{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/846 <br>KARAR NO: 2024/668<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 18/03/2021<br>NUMARASI: 2020/176 E. -  2021/216 K.<br>DAVANIN KONUSU: Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili  tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketçe  davalı tarafından inşa edilen iki adet bağımsız bölümün 11.02.2016 tarihli satım vaadi sözleşmesi ile satın alındığını, satım bedelinin ödeme planında gösterilen şekilde ödendiğini, sözleşmenin 9.1. maddesinde gayrimenkulün en geç 30.06.2017 tarihinde tesliminin kararlaştırıldığını, teslimin her şekilde yapı ruhsat tarihinden (25.05.2015) itibaren en geç 30 ay içerisinde gerçekleştirileceğinin düzenlendiğini, olağanüstü hallerde teslimin 3 ay gecikebileceğinin benimsendiğini, teslim süresinin 30.09.2017 tarihini aşması halinde gecikilen her ay için rayiç kira bedelinin ödenmesi gerektiğini, taşınmazların Ekim 2018'de tamamlanarak şirkete teslim edildiğini, bu tarihten sonra kullanıma bağlı faturaların müvekkilince ödendiğini, geç teslim üzerine müvekkilince keşide edilen Bakırköy .... Noterliğinin 23.10.2017 tarihli ihtarı ile rayiç kira bedelinin istendiğini, geç teslimden kaynaklanan zararın karşılanacağının belirtilmesine rağmen ödeme yapılmadığını, 27.12.2019 tarihinde tarafların 2019 yılı tarifesinden faydalanarak harçları ödemesi amacıyla tapu devrinde anlaştıklarını ve müvekkilince vadesi gelmemiş 4 aylık taksidin ödenerek tapunun devir alınmasının kararlaştırıldığını, devir sırasında emsal kira bedelinin ödenmeyeceğinin bildirilmesi nedeniyle işlem yapılamadığını, ayrıca önceden hazırlanmış sözleşme ve haklardan feragat edildiğine ilişkin ibraname imzalanmadan devrin yapılmayacağı, piyasanın kötü olması nedeniyle tapuların alınmaması halinde her an farklı durumların gelişebileceğinin bildirildiğini, bu nedenle müvekkilinin teslim alınarak kullandığı taşınmazların  davalının borçları nedeniyle haczedilmesi veya üçüncü kişilere devri riski bulunduğundan 30.12.2019 tarihinde ibranameyi imzalayarak tapuyu aldığını, ancak daha önce kira bedelinin ihtarla talep edilmesine rağmen 30.12.2019 ve 01.01.2020 tarihlerindeki ibranamelerin baskı altında imzalandığını, geç teslimden kaynaklı haklarının saklı tutularak talep edileceğinin bildirilmesi de değerlendirildiğinde, geç teslimden kaynaklanan alacağın bulunduğunu ve normal şartlarda bu haktan feragat edilmesinin düşünülmeyeceğini, sözleşmenin 9.1 maddesi gereğince 30.09.2017 tarihi ile taşınmazların fiilen teslim edildiği 30.09.2018 tarihleri arasındaki 12 ayı aşkın kiranın her bir taşınmaz için 3.500 TL ile 6.000 TL arasında olduğunu ileri sürerek, şimdilik 20.000 TL gecikme tazminatının faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini  talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; davacınını, müvekkilince inşa edilen konut projesinden 2 adet taşınmaz satın aldığını, ibranın baskı ve tehdit ile imzalatıldığı iddiasının doğru olmadığını, davacının haksız maddi menfaat elde etmeye çalıştığını, müvekkilinin sözleşmeye uygun şekilde projeyi tamamlayarak daireyi teslim ettiğini, taşınmaz bedellerinin  tamamen ödenmesinden sonra tapunun devir edildiğini, tapu devrinin yapılmasının borcun ödenmesine bağlı olduğunu, sözleşme ve tüm aşamalarda ve ibrada yazılı şekilde işlemler yapıldığını, dairelerin eksiksiz teslim alındığının kabul edildiğini ve teslimden sonra taşınmazların davacı tarafından kullanıldığını, eksiksiz teslim alınan daireler nedeniyle müvekkilinin ibra edildiğini, teslim tutanaklarında da eksiklik bulunmadığının kabul edildiğini, davacı tarafından keşide edilen ihtara Beyoğlu ...Noterliğinin 02.01.2020 tarihli ihtarı ile cevap verildiğini, ülkede yaşanan