{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/854 <br>KARAR NO: 2024/660<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>TARİHİ: 19/01/2021<br>NUMARASI: 2018/180 E. - 2021/59 K.<br>DAVANIN KONUSU: Alacak (Bankacılık İşleminden Kaynaklanan) <br>Taraflar arasındaki alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, her iki taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; taralar arasında 2009 yılında  düzenlenen genel bankacılık sözleşmesine göre müvekkil adına ticari hesaplar açıldığını ve müvekkilinin davalıya ait POS cihazlarını kullanıldığını, POS cihazlarının 2017 yılında iade edilmesine rağmen, bankanın usulsüz şekilde ve çalışma sonlandırıldıktan sonra müvekkilinin hesaplarından 88.100,00 TL tahsil ettiğini, itiraz üzerine alınan paranın bir kısmının iade edilmesine rağmen bakiye 71.225,00 TL'nin ise iade edilmediğini ileri sürerek, haksız ve bildirimsiz şekilde hesaptan tahsil edilen 71.225,00 TL'nin faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini  talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; taraflar arasında düzenlenen sözleşme ile davacının üye işi yeri olduğunu, işlemlerin sözleşme hükümlerine uygun olduğunu, talep üzerine 16.025,00 TL'nin iade edildiğini ve tahsilatın 72.075,00 TL'ye düştüğünü, sözleşmenin 2. maddesinde kullanım bedeli tahsil edileceğinin düzenlendiğini, sözleşmenin 50. maddesine istinaden hizmet bedeli tayini ve değiştirilmesi konusunda bankanın serbest bırakıldığını, aynı madde uyarınca bankanın ödemek zorunda kaldığı tutarları müşteriden tahsile yetkili olduğunu, sözleşmenin 67. maddesine göre banka tarafından belirlenen ücretlerin hesaptan tahsil edilebileceğini, sözleşmeden doğan hakların kullanılması nedeniyle müvekkiline sorumluluk yüklenemeyeceğini, sözleşme kapsamında davacıya 215 adet POS cihazı tahsis edildiğini ve tahsilatların bu cihazlar nedeniyle yapıldığını, üye işyeri sözleşmesinin 76 ve 78. maddeleri gereği ücret/masraf/komisyon listesine göre alınabilecek kalemlerin tahsil edildiğini, sözleşmenin 70. maddesine göre banka kayıtlarının kesin delil olduğunu, ücret, masraf ve komisyonlar hakında davacının bilgilendirildiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"... Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6.maddesi). İspat yüküne ilişkin bu genel kural, alacak davaları için de geçerlidir. Yani, alacak davalarında da ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir. Davacı vekili tarafından davalı banka ile müvekkili tarafından kullanılan POS cihazı  sebebiyle davalı banka tarafından POS cihaz ücreti, mobil POS kullanım ücreti ve vergi vb. nam altındaki kesintilerin haksız ve fazla olduğu iddia ettiğinden bu hususu ispat etmesi gerekir.  Davalı banka tarafından  POS cihaz ücreti, mobil POS kullanım ücreti ve vergi vb. nam altında yapılan kesintilerin haksız ve fazla olduğunun ispat yükü davacı taraftadır. Dosya kapsamında davacı taraf iddiaları dikkate alınarak ticari hesaplar sebebiyle  yapılan kesintiler hususunda emsal ücret araştırması yapılmış ve dosya alanında uzman bilirkişiye tevdi edilerek rapor alınmış, alınan rapor taraflara usulüne uygun bir şekilde tebliğ edilmiştir. Tüm dosya kapsamı, taraf iddia ve savunmaları, alınan bilirkişi raporları ve bütün deliller birlikte değerlendirildiğinde; dosya kapsamında alınan bilirkişi heyet raporunun denetime elverişli hüküm kurmaya yeterli olduğu, alınan raporların sonuç kısmı bakımından değişikliğin bulunmadığı,  davalı banka tarafından bilirkişi heyet raporunda belirtilen 24.570,00 TL kesintilerin haksız olduğu bu hususun davacı tarafından alınan bilirkişi raporları ile yöntemince ispat ettiği, taraflar arasındaki sözleşmede faiz türü ile ilgili herhangi bir husus kararlaştırılmadığından avans faizin uygulanması gerektiği, faizin davacı tarafça davalı bankaya başvuru tarihi olan (temerrüt) 11/10/2017 tarihinden itibaren başlaması gerektiğine (02/09/2019 tarihli bilirkişi raporu) mahkememizce kanaat getirilmiş, anılan gerekçelerle davanın kısmen kabulüne, 24.570,00 TL bedelin 11/10/2017 (davalı bankaya başvuru tarihi) tarihinden itibaren işleyecek avans faizi...\" gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 24.570,00 TL'nin 11.10.2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine, karar  verilmiştir.  Bu karara karşı, her iki taraf  vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı  vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;  Bilirkişi ve mahkemenin taraflar arasındaki sözleşmede komisyon oranının belirtilmemesi ve bankaca uygulanacak bir komisyon oranının bildirilmemesi nedeniyle ücret talep edilemeyeceğini dikkate almaları gerektiğini, bankanın sözleşmenin sona ermesinden itibaren eksiye dönerek komisyon tahakkuk ederek tahsil etmesinin hukuka aykırı olduğunu, sözleşme incelenmeksizin afaki olarak komisyona hak kazanıldığının belirtildiğini, kararın sözleşmenin hangi maddesine istinaden verildiğinin belirtilmediğini, bildirimsiz yapılan haksız kesintilerin sözleşme maddelerine dayanmadığını, sözlemenin hiçbir maddesinde davalı banka tarafından muhtelif isimler altında yapılan kesinti yapılabileceğine ilişkin düzenleme bulunmadığını, bankaca 8 sene boyunca tahsil edilmeyen komisyonun, POS cihazlarının iadesinden sonra alınmasının kötü niyetli olduğunu, banka tarafından sunulan dekontlarla yapılan tüm kesintinin haksız olduğunun ortaya konulduğunu, 2016 yılı kesinti tutarının toplam 25.754,40 TL olarak bildirildiğini, bu kesinti üzerinden yaklaşık 9 ay geçtikten sonra,  2017 yılı bakımından yapılan 72.075,00-TL tutarındaki kesintinin 47.505,00 TL tutarındaki kısmının makul olduğuna ilişkin raporun hatalı olduğunu, 2016 yılı için yapılan kesintinin ÜFE ve TÜFE ortalaması ile artırılmasında 2017 yılı için azami 38.323,64 TL kesinti yapılması gerektiğini, buna rağmen 9 ay sonra 72.075,00 TL alınmasının fahiş olduğunu, 2017 yılında en fazla 38.323,64 TL kesinti yapılabileceğini, bu nedenle raporda belirlenen 47.505,00 TL'nin makul olduğu yönündeki görüşlerin hukuka aykırı olduğunu, davalının istinaf başvurusundaki nedenlerin yerinde olmadığını, 2009 yılında imzalanan sözleşme sonrası kesinti yapılmadığını, geçmişe dönük kesinti yapılması halinde dahi 2017 yılı oranlarının dikkate alınamayacağını, keyfi şekilde yapılan kesintinin yaklaşık 16.000 TL'sinin iade edilmesinin de bunu doğruladığını, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar  verilmesini istemiştir. Davalı  vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Uyuşmazlığın taraflarca imzalanmış üye iş yeri sözleşmesine göre çözülmesi gerektiğini, tacir olan tarafların basiretli bir tacir gibi davranarak hareket etmesi gerektiğini ve sözleşmede hüküm bulunmaması halinde, ücret ve komisyonların emsal banka uygulamalarına göre belirlenmesi gerektiğini, sözleşmenin 2. maddesinde  tahsis edilen POS cihazları için ücret, masraf ve benzeri haklar talep edebileceğini, sözleşmenin 22. maddesine göre müşterinin banka ve bankanın üyesi olduğu kart kuruluşlarının kuralları ile bağlı olduğunu, sözleşmenin 50. maddesine göre bankanın ücretleri belirleme ve değiştirme yetkisinin bulunduğunu, sözleşmenin 66. ve 67. maddesine göre üye iş yerinin mevcut veya sonradan çıkacak vergi, masraf ve benzeri yükümlülükleri yerine getireceği, bankanın bunları ödemesi halinde derhal bankaya bu ücretlerin ödeneceği, belirlenen ücretlerin bankaca hesaptan kesilebileceğinin düzenlendiğini, ancak davacının bu ücretleri ödememesi nedeniyle hesaptan kesildiğini, sözleşme hükümleri yokmuş gibi inceleme yapılarak karar verilmesinin hatalı olduğunu, sözleşme hükümleri yerine emsal banka uygulamalarına göre karar verilmesinin hatalı olduğunu, Hükme esas alınan 24.09.2020 tarihli raporun aksine cihazların tamamının Nisan 2017'de teslim edilmediğini