{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2022/1484 <br>KARAR NO\t\t: 2024/958<br>KARAR TARİHİ\t: 24/04/2024 <br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 28/04/2022<br>NUMARASI\t\t: 2019/610 -2022/403<br>DAVANIN KONUSU\t: Alacak <br>DAVA TARİHİ \t: 10/12/2018<br>DAİRE KARAR TARİHİ \t:  24/04/2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ \t:  24/04/2024<br><br> İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 28/04/2022  tarih ve 2019/610 Esas 2022/403 Karar sayılı kararının, istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin istenilmesi üzerine, Dairemize gönderilen dosya incelendi, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmasız olarak yapılması uygun görülmekle, gereği konuşulup düşünüldü.<br>İSTEM; <br> Davacı, Torbalı'da bulunan ki tekstil fabrikasının \"arıtılmış\" atık sularını bölgedeki bir çok firmanın katılımı ile yapılan belediyeye teslim edilen özel bir kanala boşaltıldığını, şirketin kullandığı atık suları \"arıtma\" amaçlı kendi bünyesinde de kurduğu sisteminin bulunduğunu,  şirket tarafından davalı idareye ait kanalizasyon sisteminin hiçbir şekilde kullanılmadığı halde şirketin yıllardır mevzuat nedeniyle atık su bedeli ödemek zorunda bırakıldığını, davalı idarenin 10/11/2008 tarihli ve 039523 sayılı yazısı ile  şirketin artezyen kullandığının tespit edilmesi ve atık su aboneliğinin bulunmaması nedeniyle abonelik yapılmak üzere davalı kurum tarafından sözleşme yapılmaya davet edildiğini, şirketin itiraz da bulunduğunu, davalının baskısı sonucunda atık su sözleşmesi imzalamak zorunda kaldığını, herhangi bir borcunun bulunmadığını belirterek, şirketin davalı kuruma atık su bedeline konu faturalar bakımından borçlu olmadığının tespitine, 14/05/2009 tarihli sözleşmenin akdedilen akdinden bu yana davalı kurumca tanzim ve tahsil edilen haksız tahakkuk ve iadeye tabi faturalara konu atık su bedeli ödemelerinin bilirkişi marifetiyle tespitine ve şimdilik 20.000,00 TL 'nin ödedikleri tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt / avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep  etmiştir.<br>Davacı 15/06/2021 tarihli dilekçesi ile dava değerini 1.943.773,19 TL olarak ıslah etmiştir. <br>CEVAP:<br> Davalı, davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasına itiraz ettiklerini, atık suyun dayanağını mevzuat hükümlerinin oluşturduğunu,  aleyhine açılan davanın haksız ve yasal dayanaktan yoksun olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ:<br> Mahkemece, ''31/03/2021 tarihli bilirkişi raporuna göre davacı şirketin atık suların deşarjı bakımından davalı ... dan herhangi bir hizmet almadığı, bu sebeple davacı şirketten atık su bedeli alınmasının söz konusu olmayacağı, davacı şirket tarafından abonelik sözleşmesi imzalanmış ve ihtirazi kayıt konulmaksızın davalı idareye ödemeler yapılmış ise de yapılan ödemelerin yersiz olduğu, davacının hizmet almaması nedeniyle yapmış olduğu ödemenin iadesini talep edebileceği, nitekim aşağıda atıf yapılan yüksek mahkeme kararlarında da aynı kollektör hattının yapımına katılan  diğer katılımcılara ilişkin benzer uyuşmazlıkta sayın yüksek mahkemece de yapılan ödemelerin yersiz olduğu ve iadesi gerektiği sonucuna ulaşıldığı, davalı idarenin yasal süresi içerisinde sunmuş olduğu 24/12/2018 tarihli cevap süresinin uzatılması talepli dilekçesinde zamanaşımı definde bulunduğu, yine davacı vekilinin 15/06/2021 tarihli talep arttırım dilekçesine karşı (mahkememizce iş bu dava kısmi dava  olarak kabul edildiğinden davacı tarafından her ne kadar söz konusu dilekçe talep arttırımı olarak nitelendirilmiş ise de mahkememizce ıslah dilekçesi olarak kabul edilmiştir) davalı vekilinin 23/06/2021 tarihli dilekçesi ile ıslah zamanaşımı definde bulunduğu, taraflar arasındaki uyuşmazlık atıksu abonelik sözleşmesinden kaynaklandığından somut uyuşmazlıkta zamanaşımının TBK'nun 146. Maddesi uyarınca 10 yıl olduğu, uyuşmazlığın 10/07/2009-31/10/2018 tarihleri