darbe girişimi nedeniyle teslimin bir süre geciktiğini ve bu durumun tüm alıcılara bildirildiğini, davacıya zorla daire satılmadığı gibi, zorla tapu devri de yapılmadığını, dairelerin tesliminden sonrada geç teslim iddiasında bulunulmadığını, 30.12.2019 tarihli ibra ve feragat uyarınca bu taleplerin ileri sürüleyeceğini, davacının ihtarla kötü niyetli taleplerine zemin oluşturmaya çalıştığını, sözleşmenin 9. maddesinde mücbir sebep halinde kira tazminatının ödenmeyeceğinin kararlaştırıldığını ve ülkede yaşanan darbe girişiminin bu kapsamda olduğunu, tamamlanan taşınmazların eksiksiz olarak tutanakla teslim alındıktan sonra tarafların ibralaştığını ve tapunun devir edildiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Taraflarca delilleri bildirilmiş, tapu kaydı ve mimari proje celp edilmiş, mahallinde  yapılan keşif sonucu bilirkişiler tarafından düzenlenen rapor dosyaya ibraz edilmiştir.  15/02/2021 tarihli bilirkişi kurulu raporunda özetle, teslim tarihinin 25.05.2015 inşaat ruhsat tarihinden itibaren 30 ay ve 3 ay normal uzama süresi dikkate alındığında her bir dairenin 25.02.2018 tarihinde teslimi ile yapılan nesaplamada  51 no.lu bağımsız bölümün 03/09/2018 tarihinde, 55  no.lu bağımsız bölümün 23/09/2018 tarihinde teslimi ile daire brüt alanı 213,60m2 olarak hesaplandığında  51 no.lu bağımsız bölümün  6 ay 7 günlük kira değeri 26.230,00 TL,, 55  no.lu bağımsız bölümün  6 ay 7 günlük kira değeri 29.035,00 tl,olarak hesap edildiği  beyan edilmiştir. Böylece sözleşme, mahallinde yapılan keşif, bilirkişi kurulunun raporu ile tüm dosya kapsamına göre;  ... ...  İlçesi  ... ada ... parsel nolu taşınmaz ve  807 ada,1 parsel nolu taşanmaz  üzerinde davalı tarafça  inşaa edilen  ... konut projesindeki   B3 Blok 55 ve B2 Blok 51 nolu dairelerin davacı tarafından satın alındığı, davalı tarafça  51 no.lu bağımsız bölümün 03/09/2018 tarihinde, 55  no.lu bağımsız bölümün 23/09/2018 tarihinde her iki bağımsız bölümün de davacıya teslim edildiği, teslim tutanaklarında davacının gayrimenkulü  inceleyerek teslim aldığı mali ve hukuki olarak her türlü ayıp ve noksandan ari ... A.Ş yi ibra ettiği, taraflar arasında yapılan sözleşmeye göre, davalı tarafından teslimde geçikme olması halinde alıcıya gecikilen her ay için çevredeki emsal konutun rayiç kira bedelinin ödeneceğinin  taahhüt edildiği, davalının sözleşmeye göre ödemesi gereken kira kaybı alacağının bilirkişi kurulu raporu ile 51 no.lu bağımsız bölümün   kira değeri 26.230,00 tl, 55  no.lu bağımsız bölümün  kira değeri 29.035,00 TL olarak hesap edildiği  beyan edilmiştir.Dosyadaki 30/12/2019 tarihli ibranameler ile davacının davalıyı ibra ettiği anlaşılmıştır.Her ne kadar davacı ibranamelerin davalı şirket yetkililerin korkutması altında imzalatıldığı ve geçersiz olduğu beyan edilmiş ise de dinlenen tanık beyanları ile bu hususun sabit olmadığı anlaşılmıştır. Davacı hiçbir ihtirazi kayıt ileri sürmeksizin ibranameleri imzalamıştır. Davacı  taşınmazın tüm özelliklerini inceleyerek bilerek satın aldığından, davalı tarafından  yapılan teslimde davacı davalıyı ibra ettiğinden ve  teslimden sonra davalıya herhangi bir bildirimde bulunmadığından,  sözleşmedeki hususuların yerine getirilmediğinin ve yapının yetersizliğinin ileri sürülemeyeceğinden , taşınmazın ayıplı olarak inşa edildiği ve davalının sorumlu olduğuna ilişkin davacı iddiası yerinde görülmemiş  bu husustaki taleplerin reddine karar vermek gerektiği...