{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/320 <br>KARAR NO\t: 2024/535<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 03/11/2021<br>NUMARASI: 2018/402 E. -  2021/817 K.<br>DAVANIN KONUSU: Şirket ortaklığından çıkma- çıkma payı alacağının tahsili.<br>Taraflar arasındaki limited şirket ortaklığından çıkma ve çıkma payı alacağının tahsili davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen hükme karşı, davalı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle;  müvekkilinin, ... ve .... ile birlikte davalı şirketin ortağı olduğu, şirketin münferit imza ile ... tarafından temsil edildiğini, ortaklar arasında çeşitli uyuşmazlıklar bulunduğunu ve yönetici ortağın yaptığı işlemlerle şirketi ve ortakları zarara uğrattığını, ihtara rağmen, Üsküdar ...Noterliğinin 07.03.2018 tarihli “müşterek müdür atanması hakkındaki ortaklar kurulu kararı” doğrultusunda şirket müdürünce işlem yapılmadığını, ortakların iradesine rağmen şirket müdürünün halen keyfi şekilde menferid imza ile şirketi yönettiğini, şirkete ait taşınmazları satarak şirketi ve ortaklarını zarara uğrattığını, şirketin inşa ettiği ve şirket adına kayıtlı olan ... Mahallesi ... ada 1 parseldeki taşınmazlardan davacıya kar payı verilmediğini, bu taşınmazlar ile şirkete ayni sermaye olarak konulan ... Mahallesi ... ada, ... parselde bulunan 41 ve 2 nolu taşınmazların davacının bilgisi ve onayı dışında satışa çıkarıldığını, davacının bir çak kez şirket müdürüne başvurmasına rağmen yedek akçe ayırmadığını, kar payı dağıtımına ilişkin karar alınmadığını, yöneticinin keyfi işlemleri ile şirketin ve davacının zarara uğradığını, şirket inşaatının, şirket müdürünün eşine ait şirkete yaptırılarak gerçeğe aykırı hak edişler düzenlendiğini, müvekkilinin şirkete sermaye  borcu bulunmadığı  gibi, şirketin inşaatları için harcamalar yaptığını, ancak şirket müdürünün eylemleri ile ortaklığın çekilmez hale geldiğini, şirketin kayıtlarının incelenmesine izin verilmediğini ileri sürerek, şirkete ait taşınmazlara tedbir konulmasına, TTK'nın 638. maddesi gereğinca ortaklıktan çıkmasına ve esas sermaye payının gerçek değerinin belirlenerek şimdilik 10.000,00 TL ayrılma akçesi ve kar akçesinin tahsiline karar verilmesini talep ve  dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, 07.03.2018 tarihli ortaklar kurulu kararı ve TTK'nın 367-371 maddeleri uyarınca iç yönerge ve yetkilendirme hazırlanarak ilan için gönderildiğini, ancak sınırlı yetkilendirmede ortakların hem münferit hem de birlikte yetkilendirilmelerinin Sicil Müdürlüğünce kabul ve ilan edilmediğini, ilgili müdürlükten sorulması halinde kararın tescil ve ilanından kaçınılmadığının anlaşılacağını, ihtar tarihine kadar şirket defter ve envanterlerinin incelenmesine ilişkin bir talebin bulunmadığını, inceleme konusunda davacının engellenmediğini, cevabi ihtarda şirket merkezinde defter kayıt ve belgelerin incelenebileceğinin bildirildiğini, 31.08.2016 tarihinde kurulan şirketin zarar etmesi nedeniyle dağıtılacak kar payı bulunmadığı, şirketin henüz inşa aşamasında bulunan ve tamamlanması için sermaye girişine ihtiyaç duyulan projesinden davacının hak talep etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, inşaatın henüz %60-65 seviyesinde olduğunu, bu tarihten itibaren şirket yetkilisinin şahsi çabasıyla inşaatın %90-95 oranında tamamlandığını, davacının şirketin harcama ve zararlarına katılmamasına rağmen yapılan işten pay alma çabasına girdiğini, inşaat sektöründeki kriz nedeniyle şirketin nakit arayışında olduğunu, davacının da işin bitirilmesi için 1.050.000,00 TL sermaye girişi vaadinde bulunduğunu, davalıya devam eden projeden ... ada ... parseldeki ..., ... ve ... nolu bağımsız bölümlerin teminat olarak devredilmesine rağmen davacının sermaye sağlamadığını, kötü niyetli ihtarlarla hukuka aykırı taleplerde bulunmaya başladığını, şirketin faaliyetlerini zorlaştırdığını savunarak, davacıya verilen üç adet taşınmaza tedbir konulmasına ve davanın reddine karar verilmesi  talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Limited şirketlerde ortağın şahsi haklarından biride ortağın ortaklıktan çıkma hakkıdır. Çıkma hakkı, ortağın özgür iradesi ile ortaklıktan çıkma istemini içerir. Çıkma hakkını kullanarak ortaklıktan ayrılan ortağın, ortaklığa ait bütün hak ve mükellefiyetleri sona ererek şirketle arasındaki bütün ilişkisi kesilmiş olacaktır. Limited şirketlerde ortakların tek yanlı iradeleriyle şirketten ayrılmaları kural olarak mümkün değildir. Bunun için ortağın çıkma iradesinin bir hukuki temele dayanması gereklidir. Bu temel  ya esas sözleşmesel ya da kanuni olabilir. Başka bir deyişle bu temel, ya şirket sözleşmesinin ortağa şirketten tek yanlı irade ile çıkma hakkı veren bir hükmü ya da kanunun ortaklara belirli koşullarda çıkma hakkı tanıyan düzenlemesidir. Şirket sözleşmesi ile ortaklara tanınan çıkma hakkı, hukuki açıdan onlara tanınmış bozucu yenilik doğuran bir haktır. Ortak bu hakkını kullanıp çıkma iradesini ortaklığa ulaştırdığında çıkma gerçekleşir, ayrıca bu beyanın şirket tarafından kabulüne gerek yoktur.  