{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/2230 Esas <br>KARAR NO: 2024/702 Karar <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br> B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2019/965 Esas - 2021/280 Karar <br>TARİHİ: 30/04/2021<br>DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 25/04/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle,  tarafların 28/07/2016 tarihli, ... numaralı Ticari Teklifi kabul ederek \"1 adet ... marka ... model ... model, yeni ve kullanılmamış yol silindiri\"nin davalı firmaya satıldığını; tarafların 24/05/2017 tarihli, ... numaralı Ticari Teklifi kabul ederek \"1 adet ... marka ... model ... model, yeni ve kullanılmamış yol silindiri\"nin davalı firmaya satıldığı; tarafların 07/05/2018 tarihli, ... numaralı Ticari Teklifi kabul ederek \"2 adet ... marka ... model ... model, yeni ve kullanılmamış yol silindirinin davalı firmaya satıldığı; davacı şirketin üzerine düşen yükümlülüğü eksiksiz ve gereği gibi yerine getirerek anılan ticari tekliflere konu oları makineleri davalı firmaya teslim ettiği: ancak davalı tarafin, kendi yükümlülüğünü yerine getirmediği; 28/07/2016 tarihli Ticari Teklifin 1. Maddesinin ödeme ballığında, \"KDV tutarı 11.160 Euro siparig ve sözleşme sırasında peşin, hakiye 30/08/2016, 30/09/2016, 30/11/2016, 30/01/2017 vadeli ve her biri 6.500 Kum ve 30/10/2016 vadeli 15.000 Euro, 30/12/2016 vadeli at). 500 Euro tutarında çekler ile ödenecektir\" denildiği: 24/05/2017 tarihli Ticari Teklifin 4, Maddesinin ödeme başlığında, \"15.500 Euro peşin, kalan bakiye, makine tesliminden itibaren 30/60/120/150/180/210/240 gün vadeli çekler ile ödenecektir\" denildiği; 07/05/2018 tarihli Ticari Teklifin 4. Maddesinin ödeme başlığında, \"36.800 Furo sipariş ve sözleşme sırasında, bakiye 01/07/2018 vadeli 20.260 Euru, 01/09/2013 vadeli 20.260 Euro, 28/09/2018 vadeli 20.000 Euro, 01/11/2018 vadeli 20.260 Euro, 01/01/2019 vadeli 20.260 Euro, 01/03/2019 vadeli 20.260 Euro tutarında çekler ile tahsil edilecektir\" denildiği; her üç teklifin de ilgili maddesinin devamında \"ödeme TL bazında yapıldığı takdirde, ödeme tarihinde geçerli olan TC. Merkez Bankası Kura efektif döviz satış kuru dikkate alınarak hesaplanacak kur artış veya azalışından doğacak farklar ayrıca tahsil edilecektir\" denildiği; davacı şirketin 28/07/2016 tarihli ticari tekliften doğan 1.354,66 Euro, 24/05/2017 tarihli ticari tekliften doğam 1.646,52 Euro ve 07/05/201« tarihli ticari tekliften doğan 11,585,31 Euro olmak üzere KDV dahil 17.212,65 Euro (107.678,99 TL) tutarında ... numaralı kur farkı faturası düzenlediğini,  davalı firmanın kur farkı faturasından doğan borcunu tüm şifahi ve yazılı uyarılara rağmen ödemediği; alacağın tahsili maksadıyla İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası üzerinden ilamsın icra takibi başlatıldığı; davalı Firmanın haksız ve kötü niyetli itirazı üzerine takibi durdurulduğu öne sürülerek itirazın iptaline alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkâr tazminatına karar verilmesini yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle,  taraflar arasında 2006 yılından beri devam eden makine alım satımı, yedek parça alım satımı ve servis hizmet alımından oluşan ciddi bir çalışma olduğu; davalı şirketin, 2006 2010 yılları arasında davacı şirketin yetkili bayiliğini yaptığını, 2010 vıhndan sonra da taraflar arasındaki ticari ilişkinin, makina alım satımı, yedek parça alım satımı ve servis hizmet alımı olarak devam ettiği; davacının iddia ettiği gibi, 28/07/2016, 24/05/2017 ve 07/05/201S tarihli ticari tekliflerin davalı tarafından i m zala nm adı ğı; davacının bahsettiği ticari teklifleri imzalamadığı için, teklifte yazan koşulların davalıyı bağlamayacağını, davacı/alacaklı şirketin takibe konu faturasına itiraz edilmesi nedeniyle davacı/alacaklının fatura içeriğini ve alacağını ispat etmesi gerektiği; taraflar arasında 2006 yılından beri devam eden ticari ilişkinin, tarafların TTK hükümlerine göre karşılıklı tuttukları \"cari hesap\" üzerinden sürdürüldüğü; tarafların her ikisi de tacir olup, tuttukları cari hesapların TTK'nın cari hesaba ilişkin hükümlerine tabi olduğu; taraflar arasındaki cari hesaba ilişkin olarak 16/05.2019 tarihinde cari hesap mutabakatı yapılarak, bu tarih itibarıyla alacaklı şirketin toplam alacağının 129.544,91 TL olduğu hususunun vazıh mutabakatla belirlendiği; 129.544,91 TL'lik cari hesap borcunun, 68.030.00 TL'lik kısmının 16/05/2019 tarihinde davalı şirket tarafından davacıya ödendiği; hesap mutabakatı ile belırlen bakiye 61.514,91 TL'lik kısmın ise, davacı alacaklı tarafından 30/05/2019 tarihinde İstanbul Anadolu .... İcra Müdürlüğü1 nün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibine konduğu ve 07/06/2019 tarihinde alacaklının hesabına ödendiği; cari hesaba dâhil olan alım satımlara ilişkin olarak cari hesap mutabakatından sonra kur farkı adı altında düzenlenen faturaya ve mükerrer 2 adet icra takibine haklı olarak itiraz edildiği öne sürülerek davanın reddine ve %20'den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep  talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 30/04/2021 tarih 2019/965 Esas - 2021/280 Karar  sayılı kararında;\"Dava , İtirazın İptali ve