{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2024/266 <br>KARAR NO: 2024/471<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi <br>TARİHİ: 03.11.2023<br>NUMARASI: 2023/864 Esas - 2023/992 Karar<br>DAVA: Alacak (satım ve aracılık hizmetinden kaynaklı)<br>Taraflar arasındaki  alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda, mahkemenin görevsizliği nedeniyle davanın usulden reddine dair verilen karara karşı, davalılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalı ...'in müvekkili ile birtakım ticari mal alım satım işleri yaptığını ancak aralarındaki ticari ilişki gereği ödemesi gereken borçlarını zamanında ödemediğini,  ...  Ticaret Ltd. Şti.'nin ise davalılardan ...'e ait bir şirket olduğunu, ...'ın ise ... adlı şahsın tanıttığı üzere kendisinin kız arkadaş ve aynı zamanda şirketin yetkilisi olduğunu, davalıların müvekkili ile müvekkili adına yurtdışına çıkış amacıyla birtakım vize işlemlerini yapabileceklerini belirttiklerini, karşılığında 30.000 TL, dekontlarda görüleceği üzere para aldıklarını, bu dekontların haricinde de taraflar aralarındaki ticari ilişki gereği bu tutardan çok daha fazlasının davalıdan tahsili gerektiğini, müvekkilinin davalılara para haricinde de mal da verdiğini ancak karşılık bedelini davalıların ödemediğini, davalıların ödeme taahhütlerini sürekli ötelediklerini, bu işlemleri yerine getirmediklerini müvekkiline ait kilolarca salça, tereyağı, zeytinyağı ve bal gibi malzemelerin yurtdışına satışını gerçekleştirebileceklerinden bahisle müvekkilinden mal alımı yaptıklarını, taraflara ait banka kayıtları ve ticari defterleri incelendiğinde davalıların müvekkiline borçlu olduğu ortaya çıkacağını, davalı şahısların kötüniyetlerini anladıklarını, alacağının temini amacıyla öncelikle arabuluculuk çözüm yoluna başvurduklarını ancak  anlaşmaya varılamadığını, sonuç olarak  davalıdan şimdilik 30.000,00- TL'nin yasal faiziyle birlikte tahsiline hükmedilmesini, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin de karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda;  \"...Ticari davaları, mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grubta toplamak mümkündür. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayıl TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava  haline  getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür. Buna göre davacı tarafın \"tacir\" tanımına uymadığı, eldeki uyuşmazlığın da yukarıda tanımlanan \"ticari dava \" nitelik arz etmediği , uyuşmazlığın çözümünde mahkememizin değil Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevli olduğu, kamu düzeninden sayılan mahkemenin görevi hususunun  HMK 114/1-c md de dava şartları arasında düzenlendiği, taraflarca ileri sürülmese bile yargılamanın her aşamasında mahkemece re'sen gözetilmesi gerektiği...\" gerekçesiyle göreve ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle, HMK'nın 114/1-c ve 115/2 maddesi gereğince davanın usulden reddine, Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğuna, HMK'nın 20. maddesindeki prosedür çerçevesinde talep hâlinde dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesine, karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davalılar vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalılar  vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;  İlk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacı tarafından ikame edilen davada dava dilekçesi ve tensip zaptının davalı müvekkillerine tebliğ edildiğini, tebliğden sonra, süresi içerisinde süre uzatım talebinde bulunulduğunu, ancak mahkeme davaya cevap süresi dolmadan, dilekçelerin teatisi aşaması tamamlanmadan ön inceleme duruşması açtığını ve görevsizlik kararı verdiğini, bu surette, dosyadan el çekildiğini  ve süre uzatım talebi hakkında bir karar verilmediğini, davaya cevap haklarının kısıtlandığını, HMK'nın 27. maddesinde düzenlenen hukuki dinlenilme hakkı uyarınca, kendisine