{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/2164 Esas<br>KARAR NO: 2024/641 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2018/1249 Esas - 2021/857 Karar<br>TARİHİ: 21/09/2021<br>DAVA: Alacak <br>KARAR TARİHİ: 04/04/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ile; 02.03.2018 tarihinde davacı firma tarafından, araç üreticisi ... A.Ş. bayisi olan davalı ... Tic. A.Ş. isimli  firmadan ... model bir adet araç alındığını, aracın çok kısa bir süre sonra 31.05.2018 tarihinde fren hidroliği ve başkaca arızalar vermesi üzerine çekici vasıtasıyla çekilerek davalılara ait  servise alındığını, uzun süre geçmesine rağmen aracın teslim edilmemesi üzerine her iki davalıya da Kadıköy .. Noterliğinin 24.07.2018 tarihli ... yevmiye numaralı evrakıyla \"satış sözleşme konu aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesine\" dair ihtarname gönderildiğini ancak davalılarca bugüne kadar bu ihtarnameye cevap verilmediğini, aracın yaklaşık iki ay süreyle davalılar uhdesinde kalıp 25.07.2018 tarihinde teslim edildiğini, 13.09.2018 tarihinde araç DSR arızası nedeniyle davalı servise götürülüp aynı gün geri verildiğini, 18.09.2018 tarihinde aracın tekrar DSR arızası nedeniyle servise götürülüp 3 gün serviste kaldığını, 07.11.2018 tarihinde Pre-Safe arızası nedeniyle araç servise götürülüğünü ve 13 gün sonra 20.11.2018 tarihinde davacıya teslim edildiğini, servis yetkililerince bir sıkıntı olmayacağı belirtilerek müvekkilinin geçiştirildiğini, aracın üretimden kaynaklandığı sabit olan bu hatalar nedeniyle bu hususta aydınlatma yükümlülüğünün de davalılar tarafından yerine getirilmediğini, ilk götürüldüğünde aracın  yaklaşık 2 ay serviste kalması nedeniyle davacı firma sahibi araçla yurtdışına çıkamadığını ve 910 Euroya  yurt dışında araç kiralamak zorunda kaldığı gibi 1304 TL ulaşım masrafı yaptığını beyanla satış sözleşmesine konu aracın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... Anonim Şirketi vekili cevap dilekçesi ile; Ayıp ihbarının süresi içerisinde yapılmadığını, dava konusu aracın trafiğe çıkış tarihi 22/03/2018 olup, aracın satın alınmasından yaklaşık 1 yıl sonra davanın açıldığını, davacı taraf, muayene yükümlülüğünü yerine getirip süresi içerisinde var olduğunu iddia ettiği ayıba ilişkin ihbarda bulunmadığını, ayıp iddiasını kabul etmemekle beraber davanın hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmesi gerektiğini, dava konusu araçta üretimden kaynaklanan herhangi bir ayıp bulunmadığını, dava konusu aracın ilk olarak 31/05/2018 tarihinde ESP ikazı nedeniyle servise götürüldüğünü, yapılan kontrollerde fren hidrolik seviyesi düşük olduğundan ESP arıza ışığının yandığının tespit edildiğini, arızalı olan westinghouse ve fren ana merkez sistemi garanti kapsamında değiştirilerek üründeki sorunun giderildiğini ve bu süreçte davacıyı mağdur etmemek üzere ikame araç hizmeti sunulduğunu, davacının 13/09/2018 ve 18/09/2018 tarihlerinde aracı DSR arızası iddiasıyla servise götürdüğünü, yapılan inceleme ve test sürüşlerinde herhangi bir arıza durumuna rastlanmadığını, son olarak davacının 07/11/2018 ve 20/12/2018 tarihlerinde aracı Pre-Safe arızası iddiasıyla servise götürdüğünü ve yapılan incelemelerde pre-safe sisteminde herhangi bir arıza olmadığının tespit edildiğini, gerek Yargıtayın temyiz gerekse de Bölge Adliye Mahkemelerinin kararlarıyla tespit edildiği üzere, esasa müessir olmayan arızalar aracın misliyle değişimini gerektirmediği gibi, garanti kapsamındaki seçimlik hakkını ücretsiz onarım hakkı yoluyla tüketen davacının artık ayıpsız misliyle değişime yönelik diğer seçimlik hakkını da kullanamayacağını, tüm bu anlatımlar çerçevesinde, dava konusu araçta davacı tarafça iddia edildiği üzere üretimden kaynaklanan herhangi bir hata veya ayıp bulunmadığından davanın esastan reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesi ile; davacının aracı 22.03.2018 tarihinde satın aldığını ve 01.08.2018 tarihinde aracın ayıplı olduğu iddiası ile ihtarname gönderdiğini, huzurdaki davanın muayene ve ihbar süresine riayet edilmemiş olması