Limited şirkette ortaklara şirketten çıkma hakkı tanıyan bir diğer durum ise 6102 sayılı TTK’nin 638/2. Maddesinde belirtilen düzenlemedir. Buna göre ortak, haklı bir sebebin varlığı hâlinde, diğer ortakların rıza ve muvafakatlerine lüzum olmaksızın şirketten çıkmasına müsaade edilmesini mahkemeden talep edebilmekte ve mahkeme kararı ile şirketten çıkabilmektedir. Böylece ortaklar, esas sözleşmede şirketten çıkma hususu düzenlenmiş olsun ya da olmasın şirketten çıkmalarını haklı gösterecek bir sebebin varlığı hâlinde her zaman bu hakkı kullanabileceklerdir. Limited şirket ortağı tarafından açılan haklı sebebe dayalı çıkma davası ileriye etkili hüküm ifade eden bozucu yenilik doğuran bir dava olup, bu davada çıkmayı gerçekleştiren irade mahkeme kararıdır. Mahkemenin çıkmaya ilişkin kararı şirketle ortak arasındaki hukuki ilişkiyi sona erdirir ve sonuçlarını dava tarihinden değil kararın kesinleştiği tarihte doğurur. Hemen belirtilmelidir ki, ortak tarafından açılan haklı sebebe dayalı çıkma davasında davacının ortaklık sıfatının kararın kesinleştiği tarihe kadar devam etmesi gerekmektedir. Zira haklı sebebe dayalı çıkma davasında verilen çıkma kararı, sonuçlarını kararın kesinleştiği tarih itibariyle doğuracağından davacının bu tarihte ortak olması gerekmektedir. ( Bkz. Yargıtay HGK  2019/11-658 E, 2020/101  K. Sayılı ilamı ) Mahkememizce dosya uzman bilirkişi heyetine tevdii edilmiş bilirkişi raporunda '... Yukarıda ifade edildiği üzere haklı sebebin varlığının tespiti mahkemece tayin ve tespit edilir. Kanunda limited şirketlerde çıkmayı mümkün kılacak haklı sebebini ne olduğu kanunda belirtilmemiş olsa da hem 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hem de Türk Ticaret Kanunu'nun kollektif şirketlere dair md.219/son cümlesinde haklı sebep olabilecek durumlar sayılmıştır. Ancak burada kanun koyucu örnekseme yoluna gitmiştir, dolayısıyla tahdidi bit sayımdan bahsedilemez. Bununla birlikte haklı sebep; ortaklık ilişkisinin ve akdinin dürüstlük kuralı uyarınca devamını olanaksız kılan bir hukuki  olaydır. Limited şirkette hem ortaklık ilişkisinden doğ; uyuşmazlıklar hem de ortaklık dışı, ortaklar arasındaki kişisel sebeplerden doğan uyuşmazlıklar haklı sebep olarak kabul edilebilir (bknz özellikle ortaklık ilişkisinden bağımsız kişisel nedenlerden doğan uyuşmazlıkların haklı sebep teşkil edebileceğine dair; Yarg. 11. HD E. 2016/5973 K 2018/149 T. 10.1.2018).Limited şirkette haklı çıkma sebepler aşağıdaki şekilde sıralanabilir: Azlık hakları ile bireysel hakların süreklilik taşıyan şekilde ihlal edilmesi, Şirketteki hakimiyetin ( çoğunluk gücünün ) kötüye kullanılması,  Ortakların şirket bilgilerinin gizliliği sınırları dahilinde bilgi alma ve inceleme haklarının engellemesi, Ortaklık ilişkisinin çekilmez hale gelmesi, Ortaklardan belirli bir gruba veya kişiye haksız yara sağlanması, genel kurulun kanundaki usule aykırı olarak bir çok kez toplantıya çağrılması, şirket pasiflerinin sürekli olarak artış göstermesi, ortaklara kar payı dağıtılmaması.Önemli olan, durumun şartları incelendiğinde haklı ebeple çıkma talep eden ortak bakımından ortaklık ilişkisinin dürüstlük kuralı uyarınca devam ettirilmesinin mümkün olmadığıdır. Çıkma davası kapsamında, çıkarılma davalarından farklı olarak çıkma hakkını kullanan ortağın haklı sebebin doğumunda kusurlu olup olmamasının bir önemi yoktur (Pulaşlı, Şirketler Hukuku Şerhi, 2018, s. 2786; Doğanay, Türk Ticaret Kanpınu Şerhi H, 2004, 8.1333). Zira çıkarılma davasından farklı olarak çıkma davasında, ortaklıktan çıkmayı talep eden ortak haklı sebebi doğuran hareket ve fiillerde bulunsa dahi kendi rızası ile ortaklıktan çıkmayı talep ettiği için ortaklıktan çıktıktan sonra haklı sebep ortadan kalkacağından şirket, amacı yönünde faaliyetlerine geri dönecek ve şirketin sağlıklı olarak işlemesi için önündeki engeller kalkacaktır. Çıkarılma davasında olduğu gibi haklı sebebi kusurlu olarak doğuran ortakları birleşerek, Türk Medeni Kanunu md. 2'de düzenlenen dürüstlük kuralına aykırı şekilde kusur olmayan ortağı çıkarma Ve ortaklık hakkını sonlandırma gibi bir durum çıkma davasında söz konusu değildir. Zira yukarıda belirtildiği üzere, TTK md. 638 f.2'de düzenlenen hak mutlak niteliktedir. Bu hakkın kullanılmasında incelenecek husus, objektif olarak ortaklık ilişkisinin taraflarca devamının mümkün olup olmadığıdır. Taraflar arasındaki ortaklık ilişkisinin devamının Zora girmesinde kimin kusurlu olduğu çıkma davası kapsamında önem arz etmez.Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 16.11.2015 tarih ve BE. 2015/4802, K. 2015/12025 sayılı kararında çıkmayı talep eden ortağın haklı sebep olarak gö$terdiği hususlara kendisinin sebep olduğu için haklı sebebin gerçekleşmemesi nedeniyle çıkmı talebinin reddedildiği ilk derece mahkemesi kararını yerinde görmemiş ve haklı sebebin varlığının tarafların kusurlarından bağımsız olarak taraflar arasındaki ortaklık ve güven ilişkisinin delenip zedelenmediğine göre değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır.Taraf vekillerinin iddia ve savunmaları değerlendirildiği de; davalı şirketin 23.02.2018 tarih ve 2018/01 sayılı ortaklar kurulu kararıyla davacının da müdür olarak atanmasına ve gayrimenkul satışları da dahil olmak üzere şirketi temsil ve ilzam yetkilerin tüm müdürlerce müştereken kullanılması yönünde Oy birliği ile karar alındığı, ancak bu kararın ticaret sicilinde tescil eldilmediği, şirketin sicil kayıtlarına göre tek yetkili müdürü olan ...  