bir kısmının 29.08.2017 tarihine kadar azalan şekilde kullanılmaya devam edildiğini, POS cihazlarının teslim tarihi ve tahsilat bedelleri belirlenirken davacının iade ettiği 29.08.2017 tarihinin esas alınması gerektiğini, POS cihazı komisyonunu normal kredi sözleşmesi komisyonu gibi değerlendirilmesinin hatalı olduğunu, zira bankaların verimliliğe dayalı olarak komisyon oranlarını düşük belirleyebildiklerinden ortalama yoluyla komisyonun belirlenemeyeceğini, firmanın taahhüt ettiği miktara ulaşmaması halinde POS zarar bedeli ödemek zorunda kaldığından bu ortalamanın esas alınamayacağını, nitekim davacının yeterli verimi tutturmaması nedeniyle tarafların mutabakatı ile iki adette toplam 25.754,40 TL POS zarar bedeli tahsil edildiğini, bu nedenle müvekkilinin ciro hacmine ve verimlilik esasına göre ücret belirlemesinin yerinde olduğunu, Mahkeme kabulünün aksine, tahsil edilen POS zarar bedellerinin, kullanım ücreti ve interafktif ücretinden bağımsız olduğunu, tahsilat öncesi davacı ile görüşülmesine rağmen mutabakat sağlanmadığını, tacir olan davacının piyasa araştırması yaparak 200-250 adet arasında cihaz kullanımı ve yüksek işlem hacmi olduğundan fiyatlamalar hakkında bilgisinin bulunduğunu, nitekim davacının halen de başka bankalarla çalıştığını, mahkeme kararının aksine 16.025 TL’nin zorunluluktan değil, müşteri memnuniyeti için iade edildiğini, bu nedenlerle müvekkilince yapılan kesintinin, banka ortalamalarından çıkarılarak karar verilmesinin hatalı olduğunu, kaldı ki bu yapılırken kamu bankasının da ortalamaya dahil edilmesinin hatalı olduğunu, cevaplar arasında bulunan katılım bankasının bildirdiği rakamların müvekkiline yakın olması nedeniyle bunların esas alınması gerektiğini, Yargıtayın da bu gibi durumlarda, banka ortalamalarının alınarak alınan ücretin makul olup olmadığını denetlediğini, yoksa ücretin bu ortalamaya göre belirlenmediğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, taraflar arasında düzenlenen üye iş yeri sözleşmesi uyarınca davalı banka tarafından fazladan kesildiği ileri sürülen komisyon tutarının istirdadı istemine iliştindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne, karar verilmiş; bu karara karşı, taraf vekillerince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Taraflar arasında 2009 yılında düzenlenen üye işyeri sözleşmesi ile kullanılan POS cihazları nedeniyle bankanın komisyon, ücret veya masraf alabileceği kararlaştırılmıştır. Sözleşmenin 2. maddesinde ücret alınabileceği belirlenmiş, ancak alınacak ücret veya komisyonunu oranı veya miktarına ilişkin bir belirleme yapılmamıştır. Taraflar arasındaki ticari ilişkinin 2017 yılında sona ermesinden sonra, davalı banka, davacının hesabından kesinti yapmış ve davacının itirazı üzerine 16.025 TL kesintiyi iade etmiştir. Davacı, iade edilmeyen kesintinin sözleşmeye aykırı olduğunu, sözleşme süresince kesinti yapılmamasına rağmen, sözleşmenin sona ermesinden sonra kesinti yapılmasının iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Davalı ise, kesintinin sözleşme hükümlerine uygun olduğunu ve ücretin sözleşmeye göre belirlenmesi gerektiğini, sözleşme hükümleri bulunmasına rağmen emsal banka uygulamalarının esas alınarak hesap yapılamayacağını savunmaktadır.Taraflar arasında düzenlenen sözleşme hükümlerinde ve özellikle sözleşmenin 2. maddesinde ücret veya komisyon alınacağının kabul edilmesine rağmen herhangi bir oran veya miktar belirlenmemiştir.  