sebebiyle reddini talep zorunluluğu doğduğunu, somut olayda davacının iddiaları tamamen kullanıcı hatalarına yönelik olup, araçta imalattan kaynaklı bir ayıp bulunmadığını,  dsr arızasına yönelik iddiaların, davacının araçtaki özellikleri tam olarak kullanamamasından kaynaklı olduğunu, davacı tarafından bu özellik araç 4x2 durumunda iken ya farkına varmadan aktif hale getirilmekte ya da başka bir tuşa basmak isterken dsr'ye ilişkin tuş aktif hale getirilerek kullanıldığını, nitekim buna ilişkin aracı kullanan kişi ile test sürüşüne çıkıldığını ve dsr kullanımı hakkında tekrar bilgilendirme yapıldığını, kısaca kullanıcı hatasına dayalı hususlar ile araçta gizli ayıp olduğu izlenimi oluşturulduğunu ve bunun aksi gerek tanık beyanları, gerekse de bilirkişi incelemesi ile ispatlanabilecek nitelikte olduğunu, davacının diğer iddiasının ise pre-safe ikazına yönelik olduğunu, davaya konu aracın bir arazi aracı olduğunu ve hangi şartlarda, hangi durumda kullanımı sırasında iddia edilen durumun oluştuğunun taraflarınca bilinemediğini, araçta şu aşamada herhangi bir arıza bulunmadığını ancak ... standartları dışında araca arka çeki demiri ve bagaj kapağının takıldığı ve yine standart dışı olarak elektrik kablo tesisatının yapıldığının tespit edildiğini, bu durumun ise araçta kısa devre yapmaya ve sensörler ile fonksiyonlarında arıza veya hataya sebebiyet verebilecek nitelikte olduğunu, dava konusu somut uyuşmazlıkta kullanıcı hatası söz konusu olup, misli ile değiştirilmesini gerektirecek herhangi bir ayıp olmadığını, aracın garanti süresi içinde yaptığı arızanın derhal giderildiğini, imalattan kaynaklı herhangi bir kusur, ayıp olmaması bir yana, Garanti Belgesi Yönetmeliği'nin 9. maddesinde düzenlenen şartların da işbu davada gerçekleşmediğini, davacının misli ile değişim talep etmesinin hukuken mümkün olmadığını beyanla hak düşümü ve zamanaşımı süreleri göz önüne alınarak davanın reddine, davanın kabul edilmesi durumunda araçta meydana gelen değer kaybının iadesine,  yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 21/09/2021 tarih ve 2018/1249 Esas - 2021/857 Karar  sayılı kararında; \"Dava; davacıya satışı yapılan aracın ayıplı olup olmadığı, ayıp mevcut ise niteliği, ayıbın kullanıcı hatası veya üretimden kaynaklanıp kaynaklanmadığı, buna bağlı olarak davacının misli ile değişim talep koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. TTK m.23'e göre tacirler arasındaki mal ve satış sözleşmelerinde Borçlar Kanunu hükümleri uygulanır. BK.m.223'te ayıp düzenlemesi yer almaktadır. 6102 sayılı TTK'nın 23/son maddesine göre: Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde inceleme veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanunun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır. Gizli ayıp mevcut ise, herhangi bir şarta ve sınırlamaya tabi olmaksızın alıcı seçimlik hakkını kullanması için yeterlidir. Satıcı tercih edilen seçimlik hakkı yerine getirmek zorundadır. Dolayısıyla ayıbın küçük, büyük veya orantılı olup olmaması sonucu değiştirmeyecektir. Asıl olan alıcının ürünü ilk aldığı zamanki tercih hakkıdır. Ayıplı , defolu veya kusurlu bir ürünü indirimli fiyata alıp almama tamamen alıcının tercihidir. Eğer alıcı en ufak bir kusur bile olmasını istemeden parasını tam ödeyerek bir ürün alıyorsa bu niyet ile aldığı üründe sonradan gizli ayıp çıkması nedeniyle ayıbın tür ve oranı gerekçe göstererek alıcıyı ilk başta istemediği bir alışverişin içine ve tercihe zorlamak TBK 223 sayılı yasanın amaç ve emredici hükümlerine tamamen aykırıdır. Açıklanan bu hususlar doğrultusunda dava konusu araçta aracın güvenliğinin esas unsurlarından olan (kaza öncesinde kazayı önlemeye veya önlenemeyen kazalarda ise kazanın zararlı etkilerini azaltmaya yönelik bir dizi farklı alt sistemler bütünü olan) Pre - Safe özelliğinin sürekli hata verip, bu fonksiyonun sınırlanmasından kaynaklı imalat hatasının bulunduğu sabit olup, bu haliyle imalat kusurlu olan aracı davacının almak istemediği açıktır. Bu husus TBK 227/4 bendine göre değerlendirilmiş buna göre Alıcının seçimlik hakları a. Genel olarak başlıklı maddede; Satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hâllerde alıcı, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir: \"4. İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme.\" Sonradan ortaya çıkan ayıp nedeniyle davacı tercih etmediği seçimlik hakkını kullanmaya zorlanamayacaktır. Var olan hata ve ayıp davacının yenisi ile değiştirilmesi talebi için haklı bir sebeptir. Satıcı, tercih edilen seçimlik hakkı yerine getirmek zorundadır. Davacı alıcı misli ile değiştirilmesi yönünde tercih hakkını kullanmış olup, bu durum aşırı bir masrafı da gerektirmemektedir. Öte yandan araçtaki ayıp kullanmakla ortaya çıkan ve gizli ayıp türü olduğu için davalının hak düşürücü süre geçtiği itirazları yerinde görülmemiştir. Kaldı ki ayıbın tespitinden itibaren gelen belge ve beyanlara göre davacı makul süre içinde bunu davalıya bildirmiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle davanın kabulü ile, yargılamaya konu 22/03/2018 trafiğe ilk çıkış tarihli 2018 Model Dizel ... araç tipli aracın bütün masrafları davalı taraflara ait olmak üzere aracın ayıpsız bir misliyle (teslim olunan malın mülkiyetinin davalılara bırakılmasına) ile değiştirilmesine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.\" gerekçesi ile; \"Davacının davasının KABULÜ İLE; Yargılamaya konu 22/03/2018 trafiğe ilk çıkış tarihli 2018 Model Dizel ... araç tipli aracın bütün masrafları davalı taraflara ait olmak üzere aracın ayıpsız bir misliyle değiştirilmesine, teslim olunan malın mülkiyetinin davalılara bırakılmasına,\" karar verilmiş ve verilen karara karşı davalılar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı ... Anonim Şirketi vekili istinaf dilekçesi ile; hükmün eksik incelemeye dayalı olarak kurulduğunu, 11/03/2021 tarihli kök bilirkişi raporunda, fren hidroliği ve DSR şikayetlerinin giderilmiş olduğu, pre-safe arızasının devam ettiği ve römork tesisatı ile ilgili olduğuna dair somut bir bilgi sağlanamadığı sürece arızanın garanti kapsamında ücretsiz olarak giderilmesi gerektiği kanaatinin bildirildiğini, 29/07/2021 tarihli ek raporda ise pre-safe uyarısının aracın kullanımına engel olmadığı fakat araçtan yararlanmayı azaltır nitelikte olduğundan bahisle ücretsiz olarak giderilmesi gerektiği yönünde görüş bildirildiğini, davaya konu aracın bir kamyonet olduğunu, davacının, aracı satın aldıktan sonra araca haricen ve araç üreticisinin standartlarını dikkate almaksızın çeki kancası ve römork tertibatı ilave ettiğini, bu tertibatın araç şasisine yük uygulamanın ötesinde, araç sisteminden römorka elektrik akımını da sağladığını, bu nedenlerle, delil listesinden bu yana tüm oturumlarda ve sunulan dilekçelerde, dava konusu edilen kamyonet üzerindeki incelemenin, elektrik - elektronik sistemi ve çeki demiri ile aracın römorklu ve römorksuz sistemleri de değerlendirilmek suretiyle ve muhakkak laboratuvar ortamında yapılmasını talep ettiklerini; Bilirkişi heyetinin aracı laboratuvar ortamında incelemeden, aracın elektrik - elektronik sistemlerini değerlendirmeden ve römork takılı olduğu ve olmadığı halde tetkik etmeden, sadece römorksuz olarak, adliye otoparkında haricen ve yüzeysel olarak yaptığı bir gözlemle rapor düzenlediğini, ekte bir kısmını ibraz ettikleri Yargıtay kararları gereğince böyle bir incelemenin bizzat araç üzerinde ve iddia olunan arızaya ilişkin hususların da değerlendirmeye alınarak römork takılı vaziyette bilgisayara bağlanarak ve elektrik - elektronik sistemleri değerlendirilerek yapılması gerektiğini, bu talepleri dikkate alınmaksızın salt dosya içindeki verilerle alınan raporların bu yönüyle maddi vakıayı HMK 266 vd ile bilirkişilik kanununa uygun, taraf ve Yargıtay denetimine elverişli ve duraksamaya yer bırakmayacak derecede değerlendirmediğini, Yerel mahkeme kararı hatalı olup araç ve araca takılı römorkun laboratuvar ortamında incelenerek bir rapor alınmak üzere düzeltilmesi gerektiğini, imalat hatası kabul edilse dahi araca imalattan sonra yapılan eklemeyle birlikte ortaya çıkan ve basit onarımla giderilebilecek