{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/675 <br>KARAR NO: 2024/671<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 22/09/2020<br>NUMARASI: 2017/548 E. - 2020/353 K.<br>DAVANIN KONUSU: Tazminat (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davalılar tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 16.08.2007 tarihinden bu yana her iki şirketin Datça bölgesindeki acentelik faaliyetini yerine getirdiğini, 16.08.2007 tarihli acentelik sözleşmesinin davalılarca Beyoğlu ... Noterliğinin 15.02.2017 tarihli ihtarı ile tek taraflı feshedilmesi nedeniyle müvekkilinin maddi ve manevi zarara uğradığını, müvekkilinin kendi bölgesinde ulaşabileceği en yüksek müşteri portföyüne ulaştığını, çalışmalarının sürekli şekilde başarı primleri ile ödüllendirildiğini, ancak haklı bir neden olmaksızın sözleşmenin tek taraflı feshinin hukuka aykırı olduğunu, haksız uygulamaların düzeltilmesi için müvekkilince gönderilen Beyoğlu ... Noterliğinin 20.03.2017 tarihli ihtarnamesi ile haksız feshin ve fesihten kaynaklı haksızlıkların giderilmesi için süre verdiğini, müvekkilinin haksız feshe kadar gösterdiği faaliyetler ile davalı şirketlere önemli miktarda müşteri kazandırdığını, müvekkilinin edindiği müşteri portföyünden fesih sonrası da davalıların yararlanacağını, TTK'nın 122. maddesine davalıların denkleştirme tazminatından sorumlu olduklarını ileri sürerek, denkleştirme tazminatının belirlenerek avans faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini, ayrıca haksız fesih nedeniyle yapılan fesih bildirimi, azilname, ihtarname ve ticaret siciline tescil masraflarının ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, savunmasında özetle; müvekkilleri ile davacı arasındaki acentelik ilişkisinde uyulması gereken kuralların 16.08.2007 tarihli sözlemede belirlendiğin, ancak davalıdan kaynaklanan eylemlerle güven ilişkisinin ortadan kalkması nedeniyle 15.02.2017 tarihli ihtarla sözleşmenin 24. ve  TTK'nın 121/1-c-2 hükmü gereğince sözleşmenin tek tarafla olarak feshedildiğini, davacının 2016 yılındaki hedefleri gerçekleştiremediğini, branş bazında gerçekleştirilmesi gereken hedeflerin davacının ekranına yüklendiğini ve hedeflerin itiraz edilmeksizin kabul edildiğini, acentenin gerekli faaliyetleri göstermemesi nedeniyle oluşan zararlardan sorumlu olduğunu, acentelik sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğinden davacının denkleştirme tazminatı alacağı bulunmadığını, feshin haklı olmadığı kabul edilse dahi davacının, müvekkili şirket dışındaki sigorta şirketleri ile  çalışması, TTK'nın 122. maddesinde belirlenen denkleştirme tazminatı koşullarının oluşmaması, müvekkilinin önemli menfaat elde etmemesi, acentenin kendi müşterilerine kaybetmesi nedeniyle ücret kaybına uğramaması ve hakkaniyetin gerektirmemesi nedeniyle denkleştirme tazminatı alacağı bulunmadığını, davacının poliçe düzenlediği müşterilerden sadece 34 tanesine müvekkilince sonradan poliçe düzenlendiğini, tazminatın belirlenmesinde markanın satışı kolaylaştırıcı etkisinin de dikkate alınması gerektiğini, müvekkili şirketin ülkede tanınan önde gelen sigorta şirketlerinden olduğunu, denkleştirme tazminatına hükmedilebilmesi için yasada belirlenen şartların gerçekleşmesi gerektiğini savunarak,  davanın reddini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...yapılan yargılama alınan kök ve ek rapor ile sunulan delillerden, taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin davalılarca haksız şekilde feshedildiği ve davacının 15.02.2017 tarihli fesihten sonra TTK'nın 122/4. maddesinde belirlenen bir yıllık hak düşürücü süre içinde belirsiz alacak davası şeklinde dava açarak denkleştirme tazminatı talep ettiği, TTK'nın 122.maddesindeki düzenlemeye göre yapılan değerlendirmede, sözleşmenin sözleşmenin denkleştirme talebine imkan verecek biçimde sona erdirildiği, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da davalının önemli menfaatler elde ettiği, acentenin ücret kaybına uğradığı ve denkleştirme bedeli ödenmesinin hakkaniyete