Diğer yandan TTK'nın 20. maddesinde, tacir olan veya olmayan bir kişiye, ticari işletmesiyle ilgili bir iş veya hizmet görmüş olan tacir uygun bir ücret isteyebilir, hükmü düzenlenmiştir. Bankaların bu anlamda tacir oldukları ve temel iştigal konuları olan kredi işlemleri dolayısıyla şartlarının mevcut olması halinde ücret isteyebilecekleri kuşkusuzdur. Ayrıca, 09.12.2006 tarihli Resmi Gazete'de Merkez Bankası tarafından yayınlanan Mevduat ve Kredi Faiz Oranları ve Katılma Hesapları Kâr ve Zarara Katılma Oranları ile Kredi İşlemleri Faiz Dışında Sağlanacak Diğer Menfaatler Hakkında 2006/1 sayılı Tebliğ'in 4. maddesinde bankaların reeskont kaynaklı krediler dışındaki kredilere uygulanacak faiz dışında sağlanacak diğer menfaatlerin ve tahsil olunacak masrafların niteliklerini ve sınırlarını serbestçe belirleyeceği ve aynı tebliğin 6. maddesinde de bankaca serbestçe belirlenen miktar ve oranların TCMB'ye bildirileceği ve kredi kullananların öğrenebileceği şekilde ilan edilmesi gerektiği hususu kaleme alınmıştır. ( Yargıtay 11 HD. 2021/4388 Esas, 2022/73 Karar sayılı kararı emsal mahiyettedir.) Bu durumda, ücret istenebileceği kabul edilmelidir. Ancak her iki taraf tacir olmasına rağmen, komisyona ilişkin objektif bir ölçüt belirlenmemesi karşısında, ücretin hakim pozisyonda olan bankanın iradesine terk edilmesi taraflar arasındaki sözleşme dengesine açıkça aykırıdır. Bu nedenle bankalar tarafından alınacak olan masrafların hukukilik denetimi yapılırken öncelikle, sözleşmede belirlenen bir oran olup olmadığı araştırılmalı, olması halinde bu oran üzerinden masraf tahsil edilebileceği kabul edilmeli, sözleşme ile bir oran belirlenmediğinin tespiti halinde ise, bankanın masraflara ilişkin olarak belirlediği ve ilan ettiği oranlar bulunup bulunmadığı tespit edilmeli, varsa yine bu oran üzerinden masraf tahsil edilebileceği kabul edilmeli, ilan edilen bir tutar bulunmaması halinde ise tahsil edilen masrafların emsal banka uygulamalarına göre orantılı olup olmadığı değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir. Somut olayda, üye iş yeri sözleşmesinde komisyon oranı belirlenmediği gibi, bankaca ilan edilmiş veya davalıya bildirilmiş bir oran bulunmamaktadır. Bu nedenle mahkemece, emsal banka komisyon oranlarını araştırılarak, bu oranların esas alındığı bilirkişi raporu ile karar verilmesi yerindedir. Dosya kapsamındaki rapor ve belgelere göre bankaca 2016 yılı Nisan ayı ile 2017 yılı nisan ayları arasında toplam 88.100 TL kesinti yapılmış ve bu kesintinin 16.025 TL'si itiraz üzerine iade edilmiştir. Mahkemece getirtilen kamu bankası, iki adet özel banka ve finans kurumu ortalamasının esas alınması yerindedir. Tacir olan tarafların sözleşmelerinde bir oran veya hesaplama ölçüsü koymaları mümkün olup, bunun yapılmaması halinde her bir tarafın kendisi yararına olan verinin esas alınarak hesaplama yapılmasını talep etmesi, sözleşmedeki edim dengesine uygun düşmeyeceğinden, mahkemece bankaların ortalama komisyonlarının esas alınması yerindedir. Bankanın 2016 yılında kesintinin üzerine enflasyon oranının eklenerek bir hesaplama yapılması sözleşmeye uygun değildir. Yukarıda açıklandığı üzere, tacir olan bankanın komisyon veya ücret talep edebileceği, ancak ödenecek komisyona ilişkin bir miktar veya oran bulunmadığından, Yargıtay uygulamalarına göre emsal banka ortalamalarının esas alınması ve bu miktardan fazla tahsil edilen miktarın iadesine karar verilmesi yerinde olduğundan, taraf vekillerinin yerinde görülmeyen tüm istinaf başvuru nedenlerinin reddine karar verilmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, her iki taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, her iki taraf vekillerinin istinaf başvurularının  ayrı ayrı esastan reddine, 2-Davacı  tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 368,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 3-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 1.258,38 TL istinaf karar harcının davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,4-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendi  üzerlerinde bırakılmasına,5-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, 6-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 25.04.2024 tarihinde, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"856510688ca277e4","SID":"b00ed25ee0c94410"}}