arızalar nedeniyle misliyle değişim yoluna gidilemeyeceğini; Yerel mahkemenin kararın gerekçesini; \"herhangi bir şarta ve sınırlamaya tabi olmaksızın ve ayıbın küçük, büyük veya orantılı olmasından bağımsız olarak satıcının tercih edilen seçimlik hakkı yerine getirmek zorunda olduğu \" kabulüne dayandırdığını, davacının şikayetinin aracı satın aldıktan sonra ve üretici standartları dışında monte ettirdiği römork tertibatı ile birlikte ortaya çıktığını, bilirkişi heyetinin raporunda, araca davacının monte ettirdiği römork tertibatının araçtan sökülmesi yoluyla arızanın giderilebileceği yönünde görüş bildirdiğini, davacı tarafından montajı yapılan ilave donanımın sökülmesiyle, bir başka deyişle araç orijinaline çevrildiğinde şikayet olunan arıza giderilebilecekken aracın misliyle değişimine karar verilmesinin menfaatler dengesine aykırı ve orantısız olduğunu, diğer taraftan yine bilirkişi raporunda, donanımın sökülmesine yönelik onarımın basit bir işlem olduğu belirtilmiş iken, Yerel mahkemenin ifadesiyle \"ayıbın küçük, büyük veya orantılı olup olmaması sonucu değiştirmeyeceği\" kabulü hatalıdır. İstinafa konu ilamda yer verilen \"Eğer alıcı en ufak bir kusur bile olmasını istemeden parasını tam ödeyerek bir ürün alıyorsa bu niyet ile aldığı üründe sonradan gizli ayıp çıkması nedeniyle ayıbın tür ve oranı gerekçe göstererek alıcıyı ilk başta istemediği bir alışverişin içine ve tercihe zorlamak TBK 223 sayılı yasanın amaç ve emredici hükümlerine tamamen aykırıdır\" gerekçesinin yasanın ruhuna ve lafzına olduğu gibi, Yargıtay'ın yerleşik hale gelen içtihatlarına da aykırı düştüğünü; Ticari bir ilişkide hak düşürücü sürenin işlemeyeceğinin kabulünün hatalı olduğunu, Yerel mahkemenin araçtaki ayıbın gizli olması nedeniyle hak düşürücü süre itirazının yerinde olmadığına hükmettiğini, dava konusu araç ticari araç vasfındaki kamyonet olduğu gibi, davanın tüm taraflarının da tacir olduğunu, tacirler arasındaki ilişkilerde basiretli tacir olarak davranma yükümlülüğü ve bu yükümlülüğün yansımalarından biri olarak TTK 23/1-c maddesindeki sürelerin uygulandığını, söz konusu hükmün gizli ayıp halinde uygulanacak zamanaşımı ve hak düşürücü süreleri de belirlediğini, (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2015/16380 E. 2016/9129 K.) Yargıtay'ın emsal kararında, aracın ayıplı olduğunun öğrenildiği tarihten 2 ay sonra açılan davada hak düşürücü sürenin geçtiğini içtihat ettiğini, huzurdaki uyuşmazlıkta ise yine tacir olan davacının iddia ettiği ayıbın ortaya çıktığı tarihten neredeyse 1 yıl geçtikten sonra dava açtığını, TTK 23 ve TBK 223 maddeleri gereğince ayıp ihbarı külfetini yerine getirmeyen tacir davacının, iddia ettiği gizli ayıp nedeniyle ve bu ayıbın küçük ya da büyük olmasından bağımsız olarak her zaman sözleşmeden dönme yada misliyle değişim talep edebileceği yönündeki Yerel mahkeme kararının yasaya ve yasanın uygulamasına ilişkin Yargıtay içtihatlarına aykırı olduğunu beyanla Yerel mahkeme kararının kaldırılarak yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın geri çevrilmesine, istinaf talepleri yönünden bir hüküm kuruluncaya kadar hükmün icrasının geri bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili istinaf dilekçesi; ile; Yerel mahkemece verilen işbu karar nezdinde istinaf kanun yoluna başvuru gerekliliğinin hasıl olduğunu, hak düşürücü ve ihbar sürelerine uyulduğu hususunda Yerel mahkeme tarafından yapılan değerlendirme hatalı olup, ihbarın süresinde olduğuna ve aracın gizli ayıplı olduğuna dair verilen kararın kaldırılması gerektiğini, dosya kapsamındaki iş emirlerinden anlaşılacağı üzere davacı tarafından onarım hakkının sürekli kullanıldığını, bu durumda Yargıtay kararları gereği araçta her arıza sonrası onarım hakkının kullanıldığı ve arızaların devam etmesi durumunda artık ayıbın gizli olmasından bahsedilemeyeceğinden bahisle yapılan değerlendirme ve verilen kararın hatalı olduğunu, dava konusu somut olayda davacının tüm şikayetleri giderilmiş olup, uyuşmazlığın sadece pre-safe arızasında yoğunlaştığını, bu sistemin aktif güvenlik