{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>4. HUKUK DAİRESİ<br><br>ESAS NO\t\t: 2024/602 <br>KARAR NO\t\t: 2024/1063<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>İNCELENEN DOSYANIN<br>MAHKEMESİ\t\t: İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>NUMARASI\t\t: 2021/881 Esas 2023/837 Karar<br>KARAR TARİHİ\t: 18/10/2023  <br>DAVA\t\t: Arsa Tahsis Kararının İptali Kararının İptali<br>KARAR TARİHİ               \t: 03/05/2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 03/05/2024<br><br>Taraflar arasındaki davanın yapılan yargılaması sonunda ilk derece mahkemesince verilen, yukarıda tarih ve numarası gösterilen kararına karşı, davalı vekili istinaf başvurusunda bulunulmakla, dosyada duruşma yapılmasını gerektiren eksiklik görülmediğinden 6100 sayılı HMK'nun 353/1-a bendi uyarınca istinaf incelemesinin duruşmasız yapılmasına karar verilerek, dosya incelendi;<br>G E R E Ğ İ     D Ü Ş Ü N Ü L D Ü<br>DAVACI İSTEMİNİN ÖZETİ:<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; şirketin ticari faaliyetlerini gerçekleştirmek amacıyla 2010 yılında davalı Organize Sanayi Bölgesinde yer alan ... Ada ... ve ... nolu parsellerin tek bir parsel olarak satın alındığını, daha önce kendilerine birleştirilen ... Ada ... parsel üzerinde ayrı bir sanayi tesisi oluşturulması gerektiğine ilişkin uyarı yapılmadan 2019 yılında davalının 30/05/2019 tarih 675 Sayılı Yönetim kurulu kararıyla arsa tahsisinin iptal edildiğini, iptal kararının hukuka aykırı olduğunu, bu kararla müvekkilinin bedelini ödemiş olduğu arsaya ilişkin haklarının tek taraflı olarak kaldırıldığını, parsel ile ilgili şirket lehine ipotek tesis edildiğini, banka tarafından ipoteğin kaldırılmadığı taktirde cezai ve hukuki işlemler yapılacağını ihtar ettiğini, davalının kötü niyetli ve parseli başkalarına satmak saiki ile verdiği karar nedeniyle zarara uğradığını ileri sürerek davalının 30/05/2019 tarih 675 sayılı kararının iptaline karar verilmesini istemiştir. <br>DAVALI CEVABININ ÖZETİ:<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; OSB Kanunu ve Yönetmelik kapsamında davacı firmaya ait olmayan arsa üzerinde ipoteğin mevcut olmasının ve mevcut kredi riskinden dolayı müvekkilinin sorumlu kabul etmenin mümkün olmadığını, bu doğrultuda davacıya Karşıyaka 5.Noterliğinin 06/01/2020 tarih 520 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile bildirildiğini ancak gerekli işlemlerin yapılmaması üzerine yeniden bu kez Bornova 3.Noterliğinin 29/09/2021 tarih 28366 yevmiye numaralı ihtarnamenin çekildiğini, yine gerekli işlemlerin yapılmadığını, davacının kendisine ait olmayan parseli hukuka aykırı kullandığını, ipoteği fek etmediğini, müvekkilinin maddi zarara uğradığını, başkalarına tahsisinin engellendiği gerekçesiyle haksız ve kötü niyetli davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>DELİLLER                                :<br>İhtarnameler, davalı idareye ait evraklar, ...  OSB yönetim kurulunun 06/09/2010 tarih 235 Sayılı tahsis kararı, 30/05/2019 tarih 675 sayılı iptal kararı, idari dava dosyası,  tüm dosya kapsamı.<br>İDM KARARININ ÖZETİ       :<br>İlk Derece Mahkemesince verilen kararda özetle; 6102 Sayılı TTK nun 4,5,10,11,12. maddeleri ile Yargıtay 11.HD'nin 15/06/2023 tarih 2022/4599 Esas 2023/3797 Karar sayılı emsal nitelikteki içtihadında da belirtildiği üzere, davalı  ... Organize Sanayi Bölgesi, 4562 sayılı kanunun 5. Maddesi uyarınca, özel hukuk tüzel kişisi olup, 6102 sayılı kanunun 11. Maddesindeki tanıma göre, esnaf işletmeleri için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı amaçlayan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız bir şekilde yürütüldüğü işletmeleri işletmedikleri için aynı kanunun 16. Maddesi uyarınca tacir olarak kabul edilmeleri mümkün olmadığı, OSB lerin ticaret şirketi olduğu yönünde herhangi bir yasal düzenleme de bulunmadığı, bu sebeple OSB lerin taraf olduğu davalarda, diğer taraf tacir olsun ya da olmasın, uyuşmazlığın mutlak ticari