunda ...’nin taleplerinin karar haline gelmesi karşılığında ödenecek olan ücret olduğunu, Şirket’te ücret karşılığı çalışan bir personelin yönetim kurulu üyesi olarak seçilmesinin ancak diğer yönetim kurulu üyelerinden çok daha düşük miktardaki göstermelik bir huzur hakkı ödenmesinin başka bir gerekçesi olamayacağını, şirket muhasebe çalışanı olan ...’un, mezkur Yönetim Kurulu Toplantısı’nda yönetim kurulu başkan vekilliğine atanmakla kişisel menfaat sahibi olacağı çok açıkken kendisinin yönetim kurulu başkan vekilliğine atanmasına ilişkin müzakere ve oylamaya katılmasının kanuna açıkça aykırı olduğunun göz ardı edildiğini, ...’un müzakereye ve oylamaya katılma yasağının uygulanmış olması halinde ise müvekkilinin toplantıda olmadığı da gözetildiğinde bu görevlendirme için gerekli karar nisabı sağlanamadığından hükümsüz olduğunu, bu nedenle yok hükmündeki genel kurul kararına göre toplanan yönetim kurulunda müzakereye katılma yasağı da ihlal edilerek hukuka aykırı bir şekilde yönetim kurulu başkan vekilliğine seçilmiş olan ...’un yönetim kurulu başkan vekili olarak atanmasına ilişkin yönetim kurulu kararının iptalini talep ettiklerini;14.12.2021 tarihinde yapılan Şirket genel kurul toplantısını müteakip müvekkilinin yokluğunda toplanan 21.12.2021 tarihli yönetim kurulu toplantısında alınan 2 numaralı kararla Şirket’ ...’nin münferiden tek imza ile ahzu kabz yetkisi de dahil olmak üzere temsil ve ilzama yetkili olduğuna dair ... ve ...’un oylarıyla karar alındığını, bu kararın dürüstlük ve iyi niyet ilkelerine aykırı olarak ...’nin müvekkilini yönetimden ve Şirket’ten uzaklaştırma çabasının bir ürünü olduğunu, alınan bu kararın aynı zamanda müvekkili ile  ... arasında 21.01.2021 tarihinde imzalanan “ortaklık ve mutabakat protokolü”  başlıklı sözleşmeye de aykırı olduğunu, bahse konu sözleşmenin “Tarafların Yetkileri ve Sorumlulukları” başlıklı 4. Maddesinin d) fıkrasına göre taraflar Şirket işlemlerinde imza yetkileri doğrultusunda çift imza ile hareket edeceğini ve dilediklerinde sınırları müştereken kararlaştırılarak yetki devri yapabileceklerini, bahse konu sözleşmenin her ne kadar müvekkili ve ... arasında imzalanmış bir sözleşme olmakla birlikte 14.01.2021 Tarihli Şirket Genel Kurul Tutanağı’nın 7- maddesinden de anlaşıldığı üzere Şirketin bu sözleşmenin tarafı halinde olduğunu, bu nedenle 21.12.2021 tarihli yönetim kurulu toplantısında 2. madde ile  ...’nin Şirket’i münferiden tek imza ile temsil ve ilzama yetkili olmasına dair ... ve ...’un oylarıyla alınan kararın da iptal edilmesi gerektiğini, şirketin 01.02.2022 Tarihinde Yapılan Yönetim Kurulu Toplantısında Müvekkili ve ... arasında akdedilmiş 21.01.2021 Tarihli Sözleşmenin, şirketi bağlamayacağı, bu nedenle bu konuda karar alınmasına gerek olmadığı yönündeki 26. Maddesinin iptal edilmesi ve mahkeme farklı kanaatte ise hükümsüz olduğu tespit edilmesi gerektiğini; ayrıca tarafı olduğu sözleşmeyi tanımadığını açıkça ifade eden şirket yetkililerinin bu sözleşmenin uygulanmasını imkânsız hale getirecek tutum ve davranışlardan da kaçınamayacağının kabul edilmesi gerektiğini, bu kapsamda şirketin mali yapısına ve ekonomik gücüne zarar verici eylem ve işlemlerden Mahkememizce alınacak tedbir niteliğindeki kararlarla korunması zorunlu olduğunu, Mahkememizce Şirkete, ihtiyati tedbir niteliğinde; yönetim kayyımı,  Mahkeme farklı kanaatte olduğu takdirde dava süresince denetim ve onay kayyımı atanmasını talep ettiğini, 14.12.2021 tarihli genel kurul toplantısı ve diğer yönetim kurulu kararlarını kabul etmemekle birlikte bir an için ayrı ayrı incelendiklerinde ilk görünüş itibarıyla hukuka uygun olarak alınmış kararlar gibi görünse dahi; bir bütün olarak incelendiklerinde asıl amacın müvekkiline baskı, etkisizleştirme ve yıldırma yöntemiyle şirket yönetiminden ve Şirketten uzaklaştırmak, müvekkili aleyhine eşitlik ilkesini gelecek için sürekli olarak ortadan kaldırılmak ve müvekkiline keyfi muamelede bulunmak olduğu ve bu nedenle bu kararların anonim şirketin bünyesi ve niteliği ile bağdaşmadığı, dolayısıyla kesin hükümsüzlükle malul olduğunun açık olduğunu beyanla; şirkete, ihtiyati tedbir niteliğinde yönetim kayyımı atanmasına, Mahkememiz farklı kanaatte olduğu