sistemlerinden biri olduğunu, pre-safe, güvenlik kompleksinin bir parçası olduğunu, Collision prevention assist, brake assist plus, distronic plus, steering control, blind spot assist, lane keeping assistant gibi pek çok destek ile otonom sürüşe ve güvenliğe yönelik olarak geliştirilmiş bir sistem olduğunu; Tüm bu güvenlik sistemleri sensörler vasıtası ile çalışmakta olup sensörlere farkında olmadan gelen bir darbenin aracın kullanım koşullarına bağlı olarak oluşan toz, çamur vs. benzer nedenlerle uyarı verebildiğini, davaya konu aracın bir arazi aracı olduğunu ve hangi şartlarda, hangi durumda kullanımı sırasında iddia edilen durumun oluştuğu bilirkişilerce de tespit edilmediğini, davacı beyanları doğrultusunda varsayım üzerinden hareket edilip imalata dayalı ayıp olduğundan bahsedilerek davanın kabulü kararının hatalı olduğunu, müvekkili servisinde yapılan incelemelerde ve giriş-çıkış testlerinde ... standartları dışında  arka çeki demiri ve bagaj kapağının takıldığının ve yine standart dışı olarak elektrik kablo tesisatının yapıldığının tespit edildiğini, bu durumun araçta kısa devre yapmaya ve sensörler ile fonksiyonlarında arıza veya hataya sebebiyet verdiğini, araç giriş çıkış kısa test protokolleri ile bu hususların ortaya konulduğunu, bütün bu servis dışı yapılan işlere ilişkin fotoğraflar ve protokollerin Yerel mahkemeye sunulduğunu ancak eksik bilirkişi incelemesi neticesinde hukuka aykırı karar verildiğini; İleri derecede teknik bir donanımı olan dava konusu aracın sadece göz ile adliye otoparkında incelemesinin yapılmasının bilimsellikten ve teknik incelemeden uzak olduğunu, araç üzerinde mevcut olduğu iddia edilen ayıbın incelenmesinin teknik bir husus olduğunun açık olduğunu, bu yönde yaptıkları itirazların da Mahkemece değerlendirilmediğini ve hatalı bilirkişi raporunun hükme esas alındığını, sonuç olarak eksik inceleme ile davacı beyanları doğrultusunda bir varsayıma ulaşıldığını, bilirkişi heyeti tarafından araca takılan römorkun tescil tarihinin 13/08/2018 tarihi olduğu ifade edilerek ilk pre-safe arızası ikazının daha önce olduğu tespitinin yapıldığını, burada atlanılan durumun; römorkun daha sonra tescil edilmiş olması, öncesinde çeki demiri yapılan araçta tescilsiz başka şeylerin çekildiği veya çekilmediği anlamını taşımaması gerektiği olduğunu, yani sadece tescil tarihinden yola çıkılarak bir ihtimal üzerinde durulmaması gerektiğini, dosya kapsamındaki iş emirlerinin tarihleri incelendiğinde taraflarının iddia ettiği gibi yetkili servis dışında standart dışı olarak elektrik kablo tesisatının yapılması sonrası arıza uyarılarında devamlılık görüldüğünün görüleceğini, sadece iş emirlerinin dahi taraflarının iddialarını desteklediğini, Mahkemenin bu iddiaları üzerinde durmadığını;Somut olayda davacı iddialarının tamamen kullanıcı hatalarına yönelik olup, araçta imalattan kaynaklı bir ayıp bulunmadığını, kısacası kullanıcı hatasına dayalı hususlarla araçta gizli ayıp olduğu izlenimi oluşturulduğunu ancak bunun aksinin tanık olarak dinlenen müvekkil şirket atölye şefi ... ile de gün yüzüne çıktığını;Davayı kabul etmemek kaydıyla; mahkemenin vermiş olduğu kabul kararının da hatalı olup, semenin tenzili yoluna gidilmesi gerektiğini, doktrinde seçimlik haklar hususunda anlaşamayan taraflarca açılan davalarda hakim tarafından bu hakların sınırlandırılabileceği, feshin satıcıya getireceği zarar ile alıcının bundan elde edeceği yarar arasında açık bir oransızlık bulunup bulunmadığının değerlendirileceği, şayet şey alıcı bakımından kullanılabilir ise semenin tenziline hükmedilebileceğinin ifade edildiğini, müvekkili şirketin aracın değeri nispetinde uğrayacağı zarar ile davacı tarafın elde edeceği yarar arasında oransızlık meydana geleceğinin son derece açık olduğunu, bu durumda yukarıda izah ettikleri nedenlerle Yerel mahkemece semen tenzili yoluna gidilmesi ve davacı yan bakımından aracın kullanıldığı süre nazara alındığında araçta meydana gelen değer kaybının tespit edilerek müvekkili şirkete iadesinin gerektiğini; TBK 227/4 maddesinin; “Alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hâkim, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilir.” şeklinde düzenlenmiş bulunmaktadır. Yine devam eden 5. fıkra ile \"Satılanın değerindeki eksiklik satış bedeline çok yakın ise alıcı, ancak sözleşmeden dönme veya satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini isteme haklarından birini kullanabilir.