{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    7. HUKUK DAİRESİ     <br>T.C.<br>SAKARYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  7. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t\t: 2023/284 <br>KARAR NO\t\t: 2024/726<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t\t: ...                   (...)<br>ÜYE\t\t: ...                 (...)<br>ÜYE\t\t: ...                               (...)<br>KATİP\t\t: ...  (...)<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: KOCAELİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ\t\t\t\t\t\t\t<br>TARİHİ\t\t: 01/12/2022<br>NUMARASI\t\t: 2021/396 Esas - 2022/572 Karar<br><br>DAVACI\t\t: ... (T.C. NO:...) - ...<br>VEKİLİ\t\t: Av. ... - ...<br>DAVALI\t\t: ... (T.C. NO:...) - ...<br>VEKİLİ\t\t: Av. ... - ...<br><br>DAVA TÜRÜ\t\t: Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)<br>DAVA TARİHİ  \t\t: 25/01/2021<br><br>KARAR TARİHİ\t\t: 03/05/2024<br>KR. YAZIM TARİHİ\t\t: 07/05/2024<br><br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla  HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; davacının, davalı ile uzunca zamandır tanışık olması ve paraya ihtiyaç duyması sebebiyle davalıdan 60.000,00 TL borç aldığını, davacının almış olduğu bu borç para karşılığında davalıya 15.12.2013 tanzim, 25.03.2014 vade tarihli ve 18.000,00 TL bedelli; 05.01.2014 tanzim, 30.03.2014 vade tarihli ve 19.000,00 TL bedelli iki adet senet verdiğini, bu senetlerin 30.03.2014 Vade tarihli,19.000,00 TL bedelli olanında alacaklı kısmında ... yazmasına rağmen üstü çizilmek suretiyle alacaklı kısmına davalının kız arkadaşı olan ... ismi yazılmış olduğunu, 25.03.2014 vade tarihli 18.000,00 TL bedelli olan senedin de alacaklı kısmına yine davalının kız arkadaşı olan ... isminin yazılmış olduğunu, işbu iki senedin Kocaeli 2. İcra Müdürlüğünün 2014/2957 esas sayılı dosyası ile icra takibine konulduğunu ve müvekkilin maaşından kesilmek suretiyle senet bedellerinin tahsil edildiğini, davalının, davacıyı borç ilişkisini babasına söylemek ile tehdit ederek baskıyla boş olarak üçüncü bir senet daha aldığını, izah edilen borç ilişkisi sebebiyle davacının, davalıya parça parça olarak yaklaşık 90.000,00 TL ödeme yaptığını, ancak davalının ödenen borç sebebiyle borca konu senetleri geri vermediği gibi davacı elinde bulunan boş senet üzerine 150.000,00 TL yazarak icra takibinde bulunacağından bahisle tehdit ettiğini, davalının kendisine ait telefon hattı üzerinden davacı tehdit etmeye devam etttiğini, bunun üzerine Gölcük 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 27.11.2014 Karar tarihli 2014/725 Esas ve 2014/384 Karar sayılı ilamı ile tehdit suçundan yargılandığını ve cezalandırıldığını, yargılama sürecine rağmen davalı tehdit içeriğini gerçeğe dönüştürdüğünü ve davacı aleyhinde Kocaeli 8. İcra Dairesinin 2021/25284 Esas sayılı dosyası ile icra takibine başlamış olduğunu, davacı ile davalı arasında geçerli bir borç ilişkisi olmadığını, davacının borçlarının tamamını ödediğini, bu sebeple davacının, davalıya herhangi bir borcunun bulunmadığı hususunun tespitine, karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>Davalı vekilinin sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; dava konusu Kocaeli 8. İcra Dairesi 2021/25284 Esas sayılı takibin dayanağının senet olduğunu, işbu icra takibinin de kambiyo senetlerine mahsus icra takibine dayandığını, yerleşik yargıtay kararları ve kanuna göre iptali istenen takibin dayanağı bono olduğundan TTK hükümlerine tabi olduğunu beyanla işbu davanın görülmesi gereken yer mahkemesinin Kocaeli Ticaret Mahkemesi olduğunu beyanla görev itirazında bulunduklarını, davalı tarafından davacıya muhtelif zamanlarda borç para verildiğini, verilen borcun ödenmemesi nedeniyle 2 yıl içerisinde borcun ödeneceği beyan edilerek davacı tarafından davalıya takibe konu edilen 150.000,00-TL bedeli nakden kayıtlı