dava olmadığı hallerde yargılamanın asliye hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiği uyuşmazlığın çözümünde Mahkememizin görevli olmadığı, gerekçesiyle görev yönünden dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir. <br>İSTİNAF NEDENLERİ            : <br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 4562 Sayılı Kanunun 4.maddesine göre Organize Sanayi Bölgeleri Sanayi ve Ticaret Bakanlığının onayı ile kurulan aynı yasanın 5.maddesine göre bir özel hukuk tüzel kişisi sayılan müvekkili hakkında aynı yasanın 25/5.maddesi uyarınca TTK'nun Anonim şirketlere ilişkin hükümlerin kıyasen uygulanacağını, 16/1.fıkrasına göre müvekkilinin tacir sıfatı taşıdığının kabul edilmesi gerektiği, bu konuda bir çok emsal ve güncel yargı kararı bulunduğunu, İzmir BAM 4.HD'nin 2023/1721 E - 2023/1773 K sayılı 18/09/2023 tarihli kararının da bu yönde olduğunu, <br>Ayrıca bir an için Asliye hukuk  mahkemesinin görevli olduğu düşünülse bile görevli mahkemenin İzmir değil Menderes Asliye Hukuk mahkemeleri olması gerektiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasına, görevli mahkemelerin Asliye ticaret mahkemelerinin belirlenmesine karar verilmesini istemiştir. <br>İSTİNAFA CEVAP                   : <br>Davacı vekili istinafa  cevap vermemiş, aksine 11/12/2023 tarihli dilekçesiyle istinaftan feragat beyanının işleme alınmasını ve dosyanın kesinleştirilerek görevli mahkemeye gönderilmesine karar verilmesini istemiştir. <br>G E R E K Ç E<br>Uyuşmazlık, davalı ... Organize Sanayi Bölgesi yönetim kurulunun 30/05/2019 tarih 675 Sayılı arsa tahsisinin iptaline karar verilmesi isteminden kaynaklanmaktadır. <br>İDM'nce yukarıda gösterilen gerekçelerle asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğundan bahisle göreve ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle usulen red kararı  karar verilmiştir. <br>6100 Sayılı HMK’nun 355. maddesi uyarınca inceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilir;  aynı Kanunun  357. maddesine göre de İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemeyeceği ve istinafta yeni delillere dayanılamayacağına ilişkin maddeleri çerçevesinde inceleme yapılmıştır.<br>(I) İDM'nin kararına dayanak yaptığı Yargıtay 11.HD'nin 2022/4599 E - 2023/3797 K sayılı 15/06/2023 tarihli  \"Bölge Adliye Mahkemeleri Kararları Arasındaki Uyuşmazlığın Giderilmesi İstemine Dair\" Yargıtay İlamınında özetle; <br>Karar Gerekçesi;<br>\"4562 Sayılı Kanunun 5.maddesi uyarınca OSB'ler özel hukuk tüzel kişisidir. Bununla birlikte 6102 Sayılı Kanunun 11.maddesindeki tanıma göre esnaf işletmeleri için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı amaçlayan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız bir şekilde yürütüldüğü işletmeleri işletmedikleri için aynı Kanun 16.maddesi uyarınca tacir kabul edilmeleri mümkün değildir. Öte yandan OSB'lerin ticaret şirketi olduğu yönünde herhangi bir yasal düzenleme de bulunmamaktıdır. Bu sebeple OSB'lerin taraf olduğu davalarda diğer taraf tacir olsun ya da olmasın, uyuşmazlığın mutlak ticari dava olmadığı hallerde yargılamanın Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.\" gerekçesiyle \"OSB'lerin tacir olmadığına, taraf olduğu davalarda diğer taraf tacir olsun veya olmasın uyuşmazlığın mutlak ticari dava olmadığı hallerde yargılamanın Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülmesi gerektiğine\" oy birliği ile kesin olarak karar verilmiştir.<br>2- Kesinlik ve Bağlayıcılık;<br>5235 Sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev Ve Yetkileri Hakkında Kanunun 35/3.fıkrası son cümlesine göre  Uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin olarak Dairece bu fıkra uyarınca verilen kararlar kesindir.<br>a- Uyuşmazlığın giderilmesi kararlarının kesin olduğu ifade edilmekle birlikte yasal düzenlemede kesinliğin anlamı açıkça ifade edilmemiştir. Öğretide kesinlikle kastedilenin bu kararlara karşı başka bir yargı mercine başvuru yapılamaması halini ifade ettiği ileri sürülmüştür. Diğer bir anlatımla Yargıtay'ın ilgili Dairesinin kararına karşı kanun yoluna vurulmaz.  