tazminat  (Ticari Satımdan Kaynaklanan) istemine ilişkindir.Basit yargılama usulüne tabi işbu davada mahkememizce dilekçeler aşaması tamamlanmış ve usulüne uygun olarak yapılan davet sonucunda duruşma açılarak ön inceleme duruşması icra edilmiş, uyuşmazlık belirlenmiş ve vaki davete karşın tarafların sulh olmak istememeleri üzerine tahkikata geçilerek tahkikat işlemleri yerine getirilmiş ve karar duruşmasına katılan taraf vekillerinin son sözleri dinlenerek aşağıdaki hüküm sonucuna ulaşılmıştır. Davaya konu İstanbul Anadolu ... İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyası getirtilerek, incelenmiştir. Yapılan incelemede icra dosyasının davanın tarafları ve konusu ile uyumlu olduğu görülmüştür. Dosyaya mübrez Arabuluculuk tutanağına göre de zorunlu arabuluculuk dava şartının yerine getirildiği ve anlaşmazlık üzerine işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır. Öncelikle davanın yasal dayanığının hatırlatılmasında yarar vardır;2004 Sayılı İİK.'nın 67.maddesinde \"(Değişik fıkra: 17/07/2003-4949 S.K./15. md.) Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. (Değişik fıkra: 09/11/1988-3494/1 md.) Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./11.md.) yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir.  İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır. (Mülga fıkra:17/07/2003-4949 S.K./103.md.)Birinci fıkrada yazılı itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı saklıdır. (Ek fıkra:02/07/2012-6352 S.K./11.md.) Bu Kanunda öngörülen icra inkar tazminatı, kötü niyet tazminatı ve benzeri tazminatların tespitinde, takip talebi veya davadaki talep esas alınır.\" hükmü bulunmaktadır. Basit yargılama usulüne tabi işbu davada mahkememizce dilekçeler aşaması tamamlanmış ve usulüne uygun olarak yapılan davet sonucunda duruşma açılarak ön inceleme duruşması icra edilmiş, uyuşmazlık belrlenimiş ve tarafların sulh olmaması nedeniyle tahkikata geçilmiştir. Tahkikat aşamasında ise deliller toplanmış, incelenip tartışılmış ve duruşmaya katılan davacı vekilinin son beyanları alınarak aşağıdaki sonuca ulaşılmıştır. Yapılan yargılama ve toplanan delillere göre İstanbul Anadolu .... İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyasından davalı hakkında kur farkı faturasına dayalı olarak  icra takibi başlatıldığı ,takibe yapılan itiraz üzerine icra takibinin durdurulduğu ve bir senelik yasal süre içerisinde işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır. Mahkememizce yukarıda açıklanan usul işlemlerine müteakiben taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve dosya bilirkişi raporu düzenlenmesi için bir mali müşavir bilirkişiye verilmiştir. Bilirkişi öğretim üyesi Dr.... tarafından davacı tarafların ticari defterleri üzerinde yapılan inceleme sonucunda hazırlanan işbu raporda taraflar arasında ticari ve akdi ilişki tespit edilerek davacının davalıdan takip tarihi itibariyle  85.524,64 TL kur farkı alacağının bulunduğunun rapor edildiği görülmüştür. Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş ve taraflara beyan ve itirazlarını bildirmeleri için gerekli yasal süre tanınmış ve buna ilişkin beyanlar ve itirazlar da değerlendirilmiştir. Bu kapsamda alınan bilirkişi raporunun denetimi yapılmış ve dosya kapsamıyla uyumlu olduğu değerlendirilmiştir. Zira Kur farkı alacağının istenebilmesi için,  taraflar arasında kur farkının ödeneceğine ilişkin bir sözleşmenin veya yabancı paraya endeksli bir ticari  ilişkinin bulunması  gerekir. Yabancı para üzerinden kurulan temel sözleşme ilişkisinde, fatura tarihindeki kur ile ödeme tarihindeki kur arasındaki fark varsa bu fark kur farkı alacağıdır. Bu nitelikteki bir alacağın istenebilmesi için uygulama ya  da teamül aranmamaktadır. Kur farkı alacağı fatura tarihi ile ödeme tarihi arasındaki döviz kurundaki değişim ve oluşan farktan kaynaklanan alacak olduğundan ancak TL olarak istenebilir. Bu açıdan  somut olaya bakıldığında taraflar arasındaki temel  sözleşme ilişkisinin yabancı para (EURO) cinsinden olduğu, uyuşmazlığa konu kur farkı faturasının TL olarak düzenlendiği açıktır. Mevcut deliler karşısında temel sözleşme ilişki ve kesilen faturalar, ödenen miktarlar ve   fatura tarihleri ile ödeme tarihleri arasındaki  oluşan  kur farkı nedeniyle düzenlenen kur  farkı faturasına, usulüne uygun olarak tutulan her iki taraf ticari defter ve kayıtlarına ve bilhassa bilirkişi raporuna göre  davacı şirketin davasını TMK'nın 6, HMK'nın 190 ve 222 . maddeleri nazarında kısmen ispat ettiği sonuç ve kanaati hasıl olmuştur. Binaenaleyh dosyaya mübrez bilirkişi raporunun gerekçeli, denetime açık, hüküm kurmaya elverişli ve yerinde olduğu da kabul ve takdir edilerek davacının davasının kısmen kabul; kısmen reddi ile davalı-borçlunun İstanbul Anadolu ...