halen şirketi münferit iniza yetkisi ile temsil ettiği anlaşılmıştır. Davacının bir diğer iddiası ise şirketin kötü yönetildiği, bilerek hak ediş bedellerinin emsallerin üzerinde belirlendiği ve şirket müdürünün akrabalarının sahip olduğu şirketler üzerinden kendisine aktarıldığı ve bu suretle bilerek şirketi kağıt üzerinde zarara geçirdiği yön indeki iddiasıdır.Davalı şirket vekili ise, davacı tarafından ihtilaf yaratıldığında henüz inşaatı kaba inşaat halinde olduğunu, işin %60-65 65 düzeyinde tamamlamış bulunduğunu, bu tarihten itibaren müdür ... şahsi çaba ve faaliyetleri neticesinde inşaatın %90-95 oranında tamlanarak bitim aşamasına geldiğini ileri sürmüştür. Sektörde yaşanan krizin davalı şirketin de olumsuz yönde etkilediğini, bu nedenle sermaye ihtiyacı olduğu ve davacının söz konusu projenin bitirilmesi için 1.050. 00 TL sermaye giriş vaadinde bulunduğunu bunun üzerine teminat olarak devam eden projede 307 ada bir ine 6,10 ve 12 bağımsız bölümlerde kayıtlı üç adet taşınmazın kendisine devredildiğini ancak davacının sermaye taahhüdünü yerine getirmediğini ve kötü niyetli  ihtarnameler keşide ettiğini ileri sürmüştür. Davacı tarafından Beşiktaş ... Noterliğinin 12 Aralı 2018 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi  de davalı şirkete ve diğer ortaklara Beyoğlu .... Noterliğinin 12.01.2018 tarih ve çift ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile ortaklar kurulu toplantısı yapılması 1 lebinin ihtar edildiğini ancak bununla ilgili de davalı şirket tarafından gerekli işlemler yapılmadığını; ayrıca yine aynı ihtarnamede davacı tarafından şirket defterlerinin incelenmesi talebinde bulunulduğu halde bu talebin de şirket yetkilileri tarafından herhangi bir şekilde sonuca bağlanmadığı ve bu talebe cevap V! ilmediği ihtar edilmiştir. Davacı vekili, ikinci cevap dilekçesinde defter incelemesi ile ilgili taleplerinin kabul edildiğini, kendilerine inceleme için tarih verildiğini, ancak verilen tarihte inceleme için şirket merkezinde hazır bulundukları halde defterlerin kendilerine gösterilmediğini ve ilgili kimsenin şirket merkezinde bulunmadığını ileri sürmüştür.Her ne kadar Whatsapp mesajlarının hukuki delil niteliğinin takdiri sayın  mahkemede olsa da, bu WhatsApp mesajları incelendiğinde davacının müdür ortakla hesap görmek için yazışmalar yaptığı, ancak kendisine de cevap verilmediği, orada müdür ortakla görüşme taleplerinin de net bir şekilde sonuca bağlanamadığı görülmüştür. Mali incelemede davacının kendi şahsi kartlarından ve hesaplarından şirketle ilgili harcamalar yaptığı tespit edilmiştir.İmza yetkisinin tek bir müdürden alınarak tüm ortakların müdür olarak atanması ve imza yetkisini müşterek şekilde kullanmaları yönünde karar alınması, tarafların dava ve cevap dilekçelerinde ileri sürdüğü iddialar, delil olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin nihal takdiri Sayın Mahkeme'de olmakla birlikte taraflar arasındaki WhatsApp yazışmaları, davacı tarafından keşide edilen ihtarnamelerin içerikleri, özelliklede davacı şirket tarafından inşası devam eden projedeki bağımsız bölümlerin satışı ile ilgili tarafların birbirlerine güvenmedikleri için dilekçelerinde karşılıklı olarak tedbir taleplerinde bulundukları göz önünde bulundurulduğunda taraflar arasındaki güven ilişkisinin zedelendiği kanaatimizce anlaşılmaktadır. Yukarıda belirtildiği üzere taraflar arasındaki güven ilişkisinin Sarsılması, bu nedenle ortaklık ilişkisine devam etmelerinin güç ve imkansız olduğu veya ortaklık İlişkilerini devam etmelerinin kendilerinden beklenemeyeceği durumlarda haklı sebeple çıkmanın şartlarının gerçekleştiği kabul edilebilir.....Ayrılma akçesinin tam olarak belirlenebilmesi için şirketin mülkiyetinde olan bu dairelerin de değerlerinin bir gayrimenkul uzmanı bilirkişi marifetiyle hesaplanması gerekmektedir; nitekim şirketin varlıklarının net değeri ortaya çıktıktan sonra davacının payının gerçek eğerinin hesaplanması mümkün olacaktır.\" şeklinde görüş belirtmiştir.Bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere haklı sebep kavramı TTK'da birçok yerde geçmesine rağmen ve yasada buna önemli sonuçlar bağlanmış olmasına rağmen bu kavrama sadece kollektif şirkete ilişkin 245. Maddede bir tanım ve örnekler verilmeye çalışılmıştır. Haklı sebep ortaklık ilişkisini çekilmez hale getiren ve dürüstlük kurallarına göre ortak açısından bu ilişkinin sürdürülmesinin kendisinden istenemeyeceği nedenlerdir. Bu nedenler ortaklık dışı nesnel( örneğin oluşan rekabet ortamında yada kabul edilen yeni vergiler yüzünden şirketin yaşama şansının kalmaması, devamlı zarar ve verimsiz çalışma , şirket faaliyeti olan lisansın iptali  vb ) ve öznel sebepler( örneğin lider ortağın çalışma gücünün yitirilmesi, ortaklar arasında şiddetli geçimsizlik,güven temelinin çökmesi vb.) ( Yargıtay 11. HD. 21.03.2006 T. E.14449 K.2943 sayılı kararında aile şirketi nitelikli LO da bir ortağın şirkette çalışan kızının işten çıkarılmasının güven ortamının çökmesi olarak görmüştür.) Limited Ortaklık kural olarak az ortaklı  ve karma nitelikli bir ortaklıktır. Her ne kadar LO'nın temel nitelikleri arasında ortakların şirket borçlarından sorumlu olmadıkları kuralı mevcut ise de 6183 sayılı kanunun mükerrer 35. Maddesindeki özel hüküm nedeni ile LO ortakları şirketin kamu borçlarından payları oranında sınırsız olarak  sorumludur. Ortakların sorumluluğunu genişleten bu hüküm Limited ortaklığı şahıs şirketlerine yaklaştırmaktadır. Bu nedenle az