{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">  <br>                  T.C.<br>              SAKARYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  3. HUKUK DAİRESİ<br><br>ESAS NO\t\t: 2023/694 <br>KARAR NO\t\t: 2024/924<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t\t: ...  (...)<br>ÜYE\t\t: ...  (...)<br>ÜYE\t\t: ...  (...)<br>KATİP\t\t: ...  (...)<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: SAKARYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 16.11.2022<br>NUMARASI\t\t: 2022/233 Esas -  2022/1485 Karar<br><br>İSTİNAF YOLUNA<br>BAŞVURAN DAVALI\t: SAKARYA 1. ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİ ...<br>\t <br>VEKİLİ\t: Av. ...- ...<br><br><br>DAVACI\t: ÖZDEMİR İNŞAAT SANAYİ VE TİCARET LTD. ŞTİ.<br>VEKİLİ\t: Av. ... - ...<br><br>DAVANIN KONUSU\t:  OSB Yönetim Kurulu Kararının İptali (Arsa Tahsisinin İptaline İlişkin Kararın)<br><br>BAŞVURU TARİHİ\t: 27.12.2022<br>İSTİNAFA GELİŞ TARİHİ     : 27.04.2023<br>KARAR TARİHİ\t: 09.05.2024<br>YAZIM TARİHİ\t: 09.05.2024<br><br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyadaki tüm belgeler ve dairemiz üyesi tarafından hazırlanan raporlar incelendi. Davanın dairemizin görev alanına girdiği, ilk derece mahkemesi kararının kesin olmadığı, istinaf başvurusunun süresi içinde yapıldığı, başvuru şartlarının yerine getirildiği anlaşılmakla;<br><br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: <br>Davacı  vekili dava dilekçesinde; Davacı ile davalı OSB arasında 19.06.2017 tarihinde yapılan tahsis sözleşmesi ile  ... ada ... nolu parselle ilgili olarak ilk tahsis işlemi yapıldığını, en son 01.09.2020 tarihinde aynı taşınmaza ilişkin olarak yeni bir  tahsis sözleşmesi imzalandığını, 01.09.2020 tarihli sözleşme ile önceki sözleşmelerin iptal edilerek katılımcılık sıfatının artık 01.09.2020 tarihli sözleşmeye göre belirlendiğini, davalının 17.12.2021 tarihli yazı ile (bahsi geçen yönetim kurulu kararını ve dayanak genel kurul kararını göndermeksizin) davacıya yapılan tahsisinin pandemi ve ekonomik nedenlerle yönetim kurulu yetkisinde olan sürelerin de kullanılması sonrasında  01.09.2021 tarihi itibari ile yasal sürenin dolmuş olması sebebiyle  iptal edildiğini bildirdiğini ve 11.01.2022 tarihinde 6.473,909 TL bedeli davacıya gönderdiğini, davacının aynı gün bu bedeli OSB ye iade ettiğini, tahsisin iptal edildiğini bildirmesine rağmen davacının  20.12.2021 tarihli yazısı ile davacıya 2022 yılına ait yönetim aidatlarının miktar ve tarihlerini bildirip aidat ödemelerinin yapılmamasının ihtar ettiğini, bu ihtar üzerine aidat ödemelerinin davacı tarafından yapıldığını, ihtarnamelere rağmen davalının yönetim kurulu kararını ve dayanak genel kurul kararını göndermediğini, davacıdan sözleşme ile belirlenen 1.546.925 TL tahsis bedeli dışında fazladan tahsilatlar yapılarak toplam 2.303.583 TL tahsil edildiğini, süreçte kendilerinden istenen fazla bedellerin dayanağının gösterilmediğini, sözleşmede yazılan rakam dışında çeşitli adlar altında istenen bedeller ile işletilen faizin keyfi, haksız ve davacıyı tahsisten vazgeçirmeye yönelik olduğunu, gönderilen yazılardan birinde  22.10.2018 tarih ve 2018/60 sayılı yönetim kurulu kararı ile gerçekleşen yeni bir tahsis işleminden bahsedildiğini, 01.09.2020 tarihli yeni tahsis sözleşmesi ile 2017 yılında yapılan tahsislerin askıya alındığının ve 01.09.2020 tarihi itibari ile OSB Uygulama