İcra Dairesinin ... Esas sayılı takip dosyasına  85.524,64 TL asıl alacak kısmına yapmış olduğu itirazın iptali ile icra takibinin, asıl alacağa ( 85.524,64 TL)  takip tarihinden itibaren avans işlemlerinde uygulanan %19,50 ve değişen oranlarda ticari temerrüt faizi uygulanmak suretiyle devamına, fazlaya ilişkin (22.154,26 TL) talebin ise reddine karar verilmiştir.Davacının İcra İnkar Tazminatı İsteğine ilişkin yapılan değerlendirmede ise Yargıtay'ın kararlılık kazanmış uygulamasına göre itirazın iptali davalarında İİK’nın 67/2. maddesi çerçevesinde alacaklı yararına icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için usulüne uygun şekilde yapılmış bir icra takibinin bulunması, borçlunun süresi içerisinde ödeme emrine itiraz etmesi, alacaklının bir yıl içinde itirazın iptali davasını açması ve davasında haklı çıkarak inkar tazminatı talep etmiş olması gereklidir. Burada borçlunun itirazının kötü niyetle yapılmış olması ve alacağın bir belgeye bağlanmış bulunması koşulları aranmamaktadır. Bu yasal koşullar yanında takibe konu alacağın likit olması da zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü somut özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken, alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması, başka bir ifadeyle borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç gerekse borçlu bakımından bu koşullar mevcut ise ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir. Bu açıklamalar ışığında somut olayda , asıl alacağın varlığı ve miktarı yapılan yargılama ve benimsenen bilirkişi raporuna göre tespit ve tayin edilmekle borcun varlığı ve miktarının davalı-borçlu tarafından açık ve net olarak belirlenebilecek durumda olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Mamafih olayda asıl alacak/borç likit ve muayyen olmadığında İcra İflas Kanununun 67/2.maddesi gereğince koşulları oluşmayan icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmesi icap etmiştir.  Davalı vekilinin İcra İflas Kanununun 67/2.maddesi gereğince kötü niyet tazminatı talebi de yargılama sonucunda takibin ve  alacaklı/davacının kısmen de olsa haklı çıkması ve davacı-alacaklının kötü niyetli olarak hareket ettiğine müteallik hiçbir delil de bulunmadığından koşulları oluşmadığı anlaşılmakla dinlenmemiştir.  Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında 6100 Sayılı HMK'nın 332/1 maddesine göre, 323. Maddesinde sayılan yargılama giderlerinden sorumluluk, aynı yasanın 326/2 Maddesi gereğince tarafların haklılık durumu esas alınarak belirlenmiştir. Bu kapsamda Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliğinin 26/2. Maddeleri gözetilerek dava öncesi Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen arabuluculuk ücretinin de kabul ve red oranına göre karşılıklı olarak taraflardan alınarak hazineye gelir kaydına da karar verilmek suretiyle 6100 Sayılı HMK'nın 26 ve 297/2 maddeleri gereğince aşağıdaki şekilde hüküm ihdas edilmiştir.\"gerekçesi ile, Davanın KISMEN KABUL;KISMEN REDDİNE,2004 sayılı İİK'nın 67/I maddesi gereğince davalı-borçlunun İstanbul Anadolu ... İcra Dairesinin ... Esas sayılı takip dosyasına  85.524,64 TL asıl alacak kısmına yapmış olduğu itirazın İPTALİ ile icra takibinin, asıl alacağa ( 85.524,64 TL)  takip tarihinden itibaren avans işlemlerinde uygulanan %19,50 ve değişen oranlarda ticari temerrüt faizi uygulanmak suretiyle suretiyle DEVAMINA, fazlaya ilişkin (22.154,26 TL) talebin REDDİNE, Davacının, 2004 sayılı İİK'nın 67/II maddesi gereğince icra inkar tazminatı talebinin REDDİNE,Davalının, 2004 sayılı İİK'nın 67/II maddesi gereğince haksız ve kötü niyetli takip tazminatı talebinin REDDİNE, karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle, yerel mahkemede görülen davanın cevap dilekçesi, cevaba cevap dilekçesi, bilirkişi raporuna beyan, duruşmalar vs her aşamasında davanın halihazırda açılmış derdest bir icra takibine ilişkin olduğunun vurgulanmış olmasına rağmen mahkemece bu hususların dikkate alınmadığı gibi gerekçeli kararda da yer verilmediğini,  Oysa davacı tarafından dava konusu İstanbul Anadolu ....İcra Müdürlüğü'nün  ... E. Sayılı dosya ile icraya konan aynı fatura ve ticari ilişkiye istinaden daha önce yine İstanbul Anadolu  ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi yapıldığını ve itirazları üzerine takibin durdurulduğunu,  davacı itirazları üzerine 24.09.2019 tarihinde 2019/10775 başvuru numarası ile Ticari uyuşmazlıklarda dava şartı arabuluculuk sürecini başlattığını; 2019/105328 Arabuluculuk Dosya numarası ile başlayan arabuluculuk sürecinin 02.10.2019 tarihinde düzenlenen Arabuluculuk son tutanağı ile anlaşılamayarak sona erdiğini, bahse konu İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün  ... E. sayılı dosya içeriği, borç miktarı ve dayanağı aynı olduğu için, davaya konu İstanbul Anadolu  .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasına Derdestlik itirazında bulunulduğunu; davacının, itirazın iptali davasını derdest olan önceki dosya ile ikame etmeyip, derdestlik itirazında bulundukları ikinci icra dosyasını göstererek açtığını; usul yasası uyarınca herkes bilir ki aynı konuda iki icra takibi ve arabuluculuk tutanağı düzenlenemeyeceğini; bu nedenle, itirazın iptali talep edilen davaya konu İstanbul Anadolu .... İcra Müdürlüğü'nün ... E sayılı dosyasının derdestlik nedeniyle geçersiz ve hükümsüz olduğunu; geçersiz icra takibinin iptaline yönelik görülen davanın derdestlik itirazlarının dikkate alınarak usulden reddine karar verilmesi gerekirken Yerel Mahkemece dikkate dahi alınmadığını, Sözleşmelerde müvekkilinin imzası bulunmadığını; davacının iddia ettiği gibi, 28.07.2016, 24.05.2017 ve 07.05.2018 tarihli ticari teklif / sözleşmelerin müvekkili