bonoyu verdiğini, gerek takip dosyasına gerekse haricen herhangi bir ödemede bulunulmadığını, 90.000,00 TL ödeme yapıldığına ilişkin iddianın belgelenmediğini, ödendiği ileri sürülen meblağın yazılı olarak ispatlanması gerektiği, ceza dosyasının takip konusu bono ile bir ilgisinin bulunmadığını, dolayısıyla ispat yükü üzerinde bulunan davacının iddialarını ispatlamak zorunda olduğunu belirterek açılan davanın reddini ve davacının kötü niyet tazminatına mahkumiyetine, karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ:<br>İlk derece mahkemesince yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; \" ... -Davanın REDDİNE ... \" karar verilmiştir. <br>Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : <br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; tehdit suçundan yargılanan davalının tehdit unsurunu gerçekleştirdiği olgusu mahkeme kararıyla sabit olup tanıklar da beyanlarıyla dile getirdiklerini; ayrıca dilekçe ekinde sunulan davalı ve davacı arasındaki mesajlaşmalar da senedin tehdit sonucu doldurulduğunu gösterir emareler niteliğinde olduğunu; defaatle belirtmek gerekir ki uzun süreçler tehdit altında kalan davaconon senet altındaki imzası ona isnat edilemeyeceğini beyan ile; yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, karar verilmesini talep ederek, istinaf başvurusunda bulunmuştur.<br>Davalı tarafça, istinaf dilekçesine karşı cevap dilekçesi verilmemiştir.<br>   DELİLLER: Kocaeli 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 01/12/2022 Tarih - 2021/396 Esas - 2022/572 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>DAVA; menfi tespit istemine ilişkindir.<br>İstinaf incelemesi HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır. <br>Dosyanın incelemesinde; davalı alacaklının, düzenleyeni davacı borçlu, düzenleme yeri ve tarihi İzmit 23/05/2012, vade tarihi 10/06/2014, lehtarı davalı olan 150.000,00 TL bedelli bonodan kaynaklanan alacağının tahsili için Kocaeli 8. İcra Dairesinin (yeni) 2021/25284 Esas sayılı dosyası takip dosyasında kambiyo senetlerine özgü ödeme emri ile takip başlattığı, davacı borçlu vekilinin eldeki dava ile; müvekkilinin davalıdan 60.000,00 TL borç aldığını, karşılığında davalıya 15.12.2013 tanzim, 25.03.2014 vade tarihli ve 18.000,00 TL bedelli; 05.01.2014 tanzim, 30.03.2014 vade tarihli ve 19.000,00 TL bedelli iki adet senet verdiğini, bu iki senedin Kocaeli 2. İcra Müdürlüğünün 2014/2957 esas sayılı dosyası ile icra takibine konulduğunu ve müvekkilin maaşından kesilmek suretiyle senet bedellerinin tahsil edildiğini, davalının müvekkilini borç ilişkisini babasına söylemek ile tehdit ederek baskıyla boş olarak üçüncü bir senet daha aldığını, müvekkilinin davalıya parça parça olarak yaklaşık 90.000,00 TL ödeme yaptığını, ancak davalının ödenen borç sebebiyle borca konu senetleri geri vermediği gibi müvekkili elinde bulunan boş senet üzerine 150.000,00 TL yazarak icra takibinde bulunacağından bahisle tehdit ettiğini, Gölcük 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 27.11.2014 Karar tarihli 2014/725 Esas ve 2014/384 Karar sayılı ilamı ile tehdit suçundan cezalandırıldığını belirterek müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitini istediği; davalı vekilinin müvekkilinin davacıya muhtelif zamanlarda borç para verdiğini, verilen borcun ödenmemesi nedeniyle davacı tarafından müvekkiline takibe konu edilen 150.000,00 TL bedeli nakden kayıtlı bonoyu verdiğini, davacının hiç ödeme yapmadığını, 90.000,00 TL ödeme yapıldığına ilişkin iddianın belgelenmediğini belirterek davanın reddini ve davacının kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini istediği, ilk derece mahkemesince davanın reddine ve davalı lehine kötüniyet tazminatına karar verildiği, karara karşı davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurduğu anlaşılmıştır.