\" gerekçesiyle davanın reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı  vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; HMK'nın 186. maddesindeki düzenlenmeye göre yargılamanın tamamlanarak sözlü yargılama günü verilmediğini, mahkemece tahkikatın tamamlanması halinde HMK’nın 184. maddesine uygun olarak, tarafların tamamının hazır olduğu yargılama sırasında, hakimin, tarafların iddia ve savunmalarıyla toplanan delilleri inceledikten sonra, taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklama yapabilmeleri için söz verip, tarafların bütün tahkikat hakkındaki açıklamalarını dinleyip, tahkikatı gerektiren bir hususun kalmadığını belirledikten sonra, yüzlerine karşı tahkikatın bittiğini tefhim etmişse, sözlü yargılama hakkında da görüşlerini sorması gerektiğini, tahkikatın bittiğinin tefhim edildiği duruşmada, taraflardan bir kısmının hazır olmaması veya hazır olan tarafların bir kısmının sözlü yargılama için gün tayin edilmesini istemeleri halinde sözlü yargılama için HMK’nın 186. maddesine uygun olarak duruşma günü belirlenmesi ve bu durumun duruşmada olmayan taraflara meşruhatlı davetiye ile tebliğ edilmesi gerektiğini, tahkikatın bittiğinin tefhim edildiği duruşmada, tarafların tamamının hazır ve sözlü yargılama için yeni duruşma günü verilmesini istemediklerini beyan etmeleri halinde, bu husus duruşma tutanağına yazıldıktan sonra, sözlü yargılamaya geçilerek HMK’nın 186/2. maddesine göre son sözler sorularak bundan sonra hüküm verileceğini, Oysa 18.03.2021 tarihli oturumda sonradan ortaya çıkan, yargılamayı geciktirme amacı taşımayan ve mahkeme tarafından oluşturulan kanaate etki yapacak delillerin celbinin istenilmesine ve bu delillerin süre verilmesi halinde yazılı olarak ıslah dilekçesi ile bildirileceğinin söylenmesine rağmen mahkemece bu taleplerin dikkate alınmadan davanın sonuçlandırıldığını, sözlü yargılamaya geçilmesi için yeni duruşma günü verilmesinin istenip istenmediğinin davacıya sorulmadığını, ıslah yoluyla yeni delil sunma hakkının sınırlandırıldığını, adil yargılama ve hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğini, Esasa ilişkin olarak, ibranın korkutma etkisi ile alınmadığı kabul edilmesine rağmen, inşaat şirketlerinin genel olarak projeden satış hallerinde taksiti biten alıcılara, feragat imzalatılmadan tapu devri yapmadıklarını, Ülkedeki bu gerçekliğin mahkemece göz ardı edildiğini, ibranamenin müvekkillerinin iradesine aykırı olarak ve müvekkilinin iradesinin sakatlanarak imzalatıldığını, ibranın imzalanması sırasında müvekkilinin korkutulmasının tanık beyanları ve ihtarnameler haricinde ispat edecek bir imkan bulunmadığını, başka insanların da benzer mağduriyetler yaşadığına ilişkin tanık anlatımı bulunduğunu, buna karşı, korkutma konusunda ne şekilde bir kanıt istendiğinin anlaşılamadığını, müvekkilinin korkutma altında ibrayı imzaladığını, müvekkilince bir yıllık kira alacağı için 900.000,00 TL'ye satın alınan dairelerin riske atılması için ibranın imzalandığını, zira davalının borçları nedeniyle taşınmazların haczedilme ihtimali bulunduğu gibi, davalının bu taşınmazları üçüncü kişilere devir etme ihtimalinin de bulunduğunu, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne, karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, davalı tarafından satılan taşınmazların geç teslimi nedeniyle oluşan kira tazminatı alacağının tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine, karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı ve davalı şirket arasında düzenlenen 11.02.2016 tarihli taşınmaz satım vaadi sözleşmesi kapsamında, davalı tarafından inşa edilen  projeden iki adet taşınmazın davacıyla satımı kararlaştırılmıştır. Sözlemeye göre her bir daire KDV hariç 900.000 TL bedelle satılacaktır. Sözleşmenin teslime ilişkin 9. maddesinde, taşınmazların en geç 20.06.2017 tarihinde teslim edileceği, teslimin her halükarda inşaat ruhsat tarihi olan 25.05.2015 tarihinden itibaren 30 ay içinde gerçekleştirileceği kararlaştırılmıştır. Sözleşmede teslimin en fazla 3 ay