Yargıtayın uyuşmazlığın giderilmesi kararlarının bağlayıcılığı konusunda ilgili bir hükme yer verilmediğinden karara uyma zorunluluğuna ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır.<br>Uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin müessesesi Yargıtay İBK, Kanun Yararına Bozma ve Yargılamanın Yenilenmesine ilişkin kanun yollarından farklı olup öğretide 5235 Sayılı Kanunun bu hükmünün kendine özgü bir kanun yolu olarak vasıflandırılabileceği ileri sürülmüştür. Bu düzenleme uyarınca Bölge Adliye Mahkemelerince verilen kesin nitelikteki kararlar, temyize tabi kararlarla aynı kapsamda olmasa da Yargıtay incelemesinden geçmektedir. Bu düzenlemenin esas amacının kararın tüm yönleriyle hukuka uygunluğunu denetlemek olduğu ifade edilebilir.  <br>b-Bölge Adliye Mahkemesi hükümleri arasındaki  farklılık doğabileceği öngörülerek ve bu konuda doğacak sorunları çözmek amacıyla kanun koyucu tarafından  5235 sayılı Kanunun 35. maddesinde ;<br>\" Başkanlar Kurulu, re’sen veya hukuk dairesinin yahut cumhuriyet başsavcısının, istinaf yoluna başvurma hakkı bulunanların, benzer olaylarda bölge adliye hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararları arasında uyuşmazlık bulunması halinde, bu uyuşmazlığın giderilmesini gerekçeli olarak istemeleri halinde, kendi görüşlerini de ekleyerek, Yargıtay Birinci Başkanlığından bu konuda bir karar verilmesini isteyecektir.\"  şeklinde  düzenleme yapılmıştı.<br>Bu düzenlemeye paralel olarak, 2797 Sayılı Yargıtay Kanununun 15/1.fıkra 2.bendine “Aynı veya farklı yer bölge adliye mahkemelerinin kesin olarak verdikleri kararlar bakımından hukuk daireleri arasında veya ceza daireleri arasında uyuşmazlık bulunursa” biçiminde (a) alt bendi eklenmişti.<br> Söz konusu bu hükmün gerekçesinde yapılan değişikliğin amacı; “Aynı yer bölge adliye mahkemelerinin hukuk veya ceza daireleri tarafından benzer olaylarda birbirine uymayan ve kesin olarak verilen kendi kararları arasında içtihat uyuşmazlığı olabileceği gibi farklı yer bölge adliye mahkemelerinin hukuk veya ceza dairelerinin kesin olarak verdikleri kararlar arasında da içtihat uyuşmazlığı bulunabilir. Bu gibi içtihat uyuşmazlıklarının giderilmesini sağlamak amacıyla Yargıtay Kanununun 15 inci maddesinde değişiklik yapılarak, Hukuk ve Ceza Genel Kurullarına bu uyuşmazlıkların giderilmesi görevi verilmektedir” biçiminde ifade edilmiştir. Bu hüküm uyarınca, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından verilen içtihatların birleştirilmesi kararının bağlayıcı gücü, diğer İçtihadı Birleştirme Kararlarıyla özdeşlik göstermekteydi. <br>Ne var ki, sözü edilen  2797 Sayılı Kanunun 15/1.fıkra hükmü, 20/11/2017 Tarih ve 696 Sayılı KHK’nın 46. maddesiyle yürürlükten kaldırılmış; 01/02/2018 Tarih  ve 7079 Sayılı Kanunun 41. maddesiyle de bu değişiklik aynen kabul edilmiştir. Aynı düzenlemeyle  5235 s.lı K.’nun 35. maddesinin 2. fıkrasında da değişikliğe gidilmiş ve Bölge Adliye Mahkemeleri arasındaki uyuşmazlıklar  hakkında Yargıtayın ilgili daireleri (hukuk veya ceza) tarafından kesin olarak karar verileceği öngörülmüştür.<br> 20/11/2017 tarih ve 696 sayılı KHKnin  92. maddesi ile değiştirilen ve  01/02/2018 Tarih  ve 7079 Sayılı  Kanunun 41/2.fıkrasıyla kanunlaşan 2 fıkrası değişiklik öncesi metninde aynen: \"(3) numaralı bende göre yapılacak istem hakkında 4.2.1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 45 inci maddesi kıyas yoluyla uygulanır.\" şeklindeydi. Atıf yapılan 2797 Sayılı Yargıtay Kanunun 45/5.fıkrasına göre ; \" İçtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar.\"<br>Şu halde; önceki düzenlemeden farklı olarak, Bölge Adliye Mahkemeleri hukuk dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında uyuşmazlık bulunması halinde, Hukuk Genel Kurulu tarafından değil, ilgili Yargıtay Özel Dairesi tarafından bu uyuşmazlık giderilecektir.