arasındaki ödemelere ilişkin olduğu, davacının 10/12/2018 tarihli dava dilekçesinde 20.000,00 TL üzerinden davasını ikame ettiği bu halde dava konusu edilmeyen bakiye alacak yönünden zamanaşımının işlemeye devam ettiği, ıslahın yapıldığı 15/06/2021 tarihinden geriye dönük olarak hesaplama yapıldığında 10/07/2009 ile 15/06/2011 tarihleri arasındaki döneme ilişkin davacı alacağından dava dilekçesinde  yer alan 20.000,00 TL'yi aşan kısmın zamanaşımına uğradığı, söz konusu dönemde (10/07/2009 ile 15/06/2011) davacı tarafından yapılan ödeme tutarının 266.477,76 TL olduğu, 20.000,00 TL'yi aşan bakiye 246.477,76 TL'nin zamanaşımına uğradığı, davalının ıslah zamanaşımı definin açıklanan nedenlerle mahkememizce kısmen yerinde görüldüğü, buna göre bilirkişi tarafından 10/07/2009-31/10/2018 tarihleri arasındaki dönem için belirlenen  davacı  alacağı olan 1.963.773,19 TL den  zamanaşımına uğrayan 246.477,76 TL'nin indirilmesi gerektiği, böylece davacının talep edebileceği alacağın 1.717.295,43 TL olduğu,  tarafların tacir olmasına ve dava konusu uyuşmazlığın ticari faaliyetten kaynaklanmasına göre talep edilebilecek faizin ticari avans faizi olduğu, kural olarak sebepsiz zenginleşmede zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmekte ise de sebepsiz zenginleşmenin iyiniyetli olduğu hallerde temerrüt için bildirimin şart olduğu, taraflar arasında sözleşme ilişkisinin bulunduğu ve bu sözleşmeye istinaden davalıya ödeme yapıldığı dikkate alındığında davacının sebepsiz zenginleşme teşkil eden isteme konu alacağı yönünden iyiniyetli olan davalıdan dava öncesinde istemde bulunmadığı ve temerrüdün dava öncesinde gerçekleşmediği, davalının dava ile temerrüde düştüğü, kısmi dava olan işbu davada dava dilekçesinde yer alan kısım yönünden temerrüdün dava tarihinde, ıslahla talep edilen bakiye kısım yönünden ise temerrüdün ıslah tarihinde gerçekleştiği, her ne kadar davalı tarafından davacının ıslah dilekçesinde faiz talep etmediği, taleple bağlı kalınması ve  ıslahla arttırılan kısım yönünden faize hükmedilmemesi gerektiği  savunulmuş ise de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 24/05/2019 tarih ve 2017/8 Esas ve 2019/3 Kararı ilamı uyarınca bir miktar para alacağının faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesinin talep edildiği kısmi davada dava konusu miktarın kısmi ıslah ile faiz talebi belirtilmeksizin arttırılması halinde arttırılan miktar bakımından dava dilekçesindeki faiz talebine bağlı olarak faize hükmedilmesi gerektiği'' gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile 1.717.295,43 TL 'nin 20.000,00 TL lik bölümüne dava tarihi olan 10/12/2018 geriye kalan 1.697.295,43 TL lik bölümüne ıslah tarihi olan 15/06/2021 tarihinden itibaren işletilecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin isteğin reddine  karar verilmiştir. <br>İSTİNAF TALEBİNDE BULUNAN:  Davalı istinaf talebinde bulunmuştur. <br>BİLDİRİLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:<br> Davalı istinaf dilekçesinde; İlk derece mahkemesince verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu,<br> Mahkemenin taleple bağlılık ilkesine açıkça aykırı hareket ettiğini, belirsiz alacak davasının, kısmi davaya; kısmi davanın belirsiz alacak davasına çevrilmesinin mümkün olmadığını, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun “Belirsiz Alacak Hükmü” nü düzenleyen 107 nci maddesinin 1 fıkrasında “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.” şeklinde hükmüne yer verildiğini, madde gerekçesinde de açıkça belirtildiği üzere, alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olması gerektiğini, açılacak davanın miktarı biliniyor yahut tespit edilebiliyorsa, böyle bir dava açılamayacağını, çünkü, her davada arandığı gibi, burada da hukukî yarar aranacağını, bu durumda hukukî yararın bulunduğundan söz edilemeyeceğini, davacı şirketin İdareye  yapmış olduğu ödemeler tam ve kesin olarak belirlenecek miktarlar olduğunu, davacı