takdirde denetim ve onay kayyımı atanmasına, 14.12.2021 tarihli genel kurul toplantısında alınan tüm kararların öncelikle yürütmesinin dava süresince geri bırakılmasına, müteakiben yapılacak yargılama sonucunda yok hükmünde olduğuna, Mahkememiz farklı kanaatte ise 14.12.2021 Tarihli Genel Kurul Toplantısının 3’üncü, 4’üncü ve 5’inci maddeleri ile alınan kararların öncelikle yürütmesinin dava süresince geri bırakılmasına, müteakiben yapılacak yargılama sonucunda iptaline, 21.12.2021  tarihli yönetim kurulu toplantısında alınan 1. ve 2. numaralı kararların  öncelikle yürütmesinin dava süresince geri bırakılmasına, müteakiben yapılacak yargılama sonucunda iptaline, 01.02.2022 tarihli yönetim kurulu toplantısının 26. maddesi ile alınan kararın öncelikle yürütmesinin dava süresince geri bırakılmasına, müteakiben yapılacak yargılama sonucunda iptaline, sayın mahkeme farklı kanaatte olursa hükümsüzlüğünü talep ve dava etmiştir.<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; tamamıyla haksız ve kötü niyetli dava ve taleplerin reddine, açılan dava sonucu müvekkili şirketin görebileceği zararların telafisi bakımından davacının uygun bir teminat göstermesine karar verilmesine, tamamıyla haksız ve kötü niyetli olarak açılan dava sebebiyle müvekkilin uğrayabileceği zararlar için  mahkeme tarafından kadri marufen bir tazminatın takdir yetkisi kullanılarak belirlenmesini ve hüküm altına alınmasını talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ:<br>İlk derece mahkemesince; \"... Davanın KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE,<br>a) Davalı şirketin 14/12/2021 tarihli genel kurul toplantısında alınan 4 nolu kararın iptali talebinin kabulü ile; davalı şirketin 14/12/2021 tarihli genel kurul toplantısında alınan 4 nolu kararın iptaline,<br>b) Davalı şirketin 14/12/2021 tarihli genel kurul toplantısında alınan 3 ve 5 nolu kararların  iptali taleplerinin ayrı ayrı reddine,<br>c) Davalı şirketin 21/12/2021 tarihli yönetim kurulu toplantısında alınan 1 ve 2 nolu kararların  iptali taleplerinin ayrı ayrı reddine,<br>d) Davalı şirketin 01/02/2022 tarihli yönetim kurulu toplantısında alınan 26 nolu kararın iptali talebinin reddine, ...\" şeklinde hüküm kurulmuştur.<br>İlk derece mahkemesince verilen karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:<br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yönetim Kurulu Kararında toplantının hangi usulle yapılacağının belirlenmemiş olmasının dahi toplantının yok hükmünde sayılmasına sebep olacağı halde Mahkemece bu hususun göz ardı edildiğini, çağrısız genel kurul toplantısında esas olanın toplantının yapıldığı sırada pay sahiplerinin dış dünyaya yansıyan iradeleri olduğunun da göz ardı edildiğini, davacının yönetim kuruluna 3. bir kişinin kendi muhalefetine rağmen alındığı, huzur hakkının neredeyse yarıya düşürüldüğü ve şirketi müştereken temsil yetkisinin kaldırıldığı bir toplantıya devam etmek isteyeceğini Mahkemenin kabul etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, toplantı başkanlığı mezkûr elektronik postayı toplantı tutanağına kısmen de olsa eklemiş olmakla davacının tüm itirazlarını toplantı devam ederken yaptığını da ikrar ettiğini, bu hususun da Mahkemece dikkati nazara alınmadığını, 14.12.2021 tarihli genel kurul toplantısında kanunun açık hükmüne aykırı olarak yönetim kurulu üyelerinin seçimine dair 3. maddesinin ve 5. maddenin iptali gerekirken Mahkemenin hatalı karar verdiğini, ...’un yönetim kurulu üyesi olarak seçilmesinin davacı ile ... arasında imzalanan ve şirketin de taraf olduğu 21.01.2021 tarihinde imzalanan “ortaklık ve mutabakat protokolü”’ başlıklı sözleşmeye de aykırı olduğunu, Şirket’in kendisinin de taraf olduğu bir sözleşmeye aykırı olarak davacının haklarını ortadan kaldıran bir genel kurul kararı almasının hukuka ve dürüstlük ilkesine aykırı olduğunu, davacının huzur hakkının düşürülmesi ve şirkette fiilen çalışmayan ... ile eşit maddi kazanç elde etmesinin eşit işlem ilkesine de aykırı olduğunu, bahse konu kararların dürüstlük kuralına aykırı ve hakkın kötüye kullanımı niteliğinde olduğunu, Mahkemece bu hususun da göz ardı edildiğini, Mahkemenin hatalı, eksik ve hukuki değerlendirmeye uygun olmayan bilirkişi