<br> Ne var ki, bu tür uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin Yargıtay ilgili Dairesinin vermiş olduğu kararın bağlayıcı gücü konusunda bir belirsizlik ortaya çıkmaktadır. Bu tür kararların ileriye yönelik olarak bağlayıcı bir güce sahip olabilmeleri açık bir kanun hükmüne dayanmalıdır. Oysa 2797 sayılı Kanun kural olarak ve sadece Hukuk Genel Kurulu ile Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nun vermiş oldukları İçtihadı Birleştirme Kararlarına 45/5.fıkra gereğince bu yönde bir nitelik kazandırmakta, Özel Daire kararları açısından böyle bir hükme yer vermemektedir. <br>Bunun gibi, 5235 s.lı K.’nun 35/1.fıkra  3 numaralı bendi ile değişik 2. fıkrasında ise \"içtihatların birleştirilmesi\" nden değil  “uyuşmazlığın giderilmesi”nden söz edilmekle birlikte kararların bağlayıcılığı hususunda herhangi bir kural yer almamaktadır. İçtihadı Birleştirme Kararı Yargıtay daireleri ile Hukuk Genel Kurulu kararları arasındaki çelişkili kararlar hakkında verilir. \"İçtihatların birleştirilmesi\" ile \"uyuşmazlığın giderilmesi\" kurumları gerek konu, gerek usul ve gerekse sonuçları bakımından birbirinden farklıdır. Uyuşmazlığın giderilmesi Bölge Adliye Mahkemesinin daireleri ile başka bir Bölge Adliye Mahkemesinin daire (leri) arasındaki farklı kararları bakımından istenir. Ancak çelişki Yargıtay’ın verdiği kararlara ilişkin ise,bu uyuşmazlık Yargıtay kararları yönünden giderilecektir.<br>Özetle; Yargıtay Dairesinin bu türdeki bir kararı sadece ilişkin bulunduğu uyuşmazlık açısından etkili olabilecek ileriye yönelik bir etki gücüne sahip olamayacaktır. <br>Nitekim Yargıtay  9.HD.nin  19/04/2022 Tarih ve 2022/3979 E-2022/4838 K sayılı 19/04/2022 sayılı kararında \". Şüphesiz bir Yargıtay Dairesinin uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin kararları, içtihadın birleştirilmesi kararları gibi tarafları ve mahkemeleri bağlayıcı bir sonuç doğurmazlar. Ancak bir Yargıtay Dairesinin şayet temyiz yolu açık olsa idi, temyiz incelemesini yapamayacağı bir bölge adliye mahkemesi kararı ile ilgili olarak “uyuşmazlığın giderilmesine yönelik” karar vermesi isabetli bir kabul şekli değildir.…” denmiştir.<br>c-Yeri gelmişken uyuşmazlığın giderilmesi bakımından uyuşmazlık konusunun Yargıtayın ilgili Dairesinin görev alanına girip girmediği de önem arzetmektedir.<br>Yukarıda yer verilen  Yargıtay  9.HD.nin  19/04/2022 Tarih ve 2022/3979 E-2022/4838 K sayılı 19/04/2022 sayılı kararında;<br>\"Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulunca yapılacak uyuşmazlığın giderilmesine yönelik başvuruların ancak “aynı Yargıtay Dairesinin görev alanına giren” uyuşmazlıklara bakan Bölge Adliye Mahkemesi Daireleri arasındaki uyuşmazlıklar ile sınırlı olması gerektiği kabul edilmeli,  uyuşmazlığın giderilmesi talepleri bakımından da Yargıtay’ın farklı daireleri arasındaki “iş bölümü” kurallarına riayet edilmelidir. Aksi takdirde, örneğin iş uyuşmazlıklarına bakmakla görevli bir Yargıtay Dairesi ile ticari uyuşmazlıklara bakmakla görevli bir diğer Yargıtay Dairesinin benzer konulardaki “uyuşmazlığın giderilmesi” başvuruları ile ilgili olarak birbirinden farklı kararlar vermesi riski ortaya çıkar.\" denmiştir.<br>4562 sayılı yasa uygulamasından kaynaklanan davalar, özel yasadan kaynaklanan dava niteliğinde kabul edilerek Yargıtay Hukuk Daireleri iş bölümü  kararlarına göre Yargıtay 4. Hukuk Dairesince bakılmakta iken sonraki yıllarda yapılan değişiklik ile Yargıtay 3. HD iş bölümü alanına dahil edilmiştir.  