Yönetmeliğinin 60.maddesinde yazılı sürelerin yeniden başladığının OSB tarafından kendilerine bildirildiğini, davalı OSB nin davacıya gönderdiği yazıda davacıya tahsisin 19.06.2017 tarihinde yapıldığını ve  01.09.2021 tarihi itibari ile yasal sürelerin dolduğunu ve yönetim kurulunun artık süre uzatma  yetkisinin  kalmadığını bildirdiğini, ancak  01.09.2020 tarihli tahsis sözleşmesinin esas alınması gerektiğini, buna rağmen davalı tarafça 19.06.2017 tarihli sözleşme nazara alınarak yasal sürede firmanın proje başlangıcı yapmadığından bahisle  iptal kararı verildiğini, Davacının 05.10.2021 tarihinde Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne ÇED başvurusu yaptığını, 06.10.2021 tarihinde Çevre Şehircilik İl Müdürlüğünden ÇED Kapsam Dışı karar yazısını aldığını, bu arada yapı ruhsatına esas teşkil eden tüm projelerini de bitirip davalı OSB ye vermek istemiş ise de davacı adına olan tahsis iptal edilerek başka kişilere tahsisinin yapılacağı düşüncesi ile bahsi geçen projelerin davalıya tesliminin gerçekleşemediğini, davalının yapı ruhsatlarına temel oluşturacak olan imar durum belgesinive fabrika inşaatına başlanabilmesi için zorunlu olan  yapı denetim sözleşmesini yapabilmek için onayladığı yapı denetim firması hakkında gerekli bilgileri davacıya vermeyerek gecikmelere kendisinin neden olduğunu, dava konusu tahsisin iptaline dair yönetim kurulu kararının kararın kanunun (objektif hukuk kurallarının) emredici hükümlerine, mülkiyet hakkına, iyiniyet kurallarına ve eşit işlem ilkesine aykırı olduğunu, 4562 Sayılı Kanunun 18.maddesinde satış bedeli tamamen ödenmişse geri alım şerhli tapunun katılımcıya verileceği yazılı olmasına rağmen davalının kötüniyetli olarak geri alım şerhli tapuyu vermediğini, OSB Uygulama Yönetmeliğinin 60.maddesinde yeralan düzenlemenin lafzından iptalde dikkate alınacak sürenin her bir bentte belirtilen 1 ve 2 yıllık süreler olmayıp  toplam 3 yıllık süre olduğunu,  19.06.2017 tarihli tahsis sözleşmesi iptal edilip 01.09.2020 tarihli yeni bir sözleşme yapıldığına göre tahsisin ancak 01.09.2023 tarihinde sona ereceğini, davacıya tahsisi yapılan ... ada ... nolu parselin  OSB nin genişleme alanı içerisinde kaldığını,  OSB sınırlarına dahil edilen bu genişleme alanlarında kamulaştırma işlemleri bitmeden herhangi bir imar ve parselasyon uygulaması yapılamadığını, dolayısıyla davalının iptale dayanak yaptığı OSB Uygulama Yönetmeliği 60.Maddesinde yazılı sürelerin başlatılamayacağını, parselasyon planı olmayan bir yerde yapı ruhsat almanın ve inşaata başlamanın mümkün olmadığını, imar ve parselasyon planları kesinleşmeden katılımcıdan alt yapı katılım bedeli talebinin de hukuken mümkün bulunmadığını belirterek davalı OSB Yönetim Kurulunca alınan 16.12.2021 tarih ve 2021/ 43 sayılı tahsis iptal kararının hükümsüzlüğünün tespitine ve  iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu edilen işlemin Organize Sanayi Bölgesi yönetimine tanınan yasal yetki çerçevesinde idare işleviyle ilgili bir alanda tek taraflı irade beyanıyla hukuki sonuç doğuran bir işlem olarak tesis edildiğini, bu sebeple yargı yolunun İdari Yargı olduğunu, davacının bu davayı açma hakkının bulunmadığını, davanın usulden reddinin gerektiğini, OSB adına tescil edilen taşınmazların sanayiciye tahsisinin yapıldığını ve inşaat faaliyetlerini bitiren sanayicilere tapu devirlerinin gerçekleştirildiğini, ancak ilerleyen maliyetlerin (kamulaştırma davaları sebebiyle değişen arsa maliyeti ve genişleme sebebiyle doğan alt yapı katılım maliyeti) arsa tahsis sözleşmeleri gereği sanayicilere yansıtıldığını ve yasal zorunluluk gereği taşınmaza OSB lehine geri alım şerhi konulduğunu, davacı taraf ile 19.06.2017 tarihli Arsa Tahsis Sözleşmesi imzalandıktan sonra Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının tavsiye kararı ile sanayicilere yeniden süre vermek o dönem ülke genelinde yaşanan ekonomik krizde katılımcılara ekonomik rahatlama sağlamak amacıyla davacıyla 01.09.2020 tarihli aynı içeriğe sahip yeni sözleşmenin imzalandığını, davacının iddia ettiği  gibi OSB’nin kesin arsa tahsis bedelini 1.546.925,00 TL olarak belirlemesinin mümkün olmadığını, sözleşmesinin bedel başlıklı 5. Maddesinde bedelin tahmini olduğunun belirtildiğini, davacının arsa maliyet borcuna mahsuben 2.152.371,49 TL ve alt yapı katılım maliyet borcuna mahsuben 394.833,39 TL ödeme yaptığını, ancak arsa ve alt yapı katılım bedeli maliyetlerinin sürekli olarak yürüyen ve devam eden maliyetler olduğunu, davacının tahsisinin iptal edilmesinin sebebinin davacının tahsis bedelini ödememesi olmayıp OSB Uygulama Yönetmeliği 60. Maddesinden doğan  (1 yıl içerisinde gerçekleştireceği yapıya ait yapı ruhsatını almak ve sanayi faaliyeti ve istihdama geçme) yükümlülüklerin  yerine getirilmemesi olduğunu, davacının sözleşmeden kaynaklanan borcunu eksik yerine getirmiş olmasından dolayı sözleşmenin feshinde ve arsa tahsisinin iptalinde OSB'nin haklı olduğunu, tahsis kararının iptalinde OSB yönetim kurulunun yetkili olduğunu, arsa tahsisinin OSB Uygulama Yönetmeliği madde 55 gereği genel kurulun belirleyeceği prensipler çerçevesinde yönetim kurulu tarafından yapıldığını,<br> Tahsis ve tahsis iptaline ilşikin yetkilerin OSB Yönetim Kuruluna ait olduğunu, Tahsis iptalinin davacıya yazılı olarak bildirildiğini ve hatta 21.01.2022 tarihli ihtarname ekinde Yönetim Kurulu Kararının da gönderildiğini, tahsis iptalinin ardından 6.473.909,00 TL nin davacı yana OSB tarafından ödendiğini ancak davacının ise bu bedeli OSB ye iade ettiğini, bedelin halen bankada bloke olarak tutulduğunu, davacının OSB Genel Kuruluna katılım hakkı olmadığını,  20.12.2021 tarihli ... yevmiye numaralı yazı ile bir sonraki yıl olan 2022 yılına ait olmak üzere yazılan aidat bildirimi yazısının Bölge Müdürlüğü muhasebe servisi tarafından  sehven yapıldığını, Ocak ve Şubat ayına ilişkin hataen alınan aidatların geri ödemesinin  dava tarihinden de önce davacıya yapıldığını, Davacının bahsettiği 22.10.2018 tarihli üçüncü bir sözleşmenin bulunmadığını, bahsi geçen 2018/60 sayılı yönetim kurulu kararının belirtilen konuda olmayıp katılımcıların  borcuna ilişkin bir karar olduğunu, Davacı tarafın  OSB’nin kötüniyetle kendilerine imar durum belgesi ve yapı denetim firmasının irtibat bilgilerini vermeyerek yapı ruhsatının alınmasında gecikmelere sebep olduğu iddiasının gerçek dışı olduğunu, OSB nin sadece proje firması tarafından hazırlanan yapıya ait mimari projeyi süresinde onayladığını bunun dışında yapı ruhsatı alınması sürecine ilişkin bir yükümlülüğünün ve dahlinin bulunmadığını, ayrıca davacının onaya sunması gereken mimari avan projeyi süre bitiminde gönderip ön inceleme istediğini, onay isteminin dahi geç yapıldığını, Davacının kararın iptali isteminin dayanaksız olduğunu, OSB Uygulama Yönetmeliği 26. Maddesi gereği OSB