{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/2088 Esas <br>KARAR NO: 2024/551Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2018/220 Esas - 2021/243 Karar<br>TARİHİ: 11/03/2021<br>DAVA: İtirazın İptali (Taşıma Sözleşmesi Kaynaklı)<br>KARAR TARİHİ: 21/03/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ile; davacı sigorta şirketinin sigortalısı ... Sanayi A.Ş'ye ait emtianın dava dışı sigortalının Ankara deposundan Kayseri deposuna ... plakalı araç ile taşınırken 05/07/2018 tarihinde aracın Kırıkkale iline sevki sırasında yoldan çıkarak devrildiğini, araçta bulunan sigortalı emtianın tamamının zayii olduğunu, zayii olan emtia nedeniyle zarar oluştuğunu ve sigortalıya 272.933,89 TL tazminat ödendiğini, taşıma işini gerçekleştiren aracın sahibi davalı ...'ın zarardan TTK ve KTK hükümleri uyarınca sorumlu olduğunu, 272.933,89 TL tazminatın davalıdan rücuen tahsili amacıyla İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyası ile icra takibi başlattıklarını, davalının takibe haksız olarak itiraz ettiğini, takibin durduğunu beyanla itirazın iptali ile takibin devamına, davalı aleyhine %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesi ile yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesi ile; müvekkili ile dava dışı bırakılan araç sürücüsü ...'ın boşandıklarını, eldeki davaya konu araç kazasının boşanma gerçekleşmeden önce sürücü ...'ın evi terk ederek yola çıktığı bir zamanda meydana geldiğini, müvekkilinin araç sürücüsü ...'ın eve tekrar gelmesi ile birlikte trafik kazası geçirdiğinden haberdar olduğunu, davalı müvekkili ile dava dışı araç sürücüsü ... evli iken ...'ın kendi birikimleri ile nakliye aracı satın almak istediğini, kendisinin emekli olması ve tekrar çalışmaya devam etmesi halinde maaşından kesinti olacağı düşüncesi ile söz konusu aracın davalı müvekkili üzerine alındığını, müvekkilinin bu aracın işletilmesi ile alakalı bir faaliyetinin olmadığını, sadece araç sürücüsü olarak görünen aslında aracın sahibi olan ve araç ile alakalı tüm işlemleri kendisi yürüten ...'ın eşi olması ve kendisine bu konuda çok baskı yapması sonucu aracı kendi üzerine almak zorunda kaldığını, araç üzerindeki fiili tasarrufun araç sürücüsü olan ...'a ait ve yine taşımacılık faaliyetlerinden ekonomik çıkar elde eden kişinin de davalı müvekkili değil ... olduğunu, aracın fiili işleteninin davacı müvekkili olmadığını, davalı müvekkilinin sadece sicilde kendisinin araç maliki görünmesi davalı müvekkilinin işleten sıfatını kazanmasına ve kaza sonucu gerçekleşen zarardan sorumlu tutulmasına yeterli sebep olmadığını, buna ilişkin Yargıtay kararları da bulunduğunu, davalı müvekkilinin kazadan haberi olmadığı gibi kaza ile bağlantısının da bulunmadığını, davacı tarafın icra dosyaya ibraz ettiği sevk irsaliyesine müvekkili tarafından atıldığı iddia olunan imzanın müvekkiline ait olmadığını, müvekkili ticaretle ilgilenmediği gibi kazaya karışan ticari araçla da bir ilgisinin bulunmadığını, davacı tarafın icra takibine konu faturaların içeriğindeki mal ve hizmetleri müvekkili adına sağlamadığını, davaya konu kaza nedeni ile ortaya çıkan zararın tek sorumlusunun eldeki dosyada sürücü olarak belirtilen ... olduğunu beyanla davanın reddine, alacaklının kötü niyetle takip başlatmasından dolayı %20'den az olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 11/03/2021 tarih ve 2018/220 Esas - 2021/243 Karar  sayılı kararında; \"Dava; sigortacının sigortalısına ödediği tazminat bedelinin kusurlu 3. Kişiye karşı açmış olduğu rücu olacağına dayalı genel haciz yolu ile takipte ödeme emrine itirazın iptali ve takibin devamı istemine ilişkindir. Somut olayda, Davacı sigorta şirketi tarafından \"Nakliyat Emtia Sigorta Abonman Sözleşmesi Poliçesi\" ile dava dışı ... Sanayi A.