<br><br>Uyuşmazlık, dava konusu senedin korkutma yoluyla alınıp alınmadığı, bononun davacının davalıya borcu bittikten sonra aralarındaki anlaşmaya aykırı doldurulup doldurulmadığı ve davacının bono nedeniyle borçlu olup olmadığı noktasındadır.<br>Senedin aralarındaki anlaşmaya aykırı doldurulduğu iddiasına ilişkin istinaf incelemesinde;<br> 6102 sayılı TTK'nın 778/2-f ve 680. maddeleri uyarınca açığa bono düzenlenmesi mümkündür. Senedin sonradan doldurulan bölümlerinin, aralarındaki anlaşmaya aykırı dolduruluğunu, senedi verenin yazılı bir delille ispat etmesi gerekmektedir. Yargıtay İBK. 24.3.1989 gün ve 1988/1 Esas, 1989/2 Karar, sayılı kararında \"Uygulamada açığa imza olarak adlandırılan bu durumda senedin sözleşmeye aykırı doldurulduğunda borçlunun yazılı bir belge ile ispat etmesi gerekmektedir\" demek sureti ile ispat yükü ve ispat şeklini açıklamıştır.<br>Eldeki uyuşmazlıkta davacının, dava konusu bonoyu kendisinin verdiğini kabul etmekle artık dava dilekçesinde iddia edildiği üzere bono bedelinin borç bittiği halde 150.000.00 TL olarak doldurulduğunu yazılı delillerle ispat etmesi gerekir.<br>Davacı vekilinin aynı borca istinaden verildiğini belirttiği 18.000,00 TL ve 19.000,00 TL bedelli iki adet bonodan dolayı başlatılan kapatılan Kocaeli 2. İcra Müdürlüğü'nün 2014/2957 Esas sayılı (yeni esas 2021/149056) takip dosyasının alacaklısının ... olduğu, dosyadaki kapak hesabına göre  borcun büyük bir kısmının ödendiği görülmüştür. <br>Gölcük 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 28/09/2017 tarih, 2017/269 E. (Eski E. 2014/725), 2017/422 K. Sayılı ilamında davalı hakkında tehdit suçundan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, dosyada bulunan sanık ve tanık beyanlarında, davacının üç senet düzenleyip verdiği ve eldeki davaya konu senetle ilgili ödeme yapılmadığını belirtikleri görülmektedir. <br>Tüm bu belirlemelere göre, bononun borç bittikten sonra verildiği ve davalının aralarındaki anlaşmaya aykırı doldurduğuna dair davacı tarafından yazılı bir delil sunulmadığından davacı vekilinin bu yöndeki istinaf isteminin reddi gerekmiştir. <br>İrade bozukluğuna ilişkin istinaf isteminin incelenmesinde;<br>İrade bozukluğu hallerinden korkutma; 6098 sayılı TBK'nın 37. maddesinde \" Taraflardan biri, diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir sözleşme yapmışsa, sözleşmeyle bağlı değildir.<br>Korkutan bir üçüncü kişi olup da diğer taraf korkutmayı bilmiyorsa veya bilecek durumda değilse, sözleşmeyle bağlı kalmak istemeyen korkutulan, hakkaniyet gerektiriyorsa, diğer tarafa tazminat ödemekle yükümlüdür.\" şeklinde,  korkutmanın irade bozukluğu hallerinden sayılması için gereken koşullar da, 6098 sayılı TBK'nın 38. maddesinde; \"Korkutulan, içinde bulunduğu durum bakımından kendisinin veya yakınlarından birinin kişilik haklarına ya da malvarlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta haklı ise, korkutma gerçekleşmiş sayılır.<br>Bir hakkın veya kanundan doğan bir yetkinin kullanılacağı korkutmasıyla sözleşme yapıldığında, bu hakkı veya yetkiyi kullanacağını açıklayanın, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir menfaat sağlamış olması halinde, korkutmanın varlığı kabul edilir.\" şeklinde düzenlenmiştir.<br>6098 sayılı TBK'nın 39. maddesinde; \"Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır.<br>Aldatma veya korkutmadan dolayı bağlayıcılığı olmayan bir sözleşmenin onanmış sayılması, tazminat hakkını ortadan kaldırmaz.\" hükmü ile irade bozukluğu hali nedeniyle sözleşmeden dönme süresi düzenlenmiştir.<br>Yargıtay HGK'nın 18.03.2021 tarih, 2017/ 1-1212 E., 2021/304 K. sayılı kararında irade bozukluğu hallerinden korkutmayı ve korkutmanın koşullarını; \"Korkutma (ikrah); bir kişinin yapmak istemediği bir hukuki işlemi, yapmadığı takdirde kendisinin veya yakınlarından birinin zarara uğratılacağı tehdidiyle yapması hâlinde ortaya çıkar. Böyle bir durumda kişinin gerçek iradesi ile korkutma sonucunda açıkladığı iradesi birbiriyle uyumlu değildir. Korkutma hâlinde bozukluk iradenin beyanında değil, iradenin oluşumundadır.