raporuna itibarla hüküm tesis ettiğini, Mahkeme kararı gerekçesinin yetersiz olduğunu, maddi vakıalar ve delillerini değerlendirilmediğini belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. <br>Davalı vekili istinaf ve istinafa cevap dilekçesinde özetle; istinaf gerekçeleri: Mahkemece münferit temsil yetkisi verilme yetkisinin, Yönetim Kurulundan olduğundan bahisle, 14.12.2021 tarihli genel kurul toplantısında alınan 4 nolu ara kararın iptaline hükmedildiğini, Anonim şirketlerde en üst organın Genel Kurul olduğunu, diğer kurulların görev alanına girmeyen tüm kararların genel kurul tarafından alınabileceğini belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. Cevap: Davacının, davalı şirket ve yetkililerine husumet beslediği, savaş açarcasına sürekli davalar açıp, hem şirketi hem de yetkililerini yıldırma politikası doğrultusunda iş bu davayı açtıklarını, dolayısıyla 3 üyenin olması hukuka, şirket esas sözleşmesine ve dürüstlük kuralına uygun olduğunu, esas sözleşmede huzur hakkı miktarı tespit edilmediğinden genel kurulun, huzur hakkı miktarını belirlemeye yetkili olduğunu, Bilirkişi raporu ile de 5 nolu ara kararın hukuka uygun olduğunun doğrulandığını, yönetim kurulu kararları bakımından yokluk ve butlanın söz konusu olmadığını, davacı tarafından muhalefet şerhi toplantı tutanağına yazdırılmadığından yönetim kurulu kararının iptalinin mümkün olmadığını, davacı tarafça muhalefet şerhinde belirtilmeyen hususların iptal davasında ileri sürülmesinin mümkün olmayıp dava şartı yokluğundan iptal davasının reddinin gerdiğini belirterek; haksız istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davacı vekili cevap dilekçesinde özetle; Yönetim Kurulu Kararında toplantının hangi usulle yapılacağının belirlenmemiş olmasının dahi toplantının yok hükmünde sayılmasına sebep olacağı halde Mahkemece bu hususun göz ardı edildiğini, çağrısız genel kurul toplantısında esas olanın toplantının yapıldığı sırada pay sahiplerinin dış dünyaya yansıyan iradeleri olduğunun da göz ardı edildiğini, davacının yönetim kuruluna 3. bir kişinin kendi muhalefetine rağmen alındığı, huzur hakkının neredeyse yarıya düşürüldüğü ve şirketi müştereken temsil yetkisinin kaldırıldığı bir toplantıya devam etmek isteyeceğini Mahkemenin kabul etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, toplantı başkanlığı mezkûr elektronik postayı toplantı tutanağına kısmen de olsa eklemiş olmakla davacının tüm itirazlarını toplantı devam ederken yaptığını da ikrar ettiğini, bu hususun da Mahkemece dikkati nazara alınmadığını, 14.12.2021 tarihli genel kurul toplantısında kanunun açık hükmüne aykırı olarak yönetim kurulu üyelerinin seçimine dair 3. maddesinin ve 5. maddenin iptali gerekirken Mahkemenin hatalı karar verdiğini, ...’un yönetim kurulu üyesi olarak seçilmesinin davacı ile ... arasında imzalanan ve şirketin de taraf olduğu 21.01.2021 tarihinde imzalanan “ortaklık ve mutabakat protokolü”’ başlıklı sözleşmeye de aykırı olduğunu, Şirket’in kendisinin de taraf olduğu bir sözleşmeye aykırı olarak davacının haklarını ortadan kaldıran bir genel kurul kararı almasının hukuka ve dürüstlük ilkesine aykırı olduğunu, davacının huzur hakkının düşürülmesi ve şirkette fiilen çalışmayan ... ile eşit maddi kazanç elde etmesinin eşit işlem ilkesine de aykırı olduğunu, bahse konu kararların dürüstlük kuralına aykırı ve hakkın kötüye kullanımı niteliğinde olduğunu, Mahkemece bu hususun da göz ardı edildiğini, Mahkemenin hatalı, eksik ve hukuki değerlendirmeye uygun olmayan bilirkişi raporuna itibarla hüküm tesis ettiğini, Mahkeme kararı gerekçesinin yetersiz olduğunu, maddi vakıalar ve delillerini değerlendirilmediğini belirterek; haksız istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLER:Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 13/10/2022 tarih, 2022/184 Esas - 2022/743 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava genel kurul ve yönetim kurulu kararlarının iptaline ilişkindir.<br>İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.<br>İlk derece mahkemesi kararına karşı taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusu yapılmıştır.