Yargıtay 3. ve 4. Hukuk Dairelerince benzer davalarda OSB lerin tacir sayılmalarına ilişkin çok sayıda emsal kararları da bulunmaktadır. (Örnek;Yargıtay 3.HD 2015/5272 E-2016/5222 K ve 2015/19164 E 2017/3727 K sayılı kararları ile  Yargıtay 4.HD 2021/10410 E-2022/8325 K ve 2021/14053 E 2022/11377 K sayılı kararları)<br>  Uyuşmazlık konusunda karar vermek üzere dosya ilk önce Yargıtay 3.HD'ne gönderilmiş ancak bu Dairenin aidiyet kararı uyarınca 11.HD'nce iş bölümü konusunda uyuşmazlık çıkarılmamış ve karara bağlanmıştır. Ancak;Bu suretle verilen karar ile aynı Dairenin temyiz incelemesi sonucunda verdiği kendi kararları arasında çelişki doğmuştur. (Örneğin Yargıtay 11.HD'nin 2022/2805 E-2023/5185 K Sayılı 21/09/2023 Tarih ve 2023/938 E-2023/2006 K.sayılı 03/04/2023 Tarihli kararları)<br>   Sonuç olarak; Uyuşmazlığın giderilmesi kararının kesin olmakla birlikte bağlayıcı olup olmadığı konusunda açık bir düzenleme bulunmadığından  Dairemizce kararın kesin olması hükmünün  anılan karara karşı başka bir merciye başvurmasının önüne geçilmesi amacıyla konulduğu diğer bir anlatımla İBK gibi   bağlayıcı olmadığı kanaatine varılmıştır. <br>(II)Davalının Kuruluş ve Tescil ve  Hukuki Yapısı/Tacir Sıfatı;<br> Yargıtay 11.HD'nin yukarıda özetine yer verilen kararına konu OSB'lerden olan somut olayda davalı konumundaki ... Organize Sanayi Bölgesinin  internet sitesinde yer alan tarihçesine göre İzmir Ticaret Odası ve 14 meslek komitesinin talebi üzerine Kooperatif olarak kurulduğu, T.C. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca ... sicil numarasıyla tescil edildiği, Bakanlıkça onaylı kuruluş protokolünde kurucunun  %100 katılım payı ile ... Kooperatifi  olduğu ifade edilmiştir. <br>Uyuşmazlık Mahkemesinin 2021/51 E - 2021/154 K sayılı 05/04/2021 tarihli kararının gerekçesinin 21 nolu bendinde yukarıdaki tarihçeye paralel olarak \"... Organize Sanayi Bölgesinin, İzmir Ticaret Odası ve 14 meslek komitesinin talebi üzerine kooperatif olarak kurulduğu,  T.C. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca ... sicil numarasıyla tescil edildiği, Bakanlıkça onaylı kuruluş protokolünde kurucunun  %100 katılım payı ile ...  Kooperatifi olduğu, dolayısıyla davalı Organize saniye bölgesinin özel hukuk tüzel kişiliğe sahip olduğu\"  değerlendirilmesine yer verilmiştir. <br>Davalı ... Organize Sanayi Bölgesinin İzmir Ticaret Odası ve 14 meslek komitesinin talebi üzerine kooperatif olarak kurulduğu tarihçesinde ifade edildiğine göre bu durumda kooperatifin tacir olup olmadığının nitelendirilmesine bakmak gerekecektir. <br>Yargıtay İBK Büyük Genel Kurulunun 2020/2 E - 2021/3 K sayılı 12/11/2020 tarihli kararında özetle; \"kooperatifler / yapı kooperatifleri 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında tacir sayılırlar.\" denmiştir. Davalının hukuki yapısının kooperatif olduğunun belirlenmesi halinde davalının da tacir olduğunun kabulü gerekecektir.<br>1-Uyuşmazlığın giderilmesi kararına konu edilen Dairemize ait 2020/424 E - 2020/480 K sayılı 12/03/2020 tarihli ve davalı vekilinin emsal olarak gösterdiği Dairemize ait 2023/1721 E - 2023/1773 K sayılı kararımızla  özetle;<br>\" 6102 sayılı TTK'nun 4. Maddesine göre; bir davanın ticari dava sayılması için ya uyuşmazlık konusu işin tarafların her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olması ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin taraflarının ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın TTK veya diğer Kanunlarda o davaya asliye ticaret mahkemesinin bakacağı yönünde düzenleme bulunması gerekir. Örneğin; ödünç para verme işlerine ilişkin uyuşmazlıklar 6102 sayılı TTK'nun 4. Maddesi uyarınca, iflas davaları ise 2004 sayılı İİK'nun 154 ve devamı maddeleri gereğince ticari dava sayılır. Buna karşılık 4. Madde uyarınca, tarafların tacir olup olmamasına bakılmaksızın ticari dava sayılan havale, vedia ile fikir ve sanat eserlerine ilişkin uyuşmazlıklardan doğan davalar herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa ticari dava sıfatını kaybedecektir. <br>Diğer taraftan 6102 sayılı TTK'nun 19/2. Fıkrası gereğince; taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira, TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. <br>6335 sayılı Kanunun 2. Maddesi ile değişik 6102 sayılı TTK'nun 5. Maddesi uyarınca ticari davalar asliye ticaret mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Diğer taraftan aynı düzenleme gereğince, ticaret mahkemeleri ile diğer hukuk mahkemeleri aralarındaki ilişki artık iş bölümü ilişkisi değil görev ilişkisi haline dönüşmüştür. Göreve ilişkin düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olduğundan her aşamada re'sen gözetilmelidir.