şirket olduğundan yapılan ödemelerin ticari defter ve kayıtlarında tutulduğunu, bu anlamda davacının alacağı kesin ve net olarak belirlenebildiğinden belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yarar  bulunmadığını, mahkemece davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, <br> Davacı şirket tarafından 20/11/2008 tarih ve 16/12/2008 tarih 044090 evrak kayıt numaralı dilekçeyle itiraz edilmiştir, 2009 yılında abonelik tesis edildiğini, taraflar arasında 2009 yılından beri sözleşme ilişkisi bulunduğu, davacının dava tarihine kadar herhangi bir ihtilaf çıkarmadığı, yapmış olduğu ödemelerde ihtirazi kayıt koymadığı, taraflar arasında süre gelen ilişkinin kapsam, mahiyeti ve devamlılığı dikkate alındığında davacının basiretli tacir gibi davranmadığının ortada olduğunu, bu anlamda  hukukun genel ilkelerinden olan 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesi gereğince de, hak ve borçların kullanımı ve ifasında da iyiniyet kurallarına uyulması gerektiğini, 2009 yılından beri ihtilaf çıkarmayan davacıya keyfi olarak nitelendirilebilecek mutlak bir hak bahşetmediğini, davacı söz konusu ödemeleri yaparken ihtirazı kayıt koymadan ödemiş ve daha sonrasında kötü niyetli olarak işbu davanın ikame edildiğini, ayrıca zamanaşımı konusundaki itirazları saklı kalmak kaydıyla davacı tarafından artırım dilekçesinde ayrıca faiz talebinde bulunulmamış olup bu anlamda davacının faiz talebinin de kabulünün mümkün bulunmadığını, <br>Davacı şirketin İSKİ yasası ve idare yönetmelikleri gereği atıksu bedelinden sorumlu olduğunu, kanalizasyon hizmeti almadığından bahisle atıksu bedeli ödemekten kaçınamayacağını, tükettiği kuyu suyu kadar atıksu bedelinden sorumlu olacağını,<br>Davaya konu atıksu bedelı yasal düzenlemeler gereği hızmet bedelı olarak alınan bır ücret olup bu yönde ıdare tarafından açılan davalar sonucu lehe verılen bır çok mahkeme kararı ile Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararları bulunduğunu,<br>Bilirkişi raporunda işletmenin bulunduğu bölgedeki Fetrek Çayı, Büyükşehir Belediyesi yetki ve sorumluluğunda bulunduğundan İdaremiz tarafından herhangi bir hizmet verilmediği belirtilmesine rağmen, söz konusu davalı abonenin sözleşmesi dahilinde düzenlenen 29/06/2010 tarihli dönemsel faturasında \"kanal açma ve çekme\" ücreti ödeyerek bu hizmeti aldığı açıkça görüldüğünü, yine aynı kanal hattına bağlı bulunan ... A.Ş. adına kayıtlı 11496370 nolu atıksu abonesinin de 07/03/2012 tarihinde kanal çekme ve açma hizmeti yapıldığını,<br>Davanın ... Belediyesi ve ...ne ihbarının talep edilmesine rağmen mahkemece bu talebin değerlendirilmediğini, atık su hattının ... Genel Müdürlüğü ve ... Belediye Başkanlığı arasında yapılan protokol ile kuruma bağlandığını, davacının atık suyu boşalttığını iddia ettiği kanal ile ilgili her türlü hizmetin kurum tarafından yerine getirildiğini, davacının atık su hizmet bedelinden sorumlu olduğunu,<br>\t           5216 sayılı yasa uyarınca 2008 yılından itibaren Torbalı ilçesi ile diğer ilçelerin hizmet yönünden idareye devredildiği, bu hizmetten yararlanan davacının diğer yararlanıcılar gibi aldığı hizmet karşılığında ödemeyi yapması gerektiği, ayrıca idare ile davacı arasında 2009 yılından beri sözleşme ilişkisi bulunduğu, davacının dava tarihine kadar herhangi bir ihtilaf çıkarmadığı, yapmış olduğu ödemelerde ihtirazi kayıt koymadığı, taraflar arasında süre gelen ilişkinin kapsam, mahiyeti ve devamlılığı ile ahde vefa ilkesine göre davacının iddialarının yersiz olduğu, yapmış olduğu ödemenin iadesini talep edemeyeceğinin ortada olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>GEREKÇE:<br> Dava, atık su bedeli nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ve ödenen atık su bedellerinin iadesi istemine ilişkindir. <br>Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacı şirketin atık su nedeniyle davalı idareye atık su hizmet bedeli ödemekle sorumlu olup olmadığı, iadesi gereken atıksu bedeli olup olmadığı ve miktarının tespitinden kaynaklanmaktadır.