<br>TBK’nın 37-(1) (BK m. 29/1.) maddesine göre taraflardan biri, diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir sözleşme yapmışsa, sözleşmeyle bağlı değildir. Ancak bir sözleşmenin korkutma ile sakatlanabilmesi, diğer bir anlatımla korkutmanın hukuken dikkate alınabilmesi için bazı şartların varlığı aranır.<br> Bu şartlar, somut olayda iptal istemine konu temlikin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı BK’nın “İkrahın şartları” başlığını taşıyan 30. maddesinde; “İkrah olunan taraf, hal ve mevkiine nazaran kendisinin yahut yakın akrabasından birinin hayat veya şahıs veya namus yahut malları ağır ve derhal vukubulacak bir tehlikeye maruz olduğuna kanaat getirdiği takdirde ikrah, muteber addolunur.<br>Bir hakkın veya kanuni salahiyetin isteneceği ve kullanılacağı tehdidi ile müzayakaya düçar olan kimsenin yaptığı akit, tehdit eden için fahiş menfaatler temin etmiyorsa; bu tehdit, ikrahı muteber addolunmaz. Fakat fahiş menfaatler istihsali için tehdit olunan tarafın müzayaka halinde bulunmasından istifade olunmuş olursa bu korku nazara alınır” şeklinde düzenleme altına alınmıştır.<br> Bu maddeye göre öncelikle diğer tarafın belirli bir hukuki işlemi yapması için onu korkutmaya yönelik bir eylemin bulunması ve bu eylemin hukuka aykırı olması gerekir. Bu eylem, korkutulan kişinin irade ve kararına etki etme amacıyla gerçekleştirilmelidir. Bir hakkın veya kanundan doğan bir yetkinin kullanılacağı tehdidi ile (dava açılacağı, icra takibi yapılacağı, şikayet hakkının kullanılacağı gibi) sözleşme yapıldığında ise bu hakkı veya yetkiyi kullanacağını açıklayanın, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir menfaat sağlamış olması hâlinde, korkutmanın varlığı kabul edilir. Bu hükümle kişilerin hak ve yetkilerini kanunun öngördüğü amaç ve sınırın dışına çıkarak, bir sözleşmenin yapılmasında tehdit unsuru olarak kötüye kullanılması engellenmek istenmiştir.<br> İkinci olarak eylemin karşı tarafta esaslı bir korku uyandırmış olması, yani karşı tarafın kendisine veya yakınlarına yönelmiş ağır bir tehlike söz konusu olmalıdır. Bu tehlike, onların hayat ya da kişilik haklarına yönelik olabileceği gibi namus yahut mal varlığına yönelik de olabilir. Belirtilmelidir ki tehdidin yöneldiği hayat, kişilik hakları, namus gibi olgular Kanun’da sınırlayıcı olarak sayılmamıştır. Yine tehdit karşı tarafın kendisine ya da yakın akrabalarından birine yönelmiş olabilir. Ancak “yakın akraba” deyiminden kişinin sadece kan bağı ile bağlı olduğu akrabaları değil, kendilerine bağlı olduğu yakın çevresini oluşturan kişiler anlaşılmalıdır. Nitekim 6098 sayılı TBK’nın 38. maddesinde “yakın akraba” ibaresi yerine, “yakınlarından biri” ibaresi kullanılmıştır. Tehdidin esaslı olup olmadığı ise korkutulan kişinin hâl ve mevkiine yani tehdide maruz kalan kişinin sübjektif durumuna (kadın veya erkek oluşu, yaşı, kültürü, yetişme tarzı, mesleği, eğitim ve ekonomik durumu vb.) göre belirlenmelidir. Bu belirlemenin her somut olayın kendi özelliklerine göre yapılacağı kuşkusuzdur. Tüm bu açıklamalar karşısında her türlü tehdit eyleminin değil de ancak Kanun’un aradığı ağırlıktaki korkutmanın karşı tarafın karar verme serbestisini ortadan kaldırarak iradeyi sakatlayacağı açıktır. Bunun için de kişinin yapılan korkutma eylemi sonucunda kendisi veya yakınlarından birinin zarara uğrayacağı endişesini ciddi olarak taşıması gerekir.