{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/2474 <br>KARAR NO: 2024/540<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 22.02.2023<br>NUMARASI: 2022/503 E. - 2023/156 K.<br>DAVANIN KONUSU: Tazminat (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili  tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili  dava dilekçesinde özetle;  Müvekkili firmanın  adına kayıtlı olan ... plaka nolu aracın sefer sırasında Almanyada iken 24.06.2021 tarihinde arızalandığını, 28.06.2021 tarihinde servise alındığını, servise alınış tarihinden 4 gün sonra tarafımıza bilgi verildiğini, araç çekici olduğundan bağlı olduğu dorsenin yüklü bir şekilde 4 gün boyunca serviste beklediğini, aracın arıza sebebi olarak motor bloğunun yırtılması ve soğutma suyunun motora dökülmesi olarak rapor tutulduğunu, ancak araç arızalandığında henüz 20.000 KM de ve yeni alınmış halen daha garanti kapsamında olduğunu, araç teslim edilirken ayıplı olarak taraflarına satıldığını, aracın arızalanmasından ötürü müvekkili firmanın ciddi bir maddi kayıp yaşadığını, aracın arıza süresinde kaskosu  , trafik sigortaları ve kredilerinin ödenmeye devam edildiğini,  arızadan kaynaklı gelir kaybı yaşandığından bahsedilen alacak kalemlerininde ödenmesinde güçlük yaşandığını ve araç kullanılmamasına rağmen 6 aylık kredi taksiti olan 11.346,00 EURO ödendiğini, aracın kullanılamayan , süre zarfında ödenen kredi taksitlerinin de zararını talep ettiklerini, arz ve  izah edilen nedenlerle; davalının  kusuru nedeniyle uğradıkları  masraf ve zararları ile fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla  39.546,00 EURO karşılığı 624.352,00 TL zararımızın en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili savunmasında özetle;  Müvekkili şirket ... A.Ş.ye husumet yöneltilemeyeceğini, dava konusu aracın ticari garanti şartlarına tâbi bulunduğunu,  ticari garanti kapsamında, müvekkili şirketin, sadece aracın ücretsiz onarımından sorumlu olduklarını, ticari bir satım söz konusu olduğu için, işbu davada davacının, aracı satın alırken kabul etmiş olduğu ticari garanti esasları gereği hiçbir zaman için maddi tazminat talep etme hakkının bulunmadığını, dava konusu araçta ayıp olarak nitelendirilebilecek maddi bir hasar ya da eksikliğin olmadığını, davacı tarafın maddi tazminat talebinin, somut olayda maddi zararın koşulları oluşmadığı için kabul edilemeyeceğini,  haksız ve hukuka aykırı olarak açılmış işbu davanın öncelikle husumet nedeniyle, aksi kanaat halinde esastan reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...TBK'nun 227.maddesinde de yukarıda belirtildiği üzere alıcının, satıcıya karşı seçimlik hakları sayılmıştır. Davalı firma ile davacı arasında herhangi bir satış sözleşmesi bulunmayıp davalı taraf aracı ithal eden firma konumundadır. '' Ticari Garanti Şartları'' uyarınca malın garanti süresi içerisinde malzeme, montaj ve tasarım hatalarından dolayı arızalanması halinde işçilik bedeli değişim masrafı olmaksızın aracın ücretsiz onarım sorumluluğu üretici veya ithalatçı firmaya ait olduğu belirtilmiştir. Davacının taleplerinin incelenmesi sonucu; çekicinin arızalanması nedeni ile kendisinin yaptığı masraflar ile yoksun kaldığı kar ve aracın satış bedeli olarak kredi taksitlerinin talep edildiği, her bir talebinin maddi tazminat talebi olduğu anlaşılmıştır. Oysa davalı firma ticari nitelikteki aracın ithalatçı firması olup TBK'nun 227.maddesi uyarınca belirtilen maddi tazminat taleplerinin satıcıya yönlendirilmesi gerekirken ithalatçı firma aleyhine dava açılmıştır. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında ki Kanun'da satıcı ile üretici ya da ithalatçı firma müteselsil sorumlu tutulmuştur. Somut olayda davaya konu ticari nitelikte ki bir çekici olması nedeni ile 6502 sayılı kanunun uygulama yeri yoktur. Davalı ithalatçı firmanın sorumluluğu '' Ticari Garanti Şartları'' uyarınca malın garanti süresi içinde ücretsiz onarımdan sorumlu olup TBK'nun 227.madde uyarınca maddi tazminat taleplerinden sorumlu olmadığı anlaşılmakla 6100 sayılı HMK'nun 114.maddesinde belirtilen dava şartlarının incelenmesi sonucu aynı kanunun 114/1-d bendi uyarınca davalı ithalatçı firmanın taraf ehliyeti olmadığı anlaşıldığından... \" gerekçesiyle açılan davanın HMK'nın 114/1-d bendi uyarınca pasif husumet yokluğundan reddine karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin 26.04.2021 tarihinde satın almış olduğu ... plakalı aracın 24.06.2021 tarihinde Almanya'da seferde iken arızalandığını, servise alınan çekicinin arıza nedeninin motor bloğunun yırtılması ve soğutma suyunun motora dökülmesi olarak açıklandığını, söz konusu arıza nedeniyle müvekkili şirketin dorse içerisindeki yükün alıcısına teslimi için yapılan masraf, dorsenin çekilmesi için yapılan masraf aracın kullanılamadığı sürede gerçekleştirilebilicek 8 sefer  karşılığı ve araç kullanılamaması rağmen ödemek zorunda kalınan kredi tutarı olmak üzere toplam 39.846,00 EURO zararı doğduğunu ve tazmin için iş bu davanın açıldığını, mahkeme tarafından davalı ile müvekkili arasında herhangi bir satış sözleşmesi bulunmadığı, davalının ithal firma konumunda olduğu, TBK'nın 227. maddesi uyarınca tazminat taleplerinin davalıya değil satıcıya yönlendirilmesi gerektiği, davalının ticari garanti şartları uyarınca malın garanti süresi içerisinde ücretsiz onarımından sorumlu olduğu, TBK'nın 227 maddesi uyarınca maddi  tazminat yönünden sorumlu olmadığı gerekçesiyle husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verildiğini, kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, eksik inceleme ve değerlendirmeyle karar verildiğini, dava konusu aracın davalı şirket tarafından üretildiğini, davalıya ait internet sitesinde yer alan açıklamaların incelenmesi ile anlaşılacağı üzere davaya konu aracın davalı tarafından Eskişehir fabrikalarında üretilen bir araç olduğunu, kaldı ki davalının tedarikçi olduğuna dair bir itirazının da bulunmadığını, davalının sözleşme dışı sorumluluğunun değerlendirilmesi gerektiğini, taraflar arasında sözleşme ilişkisi bulunmadığı ve pasif husumet ehliyetine haiz olmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiş ise de aslında verilen kararın davalının sorumsuzluğunun  tespitine ilişkin olduğunu, bu kararın ancak esastan incelenme ile tespit edilebileceğini, zira davalının gerek ithal eden gerekse üretici sıfatı bakımından  davaya konu araçla ilişkili bir tüzel kişilik olduğunu, davalının aracı piyasaya süren ondan ekonomik fayda sağlayan kişi olduğunu, davalının zarar riskini üstlenmesi gerektiğinin açık olduğunu, sözleşme dışı sorumluluğun zararın doğmasına bağlı olarak zarar verenin sorumlu tutulduğu bir sorumluluk hali olduğunu, davalının piyasaya sunduğu ürün nedeniyle zarar gören müvekkili şirkete karşı tazminat sorumlusu olduğunun kabulü gerektiğini, ürünün bir kişiye veya bir mala zarar vermesi halinde bu ürünün imalatçısı veya ithalatçısının zararı gidermekle yükümlü olduğunu, davanın ithalatçının özel hukuk sorumluluğuna ilişkin olduğunu, piyasaya sürdüğü hatalı aracın yol açtığı zararların tazmin edilebilmesini amaçladığını, zarar gören müvekkili şirket ile davalı arasında sözleşme dışı bir haksız fiil ilişkisinin söz konusu olduğunu, nitekim bu hususa ilişkin Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2020/5083  Esas, 2021/5398 Karar ve 30.06.2021 tarihli kararında yer verildiğini, ithalatçı üreticinin sorumluluğu kapsamında özel bir düzenleme olmaması karşısında bu boşluğu riskin en adil şekilde paylaştırılması ilkesi esas alınarak hakim tarafından doldurulması gerektiğini, somut olayda davaya konu aracın satış tarihinden iki ay sonra motor bloğunun yırtılması ve soğutma suyunun motora dökülmesi şeklinde arızalanmış olmasının söz konusu arızanın aracın hatalı olduğunu gösterdiğini iddia ederek, kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, ticari satıma konu aracın arızalanması nedeniyle meydana gelen zararların imalatçı/tedarikçi  