gecikebileceği de belirlenmiştir. Normal teslim tarihi ruhsat tarihinden itibaren hesaplandığına, 51 nolu bağımsız bölümün 03.09.2018 tarihinde, 55  nolu bağımsız bölümün 23.09.2018 tarihinde teslimi gerektiği ve bürüt alana göre 51 nolu bağımsız bölümün  6 ay 7 günlük kira gelirinin 26.230,00 TL, 55  nolu bağımsız bölümün  6 ay 7 günlük kira bedelinin ise  29.035,00 TL olarak bilirkişi tarafından belirlenmiştir. Satın alınan taşınmazlar eksiksiz şekilde Ekim 2018 tarihinde davacıya teslim edilmiştir. Taşınmazlarda açık veya gizli bir ayıp bulunduğu ileri sürülmemiş ve davada buna ilişkin bir talep ileri sürülmemiştir. Dava dilekçesinde de 30.09.2018 tarihi itibariyle taşınmazın teslim alındığı ve kullanıldığı kabul edilmiş ve 20.06.2017 tarihine göre gecikme bulunduğu belirtilerek kira alacağı talep edilmiştir. Dosyadaki bilirkişi tespitine göre ise sözleşmenin 9. maddesine göre teslimin yaklaşık altı ay geciktiği belirlenmiştir. Taşınmazların satım bedellerinin bir kısmının peşin ödendiği kalan kısmın ise  vadelendirildiği, davacının son taksitleri erken ödeyerek taşınmazların tapu kaydını 30.12.2019 tarihinde aldığı açıktır. Taraflar arasında düzenlenen 30.12.2019 tarihli ibranamede de her iki taşınmazın eksiksiz teslim edildiği ve taraflar arasında düzenlenen satım sözleşmesi nedeniyle davalının ibra edildiği ve sözleşme ile kanundan kaynaklanan tüm dava ve taleplerden feragat edildiği belirtilmiştir. İbraname altındaki imza kabul edilmiş, ancak ibranın korkutma etkisi altında imzalandığı belirtilmiştir. Korkutma iddiası kapsamında, ibranın verilmemesi halinde taşınmazın tapusunun verilmeyeceği, ülkede genel olarak projeden taşınmaz satan şirketlerin ibra almadan tapuyu devir etmedikleri, aynı projeden daire satın alan kişilerden de korkutularak ibra alındığı, davalı şirketin borçları nedeniyle taşınmazların haczedilme ihtimali bulunduğu, davalının taşınmazları devir etme ihtimali de dikkate alındığında, büyük bedeller ödenerek satın alınan ve borcu ödenen taşınmazların riske sokmamak için ibraname imzalandığı ileri sürülmüştür. Bu kapsamda, kira alacağı için keşide edilen ihtar ve tanık anlatımları ile korkutma olgusunun kanıtlandığı ileri sürülmektedir . TBK'nın 132.maddesine göre, borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir. İbra bir sözleşme olup, bu sözleşme ile bir borcu sona erdirilmesi mümkündür. Bu nedenle tüm sözleşmelerde olduğu gibi TBK'nın 26 ve devamı maddelerine göre irade sakatlığı veya hükümsüzlük hallerinin bulunması durumunda, ibranın da geçersiz oluğu ileri sürülerek kanıtlanabilir. Davacı, ibranın korkutma etkisi ile imzalandığını ve irade sakatlığı nedeniyle geçersiz olduğunu ileri sürmektedir. Korkutma hukuki bir fiil olup, tanık dahil her türlü delil ile kanıtlanması mümkündür. Nitekim, mahkemece davacının gösterdiği tanıklar dinlenmiştir. Tanık olarak dinlenen Vahap Muradalan şirketin imza yetkilisi olup, şirket tüzel kişiliğini temsil etmesi nedeniyle beyanı açıklama ve isticvap kapsamında değerlendirilmiştir. Beyanda,  taahhütname imzalatılmadan tapu verilmeyeceğinin belirtildiği, bankanın alacağı nedeniyle taşınmazların haczedilebileceğinin bildirilmesi nedeniyle ibra verildiğinin bildirildiği görülmüştür.  