{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/115 Esas<br>KARAR NO: 2024/497<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN\t        <br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 09/10/2020<br>NUMARASI: 2019/85 Esas, 2020/405 Karar<br>DAVA: TAZMİNAT (İşyeri Sigortası Kaynaklı)<br>KARAR TARİHİ: 25/04/2024<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi, <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili...'nun, inşaat işleri yapan bir şahıs şirketi olduğunu, müvekkilinin, davalı ... Sigorta Aracılık Hizmetleri - ... ile görüşerek ... Mah. ... Cad. ... Sitesi ...Blok .. Girişi No:.. Ümraniye/ İstanbul adresinde bulunan inşaat iş makinaları deposunu, işyerim paket sigorta poliçesi kapsamında sigorta ettirmek istediğini bildirmesi üzerine 09/10/2017 - 09/10/2018 tarihlerini kapsayan ... numaralı poliçe ile söz konusu adresteki makinaların davalı ... Sigorta A.Ş.'nin sigortası altına alındığını, yapılan hırsızlık sebebiyle dükkanın, tahrip edilmek suretiyle zarar gördüğünü ve muhtelif inşaat malzemelerinin çalındığını, kolluk kuvvetleri tarafından bu durumun tutanak altına alındığını,  zararın karşılanması talebinin, poliçede hırsızlık teminatı olmasına rağmen demirbaş hırsızlık teminatı olmadığından bahisle davalı tarafından kabul edilmediğini, müvekkilinin uğrayabileceği en büyük riskin, hırsızlık olduğunu, hırsızlık teminatının poliçede yer almamasını, müvekkiline fayda sağlamadığını, poliçede, mal, malzeme, ekipman ve hatta sabit tesisatların da hırsızlık teminatı kapsamında olması sebebiyle müvekkilinin hırsızlık nedeni ile uğradığı zararın tazmini gerektiğini belirterek şimdilik 1.000,00 TL'nin HMK'nun 107. maddesi kapsamında toplanacak delillere göre zararın kapsamı tam olarak belirlendikten sonra o miktarın davalılardan, hırsızlık tarihinden itibaren bankaların uyguladığı en yüksek reeskont faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalı ... Sigorta Aracılık Hizmetleri - ... cevap dilekçesinde; sigorta poliçesinde taraf olmadığını, zira yaptığı işin, aracılık hizmeti olduğunu, davacının talep ve istekleri doğrultusunda dava konusu poliçenin düzenlendiğini, davacı ile 3 yıl aynı sigorta poliçesinin yenilendiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Davalı ... Sigorta AŞ vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafından keşide edilen ihtarname ile 80.000,00 TL zararın ödenmesi talep edildiğinden davanın, belirsiz alacak davası olarak görülemeyeceğini, poliçenin, dekorasyon, demirbaş ve emtea hırsızlık teminatı içermediğinin poliçede açık bir şekilde belirtildiğini, kaldı ki, bu ifadeler kullanılmasa dahi poliçede hırsızlık klozunda dekorasyon, demirbaş ve emtea hırsızlık teminatının verildiğine ilişkin herhangi bir ibarenin bulunmadığını, sigortalı davacı tarafından on dört günlük süre içerisinde poliçeye itiraz edilmediğinden taraflar arasındaki sözleşmenin, poliçedeki şartlarla kurulduğunu, davacı tarafından bedel ödenerek satın alınmayan bir rizikonun gerçekleşmesi sonucu müvekkilinin tazminat yükümlülüğü ile karşı karşıya kalmasının hukuk ve hakkaniyetle bağdaşmadığını, davacının, daha önce düzenlenen hiçbir poliçesinde işbu davaya konu edilen hırsızlık teminatını satın almadığını, hasarın, teminat dışında kaldığına yönelik savunmaları saklı kalmak üzere rizikonun ne şekilde gerçekleştiğinin ve zarar miktarının ispatının davacıya ait olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. <br>İLK DERECE MAHKEME KARARI: İlk derece mahkemesince; davacı tacir ile davalı sigorta şirketi arasında akdedilen poliçenin üçüncü kez aynı koşullarda yenilendiği, davacının, primini ödediği poliçeleri 3 yıl boyunca hiç almadığı ve incelemediği iddiasının basiretli tacir