şirketten tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Taraflar arasında, davacı şirket tarafından dava konusu ... plakalı aracın dava dışı gerçek ve/ veya tüzel kişiden 26.04.2021 tarihinde satın alındığı, davalı şirketin aracın imalatçısı/tedarikçisi olduğu konularında herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık, imalatçı olan davalı şirketin davacının iddia etmiş olduğu zararlardan dolayı sorumlu olup olmayacağı, davalı şirkete husumet yöneltilip yöneltilmeyeceği ile kararın usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığına ilişkindir. Mahkemece,  ön inceleme aşamasından davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir. Dosya üzerinde yapılan incelemede, dava konusu araca ait satım sözleşmesi, araç sicil kaydı, garanti belgesi vb bilgi ve belgelerin dosya içerisinde mevcut olmadığı anlaşılmıştır.  Dosya kapsamından, davacı şirket tarafından  davalı şirkete hitaben Büyükçekmece .... Noterliğinde düzenlenen 30.12.2021 tarihli ihtarnamenin keşide edildiği, ihtarnamede, ... plakalı aracın ayıplı mal teslim edilmesi yüzünden zarara neden olduğu belirtilerek zararın tahsilinin talep edildiği ve daha sonra iş bu davanın açılmış olduğu anlaşılmıştır. TBK’nın 227.maddesinde, \"(1)Satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hâllerde alıcı, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir: 1. Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme.  2. Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme. 3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme. 4. İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme.(2) Alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır.(3) Satıcı, alıcıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek seçimlik haklarını kullanmasını önleyebilir. (4)Alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hâkim, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilir. (5)Satılanın değerindeki eksiklik satış bedeline çok yakın ise alıcı, ancak sözleşmeden dönme veya satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini isteme haklarından birini kullanabilir.\" düzenlemesi bulunmaktadır.Satıcının ayıba karşı tekeffül hükümleri TBK'nın satıma dair hükümleri uyarınca satım sözleşmesinin tarafları arasında sonuç doğurur. Ancak sorumluluğun kaynağı sadece satım sözleşmesi değildir. TTK'da ithalatçının sorumluluğuna dair bir düzenleme mevcut değilse de  davalı şirket ithalatçı/imalatçı  şirket olup, araca garanti veren konumundadır. Garanti sözleşmesi kapsamında sorumluluğunun iddia edilmesi ve bu sıfatla kendisine husumet yöneltilmesi mümkün olduğu gibi haksız fiile dayalı sorumluluğu ileri sürülebilir.Emsal Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2020/5083 Esas, 2021/5398 Karar ve 30.06.2021 tarihli ilamında ise ; \"... Davaya konu uyuşmazlığa dava tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. TTK'nın 25/3. maddesindeki ticari satıma ilişkin hükümde ayıp, açık ayıp ve basit bir muayene sonucu anlaşılan ayıp niteliğinde olması halinde 2-8 günlük süre içinde ayıp ihbarı yapılması,  diğer hallerde TBK’nın 198/2-3 fıkralarındaki hükmün uygulanması gerektiği belirtilmiştir.  Borçlar Kanunu’nun 198/3. maddesi hükmü uyarınca da ayıp, kullanma sonucu sonradan ortaya çıkarsa derhal satıcıya ihbar edilmesi gerekir.  Alınan bilirkişi raporları sonucu ayıbın açık ayıp olmadığı ve basit bir muayene ile anlaşılamayacağı, gizli ayıp niteliğinde olduğu tespit edildiğinden Bölge Adliye Mahkemesi'nin ayıbın açık ayıp olduğu yönündeki kabulü doğru değildir. Bu durumda davacı BK’nın 198/3. madde hükmü uyarınca maldaki gizli ayıbı öğrendiği tarihten itibaren derhal satıcıya ayıbı ihbar etmekle yükümlüdür. Bölge Adliye Mahkemesince gerekçede ayıbın tespit raporunun hazırlanış tarihi olan 01.11.2010 tarihinde öğrenildiği kabul edilmiş ise de tespit raporu mahkemece davacıya tebliğ edilmediğinden davacının ayıbı bu tarihte öğrendiğinin kabulü doğru değildir. Kaldı ki