<br>                           İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen ilk derece mahkemesi kararı hakkında 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine aykırılık olup olmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.<br>Davalı tarafından 27.04.2022 tarihli dilekçe ile davanın  ... Belediyesi ve ...  Belediyesine ihbarının talep edilmiş, ancak davacının ihbar talebi değerlendirilmeden davanın  kısmen kabulüne karar verilmiştir. <br>\tGörülmekte (derdest) olan davanın taraflarından birinin, üçüncü bir kişiye bu davayı haber vermesine ve üçüncü kişiden bu davada kendisine yardım etmesini istemesine davanın ihbarı (duyurulması) denir. <br>Davanın ihbarının iki amacı vardır: Davanın ihbarının usul hukuku bakımından amacı, dava kendisine ihbar edilen üçüncü kişinin, davaya katılarak davayı ihbar eden tarafa yardım etmesinin sağlanmasıdır. Bu yardım da, iki şekilde olur:<br>Üçüncü kişi davaya (fer’î) müdahele edebilir ya da dava kendisine ihbar edilen üçüncü kişi, davada ihbar eden tarafı temsil edebilir. <br>Davanın ihbarının maddi hukuk bakımından amacı ise, davayı ihbar eden tarafın, davayı kaybetmesi hâlinde üçüncü kişiye karşı açacağı rücu davasında (veya üçüncü kişinin ihbar eden tarafa karşı açacağı tazminat davasında) hakkını daha emin (güvenli) biçimde ileri sürebilmesidir (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, C:IV, 2001, s.3515 vd). <br>Davanın ihbarı ve şartları 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 61’nci maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; “(1) Taraflardan biri davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebilir.<br>(2) Dava kendisine ihbar edilen kişinin de aynı şartlarda bir başkasına ihbarda  bulunması mümkündür ve bu şekilde ihbar tevali ettirilebilir.”<br>Davanın ihbar edilebilmesi için bazı şekli unsurların bulunması gerekmektedir. Bunlardan birincisi, açılmış ve görülmekte olan (derdest) bir davanın mevcut olmasıdır. Özel durumlar bir tarafa bırakılırsa, davanın ihbarından söz edilebilmesi için, eşyanın tabiatı gereği, her şeyden önce, ortada ihbar edilebilecek bir davanın mevcut olması gerekir. Bunun yanında, davanın ihbar edileceği üçüncü kişinin dava ehliyetine sahip olması, ayrıca görülmekte olan davanın taraflarına nazaran “üçüncü kişi” durumunda bulunması, davanın ihbarının diğer usuli şartlarıdır. Şüphesiz bütün bunların yanında, ihbarı haklı kılan bir “ihbar sebebi”nin, diğer bir ifadeyle, hukuki yararın da mevcut olması gerekir (Atalı, M.:  Medeni Usul Hukukunda Davanın İhbarı, Yetkin Yayınları, Ankara 2007, s.71).<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “İhbarın şekli” başlıklı 62’nci maddesine göre, “(1) İhbar yazılı olarak yapılır; ihbar sebebinin gerekçeleriyle birlikte açıklanması ve yargılamanın hangi aşamada bulunduğunun belirtilmesi gerekir. <br>(2) Davanın ihbarı sebebiyle yargılama bir başka güne bırakılamaz ve ihbarın tevali etmesi gibi zorunlu olan durumlar dışında süre verilemez.”<br>Bu düzenlemeler karşısında davanın ihbarının yazılı yapılması gerektiği, bunun dışında bir sınırlama bulunmadığı görülmüştür. Ayrıca gerek kötü niyetli davranışların önüne geçebilmek gerekse ihbar edilen üçüncü kişinin doğru ve sağlıklı karar vermesini sağlayabilmek için, ihbar sebebinin ve yargılamanın bulunduğu aşamanın açıkça belirtilmesi de maddede  vurgulanmıştır.<br>Maddenin ikinci fıkrasında ise, davanın ihbarı ile yargılamanın başka bir güne bırakılamayacağı açıkça öngörülerek, yargılamanın gereksiz uzaması ve kötü niyetli ihbarda bulunulmasının da önüne geçilmeye çalışılmıştır. Ancak, ihbarın tevalisi gibi zorunlu hâllerde bir süre verilerek yargılamanın başka güne bırakılması kabul edilmiştir. <br>Davanın ihbarı mahkeme aracılığı ile yapılabileceği gibi mahkeme dışı vasıtalarla da yapılması mümkündür. Davanın ihbarını mahkeme aracılığı ile isteyen taraf dilekçe ile mahkemeye başvurmalıdır. Mahkeme, davanın ihbarına ilişkin dilekçenin üçüncü kişiye tebliği için davanın ihbar şartlarının bulunup bulunmadığını inceleyemeyeceği gibi ihbar talebinin reddine ya da kabulüne de karar vermemelidir. Mahkeme ihbar dilekçesinin üçüncü kişiye tebliği ile yetinmelidir.