davranışı olmadığı, TTK'nun 1423/2 maddesi uyarınca kendisine aydınlatma formu verilmemesi halinde sigortalı davacının, poliçede yer alan kloza 14 gün içinde itiraz etme hakkı bulunmasına rağmen poliçedeki özel şartlar kaydına itiraz hakkını kullanmadığı, bu nedenle poliçede yer alan özel şartların kesinleştiği, davadaki talebin, bilgilendirme yönetmeliğine aykırılık nedeniyle tazminat talebi olmadığı dikkate alındığında, davalı sigorta şirketine karşı açılan ve hırsızlanan demirbaş veya emtia niteliği taşıyan inşaat malzemeleri-makineleri zararının tazmini talepli davanın, poliçenin temin etmediği riske-kloza dayalı tazminat talebi olduğunun anlaşılması nedeniyle davalı sigorta şirketi yönünden açılan davanın bu sebeple reddine karar verilmiş olup davalı acente yönünden ise, sadece poliçe akdedilmesinde aracılık faaliyeti yürüten acentenin TTK ve sigortacılık mevzuatı uyarınca poliçe teminatlarına ilişkin tazmin yükümlülüğü bulunmadığı, bu nedenle davada acenteye husumet yöneltilemeyeceğinden, acenteye karşı açılan davanın ise pasif husumet yokluğundan reddine dair karar verilmiştir.<br>İSTİNAF NEDENLERİ: Karar, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde;  sigorta poliçesindeki  genel ve özel şartların, müvekkilinin haberi olmaksızın tek taraflı bir şekilde hukuka aykırı olarak düzenlendiğini, ilgili poliçenin ne hazırlanma aşamasında ne de hazırlandıktan sonra müvekkilinin eline geçmediğini, sigortacı tarafından poliçenin teslim edilmemesi nedeniyle müvekkilinin, poliçe içeriğinde hırsızlık teminatının bulunmadığından haberi dahi olmadığını, sigortacının, kendi üstüne düşen aydınlatma ve poliçeyi teslim etme yükümlülüğünü yerine getirmediğini, Mahkemenin ara kararı ile, yenilenen poliçelerin davacıya teslim edildiğini ispatlar delillerin sunulması için davalılara süre verilmesine rağmen her iki davalının da poliçelerin, müvekkiline teslim edildiğini kanıtlar herhangi bir evrak sunamadığı gibi poliçeden, hırsızlık teminatının çıkarıldığı bilgilendirmesini ispatlayan müvekkiline imzalatılmış bir bilgilendirme formunu da sunamadığını, davalı tarafa yaptırılan yeminde, imzalı bilgilendirme formu düzenlemediğine dair yemin edilmesine rağmen davanın reddedildiğini, makinelerin bulunduğu bir depoda; hırsızlık, yangın ve su baskını gibi felaketlerden başka doğabilecek bir felaket olmadığını, bu teminatların poliçeden çıkarılması ile müvekkilinin sigorta yaptırmasında da bir menfaatin kalmadığını, müvekkilinin satın aldığı dava konusu standart işyerim paket poliçelerinde, genel şartlar kapsamında \"hırsızlık\" rizikosu teminat altına alındığından dava konusu poliçede de olması gerektiğini, müvekkili işyerim paket sigorta poliçesi yaptırırken, yaptığı araştırmaya göre \"hırsızlık\" teminatının genel şartlar kapsamında olduğunu anladığını, hatta işyerim paket sigorta poliçesi ile, mal, malzeme, ekipman ve sabit tesisatların da teminat altına alındığı belirtildiğinden bu teminatları içermeyen bir sigorta poliçesinin müvekkili tarafından kabul edilmesinin mümkün olmadığını, davalı tarafından rizikoların belirlenmesi aşamasında müvekkiline hiçbir şekilde yazılı veya sözlü olarak bilgilendirilme yapılmadığı gibi aydınlatma yükümlülüğünün de ihlal edildiğini, TTK'nun 1424/1 maddesi uyarınca, sigortacının, sigorta sözleşmesi kendisi veya acentesi tarafından yapılmışsa, sözleşmenin yapılmasından itibaren yirmidört saat, diğer hâllerde onbeş gün içinde, yetkililerce imzalanmış bir poliçeyi sigorta ettirene vermekle yükümlü olduğu, sigortacının, poliçenin geç verilmesinden doğan zarardan sorumlu olduğu, davalının ise bu yükümlülüğüne aykırı davranması sebebiyle müvekkilinin zarara uğradığını, mahkemenin gerekçeli kararında belirtildiğinin