Ş.'nin 02/12/2017-02/12/2018 tarihleri arasında sigortalandığı, rizikonun 05/07/2018 tarihinde Ankara'dan yüklenerek Kayseri'ye götürülmek üzere teslim alınan madeni yağ cinsi emtiaların Ankara/Elmadağ yakınlarında kaza olayının gerçekleştiği 10/04/2020 tarihli bilirkişi heyet raporuna göre trafik kazası olayı nedeniyle davacı sigorta şirketi tarafından 272.933,89 TL hasar bedelinin sigorta tazminatı olarak ödendiği yönünde değerlendirmelerde bulunulduğu anlaşılmıştır. Somut olayda, taşıyıcının ifa sorumlusu yardımcısı olan sürücü, dava dışı sigortalıya ait madeni yağ emtialarını tam ve eksiksiz olarak teslim almış, ancak karayolunda seyir halinde iken meydana gelen trafik kazası sebebiyle geçici zilyetliğindeki emtianın tamamını zayii ederek gönderilen alıcısına teslim etmediği, olay yerinde düzenlenen Trafik Kazası Tespit Tutanağındaki tespitler kapsamında davalı taşıyıcının yardımcısı sürücünün hata ve kusurlu olduğunun kabulü gerekeceği yönünde değerlendirmelerde bulunan bilirkişi raporunun denetime elverişli ve hükme esasa alınabilecek olduğu vicdani kanaati ile bu doğrultuda aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. Alacağın likit olması  konusunu Yargıtay Genel Kurulu ,2012/19-599 E. ve 2013/145 K. Numaralı kararında; ''Her uyuşmazlığın kendine özgü somut özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken, alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için, ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut ise, ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir.” şeklinde açıklamıştır. Bir alacağın likit olup olmadığı hususu değerlendirilirken her uyuşmazlık kendi koşullarında değerlendirilecek, alacağın miktarının belli ve sabit ya da borçlu tarafından bilinebilir olduğu durumlarda söz konusu alacağın likit olduğu kabul edilecektir. Somut olayımızda trafik kazası olayından kaynaklı oluşan zararın ve davacının dava dışı sigortalıya ne kadar miktar zarar ödemesi yaptığının davalı tarafından  belirlenebilmesi mümkün olmadığından, böylece borçlunun borçunu yalnız başına tahkik ve tayin etmesi beklenemeyeceğinden davalı aleyhine yasal şartları oluşmayan icra inkar tazminatına hükmedilmemiştir.\" gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş ve verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesi ile; hukuki tavsif ve değerlendirmenin bilirkişiye yaptırılmasının hukuka aykırı olduğunu, eldeki davada davacı tarafın davalı müvekkilinin taşıyıcı/işleten olduğunu iddia ederek husumeti müvekkiline yönelttiğini, müvekkilinin ise araçta fiili bir tasarruf ve hakimiyeti bulunmadığından bahisle sorumluluğunun kabul edilemeyeceğini beyan ettiğini, müvekkilinin sıfatının ve sorumluluğunun belirlenmesinin hukuki bir mesele olup uygulanacak hükümler ve değerlendirme bizzat mahkeme tarafından yapılması gerekirken Yerel mahkemenin ilk celsede; \"taraflar arasındaki iş bu davanın ön inceleme duruşmasında tesbit edilen uyuşmazlıkla ilgili iddia ve savunmayı da karşılar şekilde denetime elverişli 3 nüsha yazılı rapor düzenlemesinin istenilmesine\" şeklinde ara kararı kurarak dosyayı bilirkişiye gönderdiğini, ön incelemede uyuşmazlığa konu tespiti istenen hususların mahkemece; \"Davacının dava konusu ettiği hasardan dolayı davalıya halefiyet ilkesi gereğnice rücu etme hakkının bulunup bulunmadığı, rücu etme hakkı var ise takibe koyduğu ve dava ettiği alacağın miktarının tespiti davalının işleten sıfatının bulunup bulunmadığı, davacının davalıdan alacaklı bulunup bulunmadığı; alacaklı ise alacak miktarının ne olduğu ile bu alacağını tahsil için davalı aleyhine icra takibi yapmakta haklı olup olmadığı; başka bir anlatımla davalının hakkındaki icra takibine vaki itirazında haklı bulunup bulunmadığı; noktalarında toplandığı\" şeklinde belirlendiğini; Sigorta şirketinin rücu hakkının bulunup bulunmadığı, davalı müvekkilinin işleten sıfatını haiz olup olmadığı, alacağın tahsili için davacının icra takibi yapmakta haklı olup olmadığı hususlarının tamamen mevzuata göre hukuki nitelendirme ile belirleneceğini, özel ve teknik bir bilgi gerektirmeyen, sonucu hukuki değerlendirme ile belirlenecek konular olduğunu, HMK madde 266'nın; \"(1) Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. (Değişik cümle: 3/11/2016-6754/49 md.) Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. (Ek cümle: 3/11/2016-6754/49 md.) Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez.\" şeklinde olduğunu, HMK'nın ilgili madde metni çok açık olup herhangi bir kuşkuya yer vermeyecek şekilde mahkemenin bilirkişiye hukuki değerlendirme yaptırmasını yasakladığını, Mahkeme tarafından tespit edilmesi gereken konuların bilirkişiye yaptırılmasının ve bu rapor sonucuna göre karar verilmesinin usule aykırı olduğundan bahisle verilen kararın bozulması gerektiğini; Müvekkilinin taşıyıcı-işleten olmadığından sorumluluğu bulunmadığını ancak bu hususun mahkemece araştırılmadığını, her ne kadar müvekkili kazaya karışan aracın sicil maliki olarak bulunsa da gerçekte aracın malikinin dava dışı sürücü ... olduğunu, taraflar evliyken ...'ın maaş kesintisi yaşamamak için aracı müvekkili davalının üzerine tescil ettirdiğini, fiilen aracın işleten kendisi olduğu için hukuki işlemlerini de yürütebilmek amacıyla 08.01.2018 tarihinde müvekkilinden araçla ilgili Ulaştırma Bakanlığı'ndan yetki belgeleri alma, aracı kiralama, aracı satma ve daha birçok ciddi tasarrufları yapmaya yarar yetkileri içeren vekaletname aldığını, tarafların boşanma aşamasına geldikleri zaman müvekkilinin dava dışı sürücünün evlilik birliği içerisinde edindiği aracı satarak kendisinden mal kaçırmasından korktuğu için azlettiğini ancak araç fiilen dava dışı ...'ın olduğu için evi terk etmiş olduğu dönemde araçla taşımacılık yaparken davaya konu kazanın gerçekleştiğini ve zarardan müvekkilinin sorumlu tutulduğunu, müvekkilinin sorumluluğunun olup olmadığının anlaşılması için müvekkilinin sıfatının tespit edilmesi gerektiğini; Yerel mahkemece herhangi bir hukuki araştırma ve tartışma yoluna gidilmeden gerekçeli kararda bilirkişi raporundaki şekliyle aynen \"taşıyıcının ifa sorumlusu yardımcısı olan sürücü...\" denilerek müvekkili davalının taşıyıcı olarak kabul edildiğini, mahkemenin tarafların iddialarını ve savunmalarını değerlendirirken bunlar üzerinden gerekçeli karar vermekle görevli olduğunu, müvekkilinin ne sebeple taşıyıcı olarak kabul edildiğinin hukuki bir değerlendirmeye alınmadığını, TTK'nın 850. maddesinde taşıyıcının; \"Taşıyıcı, taşıma sözleşmesiyle eşya veya yolcu taşıma işini veya ikisini birlikte üstlenen kişidir. Eşya her türlü yükü de kapsar\" olarak, Karayolları Trafik Kanunu'nda işletenin; \"İşleten : Araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehni gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir. Ancak ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır.\" şeklinde tanımlandığını; Taraflarınca Yerel mahkemedeki yargılama esnasında fiili tasarrufun ve esas mülkiyetin dava dışı sürücü ...'a ait olduğunu ispatlar nitelikte birçok belge sunulmuş olmasına rağmen bu delillerin de değerlendirilmediğini ve hüküm kurulmadığını, davalı taşıyıcı/işleten olarak kabul edilse dahi dava dışı sigortalının kendi kusuru bulunduğundan bahisle müvekkilinin sorumluluğunun gündeme gelemeyeceğini, müvekkilinin aracın sicil maliki bulunmasının dışında araçla herhangi bir fiili bağının bulunmadığını ve araçtan ekonomik fayda sağlamadığını belirtmenin ve kabul anlamına gelmemekle birlikte müvekkilinin sıfatının taşıyıcı/işleten olarak belirlenmesi durumunda bile kaza sonucu gerçekleşen zarardan sorumlu tutulamayacağını, dava dışı sigortalı ... A.