\" şeklinde hüküm altına alındığını, huzurdaki davada dava konusu aracın değeri ve kullanıldığı süre göz önüne alındığında aracın iadesini talep ederek huzurdaki davayı ikame etmesinin iyi niyet kuralları çerçevesinde kabulü mümkün olmayıp Mahkeme tarafından misli ile değişim kararı verilmesinin de hatalı olduğunu, araçta iddia edilen ayıbın varlığını kabul etmemek kaydıyla; TBK 227/5 maddesinde bahsedildiği üzere davacının aracın misli ile değişim talebinde bulunabilmesi için araçtaki eksikliğin satış bedeline çok yakın olması gerektiğini, bu şekilde davacının ayıpsız benzeri ile değişim isteme hakkı olduğunun açıkça belirtildiğini, somut olayda araçtaki eksikliğin satış bedeline yakın olmadığından misli ile değişiminin hakkaniyete uygun düşmediğini;  Türk Borçlar Kanunu 229. maddenin; “Satış sözleşmesinden dönen alıcı, satılanı, ondan elde ettiği yararları ile birlikte satıcıya geri vermekle yükümlüdür.”şeklinde düzenlendiğini, bu iade süresi zarfında davacı yanca kullanılmış araçta değer kaybı olduğunun kuşkusuz olduğunu, işbu sebeple aksi durumun davacı lehine sebepsiz zenginleşme teşkil edeceğinin nazara alınmak suretiyle davacı tarafın davaya konu aracı kullandığı süre içinde araçta meydana gelen değer kaybının tespit edilerek bu bedelin müvekkili şirkete iadesinin gerektiğini, bu doğrultuda da eksik hüküm kuran Yerel mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini, somut olayda aracın ayıpsız misli ile değişimine hükmedilmesinin TMK'nın 2. maddesindeki hakkaniyet ilkesine aykırı olacağının açık olduğunu, davayı kabul etmemek kaydıyla; bu  durumda araçta oluşacak zararı telafi etmek için bedel indiriminin değerlendirilmesi gerekmekte olup ve yapılması gereken hususun ise nispi metod yöntemi ile değer kaybının belirlenmesi olduğunu, bu metoda göre zararın tazmini için, ayıplı değer ile ayıpsız değer arasındaki farka hükmetmek gerektiğini, ayrıca aracın dava tarihine kadar hangi koşullarda ve nasıl kullanıldığının bilinmediğinin dolayısıyla satın alınıp iyice eskitilen bir aracın gizli ayıplı olduğundan dolayı ayıpsız misli ile değişim kararı verilmesinin taraflar arasındaki hak ve menfaatler dengesini bozar nitelikte olup TMK 2. maddesinde açıklanan iyiniyet kurallarına aykırılık teşkil edeceğinin kabulü gerektiğini beyanla Yerel mahkemece verilen kabul kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.  Dava, satıma konu aracın gizli ayıplı olduğundan bahisle misli ile değiştirilmesi talebine ilişkindir. Davacı taraf, davalı ... Şirketi'nden 22.03.2018 tarihinde dava konusu ... marka aracı satın aldığını, aracın fren sisteminde kısa bir süre sonra arıza oluştuğunu ve servise götürüldüğünü, 2 ay süre ile serviste kaldığını, ardından DSR ve Pre-Safe arızalarının oluştuğunu ve servise götürüldüğünü, araçta halen aynı arızaların devam ettiğini, bu arızaların üretimden kaynaklı olduğunu beyan ederek ayıplı aracın misli ile değiştirilmesine karar verilmesini talep etmiş, davalı taraflar, davacının ayıp ihbar süresi içerisinde bir bildirimde bulunmadığını ve davanın süresi içerisinde açılmadığını, araçta ortaya çıkan fren sistemine ilişkin arızanın giderildiğini, diğer arızaların ise kullanıcı hatası kaynaklı olduğunu, davacı tarafından araca ... standartları dışında arka çeki demiri ve bagaj kapağı takıldığını, standart dışı olarak elektrik kablo tesisatı ilave edildiğini, bu nedenle aracın Pre-Safe sisteminde uyarı ve hata oluştuğunu, imalat hatasının bulunmadığını, aksi halde dahi onarımla giderilebilecek bir ayıp nedeniyle aracın misli ile değiştirilmesinin menfaat dengesini bozacağını beyan ederek davanın reddini savunmuşlar, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiş ve karara karşı davalılar vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. Davalılar vekilleri tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; davacının hak düşürücü süre içerisinde ayıp ihbarında bulunmadığı, Mahkemece alınan bilirkişi raporlarının aracın adliye otoparkında basit bir muayenesi neticesinde düzenlendiği, laboratuvar ortamında ve araca römork takılı ve takılı olmayan halde bir inceleme yapılması gerektiği, bu itirazların Mahkemece değerlendirilmediği, araçta imalat hatası bulunmadığı, aksi halde ise arızanın basit bir onarımla giderilebileceği, misli ile değiştirilmesine ilişkin kararın menfaat dengesine ve iyi niyet kurallarına aykırı olduğu, ayrıca davacı aracı uzun süredir kullanmakta olduğundan değer kaybı tespit edilerek bu bedelin iadesinin gerektiğine ilişkindir. Türk Ticaret Kanunu'nun 23/1-c maddesi uyarınca ticari alım satımlarda satılanda bulunan ayıp açık ayıp niteliğinde ise, alıcının teslim tarihinden itibaren 2 ve 8 günlük süreler içerisinde satıcıya bildirimde bulunması gereklidir. TTK'nın 23. maddesinin atfı ile uygulanan ve ayıptan doğan haklara dair zamanaşımının düzenlendiği TBK'nın 231. maddesi hükmü uyarınca satıcı, daha uzun bir süre için üstlenmiş olmadıkça, satılanın ayıbından doğan sorumluluğa ilişkin her türlü dava, satılandaki ayıp daha sonra ortaya çıksa bile, satılanın alıcıya devrinden başlayarak iki yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Alıcının satılanın kendisine devrinden başlayarak iki yıl içinde bildirdiği ayıptan doğan def’i hakkı, bu sürenin geçmiş olmasıyla ortadan kalkmaz. Satıcı, satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu ise, iki yıllık zamanaşımı süresinden yararlanamaz. Ayrıca satıcının ağır kusurlu olması ya da satıcılığı meslek edinmiş olması sebebiyle bilmesi gereken bir ayıbın bulunması halinde, TBK'nın 225. maddesi uyarınca, satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulması mümkün değildir. Dosya kapsamından aracın davacı tarafından 22.03.218 tarihinde satın alındığı, ilk kez fren sistemi arızası nedeniyle 31.05.2018 tarihinde servise götürüldüğü, söz konusu arızanın onarım ile giderildiği, 13.09.2018 ve 18.09.2018 tarihlerinde DSR arızası nedeniyle ve 07.11.2018 ve 20.12.2018 tarihlerinde ise Pre-Safe uyarı arızası nedeniyle servise götürüldüğü, davanın 20.12.2018 tarihinde açıldığı, davacının araçta DSR ve Pre-Safe arızalarının devam ettiğini iddia ettiği, araçta var olduğunu iddia ettiği gizli ayıplar ortaya çıkar çıkmaz aracı servise götürdüğü ve satış tarihinden itibaren 2 yıllık süre içerisinde davanın açıldığı, bu minvalde davalıların ayıp ihbar sürelerine uyulmadığı ve davanın zamanaşımına uğradığına yönelik istinaf sebeplerinin haksız olduğu anlaşılmıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 219. maddesine göre; bir maldaki ayıp, satıcının zikir ve vaat ettiği vasıflarda veya niteliği gereği malda bulunması gereken lüzumlu vasıflarda eksiklik olmasıdır. Satıcı, bunlardan ikinci tür olan yani lüzumlu vasıflarda eksiklik şeklinde ortaya çıkan ayıptan bunun varlığını bilmese dahi sorumludur. Mezkur kanunun 227. maddesinde, satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hallerde alıcının; satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme, satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme, aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme veya imkan varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme seçimlik haklarından birini seçebileceği ve alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkının saklı olduğu hüküm altına alınmıştır. Somut olayda; davacı araçta DSR ve Pre-Safe arızalarının bulunduğu ve bu arızaların araçtan beklediği faydayı ortadan kaldırdığını iddia etmiştir. Dosyada bulunan servis kayıtlarına göre araç en son 20.12.2018 tarihinde Pre-Safe uyarı arızası nedeniyle servise götürülmüş ve arıza giderilmiştir. Mahkemece alınan üç kişilik teknik bilirkişi heyeti kök raporunda; Adliye otoparkında araç üzerinde yapılan muayene neticesinde araçta herhangi bir arıza uyarısının olmadığı, DSR uyarısının bir