ortaklı limited şirketlerde geçerli olan ölçütlerin örnekseme yolu ile uygulanması mümkündür. Az ortaklı limited şirketlerde iletişim ve iş birliği kalmamış olması, şiddetli geçimsizlik veya güven temelinin sarsılması çıkma için haklı fesih nedeni oluşturmaktadır. ( Bkz. Ortaklıklar hukuku cilt 2. Poroy/tekinalp/Çamoğlu sayfa 441 vd. 2019 baskı ) Bilirkişi her ne kadar  çıkma davası kapsamında, çıkarılma davalarından farklı olarak çıkma hakkını kullanan ortağın haklı sebebin doğumunda kusurlu olup olmamasının bir önemi olmadığı yolunda doktrindeki (Pulaşlı, Şirketler Hukuku Şerhi, 2018, s. 2786; Doğanay, Türk Ticaret Kanpınu Şerhi H, 2004, 8.1333). Bir kısım görüşlerden faydalanmış ise de aksi yönde görüşler de mevcuttur. Örneğin  Poroy/tekinalp/Çamoğlu Ortaklıklar hukuku cilt 2. Eserinde 442. Sayfada kusuru ile haklı sebebi yaratan ortağın bu nedene dayanarak fesih veya çıkma talebinde bulunamayacağını belirtmiştir. Keza Yargıtay 11 HD. 25.10.2010 t. E.1227, k. 5889 sayılı kararında karşılıklı kusur halinde kusur oranı yarıyı geçmeyen ortağın haklı nedenle çıkma davası açabileceğini belirtmiştir. Davacı, davalı şirketin bir kısım işlerinin davalı şirket yetkilisi ...  eşi olan ...  adına kayıtlı olan şirkete yaptırıldığı, gerçeğin çok üzerinde hak edişler düzenlenmek sureti ile şirket sermayesi ve aktiflerinin azaltıldığını iddia etmiştir. Söz konusu şirketin ticaret sicil kayıtları incelenmiş davacının iddiası gibi bu şirketin ...  ait olduğu, ortak ve yetkilisinin bu kişi olduğu anlaşılmıştır.Nüfus kayıt örneklerinden de bu kişinin davalı şirket yetkilisinin eşi olduğu görülmüştür. Davalı şirketin bu şirket ile ticari ilişki içerisine girdiği ve hatta davalı adına kayıtlı bazı taşınmazların davalı şirketin yetkilisinin eşi adına kayıtlı olan ... tic. Ltd.şti'ne satış yolu ile devir edildiği görülmüştür. Davalı şirketin 3 ortağı bulunmakta olup şahıs şirketlerine yakın durumdadır. Bu nedenle ortaklar arasındaki güven ilişkisi, iş birliği , sadakat gibi unsurlar oldukça önem arz etmektedir. Toplanan delillerden davalı şirketin yetkilisinin bir kısım şirket adına kayıtlı taşınmazları eşi adına kayıtlı şirkete sattığı, eşi adına kayıtlı şirket ile davalı şirket arasında ticari ilişki kurduğu,  davacının müdür ortakla hesap görmek için yazışmalar yaptığı, ancak kendisine de cevap verilmediği, orada müdür ortakla görüşme taleplerinin de net bir şekilde sonuca bağlanamadığı görülmüştür. Davacı söz konusu olayların meydana gelmesinde kusurlu değildir. Ortaklar arasında güven ilişkisi sarsılmıştır. Tüm bu anlatılan nedenlerden ötürü davacının haklı sebeple ortaklıktan çıkma talebinde bulunabileceği kanaaatine varılmıştır.Yerleşik yargıtay kararları gereği ayrılma akçesi şirket mal varlığının karar tarihine en yakın dönemdeki rayiç değeri üzerinden hesaplanmalıdır. Davacı davalı şirkette 167.000 TL tutarında hissedar olup sermaye koyma borcu bulunmamaktadır. Davacı dava açarken davalı şirket için birçok şahsi hesabından bir çok harcama yaptığını iddia etmiştir. Davalı yan esasen bu iddiaya karşı inkar yoluna da girmemiştir. Davalı şirketin ticari defter ve belgeleri incelenmiş davalı şirket ticari defterlerine göre davacının davalı şirketten 150.000 TL alacağı bulunmaktadır. Davacı davalı şirketin ... bankası hesabına 16.07.2019 tarihinde 30.000 TL ve 26.07.2017 tarihinde garanti bankası Galatasaray şubesindeki hesabına 20.000 TL göndermiş olup bu paralar davacının hesabına değil diğer şirket ortağı ve yetkilisi ... hesabına alacak kaydı olarak geçirilmiştir. Yine davacı tarafından davalı şirketin borcu için ... tic. A.Ş ye kredi kartı ile 49.190,00 TL ve 23.000 TL lik ödemeler yapılmış bu ödeme de bahsi geçen şirket hesabında borç kaydı olarak kayıtlara geçmiştir. Yine davacının şahsi hesabından ... tic. A.Ş hesabına yapılan 27.295,18 TL ödeme de davacı alacağına kaydedilmemiştir. Yine davacının şahsi hesabından davalının ticari ilişki içinde olduğu ... firmasına yapılan 29.000 TL lik ödeme bu firmanın hesabına kaydedilmediği gibi davacı hesabına da kaydedilmemiştir. Yine 2019 yılında davacı yanca muhtelif tarihlerde yapılan 90.000 TL ödemeler de davacı hesabına işlenmemiştir. Davacının davalı için ödemiş olduğu inşaat ruhsatları harç ödemesi ve ... inş. Tic. A.ş'ye yapılan muhtelif kredi kartı ile 28.11.2017 tarihinde yapılan 50.000 TL ilavesi ile davacının davalıdan 488.485,18 TL alacaklı olduğu anlaşılmıştır. Davalı yan her ne kadar inşaatı şirket yöneticisinin şahsi harcamaları  ile bitirdiği beyan etse de  buna dair süresi içinde somut bir delil ibraz edememiştir.  