Yönetim Kurulunun ayda en az iki kez OSB Bölge Müdürlüğü İdari ve Sosyal Tesislerinde toplanmak üzere toplantılarını fiziken bir araya gelerek gerçekleştirdiğini, önceden belirlenen Yönetim Kurulu gündeminin en az 1 gün önceden Yönetim Kurulu üyelerine bildirilmek üzere çağrı yapıldığını, yönetim kurulunun salt çoğunluk ile bir araya gelerek salt çoğunluk ile kararlarını aldığını, yönetim kurulu kararının iki kurucu unsurunun da bulunduğunu, OSB Yönetim Kurulunun dava konusu kararında katılımcılara karşı eşit işlem ilkesini ihlal etmediğini, tüm katılımcıların hakkının gözetildiğini, kararın usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.<br>İlk derece mahkemesi tarafından Davanın Kabulüne, davalı Sakarya 1.Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu'nun 16.12.2021 Tarihli 2021/43 Sayılı Tahsis iptali kararının iptaline, karar verilmiştir. <br>Yerel mahkemenin bu kararına karşı  davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. <br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde;  mahkemece eksik inceleme ve araştırma neticesi hatalı karar verildiğini, davalının arsa tahsis sözleşmesini OSM Uygulama Yönetmeliği 60. Maddesinde belirtilen 1 yıllık süreye davacının uymayarak yapı ruhsatını almaması gerekçesi ile haklı nedenlerle feshettiğini, davacının ilk arsa tahsis tarihi 2017, tahsisin iptal edildiği tarih Aralık 2021 olduğunu, OSM Yönetiminin sürelerin uygulanması konusunda kötü niyetli ve baskısı davrandığı iddiasının kabulünün mümkün olmadığını, Yönetim Kurulunun yasaya ve usule uygun şekilde toplanarak karar aldığını ve uyguladığını, Yönetim Kurulunun eşitlik ilkesi, iyi niyet kuralları ve yasadan doğan sorumluluğu gereği hak ve yetkisi çerçevesinde hareket ettiğini, davacının haksız ve yersiz şekilde iddia ettiği şekilde Yönetim Kurulu kararının TBK 27 ve TTK 391 maddeleri ile yokluk veya hükümsüzlüğünün söz konusu olmadığı hususunun sabit olduğunu, davacının sözleşme dahili ve sözleşme dışı işlemlerle ilgili tüm iddialarının gerçek dışı olduğunu, davalı OSB'nin yasada yer almayan her hangi bir maliyetlere ilgili bir talebi olmadığını, var olsa dahi sözleşme sınırları dahilinde olacağını ve dava konusu ile ilgili bulunmadığını belirterek usul ve yasaya aykırı ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. <br>Dava, Organize Sanayi Bölgesi Müteşebbis Heyetinin 16.12.2021 tarih ve 43 Tahsis iptal kararının  yok hükmünde olduğunun tespiti  ve iptali istemine ilişkindir.<br>Mahkemeleri görevi ancak kanun ile belirlenebilir olup, görev kamu düzenine ilişkin olduğundan taraflarca itiraz edilmese bile davaya bakan Hâkim tarafından re'sen nazara alınır. <br> HMK'nın 1. maddesinde görev hususunun kamu düzenine ilişkin olduğu, mahkemece yargılamanın her aşamasında re'sen gözetileceği düzenlenmiştir. Aynı Kanun'un 355. maddesindeki \"İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.\" şeklindeki düzenlemeyle kamu düzenini ilgilendiren hususların istinaf incelemesi sırasında resen gözetileceğine işaret edilmiştir.