tarafından imzalanmadığını; taraflar arasında kur farkına ilişkin bir sözleşme, hüküm veya sözlü anlaşma dahi bulunmadığını; müvekkilinin, davacının bahsettiği ticari teklifleri imzalamadığı için, teklifte yazan koşulların müvekkilini bağlamadığını; davacının müvekkilinin imzasını taşıyan teklif asıllarını dosyaya  ibraz etmesi gerektiğinin cevap dilekçelerinde belirtildiğini ancak imzalı sözleşmelerin davalı tarafından sunulamadığını; çünkü sözleşmelerin taraflarca mutabık kalınan ve imzalanan sözleşmeler olmadığını;  mahkemenin bu hususu gözden kaçırarak tüm sözleşmeleri kabul edildiğini ve kur farkı faturaları buna göre düzenlenmiş gibi bir izlenim ile karar verdiğini,  Ayrıca önceki dilekçelerinde ayrıntılı açıklandığı üzere Yargıtay kararları kur farkının düzenlenebilmesi için taraflar arasında bu hususa ilişkin sözleşme ve aynı zamanda teamül olması gerektiğini teyit eder nitelikte olduğunu; taraflar arasındaki alım satımın sözleşme imzalanmadan yapıldığı, faturalarının TL cinsinden düzenlenmiş olduğu, sözleşme imzalanmadığı için ödeme vadesinin kararlaştırılmış  olmadığı ve alım satım döviz cinsinden dahi kabul edilecek olsa dahi vadesinin net olarak belirlenmemiş bir alım satımda kur farkından bahsedilemeyeceğini, Cari hesap mutabakatının  dikkate alınmadığını; bir an için bahse konu kur farkına ilişkin sözleşmelerin imzalandığı varsayılsa dahi, bu satışlara ilişkin tüm ödemelerin cari hesaba işlenerek, cari hesaba dahil edildiğinden, taraflar arasında yapılan 16.05.2019 tarihli cari hesap mutabakatının içinde değerlendirilmesi gerektiğini; taraflar arasında alacak-borç tutarını belirleyen ve tarafları bağlayan Cari Hesap Mutabakatı yapıldığını; 16.05.2019 tarihli cari hesap mutabakatında belirlenen borcun tamamı ödendiği için, mutabakattan sonra 2016, 2017 ve 2018 yıllarında yapılan alım satımlara dayanılarak kur farkı vb hiçbir alacak iddiası ileri sürülemeyeceğini;  davacı taraf müvekkil ile 16.05.2019 tarihli cari hesap mutabakatını yaptığını ve alacağını sıfırladığını; buna rağmen sonradan kur farkı faturası adı altında fazladan meblağ talep etmekte olduğunu; bunun da talebin haksızlığını ortaya sermekte olduğunu;  Taraflar arasında 2006 yılından beri devam eden ticari ilişkinin tarafların  TTK. hükümlerine göre karşılıklı tuttukları \"cari hesap\" üzerinden sürdürüldüğünü; tarafların her ikisinin de tacir olup, tuttukları cari hesapların TTK.nun cari hesaba ilişkin hükümlerine tabi olduğunu, Davacı şirketin, müvekkil şirket ile yıllardır mali ve fiili gereklilikler nedeniyle tek cari hesap üzerinden çalışmalarını yürütmekte olup, piyasada yaşanan kriz nedeniyle müvekkili şirketle olan çalışmasını fiilen sonlandırma kararı alması üzerine, firmalar arasındaki cari hesaba ilişkin olarak 16.05.2019 tarihinde cari hesap mutabakatı yapılarak, bu tarih itibariyle alacaklı şirketin toplam alacağının 129.544,91-Tl olduğu hususunun yazılı mutabakatla belirlendiğini, (Ek:2 16.05.2019 tarihli cari hesap mutabakatı dosyaya sunulmuştur.), bahse konu 16.05.2019 tarihli, davacı şirketin toplam alacağının 129.544,91-Tl olduğunu gösteren cari hesap mutabakatı, davacı şirket tarafından hazırlanarak müvekkili şirkete gönderildiğini, müvekkili şirket tarafından onaylanan cari hesap mutabakatı ile taraflar arasındaki alacak / borç durumu kesinleştiğini, Taraflarca mutabık kalınan 129.544,91-Tl.lik cari hesap borcunun, 68.030,00-TL'lik kısmının 16.05.2019 tarihinde müvekkili şirket tarafından davacıya ödendiğini; hesap mutabakatı ile belirlenen bakiye Cari hesap tutarı olan 61.514,91-Tl.lik kısmının ise, davacı alacaklı tarafından, taraflar arasındaki cari hesap mutabakatı dayanak gösterilmek suretiyle 30.05.2019 tarihinde İstanbul Anadolu .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile icraya konduğunu, taraflar arasındaki 16.05.2019 cari hesap mutabakat bakiyesinin 30.05.2019 tarihinde İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile icraya konması üzerine,  61.514,91-Tl.lik bakiye cari hesap borcu 07.06.2019 tarihinde icra baskısı altında müvekkili şirket tarafından alacaklının hesabına ödendiğini; cari hesap mutabakatı ile belirlenen 129.544,91-Tl.lik borcun tamamının müvekkili şirket tarafından ödendiğinden  taraflar arasında herhangi bir borç veya alacak kalmadığını; bu sebeple, cari hesaba işlenen/ cari hesaba dahil olan alım satımlara ilişkin olarak cari hesap mutabakatından sonra kur farkı adı altında düzenlenen faturaya ve mükerrer 2 adet icra takibine haklı olarak itiraz edildiğini; haksız davanın reddi gerekmekteyken davanın kısmen kabulü ile müvekkilinin tekrar sorumlu olmadığı fahiş bir tutarı ödemek durumunda bırakıldığını, Davacı ve Davalı şirketlerin her ikisinin de tacir olup, tuttukları cari hesapların TTK.nun cari hesaba ilişkin hükümlerine tabi olduğunu,  Türk Ticaret Kanunu, ilgili mevzuat ve genel kabul görmüş muhasebe ilkeleri gereği firmalar arasındaki cari hesap mutabakatının taraflar açısından bağlayıcı olduğunu; 16.05.2019 tarihinde yapılan cari hesap mutabakatında belirlenen 129.544,91-Tl. lik toplam borcun taraflar açısından kesinleştiğinden ve kesinleşen bu borcun tamamının müvekkili şirket tarafından ödendiğinden alacaklının müvekkilinden hiçbir hak ve alacağının