uygun olduğu, TTK'nın 122/2. maddesine göre tazminatın, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz ilkesine göre yapılan hesaplamaya göre feshinden sonra ilgili acentenin 56 müşterisine ait toplam 145 poliçenin davalının diğer acenteleri tarafından yenilendiği ve davalı sigorta şirketinin toplamda 115.420,00 TL net prim geliri elde ettiği, bu poliçeler için düzenlenen acentelere 18.642,00 TL komisyon tahakkuk ettirildiği, yaklaşık 10 yıl süren acentelik sözleşmesine göre son 5 yıllık net komisyonların 1 yıllık ortalamasına göre basit aritmetik ortalamasına göre 121.190,00 TL tazminata ulaşılacağı, 2012 ve 2017 yılı faaliyetlerinin  bir yılın altında kalması nedeniyle gün hesabına göre hesap yapıldığında davacının talep edebileceği portföy tazminatının 118.274,00 TL olduğu, acentenin fesihle ücret kaybına uğradığı ve talebin hakkaniyete uygun olduğu; davalı ... A.Ş. yönünden ise acente tarafından herhangi bir hayat ya da emeklilik poliçesi düzenlenmediğinden yeni müşteri çevresi yaratıldığından veya var olan müşterilerle ilişkinin pekiştirilip genişletildiğini ve bu müşteriler sebebiyle davalının önemli menfaatler elde ettiğinin ispat edilemediği..\" gerekçesiyle, davalı ... A.Ş'ye yönelik davanın kabulü ile 116.190,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsiline, davalı ... AŞ'ye yönelik davanın reddine, karar  verilmiştir. Kısa karardan sonra mahkemece, hüküm altına alınan tazminatta maddi haya yapıldığı belirtilerek 06.11.2020 tarihli tashih kararı ile bu kez re'sen davanın kısmen kabulü ile 118.274,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalı ... AŞ'den tahsiline karar verilmiştir.Bu karara ve tashih kararına karşı, davalılar vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalılar  vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkemece verilen kararın sözleşme hükümlerine, genel hükümlere ve sigortacılıkta portföy tazminatı ile ilgili tüm düzenlemelere aykırı olduğunu, gerekçeli kararın 05.11.2020 tarihinde yazılmasından sonra, 06.11.2020 tarihinde re'sen hükmün düzeltilerek üklenen tazminatın hükmün tashihi adı altında artırılmasının usul hükümlerine açıkça aykırı olduğunu, yapılan işlemle kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki oluşturulduğundan kararın sadece bu nedenle kaldırılması gerektiğini,Mahkeme kararında denkleştirme tazminatı ile ilgili bazı unsurlardan söz dilmesine karşın nitelendirmenin doğru olmadığını, mahkemece denkleştirme tazminatına ilişkin kurumların karıştırıldığını, tazminatın dört unsurunun bulunduğunu, yasada son 5 yılın komisyon ortalaması limit olarak esas alınmasına rağmen asıl limitin, fesihten sonra devam eden üretime isabet eden komisyon bedeli olduğunu, mahkemece alınan bilirkişi raporunda fesihten sonra sadece 56 müşterinin 145 adet poliçesinin devam ettiği ve devam eden bu poliçelere isabet eden komisyon bedelinin 18.642 TL olduğunun belirlendiğini, denkleştirme tazminatının tüm unsurları sağlansa dahi bu miktara hükmedilebileceğini, bunu miktarı aşan ve tüm primin dikkate alınarak 118.274 TL tazminata hükmedilmesinin hatalı olduğunu, mahkemece sigortacılığın anlaşılmadan karar verildiğini, primin, komisyon olarak algılandığını ve primin, sigorta şirketlerinin net kazancı olarak kabul edildiğini, son 5 yılın komisyon ortalaması üst limit olarak değil gerçek zarar olarak kabul edilerek yasa ve yerleşik uygulamalara aykırı karar verildiğini, haksız fesihten kaynaklanan tazminat ile denkleştirme tazminatının bir birine kararlaştırıldığını, verilen hedeflerin uyarılara rağmen tutturulmaması üzerine sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğini ve feshin altı ay sonra 15.02.2017 tarihinde geçerli olduğunu, mevzuat 3 aylık ihbarı öngörmüşken 6 ay sonra fesih yapıldığını, fesihten sonra kök rapora göre yenilenen 145 poliçe için 18.642 TL komisyon ödenmesine rağmen, prim alacağının tamamının denkleştirme alacağı olarak değerlendirildiğini, hak düşürücü süreden sonra yapılan ıslahın kabulünün hatalı olduğunu, ... AŞ yönünden reddedilen