<br>Mahkemelerin görevlerini belirleyen usul hukuku kuralları kamu düzenine ilişkindir; görev itirazı yargılamanın her aşamasında, usul hukukuna ilişkin hiçbir sınırlamaya tabi olmaksızın taraflarca ileri sürülebileceği gibi, davayı gören mahkeme de, bu yönde bir itiraz olmasa bile, görevli olup olmadığını kendiliğinden değerlendirmekle yükümlüdür. Her dava, usul hukukunun kamu düzenine ilişkin kurallarının gösterdiği görevli mahkeme hangisi ise orada görülür. Bu konuda kazanılmış hak da olmaz. <br>6100 sayılı HMK'nın 138 m. gereğince dava şartlarının ön inceleme aşamasında ve en geç ön inceleme duruşmasında mahkeme hakimi tarafından re'sen incelenerek tüm hak düşürücü süreler ve ilk itirazlardan önce dava şartları konusunda bir karar verilmesi icap olunmaktadır ve fakat kimi bazı durumdalarda dava şartının varlığı veya yokluğu tahkikat esnasında belirginleşebilmektedir. Yeni usul yasamıza yargılamaya hakim olan ilkeler başlığı altında eklenen 27. maddesi düzenlemesine göre \"hukuki dinlenilme hakkının\" gözetilmesi nedeniyle kimi bazı durumlar da tarafları dinlemeden tensip aşamasında davanın usulden reddine dair nihai karar verilmesi uygun olamamaktadır. Bu nedenle dava şartları hakim tarafından karar verilinceye dek her aşamada re'sen göz önünde bulundurulabilmektedir.<br>Ticari davalar TTK’nın 4/1 maddesinde tanımlanmıştır. Bu maddeye göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri ve tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Medenî Kanunu’nun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969. maddelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447,  yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde; fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta; borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde ve bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu maddeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması veya ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olması veyahut da açılan davanın maddede altı bent halinde sayılan davalardan olması gerekir. Taraflardan biri tacir değilse veya tacir olmasına rağmen uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgisi yoksa ticari davanın varlığından söz edilemez.<br>Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır.<br>Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. <br>Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.<br>Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür. <br>Asıl olan bir davanın genel mahkemelerde görülmesidir. Yani bir özel mahkemede bakılacağına dair özel bir kanun hükmü bulunmayan her dava genel mahkemelerde görülür. Özel mahkemeler istisnai niteliktedir. Bu anlamda davanın özel mahkemenin (Ticaret Mahkemesi) görevine girip girmediğinin bu kanun düzenlemesine göre belirlenmesi gerekmektedir. <br>Somut uyuşmazlığın, 6102 sayılı TTK'nun 4. maddesine göre mutlak ticari dava kapsamında kalmadığı anlaşılmaktadır. Davalı Organize Sanayi Bölgesi Başkanlığı, ilgili yasa ve kendi kuruluş statüsüne göre özel hukuk tüzel kişisi olup; tacir sıfatına sahip olduğu söylenemeyecektir. Kimi bazı durumlarda örneğin OSB'nin, sanayi bölgesinin içerisinde yer alan müteşebbislere elektrik dağıtım ve satış işini üstlenmesi gibi durumlarda Organize Sanayi bölgesinin \"tacir sayılanlardan\" değerlendirilmesi gerekebilmekte ise de somut olayda taraflar arasındaki temel hukuki ilişkiye göre somut olayda davalının tacir sayılan sıfatına da haiz olmadığı anlaşılmaktadır.<br>Davacı, tacir olup, uyuşmazlık davacı yönünden ticari işletmesinden kaynaklansa da davalının ticari işletmesinden bahsedilemeyeceğinden uyuşmazlığında her iki tarafın ticari işletmesinden kaynaklanmamaktadır. Buna göre uyuşmazlığın genel mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesinde ilgili kanun, uygulama yönetmeliği ve OSB kuruluş satatüsü hükümleri çerçevesinde ele alınıp görülmesi gerekmektedir.