Davalı yan cevap dilekçesinde ve safahatta alınan tüm raporlara karşı yapmış olduğu itirazlarda ... ada ... parsel ..., ... ve ... nolu bağımsız bölümlerin davacıya teminat olarak devredildiğini, davacının 1.050.000 TL sermaye koyma taahhüdünde bulunduğunu ancak bu vaadini yerine getirmediğini, taşınmazların bedelini ödemediğini bu nedenle bu meblağın davacı alacağından mahsup edilmesini talep etmiştir. Söz konusu taşınmazların tapu kayıtları ve tedavül kayıtları celp edilmiş, yapılan incelemede ... mah ... ada 1 parsel 6 nolu bağımsız bölüm sayılı taşınmazın 150.000 tl, 10 nolu bağımsız bölümün 150.000 TL, 12 nolu bağımsız bölümün 150.000 TL bedel olmak üzere toplam 450.000 TL bedelle davalı şirket adına ... tarafından davacıya satıldığı, tapu senedinde satış bedelinin davalıya 'nakden ve tamamen ödendiği' kaydının bulunduğu anlaşılmıştır. Davacı taşınmaz bedelini ödediğini iddia etmekte, davalı ise davacının taşınmaz bedelini ödemediğini bu nedenle hesaplanan ayrılma akçesinden mahsubu gerektiğini savunmaktadır. Yargıtay 13. HD. 2009/13862 E, 2010/1604 K. Sayılı ilamında, 'Her üç taşınmazın akit tablosunda da satış bedelinin tamamının davacı tarafından nakden ve peşinen alındığı açıklanmıştır. Satış bedelinin nakden ve tamamen tahsil edildiğine ilişkin, resmi senetteki beyanın tersi aynı güçte başka bir delille kanıtlanmalıdır.' belirtmiştir. Bilindiği üzere taşınmaz satışı tapu dairesinde yapılmakta olup somut olayda tapudaki satış evrakları resmi belge hükmündedir. Resmi belgede davacının satış bedelini nakden ve tamamen ödediği yazmakta olup davalı yanın bedelin ödenmediği yolundaki iddiasını ancak aynı güçteki başka bir delil ile ispat etmesi gerekmektedir. Davalı yanca bu yönde bir delil sunulmamıştır. Bu nedenle bu itiraza itibar edilmemiştir. Tüm dosya kapsamı, denetime uygun bulunan bilirkişi raporu birlikte değerlendirildiğinde davacının ayrılma akçesi toplamı 361.394,79 TL +488.485,18 TL  = 849.879,97 TL'dir. Ancak davacı yanca talep arttırım dilekçesi sunulurken bundan daha azı talep edilmiştir. Mahkeme taleple bağlı olup talebin fazlasına hükmetmesi mümkün değildir. Çıkarma davalarından farklı olarak çıkma davaları nispi harç ve nispi vekalet ücretine tabidir. ( Bkz. Yargıtay 11. HD. 2013/3812 E, 2013/20924 K. Sayılı ilamı, Yargıtay 11. HD. 2012/11559 E, 2013/10315 K. Sayılı ilamları ) Yargıtay 11. HD. 2015/5107 E, 2015/12189 K. Sayılı ilamında '...Dava, haklı nedenlerle şirket ortaklığından çıkarılma istemine ilişkindir. Mahkemece, davacının  ortaklıktan ayrılma talebinde haklı olduğuna kanaat getirildiğine göre 6102 sayılı TTK'nın 638. maddesi uyarınca ortaklıktan çıkmasına karar verilmesi gerekirken, davacının şirketteki ortaklıktan çıkmasına izin verilmesine şeklinde hüküm kurulması doğru olmayıp, kararın bu yönden bozulması gerekmekte ise de yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden kararın anılan yönden düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.' belirtmiştir. İlmi içtihatlara uygun kısa karar kurulmuştur. Tüm dosya kapsamı, yukarıda anlatılan nedenler,denetime uygun bulunan bilirkişi raporu, atıf yapılan ilmi içtihatlar bir bütün olarak değerlendirilmiş...\" gerekçesiyle davanın kabulü ile davacının, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünün ... sicil numarasında kayıtlı davalı ...'ndeki ortaklığından TTK'nın 638/2. maddesi uyarınca çıkmasına, taleple bağlı kalınarak 815.894,79 TL ayrılma akçesinin davalıdan tahsiline, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı  vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; TTK'da ortakların çıkma istemlerinin haklı sebeplerin varlığı halinde mümkün olduğunu, davacı tarafından sunulan WhatsApp yazışmalarının delil niteliği bulunmadığını, buna rağmen davacının diğer ortak ile görüşme taleplerine cevap verilmediği şeklinde değerlendirilerek haklı nedenin bulunduğunun kabul edildiğini, bu yazışmaların doğruluğunun şüpheli olduğunu ve bunların her an üretilebilecek nitelikte olması nedeniyle delil olarak kabul edilemeyeceğini, aksi halin kabulünün ticari hayatı sarsacağını, Davacının keşide ettiği ihtarda ticari kayıtların gösterilmediğini iddia ettiğini, cevabi 28.12.2018 tarihli ihtarda, davacı ve avukatına şirket merkezinde kayıtların inceletileceğinin bildirildiğini, davacının buna ilişkin talebi bulunmadığını ve şirket merkezine gelerek buna inceleme girişimi bulunmadığını, tek taraflı beyanların doğru kabul edilemeyeceğini ve şirket merkezine gelmesine rağmen kayıtların gösterilmediğinin kanıtlanması gerektiğini,Bilirkişi raporlarına yönelik itirazda davacı tarafından yapıldığı iddia edilen harcama kalemlerinin kabul edilmediğinin bildirildiğini, davacının yapıldığını iddia ettiği harcamaların şirketin ticari defterlerinde yer alıp almadığı ve  yapılan ödemelerin şirketin hesaplarına yapılıp yapılmadığının mahkemece araştırılmadan karar verilmesinin hatalı olduğunu, yapılan ödeme ve havalelerin şirketin inşaatı için yapıldığının kanıtlanması gerektiğini, bunun da şirketin kayıtlarının incelenmesi ile tespiti edilebileceğini, inceleme yapılmadan davacının tek yanlı beyanı ile rapor düzenlendiğini, istinaf incelemesinde şirket hesap hareketlerinin bankadan getirtilerek şirketin ticari defterleri ile karşılaştırılarak rapor alınması veya dosyanın geri çevrilmesi gerektiğini,Mahkemece müvekkilinin, davacıya devir etiği 3 adet taşınmazın bedelinin ödendiğinin kabul edildiğini, bu bedellerin mahsubuna ilişkin talebin reddedildiğini, tapu senedinde satış bedelinin  nakten ve tamamen ödendiğine ilişkin kaydın buna gerekçe yapıldığını, oysa şirketin defterlerinde şirketin 3 taşınmazın devri ile ilgili davacıdan alacaklı olduğununu yazıldığını, taşınmazlar için davacının yaptığı nakit veya havale ödemesinin bulunmadığını, davacının sıradan bir alıcı olmadığını duyulan güven nedeniyle taşınmazın verildiğini, ancak davacının ödeme yapmadığını, mahkemece ilişkinin güven sözleşmesi çerçevesinde değerlendirilerek, devrin hayatın olağan akışına uygun olup olmadığı belirlenmeden eksik inceleme ile karar verildiğini, İnşaat sektöründe yaşanan daralma ve yapım