dava yönünden avukatlık ücretinin yanlış hesaplandığını, her iki şirketin tüzel kişiliğinin farklı olduğunu, davacının ayırım yapmaksızın her iki şirketten 121.190 TL talep ettiğini, bu nedenle bu miktar üzerinden 15.463 TL hükmedilmesi gerekirken 3.400 TL'ye hükmedilmesinin hatalı olduğunu, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine, karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, acentelik sözleşmesinin haksız feshine dayalı olarak portföy tazminatının tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davacı ve davalı vekillerince yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf  nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı, davalılarla imzalanan 16.08.2007 tarihli acentelik sözleşmesinin 15.02.217 tarihinde haksız şekilde feshedildiğini ileri sürerek, denkleştirme tazminatı talebinde bulunmuş ve bu talebini yasal süresi içinde belirsiz alacak davası şeklinde ileri sürmüştür. Davalılar ise, taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin yasa ve sözleşmeye uygun şekilde süre verilerek ve haklı şekilde feshedildiğini, davacının verilen süreye rağmen hedeflerini gerçekleştirmediğini, TTK'nın 122. maddesi  ve Sigortacılık Kanunun 23. maddesi uyarınca denkleştirme tazminatı alacağı şartlarının oluşmadığını savunmuş, mahkemece, denkleştirme tazminatı alacağı şartlarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.  Genel olarak portföy tazminatı, acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra, bu ilişki devamı boyunca acentenin kişisel gayretiyle yarattığı müşteri çevresinden akidinin halen yararlanması, acentenin ise yararlanmaması nedeniyle uğradığı kaybın karşılığıdır. Somut olayda uygulanması gereken  TTK'nın 122. maddesinde açıkça \"denkleştirme istemi\" olarak tanımlanan, doktrinde de \"müşteri tazminatı\", \"portföy tazminatı\", \"portföy akçesi\" olarak da ifade edilen bu tür tazminat, 5684 sayılı Sigorta Kanununun 23/16. maddesinde,  sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa, sigorta acentesinin, sigorta şirketinden tazminat talep edebileceği şeklinde düzenlenmiştir. İlk derece mahkemesince davacının alacağının belirlenmesi için alınan kök raporda fesih sonrası davacının 56 müşterisine ait 145 poliçenin yenilendiği belirlenmiştir. İtiraz üzerine alınan 10.12.2019 tarihli bilirkişi ek raporunda; acentelik sözleşmesinin feshedilmesinden sonra tanzim edilen 56 müşteriye ait 145 adet poliçeye ilişkin olarak acentenin yenileme sürecinde uğradığı gelir/komisyon kaybının yıllık ortalamaya göre 121.190,00 TL TL olduğu, 2012 ve 2017 yıllarında bir yıldan az faaliyette bulunulması nedeniyle gün olarak yapılan faaliyet hesabına göre ise 118.274,00 TL denkleştirme tazminatı alacağı bulunduğu, dolayısıyla davalı sigorta şirketinin, acentelik sözleşmesinin sona ermesinden sonra acentenin portföyü üzerinden düzenlenen poliçeler üzerinden bu miktarda denkleştirme tazminatı ödenmesi gerektiği kanaati bildirilmiştir. Mahkemece, davalının fesihten sonra önemli menfaat elde ettiği,  TTK'nın 122. maddesi ile 5684 sayılı Sigortacılık Kanununun 23/16. maddesine göre somut olayın özellik ve şartları ile hakkaniyet ilkeleri uyarınca denkleştirme tazminatı koşullarının oluştuğu, denkleştirme tazminatının üst sınırının davacı acentenin son 5 yıllık prim ortalaması olan 118.274,00 TL olduğu belirlenerek, davalı sigorta şirketinin marka değeri olarak tanınırlığı, taraflar arasındaki acentelik süresi, acentenin faaliyet süresindeki prim üretimi, acente sözleşmesinin feshinden sonra yenilenen poliçe sayısı, prim ve komisyon oranları dikkate alınarak hakkaniyet gereği bir değerlendirme yapılmadan komisyon yerine, tüm prim üzerinden yapılan hesaplama esas alınarak 118.274,00 TL denkleştirme tazminatına hükmedilmiştir. Acentenin portföy tazminatı talep edebilmesi için dört koşulun gerçekleşmesi gerekir;   1-Acentelik sözleşmesinin denkleştirme talep edecek şekilde sona ermiş olması, 2-Acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra müvekkilin, acentenin çabasıyla