Tanık ... ise davacıların komşusu olduğunu ve davacının imza için zorlandığını duyduğunu belirttiği tanığın somut olaya ilişkin görgüsü bulunmadığı ve duyuma dayalı beyanda bulunduğu anlaşılmıştır. Tanığın ayrıca, davacılarla benzer şekilde daire satın aldığı ve tapu devri sırasında davalının kendisini de zorladığını ifade ettiği anlaşılmıştır. Beyanda bulunan tanığın davalı ile yaşadığı beyan edilen sorunun, davacı ile davalı arasındaki ilişkide de yaşandığını kabul etmek mümkün değildir. Bu nedenle, bu tanığın davacı şirket ortaklarının komşusu olup olmadığına ilişkin, son oturum ileri sürülen araştırmanın yapılmasına gerek bulunmamaktadır.Dosyadaki deliler, tanık beyanları ve ihtarlara göre korkutma iddiasının yerinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. TBK'nın  37. maddesi gereğince, bir kimse karşı tarafın veya üçüncü bir kişinin kendisi veya yakınlarının maddi veya manevi varlığına yönelik hukuka aykırı ve esaslı korkutması sonucu yaptığı sözleşme ile bağlı sayılamaz. TBK'nın 38. maddesi hükmüne göre ise, korkutmadan (ikrah-tehdit) söz edilebilmesi için, korkutmanın sözleşmeyi yapan kimsenin veya yakınlarının kişilik haklarına veya mal varlıklarına yönelik olması, korkutmaya maruz kalanın sübjektif durumuna göre ağır ve derhal meydana gelebilecek nitelik taşıması, haksız (hukuka aykırı) sayılması ve illiyet bağının bulunması yani sözleşmenin korkunun yarattığı etki sonucu yapılması zorunludur.  Bu koşulların varlığı halinde iradesi sakatlanan taraf, isterse iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili olarak ortadan kaldırılabilir. İrade sakatlığı her türlü delille ispat edilebileceği gibi, iptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Hata, hile ve korkutmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içinde, sözleşmenin karşı tarafına yöneltilecek tek taraflı bir irade açıklaması ile bildirilebileceği gibi def'i veya dava yoluyla da kullanılabilir. Buna göre somut olay incelendiğinde; davanın süresinde açıldığı anlaşılmaktadır. Davacı tarafından talep edilen miktar cezai şart olmayıp, TBK'nın 125.maddesine göre gecikme tazminatı olduğundan, dairelerin fiilen teslimi veya tapunun devri sırasında saklı tutulmasa dahi zamanaşımı süresi içinde talep edilmesi mümkündür. Ancak, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri mal varlığına ilişkin gecikme tazminatı konusunda bir birlerini TBK'nın 132. maddesine göre ibra etmeleri mümkündür. Davacı tarafından ileri sürülen korkutma iddiası TBK'nın 37 ve devamı maddelerine uygun değildir. Anılan maddelerde belirtildiği gibi, davacı veya yakınlarına karşı esaslı bir korkutma veya mal varlığına ciddi bir zarar verileceğine ilişkin esaslı bir korkutma bulunmamaktadır. Tapunun devir alınmaması halinde, davalının borçları nedeniyle haczedileceğinden endişe edilmesi veya gecikme tazminatı hakkından feragat edilmemesi halinde tapunun devir edilemeyeceği olgusu belirtilen kapsamda bir korkutma değildir. Kaldı ki usulüne uygun delillerle bu olgu dahi kanıtlanmamıştır. Davacının gösterdiği tanığın görgüye dayalı bilgisi bulunmamaktadır. Tanık kendisin gibi taşınmaz alan diğer kişilerden de ibra vermemesi halinde tapu verilmeyeceğinin beyan edildiğini, ayrıca davacının da ibra için zorlandığını duyduğunu ifade etmiştir. Diğer tanık ise şirketin imza yetkilisi olup, taşınmazın bir an önce alınması için ibra verildiğini belirtmektedir. Tapu devri sırasında davalı tarafından TBK'nın 38.maddesinde belirlenen \"kendisinin veya yakınlarından birinin kişilik haklarına ya da malvarlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta haklı ise, korkutma gerçekleşmiş sayılır.\" hükmüne göre bir korkutmanın bulunmadığı açıktır. Aksi halin kabulü, her türlü sözleşme ilişkisinin ve hukuki güvenliğin tehlikeye atılması anlamına gelir. Bir sözleşmenin düzenlenmesi sırasında, tarafların çeşitli hak ve menfaatlerinin bulunabileceği ve bu hak ve menfaatlerin karşılıklı uzlaşması ile sözleşmenin kurulabileceği, hak ve menfaatlerdeki kısmi dengesizliklerin, irade fesadı olmaması koşulu ile kabul edilmemesi halinde, her türlü sözleşmenin sonradan değerlendirilerek geçersiz sayılma riski bulunduğundan, istinaf başvurusunda ileri sürülen hususların kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır.İlk derece mahkemesince yapılan inceleme ve araştırma yeterli olup, hukuki dinlenilme hakkı kapsamında açıklama yapılmasına olanak sağlanarak deliller toplanmıştır. Davacının gösterdiği tanıklar dinlenmiştir. Tanık ...'in görgüye dayalı bilgisi bulunmamadığı gibi, beyanda belirtilen hususların sabit olduğu kabul edilmesi halinde de korkutma niteliğinde bir olgunun bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle bu tanığın şirket yetkililerinin komşusu olup olmadığının araştırılmasına gerek bulunmamaktadır. Tanık beyanı görgüye dayalı olsa dahi, bu beyanlar TBK'nın yukarıda belirtilen 38.maddesi kapsamında sözleşmenin sona erdirilmesini gerektirir nitelikte korkutma sayılmaz. Mahkemece usulüne uygun şekilde yargılama yapılarak tahkikat bitirilmiştir. Son oturumda, davacı tarafından ileri sürülen talepler reddedilerek HMK'nın 186.maddesine göre sözlü yargılamaya geçilmiştir. HMK'nın 175.maddesine göre taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemini ıslah edebilir. Islah HMK'nın 177.maddesine göre tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir. 177/3.maddesine göre sözlü ıslah yapılması da mümkündür. Davacının ıslahının, tanığın komşuluğuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Bunun dışında duruşma tutanağına yansımış bir ıslah nedeni bulunmamaktadır. Yukarıdaki açıklamalara göre tanığın yakınlığı veya komşuluğunun araştırılmasının hangi nedenlerle sonuca etkili olmadığı açıklanmıştır. Bu nedenle HMK'nın 182.maddesi kapsamında ısla talebinin kötü niyetli ve davanın uzatılmasına yönelik olduğu değerlendirilerek kabul edilmeden sözlü yargılama yapılması yerindedir. Islah ile yeni bir tanık listesi sunulması mümkün olmadığı gibi, üçüncü kişilerde bulup ibrazı bu tarihe kadar mümkün olmayan ve davanın sonucuna etki edebilecek  HMK'nın 145.maddesine uygun bir delil bulunduğu da kanıtlanmamıştır.Son oturum 18.03.2021 tarihinde yapılmıştır. Bu tarihte HMK'nın 22.07.2020 tarih ve 7251 sayılı Kanunun 20. maddesi ile değiştirilen 186.maddesi yürürlüktedir. Anılan hükümdü \"Mahkeme, tahkikatın bittiğini tefhim ettikten sonra aynı duruşmada sözlü yargılama aşamasına geçer. Bu durumda taraflardan birinin talebi üzerine duruşma iki haftadan az olmamak üzere ertelenir. Hazır bulunsun veya bulunmasın sözlü yargılama için taraflara ayrıca davetiye gönderilmez. Sözlü yargılamada mahkeme, taraflara son sözlerini sorar ve hükmünü verir. (Ek cümle:22/7/2020-7251/20 md.) Şu kadar ki, 150 nci madde hükmü saklıdır\" düzenlemesi bulunmaktadır.  Mahkemece belirtilen şekilde har iki taraf vekilinin katılımı ile tahkikat sona erdirilerek sözlü yargılamaya geçilmiştir. Maddede belirtilen şekilde sözlü yargılama için  ayrı bir gün verilmesi talep edilmemiştir. Duruşma tutanağı, HMK'nın 151.maddesine göre duruşmanın seyrinin tespiti açısından resmi belge olup, aksinin ancak sahteliğinin iddia edilebilecek olması karşısında, davacının ileri sürdüğü istinaf nedeninin yerinde olmadığı ve mahkemece usulüne uygun yargılama yapıldığı anlaşılmakla, davacı vekilinin tüm istinaf başvuru nedenlerinin reddine karar verilmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle HMK'nın 353/1.b.1.maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı  tarafından yatırılan istinaf başvuru harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 368,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline,3-Davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvuru için yapılan masrafların kendi  üzerlerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,5-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 25.04.2024 oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"1253fd50a6520cf7","SID":"dde4f7e87d208725"}}