malzemelerindeki aşırı fiyat artışlarından olumsuz etkilenen şirketin, bir ortağın ayrılması ile nakit dengesinin bozulacağını, müvekkilinin kriz nedeniyle nakit arayışına girdiğini, davacının da işin bitirilmesi için 1.050.000 TL  sermaye koymayı taahhüt ettiğini, bunun için devam eden projeden üç taşınmazın teminat için verildiğini, devir sonrası hukuka aykırı taleplerde bulunan davacının şirketin faaliyetlerini engellemeye çalıştığını, tapu devri esnasında tarafların bir araya geldiğini, bu nedenle davacı ile şirket  müdürünün bir araya gelmediğine ilişkin iddianın yersiz olduğunu, Yapılan inşaatın tamamen bitirilmiş gibi değer belirlenmesinin hukuka aykırı olduğunu, yerinde keşif yapılarak inşaatın bitirilme oranı ile bitirilmesi için ne kadar para gerektiğinin belirlenerek, ayrılık akçesinden bu miktarın mahsup edilmesi gerekirken,  keşif yapılmaksızın hazırlanan bilirkişi raporuna dayanılarak  karar verildiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, TTK'nın 638. maddesi uyarınca davacının limited şirket ortaklığından çıkmasına  ve TTK'nın 641.maddesi uyarınca çıkma payı alacağının tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.TTK'nın 638. maddesi uyarınca şirket sözleşmesi, ortaklara şirketten çıkma hakkını tanıyabilir, bu hakkın kullanılmasını belirli şartlara bağlayabilir.  Her ortak, haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabilir. Mahkeme istem üzerine, dava süresince, davacının ortaklıktan doğan hak ve borçlarından bazılarının veya tümünün dondurulmasına veya davacı ortağın durumunun teminat altına alınması amacıyla diğer önlemlere karar verebilir.Yasa her ortağa haklı sebeple çıkma talep hakkı tanımış ise de haklı sebebin ne olduğunu tanımlamamıştır. Bu nedenle her davada, hukuki ve maddi olayların özelliği dikkate alınarak iddiaların haklı sebep teşkil edip etmeyeceklerinin irdelenmesi gerekecektir. Bununla birlikte ortaklık anlayışını ortadan kaldıran, bireysel çıkarlara yönelen, ortaklar arasında kişisel ve grupsal çıkarların ön plana çıktığı ve ortaklık amacının gerçekleşmesinin olanağının kalmaması gibi hallerde haklı nedenlerin oluştuğunun kabulü gerekir. Haklı sebebin, her somut olaya göre mahkemece değerlendirilmesi gerekmektedir.Davacı, ortaklık ilişkisinin dürüstlük kuralı uyarınca devamının imkansız hale geldiğini, üç ortaklı şirkette müdür olan ortağın şirketi keyfi olarak yönetmesi iye şirketin mal varlığının diğer ortaklar ve şirketin zararına olacak şekilde azaltıldığını, şirketin yaptığı inşaatın yüksek ve gerçeğe aykırı hak ediş ödenerek yönetici ortağın eşine ait şirkete yaptırıldığını, ortaklar arası güvensizlik nedeniyle şirketin temsili ve özellikle taşınmaz satımına ilişkin işlemlerin ortakların oy birliği ile yapılmasına ilişkin, temsile ilişkin kararının yerine getirilmediğini, kar payı dağıtılmadığını, şirketin belgelerinin ihtara rağmen inceletilmediğini ileri sürerek çıkma talebinde bulunmuştur.Davalı ise, çıkma talebinin yersiz olduğunu, defterlerin incelemeye sunulduğunu, ancak incelenmediğini, inşaat sektöründeki kriz nedeniyle davacının koymayı taahhüt ettiği sermayenin koymadığını, temsile ilişkin kararının sicil müdürlüğünce ilan edilmediğini, şirketin işleri ile yönetiminde yasaya aykırı bir yön bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Bu tip davalarda haklı nedenin var olup olmadığı konusunda taraflar tanık dahil her türlü delile ispat vasıtası olarak başvurabilirler. Davalı şirket limited şirket olup, şirketin üç ortağı bulunmaktadır. Şirket yapısı itibariyle şahıs şirketine yakın bir niteliktedir. Bu nedenle şirket ortakları arasındaki güven ve eşgüdümün şirketin amacı doğrultusunda faaliyet göstermesi bakımından önemli olduğu açıktır. Yapılan yargılamada, ortaklığın devamının, diğer ortakların eylemleri ile  çekilmez hale geldiğinin tespiti halinde, davacının çıkmasına izin verilebilir. Bu durumda sermaye payına göre davacının çıkma payının da hesaplanarak ödenmesi gerekir. Davalı şirket 2016 yılında konut  üretimi, satışı, inşaat ve proje işlerinin yapımı için kurulmuş olup, dava dışı ...'ın şirketi münferiden temsil ve ilzama yetkilidir. 500.000 TL sermayeli şirketin 166.500 payının davacıya ait olduğu, diğer iki ortağın da eşit paylarla paydaş olduğu sicil kayıtlarından anlaşılmaktadır. Davalı şirketin ortaklar kurulunun 07.03.2018 tarihli kararı ile şirket müdürü ...  müdürlük görevinin devamına, karar tarihinden itibaren aksi kararlaştırılana kadar diğer ortakların da müdür olarak atanmasına, ...'ın müdürler kurulu başkanı olmasına, tapu işlemleri dışında müdürler kurulu başkanına münferit yetki verilmesine, üç müdürün ise taşınmaz alım satım ve her türlü taşınmaz tasarrufunda birlikte hareket etmesine karar verilmiştir. Ortaklar arasındaki güvensizlik ve şirketin faaliyet alanı itibariyle şirket ortaklarının, taşınmaz alım satımına önem vermesi nedeniyle bu konuda ortakların birlikte hareket etmeyi amaçladıkları anlaşılmaktadır. Davalı yanca, bu kararın sicil müdürlüğünce tescil edilmemesi nedeniyle ilan edilmediği belirtilmişi ise de, kararın tescil ve ilan edilmemiş olması, kararda belirtilen şekilde ortakların birlikte taşınmaz alım ve satımı hakkında karar almasına engel değildir. Mahkemece, ilan için başvuru yapılıp yapılmadığı sorulmuş olup, İstanbul Ticaret Sicil Müdürülüğünün 12.02.2020 tarihli yazısı