<br>İnceleme; 6100 sayılı HMK.'nun 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>Dosyanın incelenmesinde; davacı taraf ortağı olduğu davalı şirketin 14.12.2021 tarihli şirket genel kurulunun 3,4 ve 5 numaralı kararlarının iptalini, 21.12.2021 tarihli yönetim kurulunun 1 ve 2 numaralı kararları ile 01.02.2022 tarihli yönetim kurulunun 26 numaralı kararlarının iptalini talep ettiği, mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verildiği, karara karşı taraf vekillerince istinaf yasa yoluna başvurulduğu görülmüştür.<br>1-14.12.2021 tarihli şirket genel kurulunun 3,4 ve 5 numaralı kararlarının iptali talebi yönünden; Anonim şirketlerde genel kurul kararlarının doğrudan veya dolaylı etkilerini gösterebilmeleri her şeyden önce hukuk kurallarına aykırı bulunmamalarına, hukuken mevcut ve geçerli olmalarına bağlıdır. Kararların mevcudiyet ve geçerlilik şartları, kanun koyucu tarafından şirketin, azınlığın, şirket alacaklılarının ve müstakbel pay sahiplerinin hak ve çıkarları ile kamu düzeninin diğer gerekleri göz önünde bulundurulmak suretiyle çeşitli kanun hükümleriyle tespit edilmiştir. Meydana gelişi veya içeriği bakımından bu hükümlere ve bunların ışığında düzenlenmiş olan şirket esas sözleşmesine aykırı bulunan kararlar hukuken hükümsüz olurlar. Genel kurul kararlarında bu hükümsüzlük, ihlâl edilen hukuk kuralının niteliğine göre butlan, yokluk veya iptal edilebilirlik olarak karşımıza çıkmaktadır.<br>Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden butlan, TTK’nın 447. maddesi ile açıkça düzenlenmiştir.  Buna göre genel kurulun, özellikle; pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran; pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran; anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan kararları batıldır. TTK’nın 447. maddesinde genel bir düzenleme yapılmamış, sadece örnek niteliğinde butlan sebepleri sayılmakla yetinilmiştir. Dolayısıyla TTK’nın 447. maddesinde sayılmayan durumlarda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 27. maddesi uygulanacak; emredici hukuk kurallarına, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan genel kurul kararları da batıl sayılacaktır. <br>Batıl bir hukukî işlem, unsurları itibariyle şeklen ve fiilen mevcut olmakla birlikte, konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hukukî hüküm ve sonuçları daha başlangıçtan itibaren kesin olarak hükümsüzdür. Bu kesin hükümsüzlük kural olarak düzeltilemez nitelikte olup hukukî yararı bulunan herkes tarafından bir süre ile sınırlı olmaksızın ileri sürülebilir. Mahkemeye sunulmuş olan olaylardan anlaşılmak koşuluyla hâkim tarafından res’en göz önünde tutulur.<br>Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden olan yokluk, TTK’da düzenlenmemiştir. Yokluk yaptırımının kanunda düzenlenmemiş olması, yokluk yaptırımının hukukî işlem niteliğinde olan genel kurul kararları hakkında uygulanamayacağı anlamına gelmemektedir. Bir hukukî işlem, meydana gelişi bakımından emredici hukuk kurallarına aykırı ise o işlem yok hükmündedir. Meydana gelişe ilişkin olan emredici hukuk kuralları, hukukî işlemin unsurlarını oluşturan, onun mevcudiyet şartlarını belirleyen kurucu-şekli nitelikteki hükümlerdir. İçeriğe ilişkin emredici hukuk kurallarına aykırılık hâlinde butlan söz konusu olup hukukî işlem şeklen mevcut olmakla birlikte konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hüküm ve sonuçları, daha başlangıçtan itibaren hiç kimseye karşı meydana gelmez. Kurucu-şekli nitelikteki emredici hukuk kurallarına aykırılık hâlinde ise yokluk söz konusu olup kurucu unsurların veya kanunî şeklin eksikliği sebebiyle hukukî işlem şeklen meydana gelememektedir. Dolayısıyla butlanda hukukî işlemin meydana gelmesi için gerekli olan içerik unsurları vardır; fakat hukuk düzeni bu içerik bakımından amaçlanan sonuçların meydana gelmesini kesinlikle reddetmektedir. Yoklukta ise hukukî işlem için gerekli olan içerik şekli bakımdan dâhi meydana gelmiş değildir (Tekinay, S. Sulhi/Akman, Servet/Burcuoğlu, Haluk/Altop, Atilla: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 1993, s. 378).