Ş.'ye yazılan müzekkereye cevap olarak taşıma sözleşmesi niteliğinde Sevkiyat Bilgilendirme Formu'nun sürücü ... ile imzalandığının beyan edildiğini ve ilgili belgenin mahkemeye gönderildiğini, taşımaya ilişkin belgenin 05.07.2018 tarihinde düzenlendiğini; Sürücü ile madeni yağların taşınmasına ilişkin anlaşan dava dışı sigortalı şirket sürücünün taşımaya konu malları taşımaya yetkili olup olmadığını araştırmakla yükümlü olduğunu, dosyaya sunulan Ticaret Sicil Tasdiknamesi ve K1 Taşımacılık Yetki Belgesi incelendiğinde işletme konusunun Karayolu ile Şehirler arası Yük taşımacılığı olduğunu ancak gaz ve petrol ürünleri hariç gıda, sıvı, kuru yük vb. maddelerini kapsadığının görüldüğünü, gaz ve petrol ürünü taşıma yetkisi bulunmayan bir taşımacı ile anlaşma yapması dolayısıyla davacının sigortalısının sorumluluğu söz konusu iken kabul etmemekle birlikte sorumluluğun yalnızca mahkemece taşıyıcı olarak kabul edilen davalı müvekkiline yüklendiğini; Madeni Yağların Ambalajlanması Ve Piyasaya Sunumu Hakkında Tebliğ'in 16. maddesi hükmüne göre madeni yağların tehlikeli madde kategorisinde addedildiğini, KTY m.12'de de aynı şekilde gösterildiğini, taşınan maddelerin tehlikeli madde olmasının ise Tehlikeli Maddelerin Karayoluyla Taşınması Hakkında Yönetmelik hükümlerinin uygulanmasını gündeme getireceğini ki bu durumda, dava dışı sigortalı ... A.Ş.'nin taşıyıcının taşımaya yetkili olup olmadığını kontrol etme sorumluluğuna ek olarak tehlikeli maddelerin taşınmasında gönderici konumunda bulunmasından doğan sorumluluğunun da gündeme geleceğini; Tehlikeli Maddelerin Karayoluyla Taşınması Hakkında Yönetmelik'in \"Gönderenin Yükümlülükleri\" başlıklı 8. maddesinin a bendinde; \"Tehlikeli maddelerin taşınmasının, Bakanlıktan tehlikeli madde faaliyet belgesi almış olanlarca yapılmasını sağlamak\", c bendinde; \"Tehlikeli madde taşımacılığını, taşınan madde ve nesnenin özelliğine uygun geçerli belgeye sahip bir araçla yapmak\" ifadeleri ile göndericiye birçok yükümlülük getirildiğini, Mahkemece dosyanın tevdi edildiği bilirkişinin kazada yalnızca taşıyanın sorumluluğuna değindiğini ve göndericinin sorumluluklarını göz ardı ederek eksik rapor düzenlediğini ancak mahkemenin eksik rapora ilişkin itirazları değerlendirmediğini, bilirkişi raporunun aksine taraflardan hem göndericiye hem de taşıyana ayrı ayrı yükümlülükler getirildiğini, hal böyleyken kazada meydana gelen zarardan yalnızca taşıyanın sorumlu tutulmasının hukuka aykırı olacağını, göndericinin de taşıyanın yetkili olup olmadığını, aracın yetkili olup olmadığını, uygunluk belgelerini kontrol etme külfetlerinin bulunduğunu; TTK madde 857 g bendine göre taşıma senedinde; \"Eşyanın türünün olağan işareti ile ambalajının çeşiti ve tehlikeli mallarda bunlara ilişkin mevzuatta öngörülen, diğer durumlarda ise genellikle tanınan işaretlerinin\" bulunması gerektiğini, dava dışı şirketin mahkemeye göndermiş olduğu taşıma senedinde bu neviden herhangi bir uyarı veya işaret bulunmadığını, yine TTK'nın Tehlikeli Eşya Başlıklı 861. maddesinde gönderene tehlikeli eşya taşınacaksa taşıyıcıya zamanında açık, anlaşılabilir içerikte ve yazılı şekilde, tehlikenin türü ve gerekiyorsa alınması gereken önlemler konusunda bildirimde bulunma yükümlülüğünün getirildiğini, 864. madde ile getirilen yükümlülüklerin gönderici tarafından ihlal edilmesi halinde; \"zararın veya giderlerin doğmasında taşıyıcının davranışlarının da etkisi olmuşsa, tazmin yükümlülüğü ile ödenecek tazminatın kapsamının belirlenmesinde, bu davranışların ne ölçüde etkili oldukları da dikkate alınır.