ile, sadece tescil ve ilan edilen hususlara ilişkin belgelerin saklandığı, tescil edilmeyen hususlara ilişkin belgelerin ise saklanmadığı bildirilmiştir. Temsile ilişkin olarak belirlenen hususun üçüncü kişiler bakımından oluşturacağı sıkıntılar dikkate alınarak kararın sicil müdürlüğünce tescil ve ilan edilmemesi halinde dahi, şirketin iç işleyişinde, yönetici ortağın alınan karara uygun şekilde işlem yaparak, taşınmaz satışına ilişkin hususlarda bu karar uygun şekilde karar alması gerekmektedir. Davalı şirketin temel amacının konut üretip satmak olduğu dikkate alındığında, ortaklar kurulu kararının, ortaklığın devamı açısından hayati önemde olduğu açıktır.Diğer yandan, davacı, ilan edilmese de ortaklar arasındaki mutabakata göre, davalı şirketin müşterek müdürü olarak atandığından, şirketin kayıt ve belgelerini inceleme hakkı bulunmaktadır. TTK'nın 614. maddesinde ortağın inceleme ve bilgi alma hakkı kabul edilmiştir. Şirket ortağının da şirketin amacını tehlikeye düşürmeyecek şekilde inceleme hakkınını bulunduğu kabul edilmelidir. Davacı tarafından gönderilen 12.12.2018 tarihli ihtarla, kar payı olarak verilmesi gereken taşınmazın verilmediği, temsile ilişkin alınan kararın uygulanmadığı belirtilerek, şirketin kayıtlarının incelemeye sunulması ve ortaklık payı olarak verilmesi gereken taşınmazların verilmesi istenmiştir. Cevabi ihtarda da belgelerin incelemeye hazır olduğu bildirilmiştir.Davalı şirketin, bir kısım inşaatlarını yaptırdığı dava dışı ... Limited Şirketi tek ortaklı olup, şirket ortağı ... davalı şirketin yetkilisi olan ...'ın eşi olduğu dosyadaki nüfus kayıtlardan anlaşılmaktadır.Davacının sermaye koyma borcu dışında şirkete karşı bir yükümülüğü bulunmamaktadır. Davacı vekili, sunduğu bir kısım belgelerle, davacının, davalı şirketin borçları için ödemeler yapmasına rağmen bu ödemelerin şirket kayıtlarına yansıtılmadığını ileri sürmüştür. Bilirkişi kök raporunda da şirket defterleri incelinmiş ve sermaye borcunun bulunmadığı, davacının verdiği borçlar nedeniyle şirketten alacaklı olduğu belirlenmiştir. Bir kısım davacı ödemelerinin davacı yerine diğer ortağın hesabına yatırıldığı kök raporda belirlenmiştir. Ayrıca davacı tarafından, yapılan ve şirket için yapıldığı belirli olan bir kısım harcamaların da davacının alacağı olarak defterlere kayıt edilmediği belirlenmiştir. Kök raporda mali tespitler yapıldıktan sonra, şirketin sahip olduğu taşınmazların değerinin gayrimenkul uzmanı tarafından belirlenmesinden ve şirketin net varlıklarının bu şekilde belirlenmesinden sonra çıkma payının belirleneceği belirtilmiştir. Taşınmaz değerleme uzmanı ... tarafından taşınmaz üzerinde inceleme yapılarak, şirketin keşif tarihi itibariyle sahip olduğu taşınmazların değerleri tespit edilmiştir. Yapılan tespitte, taşınmazların keşif günündeki değeri belirlenmesi ve sonradan alınan ek raporlarla bu değerle emsal araştırması yapılarak taşınmaz değerlerinin belirlenmesi nedeniyle, şirketin gerçek aktif varlığına göre çıkma payının belirlendiği kabul edilmelidir.Bu rapor üzerine, bilirkişi kurulundan alınan 04.12.2020 tarihli ek raporda, davacının satın aldığı üç taşınmazın değerinin şirket kayıtlarında borç olarak yazılması nedeniyle, teminat olarak borç kaydedilen 450.000 TL'nin mahsubu  gerektiği, çıkma payı alacağının 30.09.2020 tarihi itibariyle 277.892,52 TL olduğu ve davacının alacaklarının da dikkate alınması gerektiği belirlenmiştir. Taşınmaz değerleme uzmanının katıldığı 02.04.2021 tarihli ek raporda ise, davacının payına isabet eden  değerin 361.394 TL olduğu, davacının davalı şirketten 488.485 TL alacağının bulunduğu belirlenmiş ve taşınmaz satımına ilişkin şirket kayıtlarındaki alacak kaydının  mahkeme takdirinde olduğu  bildirilmiştir. Davacı bu rapor üzerine dava değerini 815.894,79 TL'sına yükselterek harcı ödemiştir. Dosya kapsamında bulunan bilirkişi raporunda, davacının davalı şirkete verdiği borçlar ve davalı şirket adına yapılan harcamalar, şirket kayıtlarına göre belirlenmiştir. Ayrıca şirketin kayıt etmediği veya davacı tarafından yapılmasına rağmen diğer ortaklar adına yazılan alacaklar da gerçek harcama yöntemine göre belirlenmiştir. Şirkete ait taşınmazların güncel rayiç değeri, taşınmaz başında inceleme yapan değerleme uzmanı tarafından belirlenmiştir. Taşınmazların değeri keşif tarihine göre belirlendiğinden ayrıca, bu taşınmazların bitirilmesi için ne kadar harcama yapılması gerektiğinin belirlenmesine gerek bulunmamaktadır. Zira, davacının çıkmasından sonra, davalı şirket ve ortaklarınca temin edilecek sermaye ile inşaatların tamamlanacağı ve tamamlanan bu kısmın değer artışının, davacı dışındaki mevcut ortaklık yapısı ile şirkete ait olacağından bu yönde bir tespit yapılarak, bu miktarın çıkma payında dikkate alınmaması yerindedir. Davacının, sermaye payı dışında, davalı şirkette bir taahhüdü bulunmadığı gibi, şirket adına yapılan harcamalar nedeniyle alacağı bulunmaktadır. Bu alacağın sermaye payına eklenerek tahsil edilmesi yerindedir. Dosyada bulunan ortaklar kurulu kararına göre taşınmaz satımı konusunda ortakların birlikte karar alması gerekmesine rağmen, bu kararın gereği en azından iç ilişkide yerine getirilmemiştir. Diğer yandan şahıs şirketi yönü ağır basan limited şirket ortaklığında, ortakların ve özellikle iç ilişkide taşınmazlar hakkında birlikte hareket etmesi kararlaştırılan