<br> Bu kuralın tek istisnası; 6335 sayılı Kanunun 2. Maddesi ile değişik 6102 sayılı TTK'nun 5/4. Fıkrasında düzenlenmiş olup, buna göre yargı çevresinde ayrı bir asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemelerinde açılan ticari davalarda görev kuralına dayanılmamış olması, asliye hukuk mahkemesinin görevsizlik kararının verilmesini gerektirmeyecektir. <br> 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgesi Kanunu'nun 4. maddesine göre Organize Sanayi Bölgeleri;  Sanayi ve Ticaret Bakanlığının onayı ile kurulan ve aynı yasanın 5. maddesine göre bir özel hukuk tüzel kişisi sayılan davalı  organize sanayi bölgesi hakkında yine aynı yasanın 25/5 maddesi uyarınca Türk Ticaret Kanunu'nun anonim şirketlere ilişkin hükümleri kıyasen uygulanır. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 16/1 maddesi hükmü de gözetildiğinde davalı  kurumun tacir sıfatını taşıdığı kabul edilmelidir. Davacı şirketin tacir sıfatını taşıdığı açıktır. Taraflar arasında uyuşmazlık her iki tacirin ticari işletmesiyle ilgilidir.<br>6102 Sayılı TTK'nun 4 ve 5/1 maddesi hükümleri uyarınca tacirlerin ticari işletmeleri ile ilgili olan davaya bakma görevi asliye ticaret mahkemelerine aittir (benzer Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 05/04/2016 gün ve 2015/5272 esas, 2016/5222 karar, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 23/03/2017 gün ve 2015/19164 esas, 2017/3727 karar, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 12/04/2016 gün ve 2015/1048 esas, 2016/10283 karar sayılı ilamları ve Dairemizin 21/06/2017 gün ve 2017/696 esas, 2017/633 sayılı kararı ile 12/03/2020 gün ve 2020/424 esas, 2020/480 sayılı kararı)  şeklinde yasal düzenlemelere  emsal Yargıtay uygulamalarına gerekçede  yer verilmiştir.<br>2- Yargıtay 11.HD'nin emsal kararları;<br>Yargıtay 11.HD'nin 2022/2805 E-2023/5185 K Sayılı 21/09/2023 Tarih ve 2023/938 E-2023/2006 K.sayılı 03/04/2023 Tarihli kararlarında davalı olan Organize Sanayi Bölgesine karşı Asliye Ticaret Mahkemesine açılan davalarda davalının tacir sıfatı ile giderek ticari davaya ilişkin görev kuralına girilmemiştir. Diğer bir anlatımla davalının tacir, davanında ticari dava olduğu üstü kapalı olarak kabul edilmiştir.<br>Özetle; somut olayda davalının kuruluş protokolü,  ana sözleşmesi veya statü, T.C. Bilim Sanayi Teknoloji Başkanlığı tesciline ilişkin ... sicil kaydının ve tescille bağlı tüm evraklarının getirtilerek davalı ... Organize Sanayi Bölgesinin kooperatif olarak kurulup kurulmadığı, kurucuları arasında kuruluş protokolünde % 100 katılım payı ile ...  Kooperatifi olup olmadığı araştırılmadan karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı görülmüştür.<br>(III) Esnaf/Tacir Ayrımı;<br> Yargıtay 11.HD'nin konuya ilişkin kararında \"6102 Sayılı Kanunun 11.maddesindeki tanıma göre esnaf işletmeleri için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı amaçlayan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız bir şekilde yürütüldüğü işletmeleri işletmedikleri için tacir kabul edilmeleri mümkün değildir.\" gerekçesine yer verilerek yargılamanın asliye hukuk mahkemelerinde görülmesi gerektiği kanaatine varıldığı ifade edilmiştir. <br>Yargıtay 11.HD'nin kararında esnaf ve tacir sınırının nasıl belirlendiği  karar içeriğinden anlaşılamadığı gibi,İDM'nce de bu yolda bir inceleme yapıldığı konusunda bir açıklıkta  bulunmamaktadır.<br>4562 sayılı Kanunun 12/e bendinde \"elektrik, doğalgaz, su dağıtımı, atık su arıtma ve benzeri işletme gelirleri\" OSB lerin gelirleri arasında sayılmıştır. Davalı Organize Sanayi Bölgesinin internet sitesinden alınan faaliyet alanlarına ilişkin bilgilere göre ... Organize Sanayi Bölgesinin temel görevleri arasında elektrik, doğalgaz, su dağıtımı, atık su arıtma, inşaat ruhsatı, yapı kullanma izni ve GSM ruhsatı verilmesinin yanında çevrenin korunması, altyapı hizmetlerinin kaliteli ve kesintisiz sürdürülmesi için bakım, onarım iyileştirilmesi ağaçlandırılma ve güvenlik sayılmıştır. Davalının  enerji, doğalgaz, telefon, imar, güvenlik gibi alanlarında faaliyet gösterdiği ve ... A.