<br>Anonim şirketlerde genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden iptal edilebilirlik ise TTK’nın 445. maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Anılan madde gereğince kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açılabilecektir. İptal davasına konu bir genel kurul kararı, şekil veya içeriği bakımından sakat olsa bile iptaline dair hüküm kesinleşinceye kadar geçerli bir karar olarak kabul edilir. Süresinde ve usulüne uygun olarak açılan bir iptal davasında verilen iptal kararı kesinleşirse, bu karar geçmişe etkili olarak hüküm doğurur. Kararın alınmasından itibaren üç ay içinde dava açılmazsa veya açılan dava reddedilirse söz konusu aykırılık ve bu nedenle kararın iptal edilebilirliği artık ileri sürülemez. <br>Görüldüğü üzere TTK’nın 445. maddesinde genel iptal sebepleri düzenlenmiştir. Dolayısıyla kanuna, esas sözleşme hükümlerine veya dürüstlük kuralına aykırılık nedenlerine dayalı olarak mahkemeden genel kurul kararlarının iptali talep edilebilir. Bu kapsamda kanuna aykırılık, butlan ve yokluk halleri dışındaki hükümlere aykırı olan genel kurul kararlarını ifade etmektedir. Zira iptal davası hukuken mevcut ve geçerli, ancak sakat doğmuş olan bir genel kurul kararına karşı açılabilir. Mutlak emredici hükümlere aykırılık halinde esasen ortada şeklen bir genel kurul kararı yoktur ve dolayısıyla bu karar hükümsüzdür. Hükümsüz sayılan bir genel kurul kararının da iptali değil, hükümsüzlüğünün tespiti söz konusu olur. Kanuna aykırılık, emredici hükümler haricinde yalnızca TTK hükümlerine veya anonim şirketi düzenleyen hükümlere değil yürürlükte bulunan ilgili tüm mevzuat hükümlerine ve yazılı olmayan hukuk kurallarına, özellikle -yasal istisnalar dışında- pay sahipleri arasındaki eşitlik ilkesini de içerir.<br>Öte yandan esas sözleşmeye aykırı kararlar yönünden de iptal davası açılabilmektedir. Buradaki aykırılık şirket esas sözleşmesinde yer alan herhangi bir hükme muhalefet halinde söz konusu olmaktadır. Örneğin kanunda öngörülen yeter sayıya uygun olarak bir genel kurul kararı alınmış olmasına rağmen bu kararın esas sözleşmede öngörülen ağırlaşmış müzakere nisabına aykırı bir şekilde alınmış olması halinde bu kararın iptali mahkemeden istenebilir. Ayrıca genel kurulda alınan kararlar, görünüşte kanun ve esas sözleşmeye uygun olmasına rağmen, çoğunluğun yetkilerini kötüye kullanarak azınlığın veya münferit pay sahiplerinin meşru çıkarlarını ihlal ediyorsa dürüstlük kuralına aykırılık sebebiyle bu genel kurul kararının iptali gerekir.<br>Bütün payların sahipleri veya temsilcileri, aralarından biri itirazda bulunmadığı takdirde, genel kurula katılmaya ve genel kurul toplantılarının yapılmasına ilişkin hükümler saklı kalmak şartıyla, çağrıya ilişkin usule uyulmaksızın, genel kurul olarak toplanabilir ve bu toplantı nisabı var olduğu sürece karar alabilirler. Çağrısız toplanan genel kurulda, gündeme oy birliği ile madde eklenebilir; aksine esas sözleşme hükmü geçersizdir. (6100 sayılı TTK’nın 416.maddesi)<br>Somut olayda; Davalı şirketin 14.12.2021 tarihinde, tüm pay sahipleri olan davacı ve dava dışı ...’nin katılımıyla olağanüstü genel kurul toplantısı yaptıkları görülmüştür. Anılan genel kurul tutanağında toplantının çağrısız olarak yapıldığı, şirketin tüm ortaklarının hazır olduğu, toplantıya itirazın olmadığı, iptali istenen 3,4 ve 5 numaralı kararlara davacının karşı oy kullandığı, yine davaya konu edilmeyen 6 numaralı karara da davacının karşı oy kullandığı, 7 ve 8 numaralı kararların oybirliği ile alındığı, davacının 9  numaralı gündem maddesi için teklifte bulunduğu, daha sonraya toplantıya son verildiğinin yazıldığı nazara alındığında davacının tüm maddelerin oylanması esnasında toplantıda bulunduğu, anılan kararlar için oy kullandığı ve bu hususun tutanakta açıkça yazdığı nazara alındığında, davacının anılan çağrısız olağanüstü genel kurulun yok hükmünde olduğu yönündeki itirazı yerinde görülmemiştir.<br>Genel kurulun 3 numaralı maddesinin yönetim kurulu üyelerinin seçiminin görüşülmesine ilişkin olduğu, önceki yönetim kurulu üyelerinin görevine son verilmediği gibi yönetim kuruluna 3. Üye olarak ...’un eklendiği, anılan kararın oy çokluğuyla alındığı ve anılan kararların 6102 sayılı yasanın 418/2.maddesine uygun olduğu, anılan toplantının olağanüstü genel kurul toplantısı olması ve toplantıda finansal tabloların görüşülmesine ilişkin bir gündem maddesinin bulunmaması, bu yönde bir teklifin de olmaması, yine mevcut yönetim kurulu üyelerinin görevlerine son verilmeyip yönetim kuruluna 3. Bir üyenin seçilmiş olması, yönetim kuruluna 3. Üye seçilmemesi yönünde şirket ana sözleşmesinde bir hükmün de bulunmaması nedeniyle 6102 sayılı yasanın 413/3.maddesinin mevcut olayda uygulama yerinin olmadığından mahkemece bu madde yönünden talebin reddi yerindedir.