şirket ortaklarının bir araya gelmemesi ve yönetici ortağın tek başına işlemler yapması da ortaklık ilişkisini davacı yönünden çekilmez hale getirir. Bu hususun ispatı hususunda, davacının keşide ettiği ihtarın yanı sıra ortaklar arasındaki WhatsApp yazışmaları delil olarak sunulmuştur. HMK'nın 199. maddesinde belgenin tanımı yapılmış olup, buna göre, uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcılar belgedir. O halde, kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından gönderilen ve iddia konusu işlemi tamamen ispat etmemekle birlikte o işlemi muhtemel gösteren WhatsApp yazışmaları, HMK'ya göre delil başlangıcı teşkil edecek ve senetle ispat kuralının istisnasını oluşturacaktır. Bu durumda, dosya kapsamındaki tüm belgeler ve özellikle, yönetici ortağın yönetim şekline ilişkin alınan karar aykırı hareket ederek, taşınmazlar üzerinde tasarrufta bulunması ve tek başına aldığı karar ile yönetici ortağın eşine ait şirketle işlemler yapılması ile ortaklar arasındaki güven ilişkisinin temelinden sarsıldığı kabul edilmelidir. Yazışmaların üretildiği iddiasına ilişkin bir kanıt sunulmamış ve yazışmaların, ortaklık ilişkisinin işleyişine uygun olduğu değerlendirilmiştir. Davalı şirkete ait olan ... Mahallesi ... ada ... parselde bulunan 6,10 ve 12 nolu bağımsız bölümler 19.09.2018 tarihinde yönetici ortak tarafından bedeli karşılığı  davacıya satılmıştır. Davalı şirket, devrin teminat amaçlı yapıldığını ve şirketin ekonomik dar boğazda olması nedeniyle davacının getirmeyi taahhüt ettiği 1.050.000 TL sermaye payının teminatı olarak devir edildiğini savunmaktadır. Davacı, şirketin ortağı olup, sermaye borcu bulunmamaktadır. Davacının, ödenmesi gereken sermaye tutarı dışında, ayrıca bir yükümlülük altına girdiği davalı tarafından kanıtlanmamıştır. Satım bedelinin şirketçe alındığı tapu senedinde yazılıdır. Resmi şekilde düzenlenen akit tablosu makbuz niteliğinde olup, bu satımdan uzun süre sonra, belgeye dayalı olmadan, davacı ortağın taşınmaz devri nedeniyle davalı şirkete borçlu olduğunun belirtilmesi geçerli bir muhasebe işlemi niteliğinde değildir. Davalı şirketin tek yanlı ve belgelere aykırı şekilde oluşturduğu kayıt da ortaklar arasındaki geçimsizliğin kanıtı olup, fiktif kayda itibar edilmemesi yerindedir.  Ayrıca davacı ile davalı şirket müdürünün tapu devri için tapuda bir araya gelmesinin de ortaklar arasında bir geçimsizlik bulunmadığına karine oluşturmamaktadır. Bu durumda, davacının 2016 yılında kurulan üç ortaklı davacı şirketin %33 paylı ortağı olduğu, şirketin dava dışı ortak  ... tarafından münferit imza ile temsil edildiği, ancak asıl amacı konut üretimi ve satımı olan şirketin yönetimindeki sorunlar nedeniyle ortaklar genel kurulunca, taşınmaz alım ve satımı gibi hususlarda üç ortağın müdür olarak şirketi müştereken temsiline, kalan hususlarda müdürler kurulu başkanı olan ... şirketi temsiline karar verildiği, bu kararın gereklerinin yerine getirilmediği, ancak davalı vekilinin kararın ibraz edilmesine rağmen sicil müdürlüğünce tescil edilmediğini ileri sürdüğü, oysa tescil edilmese dahi ortakların önemli gördüğü bir konuda aldığı karara en azından iç ilişkide uyularak, taşınmaz alım ve satımına ilişkin kararların buna göre yapılması gerekmesine rağmen, kararın uygulanmadığı, davalı yönetici ve ortağa şirketin işeyişi ile ilgili bilgi verilmediği ve bu durumun şirketin ortaklık yapısı itibariyle ortaklığın devamınının çekilmez hale getirdiği sabittir. Şirketin yapısı ve ortaklar arasındaki ilişki nedeniyle şahıs şirketine yakın olan davalı şirketin yöneticisi, şirketin bir kısım işlerini eşinin şirketine yaptırması de ortaklar arasındaki güven ilişkisinin zedelenmesine neden olmuştur. Mahkemece, şirketin taşınmazlarının değeri yerinde inceleme yapılarak ve emsallerine göre belirlenmiş ve buna göre şirketin aktif büyüklüğü belirlenerek, davacının sermaye payına isabet eden miktar belirlenmiştir. Bu belirlemede, ayrıca şirketin defterlerinde kayıtlı olan davacı alacakları, davacı tarafından gönderilmesine rağmen diğer ortağa kayıt edilen paralar ve şirket adına ödenmesine rağmen bilançoda yazılmayan davacı alacakları da belirlenerek çıkma payı alacağına eklenmiştir. Son olarak, davacıya satılan taşınmazların bedeli, bir süre sonra şirketçe borç olarak yazılmış ise de satım akit tablosuna göre taşınmazların satılarak bedelinin alındığı ve davacının sermaye borcu dışında, şirketin taşınmazlarının inşası için bir taahhüdünün bulunduğunun kanıtlanmaması nedeniyle bu miktarın dikkate alınmadan karar verilmesi de yerindedir. Esasen, davacının satın aldığı taşınmazın bedelinin de borç olarak kayıt edilmesi, ortaklar arasındaki iletişimin koptuğu ve ortaklığın devamının, davacı açısından çekilmez hale geldiğini kanıtlaması karşısında, mahkemece yapılan inceleme ve araştırmanın yeterli olması nedeniyle davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm istinaf başvuru nedenlerinin reddine karar verilmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 41.859,63 TL istinaf karar harcının davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 3-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi  üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan istinaf incelemesi sonucunda,  28.03.2024 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"6fe5ef9a2bdc7407","SID":"b4d9d4e4796e1263"}}