davalıların uzmanı olan kişi tarafından ayıplı mal ile ilgili inceleme ve tahlil sonucu düzenlenen 11.08.2010  tarihli raporda ürünün ayıplı olduğu tespit edilmiş ve bu husus da davalıya bildirilmiş olduğundan artık ayıp ihbarının yasal sürede yapıldığının kabulü gerekir. Bölge Adliye Mahkemesince ayıba dayalı hakların üretici ve kendi markası ile ürünü pazarlayan şirkete karşı ileri sürülemeyeceği, davalılar tarafından ürünle ilgili garanti de verilmediğinden bu davalıların sorumlu tutulamayacağı da belirtilmiştir.Yargıtay HGK 27.11.1996 gün 1996/4-588 esas ve 1996/831 karar, 13.02.2002 gün 2002/4-114 esas ve 2002/84 karar,15.04.2011 gün 2011/4-58 esas ve 2011/176 karar sayılı kararlarında da belirtildiği üzere, üretici ile alıcı arasında bir sözleşme ilişkisi yoktur. Ancak öğretide ve uygulamada üretici ile zarar gören arasında böyle bir bağ olmasa bile üreticinin sözleşme dışı sorumlu tutulabileceği, Türk Hukukunda üreticinin sorumluluğuna ilişkin özel bir sorumluluk düzenlenmemişse de (Yasa koyucu bu konudaki yasa boşluğunu görerek 12.03.2021 tarihinde yürürlüğe giren 7223 sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu ile üreticinin sorumluluğu hüküm altına alınmış ve bu konudaki yasa boşluğu giderilmiştir.) bu konuda Borçlar Kanunu’nun 41. (6098 sayılı TBK’nın 49. ) maddesinin 1. fıkrasındaki hükmün uygulanabileceği kabul edilmiştir. Bu madde hükmü uyarınca kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Üreticinin buradaki sorumluluğu kusur sorumluluğudur. Üretici bulunduğu faaliyet gereği hukuk düzenince gerekli olan ve kendisinden beklenebilen tüm özeni göstermesi, önleyici tedbirler alması gerekir. Üreticinin sorumlu tutulabilmesi için taraflar arasında akdi ilişki bulunması da zorunlu değildir. Üretici BK’nun 41. madde hükmü uyarınca meydana gelen haksız fiilden sorumludur. Ürün ile üretici (Üreticinin fiili ile üründeki ayıp nedeniyle meydana gelen zarar.) arasında uygun illiyet bağı bulunduğu takdirde üretici meydana gelen zararı tazminle yükümlüdür. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 16.04.2015 gün, 2014/8733 esas ve 2015/5518 karar, 16.03.2011 gün 2010/9917 esas ve 2011/3356 karar,  11.10.2016 gün 2016/4075 esas ve 2016/13270 karar, 11. Hukuk Dairesi’nin 05.03.2014 gün 2014/1814 esas ve 2014/2165 karar,  23.10.2014 gün 2013/14654 esas ve 2014/16363 karar, 4 Hukuk Dairesi’nin 11.04.2000 gün, 2000/517 esas ve 2000/3348 karar, 27.03.1995 gün 6256 esas 2596 karar sayılı kararlarında da üreticinin ayıplı maldan dolayı meydana gelen zarardan sorumlu olduğu belirtilmiştir. Tüm bu açıklanan nedenlerle davalı  ... GMBH firmasının üretici firma olması, diğer davalı ... GMBH’nin ise ürünü yurtdışından üretici Böske firmasından alarak ürünün bulunduğu ambalajlara kendi ismini yazarak analiz raporlarını sunmak suretiyle ürünün tasarımını ve imalatını yaptırıp kendi isim ve ticari markası ile piyasaya arz etmesi nedeniyle üretici sıfatı ile meydana gelen zararlardan müteselsilen sorumlu oldukları gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken dosya kapsamındaki delillerin ve tarafların hukuki durum ve sorumluluklarının yanılgılı değerlendirilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir...\" ifadelerine yer verilmiştir. 7223 sayılı \"Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu\" nun 1. maddesinde, kanunun amacı düzenlenmiştir. Maddede, kanunun amacının ürünlerin güvenli ve ilgili teknik düzenlemelere uygun olmasını sağlamak, piyasa gözetimi ve denetiminin esasları ile yetkili kuruluşların görevlerini ve iktisadi işletmeciler ile uygunluk değerlendirme kuruluşlarının yükümlülüklerinin belirlenmesi olarak belirtilmiştir. 2. maddede, kapsam başlığı ile 2-1 bentte bu kanunun piyasaya arz edilmesi hedeflenen, arz edilen piyasada bulundurulan veya hizmete sunulan tüm ürünleri kapsayacağına yer verilmiştir. 3.maddede, tanımlar düzenlenmiştir. 