<br>Genel kurulun 5.maddesi huzur hakkına ilişkindir. 6102 sayılı yasanın 394.maddesine göre; yönetim kurulu üyelerine, tutarı esas sözleşmeyle veya genel kurul kararıyla belirlenmiş olmak şartıyla huzur hakkı ödenebilecektir. Esas sözleşmede huzur hakkı tutarına ilişkin bir düzenleme olmadığı, huzur hakkı miktarını belirleme yetkisinin genel kurula ait olduğu, ortaklar arasında farklı bir uygulama da yapılmadığından ve dürüstlük kuralına bir aykırılık ta tespit edilemediğinden mahkemece bu madde yönünden talebin reddine karar verilmesi isabetlidir.<br>Genel kurulun 4.maddesinde şirketin temsil yetkisine ilişkin karar alındığı görülmüştür. 6102 sayılı yasanın 370.maddesine göre; “Esas sözleşmede aksi öngörülmemiş veya yönetim kurulu tek kişiden oluşmuyorsa temsil yetkisi çift imza ile kullanılmak üzere yönetim kuruluna aittir. Yönetim kurulu, temsil yetkisini bir veya daha fazla murahhas üyeye veya müdür olarak üçüncü kişilere devredebilir. En az bir yönetim kurulu üyesinin temsil yetkisini haiz olması şarttır.” Anılan düzenlemeye göre temsil yetkisini devretme ve belirleme yetkisi yönetim kuruluna ait bir yetkidir. Aynı şekilde TTK’nın 375/1-d maddesi uyarınca müdür veya aynı işleve ait temsilci seçimleri münhasıran YK’nın devredilemez yetkileri arasında sayılmış olup, Kanun’da bu konuda bir kaçış klozu öngörülmediğinden, anılan kararın butlan ile batıl ise de ilk derece mahkemesi tarafından butlanına (Benzer yönde Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2021/3844 esas 2022/9063 karar sayılı ilamı) karar verilmesi gerekirken iptaline karar verilmesi hatalı olmuştur. Anılan nedenle ilk derece mahkemesi kararının kamu düzeni yönünden kaldırılması gerekmiştir.<br>2-21.12.2021 tarihli yönetim kurulunun 1 ve 2 numaralı kararları ile 01.02.2022 tarihli yönetim kurulunun 26 numaralı kararlarının iptali yönünden;<br>6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 391. maddesinde, yönetim kurulu kararlarının hangi hallerde hükümsüz olacağını ve tespit davasına konu olabileceği sınırlayıcı olmaksızın örneklerle gösterilmiş ve geçersizliğin hüküm ve sonuçlarının genel hükümlere göre saptanacağı belirtilmiştir (6102 sayılı TTK. m. 391). 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 460. maddesinin 5. fıkrasında yapılan bir düzenleme ile bir halde pay sahiplerine ve yönetim kurulu üyelerine yönetim kurulu kararları aleyhine iptal davası açabilme imkanı getirilmiştir. Bilindiği üzere kayıtlı sermaye sisteminde, yönetim kurulu tarafından sermaye artırılırken, anonim şirketler esas sözleşmesinde öngörülen yetki sınırları içinde sermaye artırım kararı alınır. Alınan bu karar kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kurallarına aykırı ise bu karar aleyhine, pay sahipleri ve yönetim kurulu üyeleri kararın ilan tarihinden itibaren bir ay içinde iptal davası açabilirler (6102 sayılı TTK. m. 460/5). <br>6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, ‘batıl kararlar’ başlığını taşıyan 391. madde hükmüne göre: ‘’(1) Yönetim kurulunun kararının batıl olduğunun tespiti mahkemeden istenebilir. Özellikle; a) Eşit işlem ilkesine aykırı olan, b) Anonim şirketin temel yapısına uymayan veya sermayenin korunması ilkesini gözetmeyen, c) Pay sahiplerinin, özellikle vazgeçilmez nitelikteki haklarını ihlal eden veya bunların kullanılmalarını kısıtlayan ya da güçleştiren, d) Diğer organların devredilmez yetkilerine giren ve bu yetkilerin devrine ilişkin kararlar batıldır’’. Gerekçede belirtildiği üzere, düzenlemenin amacı, dava olanağını tanıyarak ve iptal edilebilir kararlarla batıl kararlar arasındaki farka açıklık getirerek pay sahibinin korunmasını güçlendirmektir. Hüküm batıl kararları örnek gösterme yöntemi ile belirlenmektedir. Kanunda belirtilen bu hallerde alınmış olan yönetim kurulu kararı ne