<br>Ülkemizin de taraf olduğu İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin (İHAS) 6’ncı maddesinde adil yargılanma hakkı düzenlenmiştir. Bu düzenleme ile adil yargılanma hakkını oluşturan ilkeler; kanunla kurulan bağımsız ve tarafsız mahkeme önünde makul sürede açık ve hakkaniyete uygun olarak yargılama yapılması şeklinde ifade edilmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında masumiyet karinesi, üçüncü fıkrasında ise suç şüphesi altındaki kişinin hakları sıralanmıştır. <br>1982 tarihli Anayasa’nın 36’ncı maddesinde 2001 yılında yapılan değişiklik ile “adil yargılanma hakkı” anayasal güvenceye kavuşturulmuştur. Söz konusu düzenleme ile “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”<br>Adil yargılanma hakkı ile ilgili anayasal düzenlemenin bu madde ile sınırlı olmadığı, İHAS’ın 6’ncı maddesinde düzenlenen ilkelerin bir kısmının dağınık şekilde Anayasa’da yer aldığı da bir gerçektir (Anayasa’nın 2’nci maddesi ile hukuk devleti ilkesi; 141’inci maddesi ile aleni yargılama ve kararların gerekçeli olması ilkesi; 138’inci maddesinde mahkemelerin bağımsız olması ilkesi gibi). <br>Bununla birlikte adil yargılanma ilkesinin medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıklarda göz önünde bulundurulacağı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda ayrıca düzenlenmiştir. Bu Kanun’un 27’nci maddesinde yer bulan “Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın; yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Anayasa’nın 36’ncı maddesinde ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan  hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir. Bu hak çerçevesinde, tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir.<br>Somut olayda, davalı ... mahkemeye sunduğu  dilekçesiyle  dava dışı  ... Belediyesi ve ... Belediyesine ihbarının talep etmiştir. <br> Davalının bu talebini 6100 sayılı HMK’nun 61. maddesinde öngörülen sürede, tahkikat sonuçlanmadan mahkemeye ilettiğinin anlaşılması karşısında; mahkemece, davanın ihbarı hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmeden yargılamaya devamla  hüküm kurulması hatalıdır. Bununla birlikte ihbarın yapılmamış olması, davalı yan açısından hukuki dinlenilme hakkının da ihlali niteliğindedir.<br>Mahkemece, yukarıda belirtilen hususlara ilişkin deliller toplanmadan karar verilmesi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a.6. maddesi kapsamında eksiklik olarak değerlendirilmiş olup, kaldırma kararı içeriği nazara alınarak davalı ve davacının diğer istinaf sebepleri ve işin esası bu aşamada incelenmeksizin, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak belirtilen hususlara ilişkin olarak yeniden yargılama yapılması için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>1- Kaldırma kararı içeriği nazara alınarak davalının sair istinaf sebeplerinin bu aşamada incelenmesine YER OLMADIĞINA,<br>2-6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-a-6.maddesi gereğince İzmir 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 28/04/2022 tarih, 2019/610 Esas, 2022/403 Karar sayılı kararının, KALDIRILMASINA,<br>3-Dosyanın, dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>4-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının yatırana iadesine, <br> 5-Davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesi tarafından kurulacak esasa ilişkin hükümde dikkate alınmasına,<br>Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 353/1-a maddesi uyarınca  kesin olmak üzere  24/04/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.  </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"6b81d2ff1bebce89","SID":"1e91361cc3e201e9"}}