aksine, poliçenin teslim edilmemesi nedeniyle müvekkilinin yasal süresi içerisinde itiraz hakkını kullanamadığını ve bu nedenle de bir kez daha zarara uğradığını, sigorta acenteleri, sigorta yaptırmak isteyen kişilerle sigorta şirketi adına görüşmelerde bulunmanın yanı sıra, yetkisi kapsamında sigorta poliçesi veya teminat belgesi düzenlemek, prim toplamak, hasar halinde sigortalıya danışmanlık etmek ve yetkili olduğu takdirde belli bir miktara kadar hasar ödemek gibi hizmetlerde bulunacağından yerel mahkemenin davalı acente yönünden verdiği kararın hukuka ve gerçeğe aykırılık teşkil ettiğini ve ortadan kaldırılması gerektiğini belirterek ilk  derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir. Davalı ... Sigorta AŞ vekili istinafa cevap dilekçesinde, istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Dava, hırsızlık sebebiyle oluştuğu ileri sürülen hasar bedelinin, sigorta poliçesi kapsamında tahsili istemine ilişkindir. 29/06/2018 tarihli ekspertiz raporunda, alınan bilgiler, karakol tutanakları ve yapılan incelemelere istinaden, hasarın, beyan edilen tarihte ve beyan edildiği şekilde gerçekleştiğinin kanaatine varıldığı, hasarın yakın nedeninin hırsızlık olduğu,  ancak söz konusu hadiseye ilişkin poliçede teminat bulunmadığı, toplamda 16 adet elektrikli el aletinin çalındığı ve talep konusu olduğu, faturası iletilen kıymetlerin piyasa araştırmasının yapıldığı, buna göre toplamda 32.318,08 TL'lik demirbaş çalındığının tespit edildiği, hasar konusu kıymetlerden ortalama yıllık %5 eskime tenzil edildiği, faturasız olan demirbaşlar için de piyasa araştırması yapılması neticesinde rayiç olarak 9.775,85 TL hasar hesaplandığı ve ortalama %10 eskime düşüldüğü, buna göre son tespit tutarının 42.093,93 TL olduğu bildirilmiştir. Mahkemenin 09/10/2020 tarihli celsesinde, davacı tarafın yemin teklifi davalı ... tarafından eda edilerek imzalı bilgilendirme formunun düzenlenmediği beyan edilmiştir.Sigorta sözleşmesi 6102 sayılı TTK'nun 1401. maddesinde, sigortacının bir prim karşılığında, kişinin para ile ölçülebilir bir menfaatini zarara uğratan tehlikenin, rizikonun meydana gelmesi halinde bunu tazmin etmeyi ya da bir veya birkaç kişinin hayat süreleri sebebiyle ya da hayatlarında gerçekleşen bazı olaylar dolayısıyla bir para ödemeyi veya diğer edimlerde bulunmayı yükümlendiği sözleşme olarak tanımlanmıştır. Tüm sigorta sözleşmelerinin gerçekleştirilmesinin ana amacı, kişinin can veya mal varlığına gelebilecek tehlikelere yani rizikolara karşı güvence sağlayabilmektir. Kural olarak geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sigortacı sorumlu olduğu gibi (TTK. 1409/1 md.) rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın da sigortacı tarafından ispat edilmesi gerekmektedir (TTK. 1409/2 md.). Ancak, sigortalı da rizikonun meydana geldiğini ve riziko sonucu oluşan zarar miktarını ispatlamalıdır (Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2021/1875 Esas 2021/2724 Karar sayılı ilamı). Somut olayda, dava konusu 09/10/2017-09/10/2018 tarihleri arasında geçerli İşyerim Paket Sigorta Poliçesi ile riziko adresi \"... Mah. ... Cad. ... Sitesi ... Blok ... Girişi Dış Kapı No:... Ümraniye/İstanbul\" olan inşaat iş makineleri deposu davalı sigorta şirketi nezdinde sigortalanmıştır. Taraflar arasındaki ilk sigorta ilişkisi 2015 yılında başlamış olup akabinde 2016 yılında ve 2017 yılında (dava konusu) düzenlenen poliçeler ile bu ilişki devam etmiştir. Her üç poliçenin de özel şartlar kısmında poliçenin, dekorasyon, demirbaş ve emtea hırsızlık teminatlarını içermediği belirtilmiştir. Davacının, dava konusu poliçe ile aynı şartları ihtiva eden 2015 ve 2016 yıllarına ilişkin düzenlenen poliçelere yönelik, işbu davadan önce herhangi