ortaklığa ne pay sahiplerine ne de alacaklılara karşı hüküm ifade eder. Belirtilen hakların somut bir olayda ihlal edilmesi yönetim kurulu kararının butlanı sonucunu doğurmaz. Yönetim kurulu tarafından anılan hükümlere aykırı genel nitelik taşıyan hukuk koyan kararlar butlanla maluldür. Yeni Ticaret Kanunu’nun gerekçesinden anlaşıldığı üzere, geçersiz genel kurul kararları sadece maddede belirtilen kararlardan ibaret değildir. Böylece, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı YK kararları, yatırımcıları, alacaklıları ve işçileri koruyucu emredici hükümlere aykırı yönetim kurulu kararları da batıldır (6098 sayılı TBK m.27). Örneğin, şirketin mülkiyetinde bulunan bir gayrimenkulün satın alınmasına ilişkin YK kararı, alacaklılara zarar vermek amacıyla, bütün aktiflerin satılmasını öngören YK kararı, alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla şirket mal varlığını piyasanın değerinin altında ortaklara ve üçüncü kişilere satıp devreden yönetim kurulu kararları batıldır. Batıl yönetim kurulu kararlarında hükümsüzlüğün tespiti davası meşru menfaati bulunanlar tarafından bir süreye bağlı olmaksızın ikame edilebilir (6102 sayılı TTK. M.391’in gerekçesi). <br>Halka açık olmayan bir anonim şirketle ilk veya değiştirilmiş esas sözleşme ile, esas sözleşmede belirlenen kayıtlı sermaye tavanına kadar sermayeyi arttırma yetkisi, yönetim kuruluna tanıdığı takdirde, yönetim kurulunun, sermaye artırım kararı vermesi, imtiyazlı veya itibari değerinin üzerinde pay çıkarabilmesi ve pay sahiplerinin üzerinde pay çıkarabilmesi ve pay sahiplerinin yeni pay alma haklarını sınırlandırabilmesi bu kanundaki hükümler çerçevesinde ve esas sözleşmede öngörülen yetki sınırları içinde gerçekleştirebilirler (6102 sayılı TTK. m. 460). Böylece, halka açık olmayan bir anonim şirkette, ilk ve değiştirilmiş esas sözleşme ile sermaye artırım yetkisi yönetim kuruluna tanındığı takdirde, <br>a. Yönetim kurulunun sermaye artırım kararı <br>b. İmtiyazlı veya itibari değerin üzerinde pay çıkarma kararı, <br>c. Pay sahiplerinin yeni pay alma haklarının sınırlayıcı nitelikteki kararları kanuna, esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kurallarına aykırı ise pay sahipleri ve yönetim kurulu üyeleri, kararın ilanı tarihinden itibaren bir ay içinde iptal davası açabilirler. Böylece 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, halka açık olmayan anonim şirketlerde, belirli bazı hallerde yönetim kurulu kararlarının iptal edilebileceğini kabul etmiş, bu davaya 448 ilâ 451 inci maddelerin kıyas yoluyla uygulanacağını düzenlemiştir.<br>Somut olayda; 21.12.2021 tarihli yönetim kurulundaki 1 numaralı kararın görev dağılımına ilişkin olduğu, anılan kararın 6102 sayılı yasanın 366.maddesine göre yönetim kurulunun yetkisi dahilinde olduğu, 2.maddessinin temsil yetkisinin bir ortağa devrine ilişkin olduğu, bunun aynı yasanın 367.maddesi gereği mümkün olduğu, anılan kararların oy çokluğuyla alındığı, yine 01.02.2022 tarihli yönetim kurulunun 26 numaralı kararının da şirketin taraf olmadığı sözleşmeye ilişkin olması nedeniyle yönetim kurulunca bir değerlendirme yapılmamasının da yerinde olduğu ve dolayısıyla kararların 390/1.maddesine uygun olduğu, 391.maddedeki batıl kararlardan olmadığı gibi aynı yasanın 445.maddesindeki kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırılık da bulunmadığından bu maddelerin iptali talebinin reddi yerindedir.<br>Bu nedenlerle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun açıklanan nedenlerle esastan reddine, davacı vekilinin istinaf talebinin yukarıda 1 numaralı bentte yazan nedenlerle kamu düzeni yönünden kısmen kabulüne, yerel mahkemenin kararının kamu düzeni gereğince kaldırılmasına, dosyada toplanacak başkaca delil bulunmadığı anlaşıldığından ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirir bir husus da bulunmadığından; dairemizce davanın esası hakkında HMK'nın 353-(1)-b)-2) madde gereğince hüküm kurulmasına karar verilmesi gerekmiştir.