<br> Üçüncü şart ise tehdidin derhal vuku bulacak bir tehlikeye ilişkin olmasıdır. Diğer bir anlatımla tehlike yakın olmalıdır. Kanun, tehlikenin hem ağır hem de yakın olmasını aramaktadır. Bu hükümden her tehdidin değil de sadece “ağır ve derhal vuku bulacak bir tehlike” oluşturan eylemlerin iptal nedeni oluşturacağı sonucu çıkmaktadır. Yakın tehlike ise tehdit edilen kişiye tehlikeyi önlemek için gerekli tedbirlere başvurma imkânı bırakmayan tehlikedir. Tehlikeyi önleme olanağı mevcut ise yakın bir tehlikenin varlığından bahsedilemez. Korkutmanın açıklanan bu koşulları 6098 sayılı TBK’nın 38-(1) maddesinde; “Korkutulan, içinde bulunduğu durum bakımından kendisinin veya yakınlarından birinin kişilik haklarına ya da malvarlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta haklı ise, korkutma gerçekleşmiş sayılır” şeklinde ifade edilmiştir.<br>Son şart ise korkutma eylemi ile yapılan sözleşme arasında illiyet bağının bulunmasıdır. İlliyet bağının bulunması için de korkutmanın, korkutulan kişinin işlem yapma iradesi üzerinde doğrudan etki etmesi ve hukuki işlem ya da sözleşmenin ikrahın etkisiyle yapılmış olması gerekir. Sebep sonuç bağının varlığını kabul için korkutma konusu tehlikenin gerçekleşme ihtimalinin sözleşmenin kurulduğu anda mevcut olup, devam etmesi gerekir.<br> Korkutma (ikrah) ile beden üzerinde fiziki kuvvet kullanmanın (zorlamanın) farklı şeyler olduğunu da belirtmek gerekir. Zorlama maddi ve manevi olabilir. TBK’nın 37 ile 38. maddelerinde düzenlenen korkutma manevi zorlama durumunda söz konusu olur. Korkutma, korkutulanın zihince istenilen şekilde karar vermeye zorlayıp yönelten bir eylemdir. Kişinin bedeni üzerinde kullanılan kuvvet (maddi zor) hâlinde ise kişinin hiçbir şekilde sözleşme yapma iradesi bulunmadığından sözleşmenin kurulduğundan söz edilemez.<br> Diğer taraftan hâkim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu; 4721 sayılı TMK’nın 6. maddesinde, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” şeklinde düzenlendiği gibi usul hukukunun en önemli konularından biri olan ispat yükü kuralı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesinde de “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir” şeklinde hüküm altına alınmıştır. Bu hükümler uyarınca ispat yükü, korkutma (ikrah) nedeniyle iradesinin sakatlandığını ileri süren davacı tarafa aittir. Davacının ikrahın varlığını yukarıda açıklanan koşullar kapsamında ispat etmesi gerekir.<br> Ayrıca, hata, hile ve ikrah iddialarının senede bağlanması mümkün olmadığından senetle ispat edilmesinde maddi imkânsızlık vardır. Bu nedenle hukuki işlemlerdeki irade bozukluğu iddiaları, HMK’nın 203-(1)-ç) maddesinde senede karşı senetle ispat zorunluluğunun istisnaları arasında sayılmıştır. Sözleşme resmî senetle yapılmış olsa dahi TMK’nın “Resmî belgelerle ispat” kenar başlıklı 7. maddesi “Resmî sicil ve senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur. Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı, kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça, her hangi bir şekle bağlı değildir” hükmünü taşıdığından, korkutma (ikrah) olgusunun tanık dâhil her türlü delille ispatı mümkündür.\" şeklinde açıklamıştır. <br>Diğer yandan, ceza mahkemelerince verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı 5271 sayılı CMK.'nun 231/5. maddesine göre kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 01.02.2012 tarih ve 2011/19-639 E., 2012/30 K. sayılı ilamında vurgulandığı üzere, maddi olgunun belirlenmesi yönünden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı (5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.231), kesinleşmiş bir ceza hükmü olmadığından, hukuk hakimini bağlamaz. <br>Yukarıda açıklandığı üzere irade bozukluğu hali her türlü delille ispat edilebileceğinden ilk derece mahkemesince davacının tanıklarının dinlendiği ve diğer delillerin dosya arasına getirildiği görülmektedir. Dinlenen tanık beyanlarından ve özellikle davacının soruşturma esnasında verdiği ifade içeriğinden anlaşıldığı üzere davacının dava konusu senedi kendisinin verdiği, ancak davacının korkutma altında senet verdiğine dair delil ibraz edemediği, davacı tanıklarının taraflar arasındaki borç ilişkisini tanık oldukları kadar