kalmadığını; cari hesap mutabakatından sonra mutabakat tarihi olan 16.05.2019 tarihinden önceki ticari iş ve işlemlere dayanan yeni bir alacak iddiasında bulunulamayacağını, yargılama sırasında alınan Bilirkişi raporunda cari hesap ve taraflar arasındaki mutabakat ile ilgili değerlendirme yapılmadığını, ödemelerin sadece faturalara istinaden yapıldığı gibi bir algı üzerinden rapor düzenlediğini, Yerel Mahkemece de bu hususun sorgulanmadan ve gerekçeli kararda yer verilmeden doğrudan karar tesis edildiğini; oysa Bilirkişinin paylaşmış olduğu ticari kayıt ve defterlerden taraflar arasında açıkça bir cari hesap ilişkisinin olduğunu gösterdiğini; Mahkemenin \"cari hesap mutabakatını\" değerlendirmesinin dava açısından zorunlu olduğunu;  cari hesap mutabakatının hem hukuksal hem de muhasebesel açıdan davanın haksızlığını ortaya koyacak nitelikte olduğunu; bu nedenle taraflar arasındaki ödemelerin herhangi bir faturaya ilişkin değil, cari hesaba ilişkin genel borç hesabına yapıldığının kabul edilmesi gerektiğini; Bilirkişinin cari hesap mutabakatını incelemesi gerektiği ifade edilerek itiraz edildiği halde Mahkemenin taleplerini ve açık hatayı görmezden gelerek eksik inceleme neticesinde davayı kabul ettiğini; gerekçeli karara bakıldığında bu hususların hukuksal olarak hiçbirinin değerlendirilmediğinin görüldüğünü, Bilirkişi incelemesinin, müvekkilin ödemesi tespit edildiği halde hesaptan mahsup edilmediği için eksik kaldığını, Mahkemeden EK rapor ile tamamlanması istenmesine rağmen bu hususun dikkate alınmadığını,  yargılama esnasında yapılan bilirkişi incelemesinde kur farkı faturalarının tamamının kabul edildiğini ve sözleşmelerin tümü geçerli gibi kabul edilerek hesaplama yapıldığını, davacı tarafın 11.585,81-EUR kur farkı alacağı olabileceği yönünde sonuç bildirildiğini; Bilirkişinin tüm ihtimalleri değerlendirerek Mahkemenin hukuksal nitelendirmesine göre karara esas olabilecek tüm seçenekleri Mahkemeye sunması gerekmekte olup bu hususun itirazları ile mahkemeye bildirilmiş olmasına rağmen dikkate alınmadan doğrudan tahkikatın bitirildiği ifade edilerek eksik inceleme ile karar verildiğini; İlk ihtimalde; daha önceki dilekçelerindeki açıklamaları ve Yargıtay kararları doğrultusunda kabul edilmeyen ve imzalı olmayan sözleşmelere dayanarak kur farkı faturası kesilemeyeceğini; buna bağlı olarak da davacının talep ve iddiaları haksız olduğundan davanın tümünün reddi gerekmekte olup, bu hususun yasa ve hakkaniyete uygun olan durum olduğunu, Sayın Bilirkişi davacı tarafından kur farkı adı altında istenilen, 28.07.2016 tarihli ticari  tekliften doğan 31.05.2017 tar.1.354,66 Euro , 24.05.2017 tarihli ticari tekliften doğan 13.07.2017 tar.1.646,52 Euro, 07.05.2018 tarihli ticari tekliften doğan 30.04.2018 tar. 11.585,81 Euro faturalar üzerinden ve müvekkilinin taraflar arasındaki cari hesaba ilişkin ödemeleri üzerinden hesaplama yaptığını, bilirkişi raporunun 5.sayfasında özetle; 31.05.2017 tarihli ilk faturaya ilişkin olarak herhangi bir kur farkı alacağının olmadığını, 13.07.2017 tarihli faturaya ilişkin olarak 1.646,52-EUR kur farkı alacağı olabileceğini, ancak bundan sonra davacının 7.119,68-EUR kur farkı faturası kesitiğini ve bu tutarın müvekkili şirketçe ödendiğini tespit ettiğini, dolayısıyla 1.646,52-EUR fatura alacağına ilişkin herhangi bir alacak kalmadığını ifade ettiğini, ancak ödemenin fazlalık kısmını kur farkı talebinden mahsup etmediğini; son 30.04.2018 tarihli faturaya ilişkin olarak ise 11.585,81-EUR kur farkı alacağının olabileceğini belirttiğini ancak Bilirkişinin müvekkilin ödediğini tespit ettiği 7.119,68-EUR bedeli kur farkı ödemesi olarak hesaptan düşmediğini,    Kabul etmemekle birlikte bir an için kur farkı faturalarının haklı olabileceği varsayıldığında Bilirkişinin bu hesabına göre; 1.646,52-EUR + 11.585,81 EUR = 13.232,33-EUR kur farkı alacağı hesaplamasından, buna ilişkin ödenen 7.119,68-EUR (müvekkilce ödendiği tespit edilen bedel) düşüldüğünde 6.112,65-EUR olarak kabul edilmesi gerektiğini,  taraflar arasında yıllarca devam eden ve her ay çeşitli ödemeler ile işletilen bir cari hesap ilişkisi mevcut olduğunu; bu ilişkiye göre müvekkilin yaptığı ara ödemelerin herhangi bir fatura veya alacağa ilişkin olarak kabul edilemeyeceğini; müvekkili şirketin yaptığı ödemelerin genel alacağa ve taraflar arasındaki cari hesap ilişkisine yönelik ödemeler olduğunu; hal böyle olunca Bilirkişi tarafından hesaplanan kur farkı alacaklarından kur farkı ödemelerinin düşülmesi zorunlu olduğunu; bu nedenle 2.seçenekte Bilirkişinin raporunda 2 faturaya ilişkin belirttiği 1.646,52-EUR + 11.585,81 EUR = 13.232,33-EUR kur farkı alacağından ödendiği Bilirkişi tarafından tespit edilen 7.119,68-EUR kur farkı ödemesinin düşülmesi gerekmekte olup, bu hususa ilişkin mahkemenin dikkati çekildiğini ancak mahkemenin yapılan hesabı değerlendirmeden doğrudan eksik rapor sonucuna göre karar verdiğini, Sonuç olarak yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda ve Bilirkişinin tespitleri doğrultusunda raporda sadece 30.04.2018 tarihli faturaya ilişkin 11.585,81-EUR kur farkı alacağı olabileceğinin raporun sonuç bölümünde açıkça belirtildiğini ancak yine müvekkilinin açıklanan 7.119,68-EUR 'luk kur farkı ödemesinin bu