\" denilerek taşıyıcı için olduğu kadar gönderici için de sorumluluk ihdas edildiğini, raporda alacak miktarının tespit edilmediğini, sigorta şirketinin talep ettiği alacağın miktarının mahkemece bilirkişiden tespiti istendiği halde bilirkişinin yalnızca sorumluluğun üst sınırını hesapladığını, asıl hesaplanması gereken sorumluluk limiti dahilinde kalan ödemeye konu alacağa ilişkin bir hesaplama yapılmadığını; Kabul etmemekle birlikte sorumluluğu müvekkiline bırakılan bedelin bilirkişi tarafından hesaplanmadığından bahisle sigorta şirketinin meydana gelen zararı aşacak şekilde kusurlu olarak fazla ödeme yapmış olması ihtimalinde müvekkilinin haksız yere fazla bir tutarı ödemeye mahkum bırakılacağını, yukarıda TTK madde 864'e atıf yapıldığı üzere tazminat hesaplanmasında kusura göre bir belirleme yapılması gerekirken davacının davasını açtığı miktarın bu kusur oranlarını gözetmediğinin de aşikar olduğunu, dolayısıyla buna ilişkin bir hesaplama da yapılmadığı için miktar yönünden de verilen kararın hukuka aykırı olduğunu beyanla Yerel mahkemece verilen karardaki usuli ve hukuki hatalar gözetilerek kararın kaldırılarak dosyanın Yerel mahkemeye gönderilmesine, yeniden yargılama yapılmasına gerek görülmediği takdirde ise davacının davasının reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, kara yolu ile taşınan emtianın taşıma sırasında hasara uğradığı ve hasar bedelinin nakliyat emtia sigorta poliçesi uyarınca sigortalıya ödendiğinden bahisle ödenen tazminatın taşıyıcıdan rücuan tahsili talebi ile başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ve takibin devamı taleplerine ilişkindir. Davacı taraf, sigortalısı ... Sanayi A.Ş.'ye ait madeni yağ cinsi emtianın dava dışı sürücü ... hakimiyetindeki ... plakalı araç ile taşınması sırasında, araç sürücüsünün kusuru ile aracın yoldan çıkarak devrildiğini ve taşınan emtianın dökülerek tamamen zayi olduğunu, sigortalının zararının karşılandığını, davalı tarafın taşımanın yapıldığı aracın maliki olduğunu ve meydana gelen zarardan TTK'nın 875, 879. maddeleri ile KTK'nın 85. maddesi uyarınca sorumluluğunun bulunduğunu beyan ederek itirazın iptaline karar verilmesini talep etmiş, davalı taraf, taşımanın yapıldığı araç her ne kadar kendisi adına kayıtlı ise de, asıl malik ve işletenin eski eşi ve araç sürücüsü olan ... olduğunu, adı geçenin araçla kendisi adına taşımacılık yaptığını, dava konusu taşıma işinden haberdar dahi olmadığını, bu nedenle tüm sorumluluğun ...'a ait olduğunu beyan ederek davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Emtia nakliye sigortası, mal veya yüklerin herhangi bir vasıta ile bir yerden diğer bir yere taşınması sırasında uğrayabileceği zararları temin eden bir sigorta türü olmakla, mal sahibinin rizikolarını teminat altına almaktadır. Somut uyuşmazlıkta, davacı dava dışı sigortalının mallarını 02.12.2017 ila 02.12.2018 tarihleri arasında geçerli, ... numaralı Nakliyat Emtia Sigortası Abonman Sözleşmesi ile sigortalamış ve sigortalısının zararını bu sözleşme kapsamında karşılamıştır. Dava konusu olayda Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası bulunmamakta olup, KTK'nın 87/2. maddesi uyarınca; zarar görenin beraberinde bulunan bagaj ve benzeri eşya dışında araçta taşınan eşyanın uğradığı zarardan dolayı işletenin veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin sorumluluğu genel hükümlere tabi olduğundan davalıya karşı KTK'nın 85. maddesinde yer alan işletenin hukuki sorumluluğuna dayanılması mümkün değildir. Davalının sorumluluğunun Türk Ticaret Kanunu'nun taşıma kuralları gereğince tartışılıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Mahkemece davalı taraf taşıyıcı olarak kabul edilmiş ise de, gerekçeli kararda Mahkemeyi bu kabule götüren sebepler açıklanmamıştır. TTK'nın 850. maddesinde yer alan tanımlamaya göre taşıyıcı; taşıma sözleşmesiyle eşya veya yolcu taşıma işini veya ikisini üstlenen kişidir. İki taraf arasında akdedilecek taşıma sözleşmesi ile taşıyıcı, eşyayı varma yerine götürmeyi ve orada gönderilene teslim etmeyi veya yolcuyu varma yerine