açıkladıkları, yine borcun geri ödenmesi ve icra takip süreçlerindeki tarafların arasındaki sorunları da aktardıkları ancak senedin düzenlenme aşamasında davalının bir korkutmasının olduğunu, bu korkutmanın davacıda esaslı bir korkuya neden olacak yakın bir tehlike içeren ve hukuka aykırı bir eyleme ilişkin olduğuna dair bir anlatımlarının olmadığı görülmektedir. Yine yukarıda açıklanan içtihatta da açıklandığı üzere bir hakkın veya kanundan doğan bir yetkinin kullanılacağı tehdidi ile (dava açılacağı, icra takibi yapılacağı, şikayet hakkının kullanılacağı gibi) sözleşme yapıldığında ise bu hakkı veya yetkiyi kullanacağını açıklayanın, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir menfaat sağlamış olması hâlinde, korkutmanın varlığının kabul edileceği, davacının davalıya borcu dava konusu bono bedeli arasında aşırı bir fark olduğunu yazılı delillerle ispat edemediği, bu durumda irade bozukluğu hallerinden korkutmanın unsurlarının eldeki davada gerçekleşmediği anlaşılmaktadır. Diğer yandan davacı bir kısım mesaj kayıtları sunmuş ise de ilk derece mahkemesi kararında belirtildiği üzere bu mesajların bononun düzenlenmesi aşamasına ait olmadığı bu nedenle korkutmanın varlığı yönünden delil olarak değerlendirilemeyeceği anlaşılmıştır. Bu nedenlerle davacı vekilinin istinaf isteminin reddi gerekmiştir.  <br>Ayrıca, ilk derece mahkemesince İİK'nın 72-(3) maddesi kapsamında ihtiyati tedbir kararı verilmiş ise de davacının mahkemece belirlenen teminatı yatırmadığı, icra dairesine ihtiyati tedbir ara kararının gönderilmediği ve ihtiyati tedbir kararının uygulanmadığı, buna rağmen ilk derece mahkemesince davalı alacaklı lehine \"kötüniyet\" tazminat verildiği, oysa İİK'nın 72. maddesi kapsamında davanın alacaklı lehine sonuçlanması halinde davalı alacaklı lehine ancak \"alacağın geç almaktan kaynaklı zararı için tazminat\" verileceği ve bu tazminatın da \"kötüniyet tazminatı\" olmadığı anlaşılmakta ise de bu hususta açık istinaf olmadığından eleştirilmekle yetinilmiştir.<br>Açıklanan nedenlerle; dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında; mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde; usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmamasına, HMK'nın 355. maddesi uyarınca; kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmaması nazara alınarak; davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden; istinaf başvurusunun esastan reddine, karar vermek gerekmiştir.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-HMK'nın 353-(1)-b)-1) maddesi uyarınca; Davacının İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE,<br>2-Bakiye 247,70 TL harcın davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, harç tahsili ve harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerinin HMK'nın 302-(5) maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,  <br>3-İstinaf Kanun Yoluna Başvurma Harcının hazineye gelir kaydına,<br>4-İstinaf kanun yoluna başvuru için yaptığı masrafların, istinaf eden davacı taraf üzerinde bırakılmasına,<br>5-İstinaf eden davacı tarafından yatırılan, istinaf avansından kullanılmayan kısmın HMK'nın 333. maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesince istinaf eden davacıya iadesine,<br>6-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>7-Gerekçeli kararın tebliği işlemlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,<br>8-Dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine,<br>İlişkin; Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 362. maddesi uyarınca KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.03/05/2024<br>\t\t\t<br>...<br>Başkan ...<br> ¸e-imzalıdır.<br>...<br>Üye ...<br> ¸e-imzalıdır.<br>...<br>Üye ...<br> ¸e-imzalıdır.<br>...<br>Katip ...<br>¸e-imzalıdır. <br><br><br><br><br><br><br>  * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f0bdf65fc133b1b5","SID":"4a9712d1a633faf1"}}