alacaktan düşülmediğini; o halde Bilirkişinin raporunun sonuç bölümünde belirttiği 11.585,81-EUR kur farkı iddiasından müvekkilinin tespit edilen ödemesi 7.119,68-EUR düşüldüğünde 4.466,13-EUR alacak bedeline ulaşıldığını; bir an için Bilirkişinin raporu kabul edilse dahi kabul edilebilecek tutarın en fazla bu tutar olması gerektiğini, bilirkişi defter incelemesi neticesinde davacı tarfından kesilen faturalara ilişkin müvekkilinin 7.119,68-EUR kur farkı ödemesini tespit ettiğini ve raporunda yer verdiğini ancak bu ödemeyi ihtimaller dahilinde kur farkı taleplerinden düşmek suretiyle mahkemeye sunmadığını; bu nedenle itirazlarının dikkate alınarak raporun tamamlanması ve çelişkilerin giderilmesi hususunun Yerel Mahkemeden talep edildiğini ancak dikkate alınmadığını; verilen kararın açıkça eksik inceleme ve hatalı rapor sonucuna dayandığını,  Ancak mahkemenin gerekçeli kararında ayrıca taraflarınca talep edilen kötü niyet tazminatının da reddine karar verdiğini; oysa davacının  müvekkili şirket ile yapmış olduğu cari hesap mutabakatı ve aldığı ödemeden sonra kur farkı adı altında mükerrer ödeme talep etmesinin tamamen bilinçli ve kötüniyetli bir talep olduğunu; dolayısıyla davacı aleyhinde kötüniyet tazminatına hükmedilmesinin doğru ve hakkaniyetli olacağını; bu açıdan yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep ettiklerini,  İleri sürerek, yukarıda açıklanan sebepler ve mahkemece re’sen göz önüne alınacak sebeplerle; Yerel Mahkeme İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin vermiş olduğu 30.04.2021 tarih, 2019/965 E, 2021/280 K. sayılı davanın kısmen kabulü kısmen reddi kararına ilişkin olarak, istinaf incelemesi yapılarak, hukuka aykırılıklar içeren kısmının itirazları doğrultusunda kaldırılarak Yüksek Mahkemece davanın tümden REDDİNE karar verilmesini, ayrıca öncelikle davacının ikame etmiş olduğu icra dosyası açısından Tehir-i İcra kararı verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava kur farkı alacağının tahsili amacıyla başlatılan ilamsız takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Dava konusu takip dosyası kapsamından; davacının davalı aleyhine 17.212,65-Euro bedelli ve TL karşılığı 107.678,90-TL olan 05/09/2019 tarihli kur farkı faturasına dayalı olarak, 107.678,90-TL alacağın tahsili amacıyla ilamsız takip başlattığı, davalının takibe yasal sürede itiraz ettiği, duran takibin devamı için bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde iş bu itirazın iptali davasının açıldığı anlaşılmıştır. Davacı yan; davalıya 28/07/2016 tarihli ticari teklif ile KDV dahil 73.160,00-Euro karşılığında; 24/05/2017 tarihli ticari teklif ile KDV dahil 73.160,00-Euro karşılığında ve 07/05/2018 tarihli ticari teklif ile KDV dahil 158.120,00-Euro karşılığında makineler satıldığını, her bir teklifte toplam satış bedelinin Euro cinsinden yapılacağının kararlaştırıldığını ve ödeme vadelerinin belirlendiğini, yine tekliflerde ödemelerin belirlenen vadelerde Euro cinsinden değil de TL cinsinden yapılması halinde davalının kur farkı ödeyeceğinin kararlaştırıldığını, bu teklifleri kabul eden davalıya fatura karşılığında makinelerin teslim edildiğini, ancak davalının ödeme vadelerinde TL cinsinden ödeme yaptığını, bu nedenle birinci sözleşme kapsamında 1.356,66 Euro, ikinci sözleşme kapsamında 1.646,52 Euro, üçüncü sözleşme kapsamında 11.585,81-Euro olmak üzere toplam 17.121,65-Euro(107.678,90-TL) kur farkı alacağı oluştuğunu, bu faturanın tahsili amacıyla başlatılan takibe haksız itiraz edildiğini ileri sürmüştür. Davalı yan; davacının iş bu dava konusu takipten önce aynı faturaya dayalı olarak başka bir ilamsız takip başlattığını ve bu takibe itiraz üzerine arabuluculuk yoluna başvurduğunu, akabinde iş bu dava konusu aynı faturaya dayalı ikinci mükerrer takibi başlatıp bu takibe taraflarınca yapılan derdestlik itirazı üzerine yeniden arabulucuğa başvurduğu ve iş bu davayı açtığını, bu nedenle derdestlik itirazları olduğunu, taraflar arasında 2006 yılından beri cari hesap üzerinden devam eden ticari ilişki bulunduğunu, davacının 16/05/2019 tarihli mutabakat mektubu ile bu tarih itibariyle davalının davacıya ne kadar borcu bulunduğunu belirtiğini, mutabakatta belirtilen tutarın taraflarınca ödendiğini, mutabakat tarihinden sonra kesilen kur farkı faturasına itiraz ettiklerini, davalının dava dilekçesine eklenen ve kur farkına dayanak gösterilen ticari teklifleri imzalamadığını, bu nedenle bu tekliflerle bağlı olmadığını, taraflar arasında sözleşme veya teamül bulunmadıkça kur farkı talep edilemeyeceğini savunmuştur. Mahkemece takip dosyası celbedilmiş, tarafların ba-bs formalı getirtilmiş, tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak rapor alınmış, bilirkişi tarafından, davacının tarafından davalıya sözleşmelere konu ürünler için üç ayrı fatura düzenlendiği, bu faturalardan 30/05/2017 tarihli 73.160,00-Euro bedelli faturanın davacıya iade edildiği ve iadenin davacı defterlerinde kayıtlı olduğu bu faturadan ötürü kur farkı talep edilemeyeceği,  13/07/2017 tarihli 73.160,00-Euro bedelli fatura için davacının 1.646,52-Euro kur farkı talep edebileceği, ancak davacının bu ikinci fatura için  30/03/2018 tarihli 35.137,75-TL bedelli ayrı bir kur farkı faturası kestiği