ulaştırmayı, buna karşılık eşya taşımada gönderen ve yolcu taşımada yolcu, taşıma ücretini ödemeyi borçlanır. Taşıma sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması yönünde yasal bir zorunluluk bulunmamakta olup, sözleşmesinin mevcudiyeti her türlü delil ile ispat edilebilir. Somut dosyada; davalı ile dava dışı sigortalı arasında yapılmış yazılı bir taşıma sözleşmesi bulunmamaktadır. Dava dışı sigortalı tarafından taşıma konusu emtialar dava dışı ...'a teslim edilmiş ve buna ilişkin sevk irsaliyeleri düzenlenmiştir. Yine Mahkemece dava dışı sigortalı şirkete yazılan müzekkereye verilen 08.01.2020 tarihli cevapta; emtianın sevk irsaliyesi ve sevkiyat bilgilendirme formu ile sürücü ...'a teslim edildiği, araca ilişkin taşıma sözleşmesi niteliğindeki sevkiyat bilgilendirme formunun araç sürücüsü ... ile yapıldığı, taşıma nedeniyle taraflarına herhangi bir fatura düzenlenmediği ve taşıma ilişkisi neticelendirilmediğinden taraflarınca herhangi bir ödeme yapılmadığı bildirilmiştir. Açıklanan dosya kapsamı ve delil durumuna göre Mahkemece, dava dışı sigortalı ile davalı arasında yazılı veya sözlü şekilde herhangi bir taşıma sözleşmesi akdedilmediği, akdi ve fiili taşıyıcının dava dışı ... olduğu, davalının aracın maliki olmasının kendisini doğrudan taşıyıcı yapmayacağı, davalıya karşı az yukarıda değinilen yasa maddesi gereği KTK'nın işletenin sorumluluğu kapsamında da başvurulamayacağı ve davalının bu davada pasif husumetinin bulunmadığı gözetilerek davanın, davacının takipte kötü niyetli olduğu ispat edilemediğinden davalının kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, dosya kapsamına aykırı ve yetersiz gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur. Davalı vekilinin istinaf başvurusu haklıdır. Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, mahkemece deliller toplanılmış olup, yeniden yargılama yapılmasını gerektirir bir husus bulunmadığından  HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, Dairemizce esas hakkında yeniden karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 11/03/2021 tarih ve 2018/220 Esas - 2021/243 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA ve dairemizce yeniden esas hakkında hüküm kurularak; 2-Davanın REDDİNE, 3-Davalının şartları oluşmayan kötü niyet tazminatı talebinin REDDİNE, <br>İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN: 4-Dairemiz karar tarihi itibariyle ve Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL harcın davacı tarafından dava açılırken  peşin olarak yatırılan 3.296,36 TL harçtan mahsubu ile hazineye gelir kaydına, bakiye 2.868,76‬‬ TL harcın talep halinde davacıya iadesine, 5-Davacı tarafından sarf edilen yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 6 Davalı tarafından sarf edildiği anlaşılan 500,00 TL ( 250,00 TL + 250,00 TL) bilirkişi ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 7-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden Dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesaplanan 42.940,08 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 8-Artan gider avansı bulunduğu takdirde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, <br>İSTİNAF YÖNÜNDEN: 9-Davalı istinafa adli yardım talepli olarak başvurmuş olduğundan; Karar tarihi itibariyle ve Harçlar kanunu gereğince alınması gereken 1.169,40 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 10-Davalı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 72,60 TL dosyanın istinafa gidiş dönüş masrafının davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 11-Artan gider avansı bulunduğu takdirde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, 12-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 21/03/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"0919bb1e2f214749","SID":"c2096e5747b9bef4"}}