<br>Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin, 15.06.2023 tarih, 2022/4599 Esas, 2023/3797 Karar Sayılı \"Bölge Adliye Mahkemeleri Kararları Arasındaki  Uyuşmazlığın Giderilmesi İstemine Dair\" kararı da bu yönde olup; anılan karar ile bu konuda Bölge Adliye Mahkemelerince göreve ilişkin verilen farklı kararla ilişkin uyuşmazlık da bu şekilde giderilmiştir.<br>Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup, taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilir. Görevle ilgili hususlarda kazanılmış hak söz konusu olmaz. Görev itirazı  yapılmamış olsa bile re'sen mahkeme, ilk önce görevli olup olmadığını inceleyip, karara bağlamalıdır.<br>Buna göre, mahkemece davacıların eldeki davaya konu taleplerinin, 6102 sayılı TTK 4. maddesine göre mutlak ya da nispi ticari dava kapsamında kalmadığı, genel hükümlere göre sözleşme hukuku çerçevesinde ele alınıp değerlendirilmesi gereken davanın  görüm ve çözüm yerinin genel mahkeme olarak Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu gözetilerek davanın görev dava şartı yokluğundan usulden reddine ve dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekirken; görev kuralı gözetilmeksizin işin esasının incelenmesi doğru görülmemiştir.<br> HMK'nın 353/1-a-3 maddesinde mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması Bölge Adliye Mahkemesince dava dosyasının esası incelemeksizin kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine, ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine kesin olarak karar verilecek haller arasında gösterilmiştir.<br>Mahkemece açıklanan olgular ve yasal düzenlemeler gözetilerek; Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olması nedeniyle, davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken; işin esası hakkında karar verilmesi  usul ve yasaya aykırı  görüldüğünden; davalı vekilinin sair istinaf itirazları bu aşamada incelenmeksizin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-a-3 maddesi uyarınca kamu düzeni nedeni ile kabulüne ve ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. <br><br> H Ü K Ü M                     : Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun  KABULÜ İLE, Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 16.11.2022 tarih ve 2022/233 Esas, 2022/1485 Karar sayılı kararının HMK'nun 353/1-a-3 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,<br>2-Davanın yeniden görülmesi için, dosyanın Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesine  GÖNDERİLMESİNE,<br>3-Peşin olarak alınan istinaf karar harcının talep halinde yatırana  iadesine,<br>4-Davalının  istinaf başvurusu için yaptığı giderlerin esas hakkında verilecek kararda değerlendirilmesine, <br>5-Karar tebliği, harç ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, <br>Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK.362/1-g maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 09.05.2024<br><br>Başkan ...<br>  e-imzalıdır<br>Üye ...<br> e-imzalıdır <br>*Üye ...<br> e-imzalıdır <br>Katip ...<br>  e-imzalıdır<br><br><br><br>           *İşbu evrak 5070 sayılı Kanunun 5. Maddesi gereğince Güvenli Elektronik İmza ile imzalanmıştır*<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"0bb2383621906ab2","SID":"8cebde0512cff8b9"}}