Ş isimli iştirakleri bulunduğu  diğer bir anlatımla çok sayıda alanda faaliyet gösterdiği anlaşılmaktadır.<br>6102 Sayılı TTK'nun 12.maddesinde; bir ticari işletmeyi kısmen de olsa kendi adına işleten kişiye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret sicilde tescil ederek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlatmamış olsa bile tacir sayılır.<br> Anılan kanunun 11.maddesinde \"ticari işletme esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkartılacak kararnamede gösterilir.\",<br> 15.maddesinde de \"ister gezici olsun ister bir dükkanda veya sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedeni çalışmasına dayanan ve geliri 11.maddesinin 2.fıkrasında çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır.\" düzenlemesi bulunmaktadır. <br>5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanun'un 3/a maddesine göre; \"Esnaf ve sanatkâr: İster gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler\"dir. <br>Bir kimsenin Vergi Usul Kanununa göre esnaf sayılması, TTK yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline yada odaya kayıtlı olmamakta tacir olmanın kesin bir kanıtı olmadığı gibi vergi mükellefi olup olmamakta tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt kabul edilemez. (Yargıtay 3.HD'nin 2018/4288 E- 2018/8854 K sayılı 20/09/2018 tarihli kararı)<br> Türk Ticaret Kanun'un gerek 11.gerekse 15.maddesinde öngörülen sınırı belirleyen Bakanlar Kurulu kararı ise 21.07.2007 yürürlük tarihli, 207/12362 sayılı Bakanlar Kurulu kararı olup, söz konusu Bakanlar Kurulu kararı şöyledir;<br> \"Esnaf ve sanatkâr ile tacir ve sanayicinin ayrımı 1.maddesinde; 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve 63 üncü maddesi ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 12 nci ve 17 nci maddelerinin uygulaması bakımından;<br>a) Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunun tespit edeceği ve Resmî Gazete’de yayımlanacak esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunanlardan 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, (2) numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve sanatkâr sayılmaları ile esnaf ve sanatkâr siciline ve dolayısıyla esnaf ve sanatkarlar odalarına kaydedilmeleri,<br>             Ancak, esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı iken, daha sonraki yıllarda yıllık alış veya satış tutarları ya da gayri safi iş hasılatı, esnaf ve sanatkâr sayılma hadlerini aşanların kendileri istemedikçe ticaret siciline ve dolayısıyla Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği bünyesindeki odalara kayıt için zorlanmaması, yıllık alış veya satış tutarları ya da gayri safi iş hasılatı esnaf ve sanatkâr sayılma hadlerinin altı katını aşanların ise kayıtlarının, esnaf ve sanatkâr sicili marifetiyle ticaret siciline aktarılması,<br>             b)213 sayılı VUK'na istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve bu Kararın (a) bendinde belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları ile ticaret siciline ve dolayısıyla Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin bünyesindeki odalara kaydedilmeleri,    kararlaştırılmıştır.\" şeklindedir.<br>Yukarıda belirtilen Bakanlar Kurulu kararında tacir ile esnaf arasındaki sınırın belirlenmesinde gözetilecek değerler yönünden VUK'nun 177.maddesine atıfta bulunulmuştur.