ve bu kur farkı faturasının davalı defterlerinde de kayıtlı olup mahsubunun yapıldığı, dava konusu olmayan bu faturanın fatura tarihindeki Euro karşılığının 7.119,68-Euro olduğu, dolayısıyla ikinci fatura için de kur farkı talep edeilemeyeceği; 30/04/2018 tarihli 158.120,00-Euro bedelli fatura için ise davacının 11.585,81-Euro kur farkı talep edebileceği, dava ve takip dayanağı 17.212,65 Euro (107.678,90-TL) bedelli 05/09/2019 tarihli kur farkı faturası tarihindeki kura göre davacının davalıdan talep edebileceği 11.585,81-Euro'nun TL karşılığının 85.524,64-TL olduğu, bu tutarın davalıdan talep edilebileceği sonuç ve kanaati bildirilmiş, davacı yan rapor doğrultusunda karar verilmesini istemiş, davalı yan ise rapora karşı itirazlarını içerir dilekçe sunmuş, mahkemece rapor doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde;  dilekçesinde, rapora dayanak gösterilen ticari tekliflerin davalı tarafından imzalanmadıklarını ve davalıyı bağlamayacaklarını, sözleşme asıllarının celbi gerektiğini,  taraflar arasında kur farkına ilişkin sözleşme bulunmadığından davacının kur farkı talep edemeyeceğini, tarafların 16/05/2019 tarihli cari hesap mutabakatlarının dikkate alınmadığını, bu tarihten sonra 05/09/2019 tarihinde kesilen kur farkı faturasına itiraz edip faturayı iade ettiklerini, bir an için aksi düşünülse dahi bilirkişinin ikinci fatura için 1.646,52-Euro kur farkı hesapladığını, davacının davalıdan ayrıca  7.119,68-Euro kur farkı faturası tahsil ettiğini tespit etmesine rağmen, fazla tahsil edilen kur farkı tutarını, üçüncü ve son fatura için hesapladığı kur farkı tutarından mahsup etmediğini, mahsup etmediğini ileri sürmüş ve dosyanın doğru hesap yapılması için yeni bir bilirkişiye tevdii edilmesini talep etmiştir. Davalı vekili rapora karşı itiraz dilekçesinde; dava konusu takipten önce başlatılmış takibe yönelik derdestlik itirazlarının mahkemece değerlendirilmediği,  rapora dayanak gösterilen ticari tekliflerin davalı tarafından imzalanmadıklarını ve davalıyı bağlamayacakları  savunulmasına rağmen, sözleşme asıllarının celbedilmediği,  taraflar arasında kur farkına ilişkin sözleşme bulunmadığından davacının kur farkı talep edemeyeceği hususundaki savunmalarının karşılanmadığı,  tarafların 16/05/2019 tarihli cari hesap mutabakatlarının mahkemece dikkate alınmadığı,  kur farkı alacağını kabul anlamına gelmemek kaydıyla bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde de ileri sürdükleri, bilirkişinin ikinci fatura için 1.646,52-Euro kur farkı hesaplamasına ve davacının davalıdan ayrıca  7.119,68-Euro kur farkı faturası tahsil ettiğini tespit etmesine rağmen, fazla tahsil edilen kur farkı tutarının, üçüncü ve son fatura için hesaplanan kur farkı tutarından neden mahsup edilmediğinin ne raporda ne de mahkeme gerekçesinde belirtilmediği, doğru hesaplama yapılması için dosyanın yeni bir bilirkişiye tevdii taleplerinin değerlendirilmediği, kötü niyet tazminatı istemlerinin haksız olarak reddedildiği yönündedir.TBK'nun 99/2 fıkrası uyarınca; ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç ödeme günündeki rayiç değer üzerinden ülke parası ile ödenebilir. Vergi mevzuatı gereği faturalarda yabancı para cinsinden bedel yanında, faturanın tanzim tarihindeki TL cinsinden bedelinin de yazılması zorunlu olduğundan, bu yazım biçimi döviz alacağını TL alacağına çevirmez. Yine aynı hüküm çerçevesinde kur farkı alacağının talep edilebilmesi için; satış sözleşmesinde satış bedelinin yabancı para cinsinden kararlaştırılması veya faturaya konu malların yabancı para karşılığı satımının yapılmış olması yeterli olup, kur farkında vade farkından farklı olarak teamül aranmaz. Dolayısıyla yabancı para borçlusu  borcunu vade/fiili ödeme tarihindeki rayiç değer üzerinden TL olarak ödemiş ise ve fiili ödeme/vade tarihindeki kur borcun doğduğu tarihteki  tarihindeki kurdan yüksek ise, yabancı para alacaklısı, TBK'nun 99/2 fıkrası uyarınca borcun doğumu tarihi ile fiili ödeme/vade tarihi arasındaki kur farkını talep edebilir.  Kur farkı alacağının, döviz cinsinden alacaklarda borcun doğumu tarihi ile vade/fiiliödeme tarihi arasında değişen kur nedeniyle oluşan farka dayalı ve ancak TL cinsinden talep edilebilecek türden bir alacak olduğunun gözden kaçırılmaması gerekir.  Taraflar arasında varlığı iddia olunan  28/07/2016 tarihli KDV dahil 73.160,00-Euro bedelli, 24/05/2017 tarihli 73.160,00-Euro bedelli ve 07/05/2018 tarihli ticari KDV dahil 158.120,00-Euro bedelli ticari teklifler incelendiğinde,  her bir teklifte toplam satış bedeli ödemesinin Euro cinsinden yapılacağının kararlaştırıldığı ve ödeme vadelerinin belirlendiği, ödemelerin belirlenen vadelerde Euro cinsinden değil de TL cinsinden yapılması halinde davalının kur farkı ödeyeceğinin kararlaştırıldığı görülmektedir. Dosyaya fotokopisi sunulan bu tekliflerden ilk ikisinde davalının imzasının olmadığı, 07/05/2018 tarihli sözleşmede ise davalının imzasının olduğu görülmektedir. Davacı bu üç sözleşmeye konu makineler için sırasıyla  30/05/2017 tarihli 73.160,00-Euro bedelli, 13/07/2017 tarihli 73.160,00-Euro bedelli ve 30/04/2018 tarihli 158.120,00-Euro bedelli faturalar düzenlemiş olup, bu faturaların tamamının davalı defterlerinde kayıtlı olduğu, 30/05/2017 tarihli faturanın davacıya iade edildiği, dolayısıyla 13/07/2017 tarihli 73.160,00-Euro bedelli ve 30/04/2018 tarihli 158.120,00-Euro bedelli satış faturalarına konu makinelerin davalıya teslim edildiği uyumazlık konusu değildir. Yine bilirkişi tarafından davacının davalıdan 13/07/2017 tarihli fatura için de kur farkı talep edemeyeceği, zira bu fatura için daha önce   dava konusu olmayan 30/03/2018 tarihli 35.137,75-TL bedelli kur farkı faturası ile tahsilat yapıldığı belirtilmiş, davacı yan bu tespite itiraz etmemiştir. Davalı yan ticari tekliflerde imzası olmadığını savunmuştur. Dosyaya mübrez 07/05/2018 tarihli teklif altında davalı adına kaşe ve imza mevcuttur. 