oluşturulan yeni müşteri çevresinden önemli menfaatler elde etmeye devam etmesi, 3-Sözleşmenin sona ermiş olması nedeniyle acentenin, müvekkiline devrettiği yeni müşteri çevresinden gelir elde etme imkanını kaybetmiş olması, 4-Acenteye denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun (hakkaniyetin bir gereği) olması (Özge Ayan, Acentenin Denkleştirme Talep Hakkı, Seçkin Yayınları, Ankara 2008, s. 146 vd; Arslan Kaya, Ticaret Kanunu Şerhi- Birinci Kitap Ticari İşletme- Yedinci Kısım-Acentelik, 2. Basım, İstanbul 2016, s.247 vd). Bu açıklamaya göre, mahkemece öncelikle somut olayda bu dört koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği tespit edilmesi gerekmektedir.  Bundan sonra, koşulları varsa, alacağın hesaplanmasına geçilmelidir. Denkleştirme alacağının hesaplanma şekli konusunda mevzuatta bir formül verilmemiştir. Bu durumda karşılaştırmalı hukuktan ve 6102 sayılı TTK'nın 122. maddesindeki  düzenlemeden ve Yargıtay uygulamasından hareketle bir hesaplama yöntemi uygulanmalıdır. Denkleştirme talebinin temelinde, acentenin kendi çabasıyla oluşturduğu yeni müşteri çevresinin, sözleşme ilişkisi sona erdiğinde müvekkile (yani davalıya) devredilmiş olması ve bu yeni müşteri çevresinin ekonomik bir değerinin olması yatmaktadır. Bu nedenle, öncelikle oluşturulan yeni müşteri çevresinin tespiti yapılmalıdır. Acentenin göreve başladığı tarihte mevcut olan müşteri çevresi hariç, yeni oluşturulan müşteri çevresi belirlenmelidir.Bundan sonra hesaplama üç aşamada yapılır; Birinci aşamada, acentenin kendi çabasıyla kazandırdığı yeni müşteri çevresinden müvekkilin elde ettiği/elde etmesi muhtemel menfaatler/gelirler hesaplanır. Daha sonra, acentenin yeni müşteri çevresiyle işlem yapamayacak olması nedeniyle uğradığı gelir kaybı hesaplanır. Bu kayıp, acentelik sözleşmesi devam etseydi, acentenin temel edimleri karşılığında elde edeceği ücret (provizyon) gelirleridir. Burada temel bir kural vardır. Müvekkilin menfaati, acentenin ücret kaybı kadardır. Bu nedenle, müvekkilin elde edeceği menfaatin, acentenin gelir kaybı kadar olduğu ilkesinden hareketle, öncelikle acentenin gelir kaybının hesaplanması uygun olacaktır. Bu hesaplama yapılırken, acentenin temel ediminin karşılığı olan ücretler esas alınmalı ve maliyetler düşüldükten sonraki net gelir esas alınmalıdır. Acenteye arızi olarak ödenen ücretler bu hesaplamada dikkate alınmamalıdır ve acentenin bir yıllık gelir kaybı bulunmalıdır.Gerek müvekkilin elde edeceği menfaat miktarının gerekse acentenin yoksun kaldığı toplam gelir miktarının hesaplanabilmesi için, yeni müşteri çevresinin müvekkille ne kadar süreyle ticari ilişkide bulunacağının, somut olayın özelliklerine göre tahmin edilmesi gerekir.Daha sonra, işin niteliğine ve acentelik ilişkisinin devam ettiği süredeki veriler dikkate alınarak, yıllık müşteri kayıp oranı belirlenir. Yeni müşterilerle müvekkilin tahmini ilişki süresi esas alınarak her yıl için belirlenen miktarlardan, müşteri kayıp oranında indirim yapılır. Her yıl için bulunan zararlar toplanır. Bulunan bu ham alacak üzerinden, acentenin denkleştirme alacağını peşin olarak alacağı düşünülerek, faiz indirimi yapılır ve birinci aşamadaki ham alacak bulunur.İkinci aşamada hakkaniyet denetimi yapılır. Bu aşamada üst sınır dikkate alınmaz. Somut olayın özelliklerine göre, hakkaniyet ilkesi gereğince alacak tutarında indirim veya artırım yapılabilir. Örneğin, müvekkilin markasının tanınmışlığı yeni müşteri çevresinin oluşumunda etkili olmuşsa, alacak miktarından uygun bir oranda indirim yapılmalıdır. Acente olağanüstü çaba göstermiş, önemli reklam ve tanıtım çalışmaları yapmışsa alacak miktarı hakkaniyet gereği artırılabilir. Hakkaniyet ölçüsü de uygulanarak, acentenin denkleştirme alacağı hesaplanmış olur.