3/1-g bendinde, imalatçı tanımına yer verilerek ürünü imal ederek veya ürünün tasarımını veya imalatını yaptırarak kendi isim veya ticari markası ile piyasaya arz eden gerçek veya tüzel kişiyi şeklinde tanımlanmıştır. Aynı maddede, ithalatçı, nihai kullanıcı vb tanımlara yer verilmiştir. 6.maddede ürün sorumluluğu tazminatı başlığı altında, 6-1 bentte, ürünün bir kişiye veya bir mala zarar vermesi  halinde bu ürünün imalatçısı veya ithalatçısının zararı gidermekle yükümlü olduğu, 2.bentte, imalatçı veya ithalatçının sorumlu tutulabilmesi için zarar gören tarafın uğradığı zararı ve uygunsuzluk ile zarar arasındaki nedensellik bağını ispat etmesinin zorunlu olduğu, 3.bentte, ürünün sebep olduğu, zarardan birden fazla imalatçı veya ithalatçının sorumlu olması halinde bunların müteselsilen sorumlu tutulacağı, 5.bentte, ürünün sebep olduğu zarar nedeniyle ödenecek maddi ve manevi tazminatın belirlenmesinde TBK hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. Yasanın 7. maddesinde, imalatçının yükümlülükleri ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. İthalatçının yükümlülükleri dağıtıcı ve diğer durumlara ilişkin hususlar devam eden maddelerde yer almıştır. 7223 sayılı Kanun 05.03.2020 tarihinde kabul edilmiş 12.03.2020 tarihli Resmi Gazetede yayınlanmıştır. Yasanın 26.maddesinde, bu kanunun yayım tarihiden bir yıl  sonra yürürlüğe gireceği belirtilmiştir. Yürürlük tarihinin 12.01.2021 olduğu anlaşılmaktadır. Dava tarihi ise 30.06.2022'dir. Bu durumda mahkemece, tarafların tüm delilleri toplanarak, yasal düzenlemeler kapsamında  işin esası hakkında, uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekir iken hatalı ve eksik değerlendirme neticesinde karar verilmiş olması isabetli görülmemiştir. Kabule göre ise pasif husumet HMK'nın 114. maddesinde düzenlenen dava şartlarından olmamasına rağmen, davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmemektedir. HMK'nın 114/1-d bendindeki dava ehliyeti, dava şartlarındandır. Dava ehliyeti, kişinin kendisinin veya yetkili kılacağı bir temsilci aracılığı ile bir davayı takip etme ve usul işlemlerini yapabilme ehliyetidir. Fiil ehliyetine sahip olan bütün gerçek kişiler dava ehliyetine de sahiptir.(HMK m.51)  Husumet ise dava konusu sübtektif hak ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu hâlde taraf sıfatı, dava konusu sübjektif hakka ilişkindir. Bir sübjektif hakkı dava etme yetkisi kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bir davanın tarafları o davada gerçekten davacı veya davalı olarak taraf sıfatına sahip değilse mahkeme dava konusu hakkın esasa hakkında inceleme yapıp karar veremez davanın sıfat yokluğundan reddine karar verilir. Taraf sıfatı bir dava şartı değildir. Çünkü sıfat, usul hukuku sorunu olmayıp dava konusu hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunudur. Sıfat yokluğu bir defi olmayıp davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itirazdır. Bu sebeplerle, ilk derece mahkemesince taraf sıfatının dava şartı gibi değerlendirilerek hüküm kurulması da usule aykırı olmuştur.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.4 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin dava şartlarına aykırı olarak verdiği istinafa konu kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.<br>KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.a.4 maddesi uyarınca, işin esası incelenmeksizin, İlk Derece Mahkemesinin istinafa konu  kararının kaldırılmasına,2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Davacı  tarafından  yatırılan istinaf peşin karar harcının, talebi hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,4-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin,  ilk derece mahkemesince, esas  hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,5-Gerekçeli kararın İlk Derece Mahkemesince taraflara tebliğine dair; HMK'nın 353/1.a.4 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 28.03.2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"e82f57015d8e6d3e","SID":"75e2ba7985c2f59f"}}