24/05/2017 tarihli tarihli ticari teklif altında davalı adına kaşe ve imza mevcut değildir.  28/07/2016 tarihli ve sözleşmeye dönüştüğü iddia olunan teklife istinaden düzenlenen satış faturasının davacıya iade edildiği uyuşmazlık konusu olmadığından, bu teklifin sözleşmeye dönüşüp dönüşmediği sonuca etkili olmayacaktır. Mahkemece yapılması öncelikle yapılması gereken iş, 07/05/2018 ve 24/05/2017 tarihli ticari teklif asıllarını getirtmek, 07/05/2018 tarihli sözleşme altındaki imza hususunda ve 24/05/2017 tarihli teklifin kabul edilip edilmediği hususunda davalı şirket yetkilisini HMK'nun 171 maddesi çerçevesinde isticvap etmek, diğer deliller de birlikte değerlendirilerek  davalının bu sözleşmeler ile bağlı olup olmadığını tespit etmektir. Davalı yanın bu yöndeki savunması hakkında olumlu olumsuz bir değerlendirme yapılmaması yerinde olmamıştır. Mahkemece ikinci olarak yapılması gereken iş bilirkişi raporunda yer alan ve dava konusu olmayan 30/03/2018 tarihli ve  cinsinden düzenlenmiş 35.137,75-TL bedelli kur farkı faturasının, hangi satış faturasına istinaden düzenlendiğini davacı yana açıklattırmaktır.Mahkemece alınan bilirkişi raporunda kur farkına ilişkin açık bir hesaplama yapılmadığı, dava dilekçesinde Euro cinsinden belirtilen kur farkı tutarlarının tekrarlandığı görülmektedir. Kur farkının döviz cinsinden hesap ve talep edilemeyeceği bir yana, raporda bir hesap da yer almadığından, mahkeme ve kanun yolu denetimine açık olmayan bu raporun hükme esas alınması, davalı vekilinin rapordaki hesaplamaya yönelik itirazlarının mahkeme gerekçesinde de karşılanmamış olması isabetsiz olmuştur.  Kur farkı alacağı hesaplanırken, yukarıda da belirtildiği üzere;  döviz alacağının borcun doğduğu tarihteki kura göre TL karşılığı bulunmalı, vade/fiili ödeme tarihindeki kura göre TL kaşılığı bulunmalı,  vade veya fiili ödeme tarihinde borçlu tarafından yapılan TL cinsinden ödeme tutarı, döviz borcunun bu tarihteki kura göre TL kaşılığından az ise aradaki TL cinsinden fark alacaklı yönünden kur farkı alacağı olarak tespit edilmeli;  vade fiili ödeme tarihindeki TL cinsinden ödeme tutarı, döviz borcunun doğduğu tarihteki TL karşılığından fazla veya ona eşit ise artık döviz alacaklısı yönünden kur farkı alacağı bulunmadığı belirlenmelidir. Şu halde mahkemece yapılması gereken üçüncü iş, dosyanın hesap uzmanı bir bilirkişiye tevdii ile davacının  07/05/2018 ve 24/05/2017 tarihli ticari teklifler ile bağlı olması ihtimalinde, borç sözleşme tarihi itibariyle doğacağından, her bir sözleşmedeki ödeme vadelerine göre davalı tarafından yapılan TL cinsinden ödemeler bakımından sözleşme ve vade tarihleri arasında kur farkı alacağı oluşup oluşmadığının hesaplanması, davalının sözleşmelerle bağlı olmaması ihtimalinde borcun doğum tarihi 13/07/2017 ve 30/04/2018 fatura tarihleri olacağından, fatura tarihleri ile fiili ödeme tarihlerine göre davacının TL cinsinden kur farkı alacağı bulunup bulunmadığının hesaplanması, her iki ihtimal için de davacı yanın  30/03/2018 tarihli ve  cinsinden düzenlenmiş 35.137,75-TL bedelli kur farkı faturası konusunda yapacağı açıklama çerçevesinde, bu tutarın hesaplanan kur farkı alacağından mahsubu gerekip gerekmediğinin değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesidir.Mahkemece; davalı yanın dava konusu takipten önce başlatılmış derdest takip dosyası bulunduğuna yönelik savunmasının, ilgili icra dosyası celbedilerek değerlendirilmemesi de yerinde olmamıştır. Sonuç itibariyle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne,  6100 Sayılı HMK'nun 353/1-a6 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davalı yanın sair istinaf sebeplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, dosyanın kaldırma kararı doğrultusunda mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ ile;  İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 30/04/2021 tarih ve 2019/965 Esas - 2021/280 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep eden tarafından yatırılan istinaf karar harçlarının talep halinde davalıya iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı olması halinde  yatıran tarafa iadesine, 6-Dairemizce verilen kararın mahiyeti gereği İİK'nın 36/5 maddesi uyarınca icranın geri bırakılması için yatırılan teminatın talep halinde teminatı yatıran ilgili tarafa iadesine,7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,   Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 25/04/2024 tarihinde HMK'nın  362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"d2483f3153c7ffc7","SID":"e7662a4c733db339"}}