<br>Davacının Limited şirket ünvanı taşıyan sermaye şirketi olarak tacir olduğu tartışmasızdır. Ancak davalının esnaf olup olmadığı  İDM'nde araştırılmamıştır. <br>  Yukarıda da belirtildiği üzere VUK'na göre bir kimsenin esnaf sayılması, Ticaret Kanunu yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmeyeceği gibi ticaret siciline ya da odaya kayıtlı olmamasının, tacir olmadığına kesin kanıt sayılmayacaktır. Davalının  davalının faaliyet gösterdiği işletmeleri işletip işletmediği de gözetilerek Türk Ticaret Kanunu ve Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Hakkında Kanunun yukarıda belirtilen ilgili hükümleri ile yapılan atıf uyarınca   VUK 177.maddesindeki sınırları aşan miktarda gelirinin bulunup bulunmadığının tespiti ile  davalının tacir sayılıp sayılmayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir. <br>Özetle; İDM'nce davalı Organize Sanayi Bölgesine ve tescilli olduğu T.C. Bilim Ve Sanayi Teknoloji Bakanlığına, Ticaret siciline, Vergi Dairesi,Belediye ve  Sanayi ve Ticaret Odası, Esnaf ve Sanatkarlar Odasına veya  faaliyetleri ilgili kurum ve kuruluşlara yazılarak ana statü, kuruluş protokolü, tescil kayıtları dışında faaliyet gösterdiği alanlarla ilgili tüm belge ve bilgilerin  getirtilip gerektiğinde bilirkişi eliyle incelenmesi ve yukarıda belirtilen kanun hükümlerine göre değerlendirme yapılarak oluşacak sonuca göre davalının esnaf veya tacir sayılıp sayılmayacağının tespiti, tacir sayılması halinde uyuşmazlık konusunun her iki taraf için de ticari işletmeleriyle  ilgili olması karşısında ticari dava niteliğinde sayılması gerekeceğinden  anılan husus araştırılmadan karar verilmesi usul ve yasaya aykırı görülmüştür.<br>6100 Sayılı HMK'nun 353/1-(a) bendine göre; Aşağıdaki durumlarda bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verileceği hükme bağlanmıştır.<br>Aşağıdaki durumlar arasında;<br>(a-3) bendinde \"Mahkemenin görevli.. olmasına rağmen görevsizlik ... kararı verilmiş olması veya mahkemenin görevli ... olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması\" <br>(a-6) bendinde; \"mahkemece uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması” sayılmıştır.<br>Yukarıda açıklanan nedenler ve tüm dosya içeriğine göre ; ilk derece mahkemesi'nce uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerden olan  davalı ... Organize Sanayi Bölgesinin kuruluş, tescil, faaliyet ve işletme  alanlarına ilişkin olarak belge ve bilgiler toplanmadan, öncelikle davalının  kooperatif olup olmadığı belirlenmeden, kooperatif olmadığının belirlenmesi halinde davalının esnaf mı ya da tacir mi olduğu  araştırılmadan ve  yukarıda gerekçede yer verilen tacir sıfatının belirlenmesine ilişkin  hüküm ve emsal kararlar dikkate alınmadan asliye hukuk  mahkemesinin görevli olduğundan bahisle karar  verilmiş olması usul ve yasaya aykırı görülmüştür. <br>Açıklanan bu nedenlerle  davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK’nun 353/1. fıkra (a-3) ve (a-6) bentleri gereğince esası incelenmeden  kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, davalının diğer istinaf itirazının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmakla aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>H Ü K Ü M  :Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun  KABULÜNE, <br>2-İzmir 2.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/881 Esas - 2023/837 Karar sayılı, 18/10/2023  tarihli kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1 fıkra (a-3 ve a-6) bendi gereğince ESASI İNCELENMEDEN KALDIRILMASINA, <br>3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren İzmir 2.Asliye Ticaret Mahkemesi'ne  GÖNDERİLMESİNE, <br>4-Davalının diğer istinaf itirazlarının bu aşamada İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA,<br>5-Davalının peşin yatırdığı 269,85TL istinaf karar ve ilam harcının istek halinde iadesine, 738,00-TL istinaf yoluna başvuru harcının mahsubu ile Hazineye gelir kaydına,<br>6-Kesin olan işbu kararın taraflara tebliği ve harç tahsil / iade işlemlerinin İlk Derece Mahkemesince yerine getirilmesine,<br>İlişkin dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda 6100 Sayılı HMK'nun 353. Maddesi (1-a) bendi uyarınca 03/05/2024 tarihinde KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"6b08d1de32ee2a92","SID":"fab35d2871fc52cc"}}