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Davalının istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,<br>2-Davacının istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜNE; Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 13/10/2022 tarih, 2022/184 Esas - 2022/743 Karar sayılı kararının HMK'nın 353-(1)-b)-2) maddesi gereğince kamu düzeni gereğince KALDIRILMASINA,<br>YENİDEN YARGILAMA YAPILMASI GEREKMEDİĞİNDEN AŞAĞIDAKİ ŞEKİLDE HÜKÜM KURULMASINA,<br>a-Davanın KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE,<br>- Davalı şirketin 14/12/2021 tarihli genel kurul toplantısında alınan 4 nolu kararın batıl olduğunun tespiti ile butlanına,<br>- Davalı şirketin 14/12/2021 tarihli genel kurul toplantısında alınan 3 ve 5 nolu kararların  iptali taleplerinin ayrı ayrı reddine,<br>- Davalı şirketin 21/12/2021 tarihli yönetim kurulu toplantısında alınan 1 ve 2 nolu kararların  iptali taleplerinin ayrı ayrı reddine,<br>- Davalı şirketin 01/02/2022 tarihli yönetim kurulu toplantısında alınan 26 nolu kararın iptali talebinin reddine,<br>b- Alınması gerekli 427,60-TL harçtan peşin olarak alınan 80,70-TL harç düşüldükten sonra  bakiye 346,90-TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,<br>c-Yargılama sırasında davacı tarafından yatırılan 80,70.-TL peşin harç ve 80,70.-TL başvurma harcının, davalıdan alınarak davacıya verilmesine,<br>ç-Yargılama sırasında davacı tarafından yatırılan gider avansından harcanan  375.75.-TL tebligat ve müzekkere gideri ile 1.800,00.-TL bilirkişi gideri olmak üzere  toplam 2.175,75.-TL yargılama giderinden; kabul - ret oranına göre, 362,63.-TL'sinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, kalan kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,<br>d-Yargılama sırasında davalı tarafından yatırılan delil avansından harcanan   19,50.-TL müzekkere giderinden; kabul - ret oranına göre, 16,23.-TL'sinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, kalan kısmın davalı üzerinde bırakılmasına,<br>e-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirmiş olduğundan, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesap ve takdir edilen 17.900,00.-TL maktu vekâlet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine,<br>f-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirmiş olduğundan, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesap ve takdir edilen 17.900,00.-TL maktu vekâlet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,<br>g- Yargılama sonucunda ve re’sen yapılacak gider olmadığı takdirde, gerekirse re’sen yapılacak gider de mahsup edilmek suretiyle, 6100 sayılı HMK’nın 333. maddesi gereğince yatırılan avansın kullanılmayan kısmının ayrı ayrı yatıranlara iadesine,<br>3-)İstinaf incelemesi yönünden harç ve yargılama masrafları;<br>a-Alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcından, istinafa gelirken peşin alınan 179,90-TL'nin mahsubu ile kalan 247,70-TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, harç tahsili ve harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerinin HMK'nın 302/5 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine, <br>b-İstinaf kanun yoluna başvuru için yaptığı masrafların, istinaf eden davalı üzerinde bırakılmasına,<br>c-İstinaf Karar Harcının talep halinde ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,<br>ç-Davacı tarafından yapılan 220,70-TL İstinaf Kanun yolu masrafı ile 208,00-TL posta masrafı olmak üzere toplam 428,70- TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,<br>d-İstinaf Kanun Yoluna Başvurma Harcının hazineye gelir kaydına,<br>e-İstinaf edenler tarafından yatırılan, istinaf avansından kullanılmayan kısmın HMK'nın 333. maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesince istinaf edenlere iadesine,<br>f-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>g-Gerekçeli kararın tebliği işlemlerinin kararın temyize tabi bulunması nedeniyle Dairemiz tarafından yerine getirilmesine,<br>İlişkin; Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren (2) hafta içerisinde Yargıtay İlgili Hukuk Dairesi'ne TEMYİZ yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.<br>06/05/2024<br>\t\t\t\t<br>...<br>Başkan ...<br>  ¸e-imzalıdır.<br>...<br>Üye ...<br> ¸e-imzalıdır. <br>...<br>Üye ...<br> ¸e-imzalıdır. <br>...<br>Katip ...<br> ¸e-imzalıdır. <br><br><br><br><br><br><br>  * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"2ae6c5886fe47c63","SID":"bab0a6440f2f905b"}}