arıza olmadığı ve aracın sonraki kullanımlarında belirmediği, araçtaki Pre-Safe uyarı arızasının servis tarafından giderildiği ancak kullanımla tekrarladığı, davacının sunduğu aracın kullanımına dair video görüntülerine göre arızanın sensörlere gelen darbe, çamur vs sebebi ile oluşmadığı, araca davacı tarafından ilave bağlantılar yapıldığı, davalıların Pre-Safe uyarı arızasının bu ilave kablo bağlantılarından meydana geldiğini iddia ettikleri ancak araca bu ilave kablolar ile bağlanan römorkun tescil tarihinden önce arızanın oluştuğu, dava konusu arızanın römork takılı iken ortaya çıkması ve sökülü halde iken oluşmaması halinde arızanın ilave elektrik tesisatından kaynaklandığının söylenebileceği, bu uyarı arızasının aracın normal kullanımına engel olmadığı ancak kaza anında devreye giren bir sistem olması nedeniyle araçtan beklenen faydayı azalttığı, gizli ayıp niteliğinde olduğu, ayıbın ücretsiz olarak onarım yapılmak suretiyle giderilmesi gerektiği tespit edilmiştir. Davalılar vekillerince rapora itiraz dilekçeleri sunulmuş ve aracın laboratuvar ortamında römork takılı ve takılı olmadığı halde test edilmesi ile rapor düzenlenmesi talep edilmiştir. Mahkemece dosya üzerinden itirazlar karşılanmak suretiyle bilirkişi heyetinden ek rapor alınmış ve heyet ek raporunda aynı tespitlerini tekrar etmiştir. Yapılan bu tespitler ve yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler gereği öncelikle olarak aracın imalattan kaynaklı arızası nedeniyle gizli ayıplı olduğunu ve bu arızanın devam ettiğini, araçtan beklenen faydanın ortadan kalktığını ispat yükü davacı üzerindedir. Uyuşmazlık araçta Pre-Safe uyarı arızasının mevcut olup olmadığı, var ise imalattan mı yoksa davacı tarafından araca yetkili servis dışında ilave edilen elektrik tesisatı ve buna bağlanan römorkun kullanımından mı kaynaklandığı, basit bir onarımla giderilip giderilemeyeceği noktasında toplanmakta olup servis kayıtlarına göre araçtaki arıza giderilmiş ve bilirkişi kök ve ek raporunda da araçta keşif günü yapılan incelemeye göre Pre-Safe uyarı arızasının bulunmadığı tespit edilmiş, araçtaki arızanın devam ettiği kabul edilerek ve davalıların itirazları nazara alınmaksızın bir kanaat belirtilmiştir. Yani araçta halen arızanın/ayıbın olup olmadığı ve bu arızanın sebebi ortaya konulmaksızın Mahkemece aracın gizli ayıplı olduğu ve davacının istediği seçimlik hakkını kullanabileceği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur. Buna göre Mahkemece, dava konusu aracın aynı veya yeniden oluşturulacak bir bilirkişi heyetinden İTÜ laboratuvarında römorklu ve römorksuz şekilde test edilmek suretiyle Pre-Safe uyarı arızasının devam edip etmediği ve devam etmekte ise sebebinin ne olduğu, davacının ilave ettiği elektrik tesisatı ile ilgili olup olmadığı, imalattan kaynaklanıp kaynaklanmadığı, davacı tarafından ilave edilen tesisatın sökülmesi veya başka bir onarımla giderilip giderilemeyeceği, araçta meydana getirdiği değer kaybı ve davalıların tüm itirazları konusunda teknik, hüküm kurmaya elverişli ve denetime açık bir bilirkişi raporu alınması, alınan raporun tüm dosya kapsamı ile birlikte değerlendirilmesi ve tarafların edimleri arasındaki menfaat dengesi de gözetilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalıların istinaf başvurularının ayrı ayrı KABULÜ ile; Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 21/09/2021 tarih ve 2018/1249 Esas 2021/857 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalılar tarafından ayrı ayrı yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harçlarının talep halinde davalılara iadesine, 3-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 4-Dairemizce verilen kararın mahiyeti gereği İİK'nın 36/5 maddesi uyarınca icranın geri bırakılması için yatırılan teminatın talep halinde yatıran ilgili tarafa iadesine,5-Artan gider avansı olması halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,   Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 04/04/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"a27637c299f5d9bd","SID":"d11c6afa042873b3"}}