bir itirazının olduğu dosyaya yansımamıştır. O halde TTK'nun 18/2 maddesi uyarınca, her tacir, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerektiğinden hırsızlık sebebiyle meydana gelebilecek zararları da teminat altına almak isteyen davacının, ya \"hırsızlık\" klozunu da poliçeye ekletmek yada yeni bir sigorta poliçesi akdetmek konusunda harekete geçmesi gerekir. Hırsızlık olayının meydana geldiğinin belirtildiği tarihten sonra 05/07/2018 tarihinde tanzim olunan Teminat İlave Ek Belgesi ile ancak dekorasyon, demirbaş, elektronik cihaz ve emtea hırsızlık teminatları da poliçeye ilave edilmiş ise de vade başlangıcı ile tanzim tarihi arasında meydana gelen hasarların teminat kapsamında olmadığı kararlaştırılmıştır. Bu hale göre, davalı sigorta şirketi yönünden, poliçe teminatı kapsamında bulunmayan zarar talebinin Mahkemece reddine karar verilmesinde bir yanlışlık bulunmamaktadır. Ayrıca davacı vekili, dava konusu poliçenin tek taraflı ve hukuka aykırı şekilde müvekkilinin aleyhine olarak düzenlendiğini, poliçe düzenlenirken bilgilendirme yapılmadığı gibi aydınlatma yükümlülüğünün de ihlal edildiğini ileri sürerek hükmü istinaf etmiş ise de dava dilekçesinde bu yönde bir iddia bulunmadığından iddianın genişletilmesi niteliğinde olan bu talepler yönünden istinaf incelemesi yapılması mümkün değildir. Öte yandan, Mahkemece, davalı acenteye husumet yöneltilemeyeceğinden bahisle davalı acenteye karşı açılan davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir. Dava konusu ve önceki tarihli poliçeler, davalı acente aracılığıyla, diğer davalı sigorta şirketi adına düzenlenmiştir.  Acente, \"Ticari mümessil ticari vekil, satış memuru veya müstahdem gibi bir sıfatı olmaksızın bir mukaveleye dayanarak muayyen bir yer veya bölge içinde daimi bir surette ticari işletmeyi ilgilendiren akitlerde aracılık etmeyi veya bunları bu işletme adına yapmayı meslek edinen kimse\" olarak tanımlanmıştır. Buna göre acenteler imzaladıkları ya da aracılık ettikleri sözleşmeleri kendi nam ve hesaplarına değil, acentesi bulundukları kişi adına düzenlerler. Dolayısıyla kural olarak bu sözleşmelerden dolayı kendi sorumlulukları yoktur. Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2013/15233 Esas, 2015/10680 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, poliçeyi düzenleyen acentenin tazminattan sorumlu tutulabilmesi için poliçenin düzenlenmesinde, primin tahsilinde ya da davalı sigorta şirketinin sigorta tazminatını ödememesinde şahsi kusurunun kanıtlanmış olması gerekir. Dava dilekçesinde, davalı acentenin, şahsi kusurunun bulunduğundan bahisle oluşan zarardan sorumlu olduğuna yönelik bir iddia ileri sürülmemiş olup dava konusu poliçenin tek taraflı ve hukuka aykırı şekilde müvekkilinin aleyhine olarak düzenlendiği istinaf başvuru dilekçesinde ileri sürüldüğünden iddianın genişletilmesi niteliğinde olan bu talepler yönünden de istinaf incelemesi yapılması mümkün değildir. Açıklanan sebeplerle, ilk derece mahkemesince tesis edilen kararda usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere, 1-İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/85 Esas, 2020/405 Karar ve 09/10/2020 kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 353/1b-1 bendi gereğince esastan REDDİNE, 2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından davacı tarafından peşin olarak yatırılan 54,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 373,20 TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA, 3-Davacı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1-a bendi gereğince kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.25.04.2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f6e1c18e7f6c3cbc","SID":"31ef550695034121"}}