dava dilekçesi tebliğ edilmiş davalıların cevap süresinin dolması beklenmeksizin ön inceleme duruşması yapılması ve görevsizlik kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, Görevsizlik hususunda dosya üzerinden karar vermeyen ve ön inceleme duruşması yapılmasına karar veren mahkemenin, ön inceleme duruşmasını HMK'ya aykırı olacak şekilde gerçekleştirdiğini,  Yine HMK'nın 138.maddesi uyarınca  dosya üzerinden dava şartlarını incelemeyen ve karar vermeyen mahkemenin, ön inceleme celsesinde buna ilişkin olarak taraf beyanlarını alması gerektiğini, ancak yukarıda belirtmiş oldukları üzere, usule aykırı olarak ön inceleme duruşması yapıldığını, davaya cevap hakkı ortadan kaldırılarak dosyada karar verildiğini, buna ilişkin Yargıtay 13. Hukuk Dairesi E. 2017/7690 K. 2017/11212 sayılı 16.11.2017 tarihli ilamının ekli olduğunu, Mahkemenin verdiği görevsizlik kararı hatalıdır. Uyuşmazlığa ilişkin hiçbir inceleme ve araştırma yapılmaksızın, deliller toplanmaksızın görevsizlik kararı verilmesi hatalıdır. Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, satım ve  aracılık hizmetinden kaynaklı alacak istemine  ilişkindir.  İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davada Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli bulunduğu gerekçesiyle  görevsizlik kararı verilmiş; bu karara karşı davalılar   vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı, dava dilekçesinde davalılardan ... ile birtakım ticari mal alım satım işleri yaptığını ancak borçlarını ödemediğini, davalı şirketin ise davalı ...' e ait şirket olduğunu, diğer davalının ise Adem tarafından şirket yetkilisi olarak tanıştırıldığını, davalıların davacıya ait vize işlemlerini yapabileceklerini söyleyerek 30.000 TL para aldıklarını, ancak bunun dışında da ticari ilişki kapsamında paralar verildiğini, para haricinde de mal da verildiğini, ancak davalıların davacıdan aldığı mal bedellerini de ödemediğini ileri sürerek eldeki alacak davasının açıldığını belirtmiştir. İlk derce mahkemesince davacının tacir olmadığı, eldeki davanın da mutlak ve nispi ticari dava olmadığı gerekçesiyle, davaya bakma görevinin genel mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. İlk derece mahkemesince davacının tacir olup  olmadığının tespiti yönünde Gelir İdaresi Başkanlığı İstanbul  Vergi Dairesi Başkanlığına müzekkere yazılmış, verilen cevapta davacı ... nun potansiyel mükellefiyet kaydına rastlandığı bildirilmiştir. Aynı müzekkere cevap içiriğinden, davacının  vergiye tabi kazanç elde etmeyen sürekli yükümlülüğü gerektiren bir faaliyet yürütmemekte  olduğunun bildirildiği de anlaşılmaktadır. Görev kamu düzenine ilişkin dava şartı olduğundan yargılamanın her aşamasında mahkemelerce ve istinaf incelemesi sırasında bölge adliye mahkemelerince kendiliğinden göz önünde tutulur. Buna göre davacının  tacir olduğuna dair kanıt bulunmadığı gibi, vergi dairesi cevap içeriğine göre davacının vergiye tabi kazanç elde etmeyip, sürekli yükümlülüğü gerektiren bir faaliyet de yürütmediği anlaşılmakla, ticaret kanunu kapsamında tacir olmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda eldeki davanın mutlak ve nispi ticari dava niteliği taşımadığı gerekçesiyle verilen görevsizlik kararı isabetli olup, aksi yöndeki davalılar vekili istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir. Davalılar vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesince verilen görevsizlik kararında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. <br>KARAR: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davalılar vekili tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına,3-Davalılar tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin  üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,5-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 21.03.2024 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"08e85e488a0bbc5b","SID":"d4282b372aba94af"}}