Üçüncü aşamada, hesaplanan denkleştirme alacağının, yasal üst sınırı aşıp aşmadığı denetlenir. Eğer üst sınırın altındaysa hesaplanan alacağa aynen hükmedilir; üst sınırı aşıyorsa, alacak tutarı üst sınıra indirilerek hüküm altına alınır. Denkleştirme talebinin üst sınırı, TTK’nın 122/2. maddesinde şöyle tanımlanmıştır: ''Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır''  Üst sınırın hesaplanmasında, ilk basamaktaki hesaplamadan farklı olarak, acentenin her türlü geliri hesaplamaya dahil edilmeli ve brüt gelir esas alınmalıdır. Üst sınır acentenin alacak talebini sınırlayan bir düzenleme olduğundan, hesaplamanın bu şekilde yapılması hakkaniyete uygun olacaktır. Yukarıda açıklandığı üzere, hesaplama aşamalarla yapılmalı ve üst sınır denetimi en son yapılmalıdır. İlk derece mahkemesinin hükme esas aldığı raporda böyle bir hesaplama yapılmamış, sadece sözleşmenin sürdüğü döneme ilişkin acentenin her yıl ürettiği prim gelirinin ortalamasının azami miktar olarak belirlenip acentelik sözleşmesinin feshedilmesinden sonra tanzim edilen 56 müşteriye ait 145 adet poliçeye ilişkin olarak acentenin yenileme sürecinde uğradığı  komisyon kaybının 18.642 TL olduğu, bu poliçeler nedeniyle 115.420 TL prim tahsil edildiği belirlenmiştir. Rapor ve ek raporda TTK'nnı 122.maddesine uygun olarak son beş yıla ilişkin prim miktarının ortalaması aylık ve günlük hesaba göre belirlenmiştir. Mahkemece, bu ortalama prim  oranı denkleştirme alacağı olarak kabl edilerek hüküm kurulmuştur. Oysa davalı vekilinin prim ve komisyon ayrımına ilişkin ciddi itirazları bulunmasına rağmen, bu hususta rapor alınmamış ve gerekçede buna ilişkin bir açıklama yapılmadan, üretilen primlerin tamamı davacının komisyon geliri olarak dikkate alınarak, denkleştirme tazminatına ilişkin yukarıda belirtilen diğer ilkeler dikkate alınmadan ve değerlendirilmeden karar verilmiştir. Bu durumda ilk derece mahkemesinin denkleştirme alacağına ilişkin yaptığı inceleme ve gerekçesi eksik olup hükme esas alınan  bilirkişi raporu da  bu ilkelere göre hazırlanmadığından hüküm kurmaya elverişli değildir.Diğer yandan, ilk derece mahkemesince kısa kararda davalı sigorta şirketine yönelik tazminat isteminin kabulü ile 116.190 TL tazminatın tahsiline karar verilmiştir. Gerekçeli karada da bu miktarın tahsiline karar verilmiş, ancak gerekçenin son sayfasında davanın kabulüne karar verilmesine rağmen maddi hata yapıldığı belirtilerek hükmün tashih edildiği ve 118.274,00 TL'nin tahsiline karar verildiği belirtilmiştir. Mahkemece, 06.11.2020 tarihinde HMK'nın 304/1.maddesine göre maddi hatanın düzeltildiği belirtilerek kısa karar ve gerekçeli kararda hükmedilen tazminat miktarı, basit hesap hatasının düzeltilmesi kapsamında yükseltildiği anlaşılmıştır. Mahkeme tarafından tefhim edilen hüküm ile taraflara yüklenen hak ve borçlar değiştirilemez. Kısa kararda verilmeyerek reddedilen bir alacak kalemi, daha sonra maddi hata yapıldığı belirtilerek karara eklenemez. HMK'nın 304. maddesinde, hüküm fıkrasındaki basit hesap hatalarının ve maddi hatalarının düzeltilebileceği kabul edilmiştir. Mahkemece, yapılan tashih işlemi bu madde kapsamında olmayıp hükmün tamamen değiştirilmesi ve davalıya yüklenen yükümlülüğün artırılmasına ilişkin olduğundan tashih kararının da yerinde olmadığı anlaşılıştır.Açıklanan bu gerekçelerle HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesince davanın çözümünde etkili olacak önemli deliller toplanmadan ve portföy tazminatı alacağına ilişkin yeterli değerlendirme ve araştırma yapılmadan karar verildiği anlaşıldığından, esasa dair istinaf nedenleri incelenmeksizin, ilk derece mahkemesinin istinafa konu hükmünün ve tashih kararının kaldırılarak, davanın yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda yeniden görülmesi için kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.<br>KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.a.6.maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı  veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince iadesine,4-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair;HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, 25.04.2024 tarihinde, oy birliğiyle ve  kesin olarak karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"40e4867db0b4067b","SID":"76825623e3b5f288"}}